Çarşamba, Şubat 29, 2012

Resim zamanı şimdi

Ankara karlar altında. Yürüyüş yaptım geldim biraz önce. Kar ve ben. Çok güzeldi . Diz boyu olan yerler bile var. Bende doya doya karın tadını çıkardım iki gündür. Yaklaşık 30 saattir ara vermeden yağıyor kar. Hala da devam. Tabii hep eğlence olmaz çalışmak da lazım. Bu aralar kar dolayısı ile resim kursum sık sık tatil olduğu için çok verimli çalışamadım. Telafi etmek gerek.
Bu kupayı Bodrum'dan gelirken sevgili yeğenim getirmişti. Kalemlerimi bu kupaya yerleştirdim ki, Ankara'nın karlı havasını biraz kırayım diye. Yoksa tam uyunacak ve kitap okunacak bir saat ve hava.  Ben çalışmayı seçtim şimdilik. Çay saatini böyle değerlendireyim. Bunlar yeni aldığım Aquarel kalemlerim. İsterseniz kuru kullanıyorsunuz, isterseniz boyadıktan sonra fırça ve su ile sulandırıyorsunuz. Suluboya gibi oluyor. Çok sevdim bu kalemleri. Çalışması kolay. Fazla döküntüsü yok. Sonradan sulandırılabilir olması ise müthiş keyifli. Bugün için seçtiğim resim şemsiyeli bir kadın resmi. Vladimir Volegov'a ait. Onun bir kaç resmini daha model almıştım kendime. Suluboya olarak çalışmıştım. Herhalde tüm seriyi yapacağım bu gidişle. 
Bakalım bu sefer  nasıl bir iş çıkaracağım. Bitince bitmiş halininde fotoğrafını çeker yayınlarım. Şimdi fotodaki kediciğim gibi uyku moduna yenik düşmeden, resmimin başına döneyim. 


Salı, Şubat 28, 2012

Çay saati

Sabah başladım bu şarkıyı söylemeye , çayıma eşlik edecek şimdi de. İnsan çok sevince kıyamıyor gerçekten.

Kıyamam

Kıssadan hisse

Masallar okumaya bayılan biri olarak, kıssadan hisseleri es geçmek olmaz tabii ki. Her okuduğumda büyük keyif alırım. Yaşanmışlığın o güzel sonuçlarına hürmet ederim daima. Sık kullandığım sözlerden biriside "büyükler boşa dememiş " tir. Tecrübe anzer balı gibi bana göre. Az bulunan ve leziz. Yaş ilerledikçe , tecrübelerim arttıkça, yaşama daha farklı bakmaya başladım. Gençlikte gerçekten her şey toz pembe imiş. Şimdi ne renk mi ?  Gökkuşağı gibi, rengarenk. Ama benim bir fazla rengim var. O da , siyah.


kaynak
Bir zamanlar ülkenin birinde bir kral varmış. bu krala armağan olarak iki tane şahin yavrusu gelmiş bir gün. Kral da onları eğitmesi için bir şahin terbiyecisine vermiş. Aradan bir kaç ay geçmiş. Şahin terbiyecisi krala gelmiş. Efendim demiş, şahin yavrularından bir tanesi
mükemmel bir şekilde eğitildi. Fakat diğerine ne olduğunu anlayamıyorum. Geldiği günden beri tünediği daldan hiç kalkmıyor. Yemeğini bile ayağına kadar götürüyoruz. Bunun üzerine kral harekete geçer ve  saraya bir sürü hekim , eğitmen, ve şifacı getirir. Ne yazık ki yavruda hiç bir değişiklik olmaz. Hiç biri şahini uçurmayı başaramaz. Saray ahalisine görev verir. Onlarda başarılı olmaz. Kral penceresinden her baktığında kuşun  aynı yerde tünemekte olduğunu görür. Son çare olarak tebaasına haber salar. Ertesi gün bir de bakar ki şahin yavrusu bahçede uçmaktadır. Hayretler içinde kalır. "Bu mucize  kimin eseriyse , hemen onu bana getirin " der . Kralın huzuruna bir köylü çıkarırlar.
Kral " bunu nasıl yaptın, sen büyücü falan mısın " diye köylüye bir sürü sorular sorar. Zavallı köylü hafif ürkek, biraz da  yaptığı işten mutlu bir şekilde krala cevap verir.
" Zor olmadı ekselansları , tünediği dalı kestim sadece. Yavru da kanatları olduğunu fark etti ve uçmaya başladı "






Yeni kıssadan hisselerde buluşmak dileği ile ...

Pazartesi, Şubat 27, 2012

İman gücü

Hayatın zor ve karmaşık zamanlarında , kafalarımızda karışıyor doğal olarak. Bir anda karşılaştığımız zorlukla , her şey bitti sanıyoruz. Bir çoğumuz  için geçerli bu durum.  Son dönemler de sıklıkla, içinden çıkılmaz haller yaşıyorum. Bir çok şey üst üste geliyor. Olmasa iyi ama ne yazık ki hayatın böyle bir yüzü de var. İyi günlerde hiç bir şey söylemeden  büyük bir iştahla günü tüketirken, kötü günlerde , içimizin acıdığı , canımızın yandığı zamanlarda ,  içsel ve dışsal seslerimiz yükseliyor hemen. Ne yapalım insanız işte. Tüm bu zorlukları yaşarken , çoklukla çıkış yollarını da göremiyoruz. Kör oluyor duyularımız. Tam da böyle bir dönemdeyken şu sözü okudum.

"Bir mutluluk kapısı kapandığında diğeri açılır. Ancak biz  kapanan kapıya o kadar uzun bakarız ki , bizim için açılmış bulunan yeni kapıyı görmeyiz." 

Helen Keller söylemiş bu sözü.  Geçtiğimiz günlerde size sözünü ettiğim  "iyi hayat"   adlı kitapta tanımıştım onu. Bugün, bu sözle yine  karşıma çıktı. Helen Keller küçük yaşta kör-sağır ve dilsiz olmuş. Tüm bu olumsuz durumlara rağmen kendine hep yeni kapılar açmış.  İçsel gücü sayesinde kendini daima ileriye götürmüş. Yaşadığı zorluklar karşısında asla pes etmemiş. Hayatı hakkındaki bilgiyi okumanızı öneririm. Onun azmine hayran kalmamak mümkün değil. Azmine hayran kalmak yetmiyor tabii ki , onu kendi hayatımıza uygulayabilmek aslolan. Pek uygulayamıyorum ne yazık ki, en ufak bir sıkıntıda düşüyorum artık. Eskiden daha güçlüydüm. Şimdilerde içsel gücümü yeterince kullanamıyorum  maalesef. Helen Keller'in savunduğu, inandığı  bir şey var , hayatı boyunca  hep onu anlatmaya çalışmış konuşmalarında, kitaplarında.


