Cuma, Eylül 30, 2011

Akşam sefası





Güzel çiçektir. Tüm gün uykuda kalır, içine kapanır, akşam gün batmaya yakın açmaya başlar. Cömerttir. Sergiler güzelliğini bol bol çiçek açarak. Tohumlarını incelerseniz el bombasına benzer. Geçmiş yıllarda  güzel bir akşam üzeri Çınarcık'ta çekmiştim bu görüntüleri. Açtıklarını görünce koşa koşa inmiştim görüntülemek için. Çünkü balkondan baktığımda çok güzel görünmüşlerdi gözüme. Fotoğraf çekmeyi seviyorum ya, iki katı üşenmeden indim. Başka bir şey için olsa ertelerdim.
Bugün eskiye gidişler var hep nedense. Öğlende eski mahalleme gittim. Mahalle. Öyle derdik hep. Oraya yakın bir yerden geçerken, direksiyonu zevkle çocukluğumun geçtiği sokağa doğru kırdım. Baktım, baktım , baktım sokaklara, geçmişten kalan evlere. Düşündüm, ne mutlu bana dedim. Güzel günlerle hatırlayabiliyorum çocukluğumun geçtiği sokakları. Ve bir plan yaptım. Çok az kalmış da olsa, çocukluğumun evlerini fotoğraflamaya gideceğim bir gün.







Güzel şeylerin fotoğraflarda yaşaması da ayrı güzel.
Ben baktıkça fotoğraflara o anı yaşayabiliyorum. E şimdi de Çınarcık'tayım işte. Bu yıl gidemedim. Nasılda özledim.
Akşam sefası çit olarak çok güzel duruyor. Keşke tüm gün açık kalsa çiçekleri. Hava kapalı olursa eğer, akşam oldu zannederek şaşırıp açıyor. Hava tam kararırken o pembeleri keşke görebilseniz. Mucize gibi, gün boyu kapalı olan tüm çiçekler akşam büyük bir sürprizle olanca güzellikleriyle açıveriyorlar. Yeşil yapraklar pembeye boyanıyor bir anda. Bu satırları yazarken kahve saatim değil ama canım bu fotoğraflar eşliğinde öyle bir kahve çekti ki. Aklıma da Sibel Can'ın akşam sefası şarkısı geldi. Her akşam yemek üstüne kahve alışkanlığımı bu akşam bu fotolar ve sade kahvemle beraber, Sibel Can şarkısı eşliğinde tamamlayacağım. Pembe boyalı bir ev , mis kokan sümbül, bir de sen varsın .....
ŞARKI

Kelebek

Fotoğraf: Füsun T.

Çarşamba, Eylül 28, 2011

Mavi odalar

Nasılda güzel oturmuş. Nasılda asil bir duruşşş.   Ve nasılda güzel renkleri var.


Turkuaz mavinin güzelliği

Teneke kutulara bayılırım. Duvarda da güzel olmuş. Sevdim ben. :)


Evin diğer bölümlerini görmek ve fikir edinmek için husohem i ziyaret ediniz...

Fotoğraflar : http://www.husohem.se/

Eymir gölü

Geçen ay bir pazar kahvaltısını Eymir gölünde yapmıştım. Fotoğraflar çektim ama paylaşmakta biraz tembellik yaptım. Zamanı şimdi imiş demek ki. Uzun süredir gitmediğim için gölü epeyce özlemişim. Oysa gençliğimin hemen her hafta sonu Eymir gölünde geçmiştir. Hasır piknik sepetimizi hazırlar ailece göle giderdik.   Bu seferde ailece gittik ama sepetsiz. Kahvaltıyı gölde bulunan bağ evinde yaptık.



Mekan güzeldi, bir de aksaklıklar olmasa. Mesela temizlik problemi gibi. Semaverde çay istedik. Semaver bi geldi, iştahım kaçtı. Ama iş hayatından kalma bir alışkanlıkla kendime, '' sakin ol Füsun bir kere kirli bir semaverden çay içmekle ölmezsin görmemezlikten gel ,bak onlarca kişi gık demeden içiyor'' telkininde bulunarak kahvaltıyı tamamlayabildim.