"yeterince çaba gösterdiğimiz takdirde , yapamayacağımız şey yoktur"

Sözü okuyunca bile insana bir cesaret geliyor değil mi ? Demek ki yeterince çabalarsak içsel gücümüzü de daha iyi kullanmayı öğrenebiliriz. Demek ki yeterince çabalarsak düşsek bile yeniden kalkabiliriz. Demek ki yeterince çabalarsak bizim için açılmış yeni kapıları da görebiliriz.

Tüm bunlara rağmen yaşanan şeylere bir çare bulunamadığı zamanlarda çoktur insanın hayatında. Eliniz kolunuz bağlanır kalır. Ne iç gücünüz yeter durumu değiştirmeye ne de dış gücünüz. Çalışırsınız çabalarsınız, iç gücünüz, dış gücünüz uğraşır durur ama durum değişmez. Sadece iman gücünüz ve siz kalırsınız başbaşa.



                                                                                                             

Pazar, Şubat 26, 2012

Pazar şarkısı

New age sever misiniz acaba ? Bugün sizler için new age müziğin önde gelen isimlerinden , Japon sanatçı Kitaro'dan yaptım seçimimi. Bu müzik türüne  ilgi duymasanız bile, bu parçayı büyük ihtimalle biliyorsunuzdur.

The silk road. Bir zamanların , ipek yolu belgeseli'nin müziği. Kitaro'nun adını dünyaya duyurmasını sağlayan parça.
Ben, kendime bir sabah kahvesi yapıp, arkama yaslanıp, her şeyden kendimi soyutlayıp dinleyeceğim. Size bu vesile ile güzel bir pazar günü diliyorum. Umarım, dört dakika elli dört saniye de olsa,  huzurunuza huzur katarım bu güzel müzik ile. Kalbinizden sevgi eksik olmasın. 

Pazar fotosu


Pazar neşesi

kaynak
                                                                            Komikaze


Cumartesi, Şubat 25, 2012

Farkında mısın?

Bazı günler insan daha bir "farkındalık" içinde yaşar. Gördüğü her şeyi daha iyi algılar. Değerini daha iyi bilir. Her gün görür de güzellikleri , o gün "bu nasıl da güzelmiş "der aynı şeye, daha önce hiç görmemiş gibi. Mucizeler bekler, mucizelere inanır,mucizelerle karşılaşır.. Bunu, çakraların açık yada kapalı oluşu ile ilişkilendiren görüşler mevcut. Her ne sebepten ise , farkında yaşadığım günleri seviyorum. Tadları daha iyi alıyorum, gözlerim hep güzelleri görüyor, içimdeki sevgi pınarı aktıkça akıyor. Dün akşam üzeri izledim bu videoyu. İzlemek farkındalık yarattı bu sefer. Bakın ne yaratmış farkındalığı.

Harika bir dünyada yaşıyoruz

Cuma, Şubat 24, 2012

Kinder sürpriz

Benim için kahve içmek ayrı bir ritüel. Öyle alelacele içilen kahvelerden pek hoşlanmıyorum. Özel zaman ayırırım kahveye. Yanında mutlaka bir şeyler olmalı. Ya kitap okunmalı, ya müzik dinlenmeli, mumlar yanmalı, çiçeklerle konuşulmalı,eşler olmalı dostlar olmalı .

Cumartesi günü sevgili yeğenimi sabah kahvesine davet ettim. Mutfağa gelen güneş insanın içini aydınlatacak cinstendi, o yüzden mutfak masasında kahvelerimizi içmek için hazırlıkları yaptım. Kahveler yapıldı. İçme faslına geldi sıra. Tam o anda, yeğenim çantasından bir şeyler çıkardı. "Bunu sana aldım teyzoş" diye uzattı. O da ne ? Kinder sürpriz çikolata.Sürpriz yumurta diyorum ben ona.

Birden  sevindirik oldum. Çocuklar gibi mutlu oldum. Gerçi zaten büyümüyorum . Hep çocuğum. Bağırıyorum heyoo  diye. Yeğenimde tatlı tatlı bana bakıp gülüyor.  Bir bana bir de kendine almış. Merakla hemen paketi açtım, bir neşe bende ,bir görseniz. Ne çıkacak diye bir merak. Hem kahvemizi içtik hemde çikolatamızın içinden çıkan oyuncaklarımızı yapmaya başladık. Gördüğünüz gibi kahveyi falan bir kenara bırakmış oyuncağımı yapmakla meşgulüm. Mutlu hallerimi ve mutlu telaşımı beğenen yeğenim, poz poz foto aldı.

Benim sürpriz yumurtanın içinden atv motosiklet çıktı . Ben daha bir sevindim. Yeni bir oyuncağım oldu. Hem de en çok sevdiğim şeylerden biri , bir motosiklet. Hala bisiklete ve mobilete binen biri olarak sevinmem de normal dimi ? İşte benim minnoş motorum. Çok güzel yahu, çokkkk..

Yeğenime ise puzzle çıktı. O da büyük bir zevkle puzzle'ını yaptı. Onunki de şirin dimi ? Giderken de bana bırakıp gitti. " Arada oynarsın teyze " diye. Gülüştük. Erkek yeğenim minicik bir çocukken bu yumurtalara bir servet harcandı. Abartmıyorum. Bende de alışkanlık olmasın. Kendime sürekli Kinder almaya başlamayım . . .

Sıcacık güneş, sıcacık bir sohbet ile kahve faslını noktaladık. Hayata kısa ve tatlı  bir mola verdik. Sonra yeniden döndük tabii ki.

Öneririm , kendinize alın bir sürpriz yumurta Kinder, çocukluğunuza saniyelikde olsa geri dönün. Daima mutlu olun mutlu kalın, içinizdeki çocuğa iyi bakın.
Ferah kahveleriniz olsun.

Perşembe, Şubat 23, 2012

Ruh halim

kaynak
                                                                 İnsan, gitmeyi de bilmeli..

Çarşamba, Şubat 22, 2012

Bi'li cümleler

Niyeyse, böyle hafiften bi efkar durumları , böyle bi, (içki içmiyor olsam da ) içip içip de  kendimden geçeyim hisleri, bi iç burkulmaları , bi gelgitler, bi hoş haller içindeyim. Sanki oturmuşuz da bi masa başına, dertleşiyoruz da, fonda da bu çalıyor. Sanal alem dense de bence bazı durumlarda gerçekten daha da gerçek bi alem. Benimde masamda sizler varsınız şimdi işte.
Bi çok severim ki  bu şarkıyı. Bi çok severim ki sözlerini. Paylaşmak geldi içimden. Bakın ne diyor ;
Rüzgar aşkımı kucağına alsa, Dağları tepeleri aşsa saçlarına ulaşsa.. 
İnsan bu sözlerden sonra saçına değen her rüzgarda bi hoş olur yahu. En çok da sondaki şiir kısmını severim. hadi bi dinleyelim beraber.