Salı, Eylül 27, 2011

Balık

Rapido kalem çalışması balığımı bugün tamamladım. Haftaya kursumda başlıyor yeniden. Yeni çalışmalar demek oluyor buda.

Karalamalar

Kaynak: http://www.graphicshunt.com/wallpapers/images/big_wave_surfing-2462.htm

Kara trenin düdük sesinde duy sesimi
Azgın dalgaların coşkusundayım
Geceleri daha bir parlarım
Venüs gibi
Kızıllığında güneşin
Yoğunlaşır duygularım
Dumanıyım tüten ocağın
Hüznüyüm sonbaharın
Sığmıyor içim içime
Birazdan ağlayacağım ...

Füsun T. Ankara, 2001

Ayrılık travması

Hiçbir şey bâki değil şu hayatta. Bunu biliriz de gene de bağlanırız birşeylere hiç kaybetmeyecekmişiz gibi. Gün gelir yitirilir birşeyler. Aşk biter, ayrılık gelir , biz biteriz. Ailede kayıplar olur bazen, ölüm en soğuk ayrılık olsa gerek. En sevdiğiniz kuşunuz, bir sabah kafeste yerde yatmaktadır mesela. Gün gelir işinizden ayrılırsınız. Ayrılma zamanı gelmiştir. Ayrılırız sevdiklerimizden, bağlandıklarımızdan bir şekilde, canımız yanar. Sonra bir çöküş , bir bezginlik, bir depresif haller. Günler günleri kovalar. İçinden çıkmak istedikçe içine dalarız çok zaman bu durumun. Hepimiz bir şekilde ayrılık yaşarız. Bir kısmımız için bunu atlatmak bir hayli zor olur. Bir kısım insan kolay atlatır. Sonuçta ayrılık travması az yada çok şiddetle muhakkak yaşanır.

Peki siz ayrılık travması yaşadınız mı yada ne yoğunlukta yaşıyorsunuz. İlkim Öz sitesinde bununla ilgili bir test yayınlamış bakmak isterseniz  BURADA

Ömür boyu sürsün sevdalarınız, siz hiç ayrılık yaşamayın .

Tiyatro




Eveeet, çok heyecanlıyım. Tiyatro sezonunun açılmasına çok kısa bir zaman kaldı çünkü. 1 EKİM 2011 de '' PERDEEEE '' diyecek tiyatrolar. Devlet tiyatroları web sayfasından bu sezon programına bakayım dedim. O da ne, web sayfası değişime uğramış. Hiç beğenmedim desem. Karman çorman bi şey olmuş. Bir oyuna bakmak için 50 kere tıklamak ve sayfa açmak gerekiyor. Oyunun adına tıkla, sonra hangi sahnede oynuyor tıkla ona bak, sonra geri dön, kast'a bak, hem zaman kaybı hem de sıkıcı geldi bana. Umarım alışırım yeni düzene.
Bakalım bu sezon hangi oyunları izlemek kısmet olacak. Müzikal olarak Kantocu var bu sezon. Tabii prömiyer biletleri hemen tükemiş bile. Bazı oyunlara bilet bulmak bir hayli zor oluyor. Müzikal olursa daha da zor oluyor. İzleyici tercihi neşeli şeylerden yana genelde.


Kantocu'nun  afişini çok beğendim . Nefis olmuş. Hemen alınmalı. Almanında saklamanın da sonu yok. Her oyunun kitapcığını alıyor ve saklıyorum. Hatta kulis kapılarında nöbet tutup oyunculara imzalatıyorum. Bazen kalem almayı unutuyorum yanıma, sağdan soldan kalem dileniyorum. Bilet bulamadığım bazı oyunlarda kapıda nöbet tutuyorum nasılsa birisi bilet satar diye. Öyle bir günde gene kapıda bekleyip  Deli Dumrul'a bilet bulup, izlemiştim oyunu. Hala aklımda.. O biletlerde ne hikmetse hep en ön sırada oluyor. Ah ah , oyuncu olmalıydım ben . Bu aşk bir başka. Lafı nerelere getirdim afişden.   Bu afişle beraber bir de afişleri alıp biriktirmeye başlarsam eyvah eyvah ...Neden eyvah eyvah, zira evde yer sorunu var.

Kantocu'nun konusu için Devlet Tiyatroları  sitesinde şunlar yazıyor.
1920’lerin İstanbul’u… Bir yanda Ankara’da kurulacak Cumhuriyet’in ayak sesleri, diğer yanda İstanbul Direklerarası’nda bir tiyatro kumpanyasından yükselen çalgı sesleri, ‘kanto’ melodileri, piyeslerden uçuşan replikler… Bu renkli cümbüşün ortasında genç bir kız … Takma adla sahneye çıkan bir Kantocu. Verjin. Sahneye aşık. Bir de ‘Mustafa Kemalci ‘ sevgilisi Cemil’e. Ama hayat işte… Her büyük aşkta olduğu gibi, Verjin’in ‘vuslat’ının da önüne engeller çıkarıyor. Ama hayat işte… Engelleri ortadan kaldıran güzel sürprizlere de gebe… Yeter ki umut olsun yürekte…
Neşeli şarkılarıyla Kantocu’lar! Melodramlar, Tragedyalar! Devirleri kapanmış Tuluatçılar! Çığırtkanlar! Komik-i şehirler! Dansçılar, Çalgıcılar! İyiler, Kötüler! Çatışmalar! Kaçaklar! Sırlar! Ve Aşıklar! Tekmil-i birden hepsi bu kumpanyada…
Verjin’in muhteşem hikayesi ‘Kantocu’da başlıyoooor!

İşte böyle , sezonda başlıyooooor !.
Kantocu'yu izlemeyi hayal etmeye başladım bile :)) İzlediğim oyunlarla ilgili fikirlerimi de paylaşırım zaman zaman.
Ankara'da yaşadığım için , ben kendi bölgemle ilgili bir oyundan bahsettim. Diğer bölgeler ve oyunlar hakkında bilgi almak isterseniz TIKLAYINIZ

Pazar, Eylül 25, 2011

Pazar şarkısı

Tüm sonsuz aşklar için.




Şarkı sözü ve Türkçe çeviri için bakınız.

Neler oluyor

Klasik bir pazar sabahı, geç kahvaltı, gazeteler, dergiler... Ben gibi çalışmayanlara aslında hergün Pazar ama nedense gerçek Pazarların geç kahvaltısı her zaman farklı bir lezzette. Bugünün tek eksiği simitçiyi kaçırmış olmam. Fazlalığı ise şimdi anlatacaklarım. Güne kahvaltıyı hazırlamakla başlayan ben, tam da yumurtaları pişirmek için hazırlanırken, önce  yıkama işlemini gerçekleştirmek üzere çeşmeyi açtım ki, o anda tuhaf bir şey oldu. Çeşmeden akan suyun sesi bana minicik bir şelale akıyormuş duygusu  verdi. Sanki bir dere kenarındaydım. Minicik bir şelale ve akan bir dere, yeşillikler. Ben orada kahvaltı hazırlıyordum. Derenin ve şelalenin sesini gerçekten duydum. Oradaydım. Ciddi ciddi gittim o mekana ama çok anlık bir durum.  Astral yolculuklara başlıyorum galiba bilmeden. Tabii tadını çıkardım o anın, bıraktım kendimi akışa ama ne yazık ki kısa sürdü. Yumurtaları ocağa koyduğumda mutfağa geri döndüm.  Yok vallahi henüz sıyırmadım . Ama çok da uzak sayılmaz durumuma bakınca. :)

Gazanya

Bahçemizde yetişen sarı gazanyalar ... Ne de güzellerrr... Buraya bir büyük sözü yakışır şimdi. Ne demiş atalarımız. '' Sen övme eller övsün '' . Gazanya (Gazania) çiçekler içinde  sevdiklerimden biri. Çok güzel poz verir zira objektife. Her çiçek iyi poz veremez inanın. Mesela pembe renkli çiçeklerden pek iyi sonuç alamam çekerken, bir de kırmızılardan. Ama gazanyanın tüm renkleri iyi görüntü verdi bana şimdiye kadar. Beyaz, turuncu, sarı, açık pembe gibi renkleri var. Ben bugün sarıların fotoğrafını paylaştım. Diğer renkler de bir başka gün. Fotoğrafları paylaşınca birazda bilgi vereyim istedim. Görüp yetiştirmek isteyen olabilir.  Diğer adı ‘Koyun Gözü’ bu çiçeğin. Bu isimleri kimler koyar merak ederim hep. Bir de ilk oluşumunu merak ederim. Mesela ilk nerede açmış acaba. Kim görmüş ve üretmiş.