Ayna / Severek ayrılanlar


Minik fikirler

Bu fotoğrafı weheartit adlı sitede dolaşırken gördüm. Çok işlevsel geldi. 
 Ne güzel şeyler düşünüyor insanlar. Evdeki rendeye daha bir başka bakmaya başladım. 

Fotoğraf  buradan





Yürüyüş


Salı, Şubat 21, 2012

Çay saati

Tüm arkadaşlarım için...

Dionne Warwick / Thats What Friends Are For


Arkadaşlar Bunun İçindir

Böyle hissedebileceğimi hiç düşünmemiştim
İlgilendiğim sürece
Sana seni sevdiğime inandığımı
Söyleyebildiğime memnunum.

Bir gün uzağa gitmem gerekirse eğer;
Gözlerini kapatıp bugün yaptığımız gibi
Hissetmeye çalış;
Ve eğer aklına gelirse;

Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et
Bana her zaman güvenebileceğini bilerek,
İşte arkadaşlar bunun içindir.
İyi ve kötü günler için.
Sonsuza kadar yanında olacağım.
Arkadaşlar bunun içindir.

Bana gelip açıldığında
Şimdi görebildiğim çok daha fazla şey var
Bu arada bunun için de teşekkür ederim.

Ayrıldığımız günlerde
Gözlerini kapat ve unutma
Bu sözler kalbimden geliyor
Ve aklına gelirse;


Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et
Bana her zaman güvenebileceğini bilerek,
İşte arkadaşlar bunun içindir.
İyi ve kötü günler için.
Sonsuza kadar yanında olacağım.
Arkadaşlar bunun içindir.

Bana güven, kesinlikle
Arkadaşlar bunun içindir
Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et.

Çeviri :buradan

Barış



Barış, Ankara devlet tiyatrosunun bu sezon sahnelenen oyunlarından. Geçen ay izleme şansım olmuş ve çok beğenmiştim. Bu hafta tekrar izlemeyi istiyorum. Bakalım gerçekleştirebilecek miyim.
Oyun binlerce yıl önce , öyle az binlerce de değil yani 2400 küsur yıl önce , Aristophanes tarafından yazılmış bir komedya. O yıldan bu yıla dünyada savaşlarla ilgili pek bir değişim olmamış. Oyunun ana konusu şöyle. Savaşlardan bıkan bir köylü ,gökler katına çıkıp Baştanrı ile konuşmaya karar verir. Bir bokböceği besler. Onun sırtına binip gökler katına çıkacaktır. Amacı Barış tanrıçayı  kurtarmak ve savaşlara son vermektir. Herkes onun bu  fikri ile  alay eder. Ama o sonunda gökler katına çıkar ve tüm insanlığı da yardımına çağırır.

Nedenini bilemiyorum ama ben oyunu geç algıladım. Belki de oyun  hakkında hiç bir şey okumadan gitmiş olmamdan kaynaklandı. Ne tür bir oyun olduğunu  bile bilmiyordum. Başlangıçta bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sonra ardı ardına espriler yapılmaya başladı. Oyunu geç algıladığım için esprileri kaçırdım.  Burada sorun benden mi kaynaklanıyor , oyundan mı ondan emin değilim açıkçası. Öyle ya, herkes oyun hakkında bir şeyler okuyup izlemeye  öyle gelmiyor ki. Neyse, sonrasında kavradım olayı ve eğlenmeye işte o zaman başladım. Oyunu Aristophanes yazmış ama  oyun sahneye koyulurken Yücel Erten tarafından çok güncel ve güzel esprilerde eklenmiş. O kadar çok espri var ki, birine gülüp düşünürken, ikincisini kaçırdım. E adı üstünde komedya . Oyunu algılayınca da çok sevdim. 


Oyun bitiminde mutlu mesut ayrıldım tiyatrodan ve ben bu oyunu tekrar izlerim dedim. Çünkü bu sefer kahkahalarımı salıvererek izlemek istiyorum. Şöyle doya doya. Tabii sadece espriler değil oyunu sevmeme sebep. Oyunun bütünü güzel.  Oyuncular da çok güzel.  Zaten Ankara Devlet Tiyatrosu kadrolarındaki oyuncuların bir çoğu çok iyi. Ankara da yetişen oyuncular İstanbul'a gitmese bide, çok sevineceğim.


Ve oyundan bir kaç fotoğraf sizlere. Üstteki fotoğraf Bilal Gürdere'nin hepsi birden düğün isteyen kızları ile çekilmiş.
Alttaki fotoğrafta ise Ahmet Burak Bacınoğlu'na kendi ayaklarını yediriyorlar. Ve sevgili Ahmet'in dili kesildikten sonra konuşmaya çabalaması süperdi.

Oyunda Murat Gökçer'in bir eşcinsel  tiplemesi var ki. Çok başarılı idi. Hiç bir abartı olmadan mükemmel bir tipleme çıkmış ortaya. Oyuncu kadrosunda beyaz güvercinlerde var. Ve çok güzel yaptılar rollerini. Uçup kondukları yerde , oyun sonuna kadar yaramazlık yapmadan beklediler. Oyuncuların birbirleri ile kafa bulan diyalogları ise mükemmeldi. En çok o kısımda güldüm. Tiyatro camiasındaki  bazı durumlara göndermeler vardı. Kendileri de bu sahnelerde çok eğlendiler. Hatta bir ara Mithat Erdemli doğaçlama bir espri patlattı. Oyuncular kendi aralarında koptular gülmekten. Hem oynadılar hem eğlendiler ne güzel. Off yahu , neden oyuncu olmadım ben .


 Müzik ve dans da var komedyamızda. Müzikleri Cem İdiz yapmış. Alttaki fotoğrafta oyunun sonunda sahnelenen dansa ait. Çok sevmiştim o şarkıyı. Hatta eşlik etmiştim. Düğün ola , düğün ola , düğün ola heyy..


Ankaralılara kesinlikle öneririm bu oyunu izlemelerini. Turne yapar mı bilmiyorum ama Ankara dışındakilere de denk gelirseniz izleyiniz derim. 