Cumartesi, Eylül 24, 2011

Günaydın

Uyanır uyanmaz radyoyu açan biri olarak. Sözleri de çok güzel olan bu şarkı ile güne merhaba dedim. Evet evet evettt... :)) Gününüz güzel geçsin, sevginin gücünü hep hissedin.


I will be right here waiting for you....



Sözler ve Türkçe çeviri için BAKINIZ

Cuma, Eylül 23, 2011

Sabah kahvesi

Ne güzel şeysin sen sade kahvem. Seninle geçirdiğim dakikalarda beni dinlendiriyorsun. Seninle keyfe dalıyorum, tatlı düşler kuruyorum. Seninle balkonumdaki çiçeklere bakıyorum, seninle gökyüzündeki bulutları izliyorum, seninle sevdiklerimi düşünüyorum, seninle en güzel müzikleri dinliyorum, seninle kitap okuyorum, seninle yazılar yazıyorum, seninle birlikte dostlarla sohbete dalıyorum. İyi ki varsın ...

Perşembe, Eylül 22, 2011

M354J


‎''8U M354J 21HN1M121N N3 K4D4R H4R1KUL4D3, 3TK1L3Y1C1 53YL3R Y4PT1Ğ1N1N
K4N1T1D1R. 845L4NG1ÇT4 0KUM4K 20RDU, F4K4T 51MD1 8U 54T1R1 Z1HN1N12
K4F4 Y0RM4D4N 0T0M4T1K 0L4R4K 0KUY481L1Y0R D3Ğ1L M1? GURUR
DUY4B1L1R51N1Z! S1RT1N121N S1V42L4NM451N1 H4K3D1Y0R5UNUZ!
83Ğ3ND1YS3N1Z V3 OKUYABİLDİYSENİZ SİZ DE PAYLAŞIN"

demiş, ben de paylaştım ...

Fotoğraf kaynak : http://3dmoviedude.com/?p=135

Yasak



Fotoğraf maille geldi, kaynağını bilmiyorum. Çok hoşuma gitti paylaşmadan edemedim.

Yorumsuz . . .

Road to Death Valley by Sabino Parente (sabinoparente)) on 500px.com
Road to Death Valley by Sabino Parente

Road by Oriana Pagano (OrianaPagano)) on 500px.com
Road by Oriana Pagano
Winding Road Surrounded by Wild Flowers by Declan Fleming (declan)) on 500px.com
Winding Road Surrounded by Wild Flowers by Declan Fleming
Road by Anka Shuklina (AnkaShuk)) on 500px.com
Road by Anka Shuklina
La carretera / The road by Paco Castilla (macgrafic)) on 500px.com
La carretera / The road by Paco Castilla

Çarşamba, Eylül 21, 2011

Gölgeler







Fotoğraflar : Füsun T.

Asılı kalmak

Neden bazı şeyler anlaşılmaz gelir insana. Neticede onu da yapan bir insandır ama neden yaptığını diğer insan çözemez, anlayamaz. İşte ben de anlayamıyorum olanları. Siz hiç umutla umutsuzluk arası çizgide kaldınız mı.

Salı, Eylül 20, 2011

Gece ve müzik

TIK

BRANDA


Bir mafya babası evli  bir kadınla ilişki kurmuş. Bir gece kocası  yok diye  kadının evine gitmeye karar vermiş ve adamlarına:  "Ben içeri  girdikten sonra hemen büyük bir branda  ayarlayın ve pencerenin hemen altına dört ucundan  gerin" demiş.Sonra da ne yapacaklarının  talimatını vermiş: "Kadının kocası gelirse kapıyı bir kere  çaldırın, ben aşağıya atlayacağım, yakalanıp  karizmayı  çizdirmeyelim... Tamam mı?" Adamları, "Başüstüne  patron" demişler. Mafya babası kadının  evine girmiş,  tam yatağa uzandığı anda evin kapısı çalınca  bizimki kendini  tereddütsüz pencereden donla 4. kattan  aşağı fırlatmış. Kadın üzerine alelacele bir şey  alıp kapıyı açmış ki karşısında  patronun
adamlarından biri...
"Yenge"  demiş adam mahcup bir şekilde önüne  bakarak,
"Patrona söyle branda  bulamadık!"