TİYATRO AŞKTIR 


* Fotoğraflar : Devlet Tiyatroları web sayfasından alınmıştır. TIK

Pazartesi, Şubat 20, 2012

Tibet'in gençlik pınarı

Yıllar önce edindiğim iki kitaptan bahsetmek istiyorum size. Ve bu kitapların sunduğu bir öğretiden. İki kitap birbirinin tamamlayıcısı. Birincisi Tibet'in 5 ayinini anlatan "Tibet'in gençlik pınarı" isimli kitap. Bu kitapta Tibet  ayinlerinden, ayinlerin neler olduğundan, nelere iyi geldiğinden ve nasıl yapıldığından bahsediliyor.

kaynak


Birinci Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor...
Bu kitap " Gençlik Pınarı'nın"
Kadim sırlarını bulmak için uzak
Ve gizemli himalaya dağlarına giden ve onu bulan bir adamın gerçek öyküsüdür.
Binlerce yıl boyunca yasak Tibet bölgelerinin derinliklerinde gizlenen kayıp manastır,büyük bir özenle korunan gençlik sırlarına sahiptir.Bu sır uygulaması son derece kolay ama insanı yaşamını sonsuza dek değiştirme gücüne sahip olan beş kadim ayindir.Bu kitap bu manastırda yaşanan Lamalar'dan öğrenilen olağanüstü sır hakkında yazılmış tek kaynaktır.
Kitapta açıklanan beş ayin,herkesin kendini çok daha genç hissetmesini ve görünmesini aynı zamanda da daha büyük bir canlılık kazanmasını sağlayacak güce sahiptir.
Kitabı hemen edinmek için TIK


Kitapla bir yakınım vasıtası ile tanışmıştım. Bana bu kitaptan ve Tibet ayinindeki hareketlerden ,yararlarından  söz etti. "Uygula bak kendindeki değişiklikleri fark edeceksin" demişti. Bir kaç gün sadece, bana anlattığı ilk hareketi yapmıştım. Sonra kitabı almaya karar verdim. Kitaptan detaylı bilgilere ulaştıktan sonrada tüm hareketleri uygulamaya başladım.
Hareketleri kitapta anlatıldığı gibi  üçerli olmak üzere bir süre yaptıktan sonra, gerçekten kendimde bir sürü değişiklik fark ettim. Sık sık boynum tutulurdu, geçti. Uzun yol yürüdüğümde sırtımda bir ağrı hissederdim, geçti. Gençlerle beraber yaptığımız etkinliklerde onlar yorulduğunda , benim hala enerjim vardı. Duruşum değişmişti. Daha dik ve sağlam durmaya başlamıştım. Sık sık yaşadığım baş ağrılarım hafiflemişti. Tüm bunları yaşayınca , bende bildiğim bu kitabı çevreme anlatmaya başladım tabii. Bugün de size tanıtmak istedim. Neden bugün, çünkü tembel ben, hareketlerde devamlılığı bir türlü sağlayamadım. Hep 7 tekrara kadar çıktım. Uzun süre öyle devam ettim, sonra mola verdim. Sonra yeniden başladım. Böyle böyle yıllar geçti. Bir kaç aydır yine ara vermiştim. Geçenlerde yeniden başladım. Başlayınca da aklıma sizlerle paylaşmak geldi.

Hareketlerle ilgili bilgi vermek gerekirse, öncelikle doktorunuza danışmanızı öneririm. Kitapta da zaten bu öneriyi yapıyor.
Başlangıçta her hareketi 3 kere yapıyorsunuz. Daha sonra bir hafta böyle devam, sonra  2 tane artırıp 5 e çıkıyorsunuz. Bu böyle devam edip gidiyor. Her rakamda bir hafta kalıp artırıyorsunuz.  Burada hedef ve en son sayı  21 tekrar.  21 den sonrası yok. Ama ben 7 tekrarda kalıyorum ve artırmadan hep 7 tekrar yapıyorum. Birde ara verip geri başlarsanız eğer,  3 tekrara iniyorsunuz yeniden.  Yani başa dönmüş oluyorsunuz. Yapamadığınız sizi zorlayan bir hareket olursa , sakın ısrarcı olmayın bir yerinizi sakatlamayın. Sadece yapabildiğiniz hareketleri yapın. Kitapta yapamadığınız hareketlere alternatif hareketler de mevcut. İsterseniz onları uygulayabilirsiniz. İşin en güzel tarafı ise, istediğiniz anda , istediğiniz mekanda uygulayabileceğiniz çok kolay hareketler oluşu ve çok kısa bir sürede yapılabiliyor oluşu.

Ve ikinci kitap. İkinci kitapta bu kez  beslenme ile ilgili öneriler var. Hangi besinler nelerle nasıl yenmelidir gibi. Sadece beslenme bilgileri yok tabii. Çakraların hastalığı nasıl etkilediği, Tibet ayinin nasıl insanı gençleştirdiği, meditasyonlar, ısınma-esneme ve geliştirme egzersizleri gibi bir sürü bilgi var. Ayrıca birinci kitapta verilen bilgiler bu kitapta da mevcut.



Kitabı hemen edinmek ve arka kapağı okumak için  TIK








Bu açıklamalardan sonra Tibet'in 5  hareketi neler , nelere iyi geliyor ve nasıl yapılıyor kısmına geldik. Bu hareketlerin internet ortamında  hareketli resimlerle anlatımları var. Sizinle onu paylaşmak  için araştırma yaparken hoş bir tesadüfle karşılaştım. Hareketli resimlerden birini tıkladım. Bir de baktım ki takip ettiğim ve sevdiğim bloglardan Cafe Melange da buldum kendimi. Meğer o da  bu konuda  bir post hazırlamış bir süre önce. Resimleri kopyalayıp link vermek yerine ,onunda bu konudaki fikirlerini  okumanız ve hareketlerin nasıl yapıldığını görmeniz için sizi, onun tatlı diliyle yazdığı yazısına yönlendiriyorum.  TIKLAYINIZ
Kendimi de bugünkü hareketleri yapmaya yönlendiriyorum. Esen kalın.



Pazar, Şubat 19, 2012

Pazar şarkısı

Bu pazar  Astor Piazzola'nın Oblivion adlı eserinin iki farklı yorumunu paylaşacağım sizinle. Astor Piazzola tangonun en önemli isimlerinden birisi. Besteci ve usta bir bandeoncu . Astor Piazzola denince ilk önce  akla Libertango gelir genellikle . Ben ise  bugün Oblivion dinletmek istedim size. Hemde  farklı bir yorumla.Kanun, ney ve piyano ile.


Tanini Trio beğenerek dinlediğim bir grup. İki albümleri var. İkisine de sahip olduğum için mutluyum. İkinci albümü kendime hediye almıştım. Severim kendime hediye almayı . Grupla  ilk tanışmam ise kuzenimin eşi vasıtası ile olmuştu. Sağolsun iyi  ki dinletmiş bana.
Ben bu yorumu dinlerken , ney sesine daha çok kulak veriyorum  . Eserin giriş kısmındaki  ney sesi beni benden alıyor. Umarım seversiniz. Beğenirseniz , özellikle Dokunuşlar 1 albümünü almanızı öneririm.


Tanini Trio / Oblivion

Aynı eserin Astor Piazzola icrası 



Pazar fotosu


Cuma, Şubat 17, 2012

Gece turu

Ben buna bayıldım.. İçim açıldı resmen. Yapılası bir şey.  Daha bir sürü güzellik mevcut , nerede BURADA.. Haydi gece turuna.





3 idiots


Dün gece 2009 yılı , Hindistan yapımı bir film izledim. 3 idiots. Filmin konusu şöyle. Hindistan'ın en iyi mühendislik okulundaki üç öğrencinin , eğitimleri süresince  yaşadıkları üzerinden, hayata dair bir çok şeyin anlatıldığı bir film. Kah ağladım, kah güldüm, kah öğrendim. Güzel bir 160 dakika geçirdim. İki akşam önce izlediğim Amerikan filminden sonra değişiklik oldu benim için Bollywood filmi izlemek. Filmin türü hakkında şöyle yazıyor sinemalar.com 'da . Dram, komedi ,müzikal, romantik , gençlik. Çok güzel ifade etmişler, gerçekten hepsi aynı filmdeydi. Duygu seli. En çok da verilen felsefeleri sevdim. Hem eğitim sistemine ait, hem de kişisel başarı ve mutluluğa dair. Ve film içinden kendi payınıza alabileceğiniz şeyler çıkacak, işte ben bunu seviyorum .
Filmin müzikleri de çok hoştu. "Zubi dubi pum paara " birlikte söyleme isteği uyandırıyor. Dinlemek için  TIK  
Filmin oyuncularından Aamir Kahn'ın muzip şirinliğine ise bayıldım.

                                                                          Aamir Khan (Rancho)
Kaynak :sinemalar.com


Filmin başlarında  Rancho'nun anlattığı bir anısı var.  Kısacık, sıcacık ve  çok anlamlı bir anı. Ve sonuçta ortaya çıkan bir slogan.  Bence sırf o anısını  dinlemek ve sloganı kapmak için bile izlenesi bir film.




Perşembe, Şubat 16, 2012

Gece turu

Az önce maillerime baktım. Bir arkadaşım, ip üzerinde gösteri yapan birinin yani bir ip cambazının videosunu göndermiş. Videonun başlığı da "This is impossible" yanii imkansız. Yani gerçekten de imkansız.  İzleyince şaşırdım . İki direk arasında gerilmiş bir ipte gösteriler izlemiştim ama böylesini ilk kez izledim. İki direk arasında gerilmemiş bir ip, sallanmadan nasıl durabiliyor, o dengeyi nasıl sağlayabiliyor hayret ettim.
İzlemek isterseniz TIK

Sümbül


Mis kokulu çiçeklerin en güzellerinden biridir sümbül. Her sene muhakkak bir kaç tane sümbülüm olur. Bu sene ilk önce bu pembişi aldım. Başucuma koydum. Çiçekler açtıkça mis gibi bir koku sardı odamı. Çiçeklerimle konuşmayı seviyorum. Her sabah öptüm onu , ben öptükçe daha güzel koktu . Tek sorunumuz kısa süreli bir çiçek oluşu. En çok bir hafta falan dayanıyor. İlk açışındaki kokusu ise muhteşem. Çiçeği solmaya başladımı hemen Koçtaş'a uğrayıp yeni bir tane sümbül soğanı alıyorum. Öyle öyle uzun süre evin içi sümbül kokuyor.


Sümbül soğanlı bir bitki. Çok yıllık bitkilerden bu yüzden. Genellikle Şubat- Mart aylarında açar. Çiçekleri solunca gölge ve serin bir yere alırsanız , ertesi yıl aynı zamanda size yeniden çiçek verir. Tabii sabır işi biraz. Uzun süre bekleniyor çünkü yeniden çiçek açması için. Ben uğraşamam diyorsanız, sakın sümbül soğanınızı atmayın, apartmanınızın bahçesine bir yere gömün. O baharda size göz kırpacaktır oradan. Sümbülün  çiçekleri solunca su vermeyi azaltıyorsunuz. Yaprakları solunca ise sulamayı kesebilirsiniz. Su verirseniz soğan çürüyebilir çünkü. Böylece tüm yazı serin ve karanlık bir yerde geçiren sümbül soğanı, Ekim yada Kasım aylarında yeniden canlanmaya başlar. İşte o aylarda soğanı söküp yeni bir saksıya alırsanız sevinir. Ve yine Şubat ayında takriben , size çiçek vermek için hazırlıklara başlar. Yumrularla çoğaldığı için saksı değiştirmek için soğanı çıkardığınızda belkide size bir yavru ile sürpriz bile yapabilir. Eğer öyle olmuşsa , yavruyu da başka bir saksıya dikebilirsiniz. Böylece iki sümbülünüz olur. Bizim bahçemiz olduğu için ben soğanları bahçeye aktarıyorum. Bir tane sümbülden bir sürü sümbül çıkabiliyor zamanla.
İşte bu pembişe üç tane daha arkadaş aldım. Çiçekleri açmak üzere, açınca onların fotoğraflarını da sunarım size, keşke kokularını da alabilseniz. Bir dip not, çiçeğini burnunuzu dayayıp koklamayın çabuk solmasına sebep oluyor.


Sümbülseverler ve bilgiler için TIK

Pazartesi, Şubat 13, 2012

Kiss messenger

Yavaş yavaş robotlar insanlaşmaya mı başlıyor ne ? Tabii bu süreç başlayalı çok oldu da, sanki artık sona daha bi  yaklaşılıyor gibi. İş duygu yükleme aşamasını da geçmiş. İnsan teni gibi ten de yaptılar. İmalata geliyor belki de sıra. Yakın gelecekte, ilişkin var mı sorusuna, "evet bir robotu seviyorum, bir robotla beraberim" yada " bir robotla seviyeli bir beraberliğim var " gibi bir cevap alırsak şaşırmayalım. Ve derim ki, henüz vakit varken, iş işten geçmeden;  insani duygularımızla , bir insanı sevmenin tadını sonuna kadar çıkartalım. İlerde bu tadı yaşayabilecek insan bulamayabiliriz .
Yıllar önce uzay yolu dizisinde  izlediğimiz robotlar gerçek hayatta yerini çoktan aldı zaten.  Durum gün geçtikçe korkutuyor beni. Robotları pek sevmiyorum şahsen. Devrelerinin karışması ihtimali ürkütücü. Gerçi insanlarında sık sık devreleri karışıyor. Hele ki günümüzde daha sık karışmaya başladı. Robotların dünyayı ele geçirmeleri düşüncesi de ürkütücü. Fazla dizi izlemişsin demeyin ,siz de linkteki videoları izleyin. Bana hak verebilirsiniz belki o zaman.