Beğendim

Az önce orman meditasyonunu paylaştık ya, ormana elektirik motorla çalışan bu BMW Mini E Concept Scooter ile gitmeye ne dersiniz. Çok güzel bir şey bu çokk. Çok beğendim.












Kaynak : http://www.minispace.com/en_us/article/scooter-e-concept/446/?eid=446

Mini ile ilgili diğerleri için
tık

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Karalamalar




Sana

Unutmak istiyorum
Tümünle unutmak istiyorum seni..
Ya da yeniden tanıyıp
Seni sevmemek istiyorum... 

06 / 12  / 1981 Füsun T.

Cumartesi, Eylül 17, 2011

Yağlı boya tablolarım


Kursa ilk başladığım yıl yapmıştım. Bisiklete binmeyi sevdiğim için hoşuma gitmişti resim. Sonra sevdiğim bir yakınıma hediye ettim.

Puzzle





Puzzle yapmayı sevenlerdenseniz eğer bunu deneyebilir, sonrada hoşunuza giderse  hergün vereceğim diğer puzzle ları yapabilirsinizzz :) Puzzle lar ana sayfanın sağ tarafında yer alacak. Hadi kolay gelsin. Ben bunu zamanlama olarak 07:08 de yapabildim .. Bakalım siz kaç dakikada yapacaksınız.


PUZZLE İÇİN TIK

Cuma, Eylül 16, 2011

Ruh halim

Toprak insana değil, insan toprağa aittir

Fotoğraf:http://img.internethaber.com/gallery/4112/27.jpg

1854 yılında A.B.D başkanı kızılderililerden toprak ister. Beyaz göçmenler içindir bu istek. Bu isteğini kabul ederlerse, kızılderililere rahatca yaşayacakları bir bölge ayrılacaktır. Başkanın bu talebine kızılderili reisi şef Seattle bir cevap yazar. Bu cevap mektup olarak başkana iletilir. bu mektup halen Amerika Seattle Sqamish müzesinde korunmaktadır. Kızılderililere ait okuduğum pek çok şey hoşuma gidiyor. Bu mektupta çok güzeldi. Vaktimi kızılderili kültürünü incelemeye mi ayırsam acaba. Alınacak pek çok şey var gibi . İnsan ve doğa ilişkisi bu kadar mı güzel anlatılır. Okurken akan nehirlerin, öten kuşların, açan çiçeklerin sesini duydum sanki.

ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBU

Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?

Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854

Perşembe, Eylül 15, 2011

Şehir ve yağmur

Bardaktan boşanırcasına yağmıştı o gece yağmur. Şehir yıkandı. Kirlerinden arındı. Işıklar daha çok parladı. Bir telaş başladı şehirde, adımlar hızlandı, insanlar saklandı, köpekler  koşuştu. Boşaldı sokaklar bir anda. Sonra temizlik bitti, köpekler  bir bir ortaya çıktı, insanlar saçak altlarından çıkıp yola koyuldu , hayat kaldığı yerden devam etmeye başladı...
Ya sen , neredeydin ?

Ankara Atatürk Lisesi


Fotoğraf: Füsun T.

SEN NE BÜYÜK İNSANLAR MEZUN ETTİN GÜZEL OKULUM,BİR EKOLDÜN...




Eee, Eylül geldi. Okullar pazartesi günü açılıyor. Yıllaaar geçmiş olsada insan okullu olmayı, okulunu , arkadaşlarını özlüyor.. Sürekli saçlarımı çeken İngilizce hocası Topal Muallayı, spor salonuna her gidişimizde üstümüzü arayan Hasan Kara'yı , müzik dersinde Çatlak Meknuze Gedikoğlu ile ders yapmayı  bile özledim.. :)

                                                              TIK

Çarşamba, Eylül 14, 2011

Oturduğum yerden




Bu pazar oturduğum yerden çektiğim fotoğraflar. İnsan sadece bir noktada oturup neler görebiliyor diye çekmeye başladım. Önce şezlongumu yerleştirip, kahvemi ve kitabımı aldım. Sonrada çekime başladım.