İlerde geliştirilince, sevimli kedi , köpek gibi hayvan şekli verilirse mesela çok kişi edinmek isteyebilir. Sonra da yollarda sokak köpeği yerine, sokak robotları görebiliriz. Robot köpeğinden sıkılanlar kapının önüne koyabilirler. Robot sokak köpeği barınakları açılır belki. Tamam tamam , hayal gücüm kuvvetli. 


Şımarık da gördüğünüz gibi. Yatağınıza kadar girebiliyor kafasına esince. Asabi de. Çünkü tüm duygular yüklenmiş. 

Tüm bunlardan sonra gelelim asıl konu başlığımıza. Kiss messenger olayına yani. Efendim artık internetten öpüşmek mümkünmüş. Uzun mesafe ilişkileri yaşayan aşıklar için icat edilmiş robotvari bir ürün. Adı Kissenger. Nasıl çalışıyor. ? Her iki tarafta birer kissenger'a sahip. Bir taraf kissenger'ı öpüyor , sensörler bunu karşı tarafa iletiyormuş. Ve öpen kişinin dudak hareketlerine göre diğer taraftaki kissenger hareket ediyormuş. Silikondan yapılan dudaklar var ürünün üzerinde. Öpüşme sesi de  çıkarabiliyor. 


Ve son olarak , yakın gelecekte insan_robot evliliklerinin gerçekleşeceği , bunun şimdiki neslin görebileceği kadar yakın bir tarihte olabileceği iddia ediliyor. Bir türkü vardı eskiler iyi bilir, "evlenmeyin bekarlar naylon kızlar çıkacak "diye. Kim yazdıysa çok ileri görüşlü imiş. 

Pazar, Şubat 12, 2012

Pazar şarkısı

Benim çok sevdiğim şarkılardan biri daha. Niran Ünsal / İzin ver. Eski bir şarkıdır. Dün gece aklıma geldi çok çok çok dinledim. Geçmiş günlere gittim . Bugünde böyle olsun , olmaz mı ?

NİRAN ÜNSAL / izin ver

Pazar neşesi

Otobüs şoförü, omzuna dokunulunca  hafifçe başını çevirmiş. Bir bakmış ki elinde bir avuç bademle yaşlı bir kadın
durmakta. Yaşlı kadın bademleri şoföre uzatmış.
Şoför teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş.. 
15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş ve bu
ikramı bir kaç defa daha yapınca  saygılı şoför ;
" Zahmet ediyorsunuz efendim.." demiş
" Hep bana yedirdiniz. Biraz da kendiniz yesenize.."
Çiğneyemiyorum evladım." demiş yaşlı kadın ," Dişlerim yok.."
" Niye satın alıyorsunuz o zaman teyzeciğim ?.."
Yaşlı kadın cevap vermiş.
" Evladım ben sadece üzerindeki çikolata kaplamasını emmesini seviyorum"

Pazar fotosu

Foto: Füsun T.

Cumartesi, Şubat 11, 2012

Aşkın çiçek hali

Hercai menekşe



Yıllarrrr yıllar önce, evvel zaman içinde yani , birbirini çok seven iki çiçek varmış. Erkek olan biraz kıskançmış. Sevgilisi de öyle güzel, öyle cilveli ve neşeli bir çiçekmiş ki ,bahar gelip de bütün çiçekler açtığında , onu diğer çiçeklerden kıskanıyormuş erkek çiçek.
Bu durum onu rahatsız etmeye başlamış.  Düşünmüş taşınmış, baharda tüm çiçekler açtığında açmak yerine, kışın karlar yağdığında diğer çiçekler yokken açarsak, sadece birbirimizi görürüz ve daha çok beraber oluruz diye karar vermiş. Baharın gelmesini dört gözle beklemiş, sevgilisine bu fikrini söylemek için. Yine bahar gelmiş.Tüm çiçekler açmış olanca güzellikleri ile açıp, her yeri rengarenk yapmış .Erkek çiçek kışın kurduğu hayallerini anlatmış sevgilisine. Dişi çiçekte sevgilisinin bu fikrini  beğenmiş.Bir daha ki sefere hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği dondurucu soğukta, karlar yağdığında  açmaya söz vermişler. Bahar geçmiş, yaz geçmiş ve en sonunda kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayalleri ile mevsimleri geçiren ,yerinde duramayan erkek çiçek,  karın bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek, karların altından yeryüzüne çıkmış.
Tabii hemen etrafına bakınmış , o güzelliği ile,  renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış, aramış ama bulamamış. Beklemiş, beklemiş ama yok. Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş.
Ve o günden sonra ,o herkeslerden kıskandığı  sevdiği için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe KARDELEN denmiş. Ona sadık kalmayıp aldatan ve randevuya gelmeyen sevgiliyede HERCAİ denmiş...
                                                               

                                                                          Kardelen
kaynak

İç sesim


İç sesim için TIKLAYINIZ



Cuma, Şubat 10, 2012

Pygmalion etkisi

Hayat tek düze gitmiyor ne yazık ki. Gitmesinde zaten. Çok tekdüzelikte sıkar insanı. Ama bazı zamanlarda pek bir karanlık, kasvetli ve soğuk oluyor . İnsanı bunaltıyor. Yaşadıklarımız gece ve gündüz gibi yada mevsimler gibi  aslında. Bir bakıyorsunuz karanlıklarda kalmışsınız, sonra bir sabah hiçbir şey olmamış gibi berrak, umut dolu, aydınlık bir güne  uyanabiliyorsunuz.  Şairin dediği gibi "nede olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir bu da geçer ağlama". Hiçbir şey aynı kalmıyor. Kötü zamanlar yaşasak da Allah'tan bir umut var baharın geleceğine dair. Umutsuzluk şirktir zaten. Allah'ın nimetleri ve lütfu sonsuzdur çünkü.
Bazen öyle şeyler yaşarız ki , aynı şeyi hepimiz yaşarız da, farklı tepkiler veririz. Ne diyor şarkısında Sıla Gençoğlu  "sana değer de geçer, beni deler de geçer, seyreden güler de geçer " . Uzun süredir sıkıntılar hep üst üste geliyor ve birikiyor. Beni delip geçiyor. Bazen öyle birikiyor ki taşıyamaz hale gelebiliyorum . Gücümün azaldığını hissediyorum. İçinden çıkamayacağımı hissediyorum. İşte , içimdeki kışla  boğuşur durumdayken ben, baharı beklerken, bitmek bilmeyen son dönem sıkıntılarımı düşünüp içinden çıkamazken,  neden dedim Pygmalion etkisi yaratmıyorum kendi bünyemde.

kaynak

Pygmalion  etkisi mitolojide bir efsane ile başlamış. Kıbrıs prensi Pygmalion aynı zamanda iyi bir heykeltraş.  Heykel yapmayı çok seviyor . Bir gün fildişinden çok güzel bir kadın heykeli yapıyor. Ona Galatea adını veriyor. O kadar güzel oluyor ki, sonunda yaptığı heykele aşık oluyor. Tabii ruhu olmayan bu heykel Pygmalion'a karşılık vermiyor. Ama o, her gün onunla konuşmaya , onu okşamaya ve ona sevgisini ifade etmeye devam ediyor.Sıklıkla da  Tanrıça Venüs'e , ona hayat vermesi için yalvarıyor. Venüs de Galatea'ya hayat veriyor ve insan oluyor. Böylece Pygmalion'un beklentisi gerçekleşiyor. Mutlu mesut yaşıyorlar ikisi.  Buna günümüzde beklenti etkisi, Pygmalion etkisi yada  kendini gerçekleştiren kehanet deniyor.

Çağımızda bununla ilgili deneyler, araştırmalar mevcut. En bilineni Rosenthal'in araştırması. Bir okulda yapılan çalışmada, her sınıftan eşit sayıda öğrenci iki gruba ayrılıyor. Rosenthal öğretmenlere, gruplardan birini "zeki grup" diye tanıtıyor. Aslında öyle bir özellikleri yok. Diğer öğrencilerle aynı durumdalar. Buna rağmen, bu grup ileri zekalı  ve potansiyelleri çok yüksek diye anlatıyor öğretmenlere Rosenthal. Ve bir yılın sonunda , her iki gruptaki öğrencilerle öğretmenlerin geçirdiği zaman aynı olmasına rağmen, öğretmenlere zeki grup diye tanıtılan öğrencilerin diğerlerine oranla , akademik açıdan daha iyi bir gelişme gösterdikleri gözleniyor. Sonuç olarak  öğretmenlerin bu gruba sözlü yada düşünsel anlamda yada yüz ifadeleri ile yaptıkları şeylerle, bu beklenti etkisini gruba aktardıklarına inanılıyor. Bunun da öğrencilerin benlik kavramı üzerine etki ettiği ve kavrama becerilerini yükseltmiş olduğu düşünülüyor.
Çocuklarınıza, başaracaklarına dair  inancınızı sık sık belirtmeyi ihmal etmeyiniz bu durumda.

İlaç tedavisinde de buna benzer bir deney var ki, plasebo etkisi deniyor onada. İlaç niteliği olmayan kapsüller   hastalara ilaçmış gibi veriliyor ve kesinlikle iyileşecekleri söyleniyor. Netice olumlu oluyor. Hastalar iyileşiyor. Hatta bu şekilde çalışan bir hastane olduğunu okumuştum bir zamanlar.

İşte tüm bunların ışığında, bende  kendime telkinler yapmaya karar vermiş bulunuyorum . Yoksa altından kalkamayacakmışım  gibi geliyor bazı şeylerin. Değil işte, ben güçlüyüm. Her türlü zorluğun üstesinden gelebilirim . Sorunlar ne kadar büyük olsa da , onları bir şekilde atlatabilirim. Allah'ın izniyle tabii ki . Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş, dimi ?.Efsane  Pygmalion da bile , aşk tanrısı Venüs istemeseydi Pygmalion'un işi zordu. Ama inandı, istedi ve oldu. Demek ki bende inanırsam, istersem olabilir. Sorunları yok edemeyeceğime göre kendime verdiğim  bu telkinle  sorunlarımın üstesinden daha kolay gelebilirim.

Son olarak Blaise Pascal'ın sözleri ile noktalayım yazıyı.
"Bir insana kendisi gibi davran, kendisi gibi olmaya devam edecektir. Olmayı başarabileceği kişi gibi davran, o kişiye dönüşecektir."


Füsun t.



Perşembe, Şubat 09, 2012

Suluboya kuş

Kuşlar yaptım yine suluboya ile. İstediğim gibi olmadı . Yaptım ama beğenmedim. Suluboya yapmak zor birazcık. Azimle çalışıyorum. Başarmaya gayret ediyorum ama henüz istediğim gibi yapamıyorum. Üstteki kuş hiç güzel olmadı. Gökyüzü de öyle. Baktım baktım resme, ortadan bölmeye karar verdim. Pes etmek yok tabii. İyiyi yapana kadar çalışmaya devam.






Bu tombulu sevdim işte ben. Belki sadece onu çerçeveye alabilirim. Bir de öyle garip huylarım vardır ki, yüreğim çok fazla yufka galiba. Resimdeki kuşa bile üzülebilirim, onları güzel çirkin diye ayırt ettiğim için. Ki resme bakıp bakıp yüreğimde bunu taşıyorum inanın .

Çarşamba, Şubat 08, 2012

Gece ve müzik



www.cemkaraca.com
MERHABA GENÇLER VE HER ZAMAN GENÇ KALANLAR 
Bugün Cem Karaca'nın  ölüm yıldönümü. 8 Şubat 2004 yılında aramızdan ayrıldı Türk müzik dünyasının unutulmaz ismi .  Ben de ölüm gününde  kendimce anmak istedim onu. Şarkılarını dinledim ve sizinle de paylaşmak, hatırlatmak istedim. Bazı insanlar aramızdan ayrılsalar da bizlerle beraber olmaya devam ederler bir şekilde. Öyle bir insan olarak ölmeyi isterdim şahsen. Bir eser bırakabilseydim bu hayata , herkes tarafından anılsaydım öldükten sonra da. Herkesin hayatında bir yerim olabilseydi. Şarkılar yapsaydım dillerde kalsaydı. Sevgililerin şarkısı olsaydı. Ayrılsalar bile benim şarkımı duyup  hatırlayınca yürekleri ısınsaydı. Neyse , ne yapalım ki henüz öyle bir şey olamadı. Ama hayat bu belli mi olur. Ben hayatın sürprizlerini seviyorum zaten. Belirsizliğini de .

Cem Karaca'nın birbirinden güzel şarkıları var benim sevdiğim. Herkes tarafından çok bilinenleri, dinlenenleri  olduğu gibi , çok sık çalınmayan  şarkıları da var. İşte o az çalınanlardan birisi ve benim çok sevdiğim şarkılarının birincisi .