Tığ işi baykuş


O kadar güzellerki hepsinden örmek istedim.



Bunları yaparken insanın içi açılır, canı hiç sıkılmaz herhalde.


Baykuşlara bayıldım ben .. Bu rengi de ayrı güzel olmuş.



Kazaklara dikmek için ideal...

Üretenin eline sağlık. Renk uyumları da çok hoş. Diğerlerini görmek için TIK




Kaynak :  http://en.dawanda.com/shop/garndesign

Salı, Eylül 13, 2011

Sinir oluyorum




Bebekleri kendi zevkleri için ağlatanlara sinir oluyorummm...!!!!!!!!

Seçme saçmalar

Paraya para demezdi, çünkü "r"leri söyleyemezdi...

Şehri terkediyorum, hesap lütfen...

Where is the hareket, there is the bereket...

No rahmet, without zahmet...

"Bütün kadınlar güzeldir" lafı sürümden kazanmak isteyen erkeklerin uydurmasıdır...

Ölenle ölünmez, mirasına konulur...

Kaynanam kayboldu. Görenlerin görmemezlikten gelmeleri rica olunur...

Kalbinde yer yoksa güzelim mühim degil ben ayakta da giderim ...

Beni ailesi ile tanıştıran sevgilim "ailemi nasıl buldun? Diye sordu . Manyak mısın  sen getirdin ya beni deyip onu terkettim ..

Geçenlerde internet ağım bozuldu içine örümcek attım düzeldi...

Oğlum, sen aşık olmadın. Aşık olduğunda ben sana söylerim...
Gelinim Olur musun?programından kayınvalide namzetleri Semra Hanım ..


Hey garson! bana kalbim kadar yanik doner, dusuncelerim kadar karisik bir salata, acilarim kadar koyu bir kahve getir...

AH KIZIM AH!! BEN NE SALAGIM. SENI NE DOKTORLAR, NE MUHENDISLER ISTEDI DE VERMEDIM. UZULME ANNECIGIM. BEN HEPSINE VERDIM…

ADAMIN BIRI MAHKEMENIN ONUNDEN GECIYORMUS. MAHKEMEDEN CATAL-KASIK SESLERI GELIYORMUS NIYE? CUNKU MAHKEMEDE SANIGIN HAKKINI YIYOLARMIS…

 BU TUP BEBEK HATALI: SUREKLI GAZ KACIRIYOR...

OYLE YALNIZDI KI TOPLU MEZARLIGA GOMULMEYI VASIYET ETTI..

Üstünede  bu sayfayı okudum...


Gece ve müzik

Pazar, Eylül 11, 2011

Beğendim

http://www.iwc.com/en-us/




Kaynak : http://www.iwc.com/en-us/collection/portuguese/IW3774/

Bonibonlu kurabiye

Fotoğraf : http://binbircesni.blogspot.com/

Blogları işte tam da bu yüzden seviyorum. Güzel şeylere ulaşabildiğim için. Bugün canım sosyete mantısı istedi. Sonra malzemem eksik olduğu için pasta börek kurabiye cinsi birşeyler yapayım dedim. Araştırırken de bu güzel tarifi gördüm. Kendime ara sıra bonibon alırım. Zevkle de yerim. Bu sefer kurabiyeler için alacağım. İnşallah yemeden kurabiyeleri yapabilirim. :))
Güzel şeyler yapan insanları takdir ediyorum. Bulduğum bu blogda çok güzel düzenlenmiş. Ellerine sağlık Saliha Selimoğlu Erozan'ın. Çok iştah açıcı bir blog olması dolayısı ile biraz tehlikeli yanlız :))))

                                                  Tarifi öğrenmek  için.
                                                           TIK

Biz


                          Duygularım yolunu şaşırmış kuşlar gibi kanat çırpıyordu.

Fare kulağı

Cumartesi, Eylül 10, 2011

Karalamalar


Kimbilir karanlıklarda ağladığımı
Ve kim uzatır elini
Aydınlıklarda beraber olmak için..
Hayat acımasızdır
Yıllar kısa
Bir de bakmışsın geçip gidivermiş önünden
Özlediğin....

7 / 9 / 97 Pazar
Füsun T.
© Her hakkı saklıdır
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...