Dağ başında rastladım aksakallı birisine
bin yıllık bir halıya bin yıldan beri
bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi
sordum ona "aşk ne ustam hayatın sırrı ne,
tepeden tırnağa aşığım ben
ve koskoca bir hayat var önümde?"

sevda kuşun kanadında
ürkütürsen tutamazsın
ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
hayat sırrının suyunu
çeşmelerden bulamazsın
ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın...


Cem Karaca / Sevda kuşun kanadında   dinlemek için TIK

Aslında tek bir şarkısını paylaşayım dedim ama bende yeri ayrı olan bu şarkıyı da es geçemedim. Affola.

Bekle beni, bekle beni
Bekle beni geleceğim
Bütün gücünle bekle
Karlar tozarken bekle
Ortalık ağarırken
Kimseler beklemezken
Soluk sıkıntılarla ağırlaşan yağmurlar içinde


Tek bir haber bile çıkmasa uzaklardan
Saçına dağılsa bekleyişin
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni
Bekle yine, bekle, bekle beni


Bekle beni, bekle beni
Bekle beni geleceğim


Cem Karaca / Bekle beni dinlemek için TIK



Ve Cem Karaca adına düzenlenmiş bir site var. Fotoğrafı oradan aldım. Sitede şarkı sözleri, biyografisi, albümleri gibi bir çok detaya yer verilmiş. Ana sayfada ise fonda Karaca'nın şarkıları çalıyor. Ziyaret etmek , Cem Karaca şarkıları dinlemek isterseniz BURADA

Ve son olarak diyorum ki; sevda kuşun kanadında ürkütürsen tutamazsın ama yine de ,tek bir haber çıkmasa bile uzaklardan bekle beni geleceğim... Bütün gücünle bekle...

Salı, Şubat 07, 2012

Çay saati

tık


Çok sevdiğim bir eser dinletmek istedim size bu çay saatinde. Bilgin Canaz' a ait, Meleklerin Hüznü. Melekler hep sizinle olsun....  iyi dinlemeler

Sevgililer günü

Yine bir sevgililer gününe çok az bir zaman kaldı. Hazırlıklar tamamlanmak üzeredir büyük ihtimal. Bu günü kim icat  etmiş biliyor musunuz ? Kökeni Roma Katolik kilisesine dayanıyormuş. Aziz Valentine günü  olarak da geçiyor (St. Valentine's Day ) . Valentine adında bir din adamının adına ilan edilen  bir bayram  günü olarak ortaya çıkmış. Sonra türlü şekiller alarak, çağlar boyunca değişerek bugünkü duruma gelmiş. Nereden nereye. Tüm bu evreleri okumak isterseniz TIK
Tüketim toplumu olarak bir çok şeyin suyunu çıkardığımız gibi, bu günlerinde suyunu çıkarıyoruz bana göre. Bir de anlamadığım, kendi bayramlarımıza göstermediğimiz özeni, yabancıların bayramlarına gösteriyoruz. Neyse, olmuş olan :)
Bana göre, sevgi öyle tek bir günde, hediye alıp birbirini mutlu etmeye çalışmaktan ibaret değil. Bana göre her gün sevgililer günü olmalı mesela. Sevgilim bana her gün  hediye almalı. Hatta her gün dışarıda yemek yemeliyiz. Her gün elinde çiçeği ile gelmeli. Her gün güzel sözler söylemeli, her gün beni en az bir önceki gün kadar sevmeli ve bunu bana hissettirebilmeli. Yoo , başka isteğim yok. Bu kadar yeter. Tabii ki şaka tüm bu sözlerim.

Sevgililer günü yaklaştığına göre  ne yapılmalı , sevgili nasıl mutlu edilmeli. Ufak bir araştırma yaptım neler yapılıyormuş diye.  Bakalım neler yapmak gerekiyormuş. İşte bir kaç sevgililer günü önerisi.

*Sevgilinizi  şımartın.
Peki ama 15 Şubat günü ve sonrasında hayal kırıklığına uğramaz mı o sevgili.
*Mum ışığında romantik bir yemek yiyin
İlk sevgililer günü için denenebilir belki. Ama yıllar geçmişse aradan, o yemeğin ; yesek de bir an önce eve gidip ayakları bi uzatsak modunda olacağından kuşkum yok. :)
*Gazeteye ilan verin
Sevgililer gününde gazetelerde aşk ilanları yayınlanıyor. Beni sevdiğini gazeteden okuyunca daha mı iyi anlayacağım ki.?
*Romantik her fırsatı kendinize çevirin. Kar  yağıyorsa sıcak salep yada kakao eşliğinde izleyin, yağmur yağıyorsa çıkıp el ele yürüyün, onun gözlerinin içine bakarak sevdiğinizi söyleyin. 
Bana kalırsa bunları bir gün değil, her gün yapın.

Bir sürü web sayfası dolaştım,  liste bu ve benzeri , bilinen bir sürü öneri ile uzayıp gidiyor. Psikologlar ,bu özel günde eş yada sevgiliden ekstra romantik şeyler beklendiği için, bu günün ilişkide krize bile yol açabileceğini söylüyorlar. Pek çok evlilik yada ayrılık kararı bu günde veriliyormuş. Aman dikkat , beklentilerinizi kontrol edin. Bildiğim bir şey  var ki, genel olarak erkekler bu tip günlerden pek haz etmiyorlar. Ama yine de bir şekilde bu günü geçiştirmeyi beceriyorlar. Bu üstün çabalarından dolayı tebrik etmek lazım. Kadınlar için bu işler daha kolay. Kadın doğası gereği , her zaman daha romantik, daha duygusal . O yüzden de bu tür günler bir çok kadın için külfet değil zevk gibime geliyor. Yanılıyorsam söyleyin.

Benim , kadınlara sevgililer günü için önerime gelince. Evi bir güzel temizleyin, onun sevdiği yemeklerden yapın, güzel bir sofra hazırlayın. Misler gibi , temiz pak ve ucuza hazırlanmış yemeğinizi yiyin. Sonra salona geçin. Sonrada kumandayı erkeğinize vermek şartı ile, kanepeye yerleşin birer bira açın,  bağıra çağıra birlikte maç izleyin. Sevgiliniz yada eşiniz maç izlemeyi sevmiyorsa, kumandayı yine ona verin , yine bira açın ama bu kez sessiz olun, sessizce yanında oturun . Onu kumandası ile baş başa bırakın. Eminim çok mutlu olacaktır. Bana dua edeceğinize garanti veririm :))

Erkeklere bir öneride bulunamayacağım . Çünkü bana göre , sevgililer günü çok da önemli bir gün değil. Ama bayan okuyucu arkadaşlarım neler istedikleri hakkında yorumda bulunurlarsa, erkek okurlarda belki bundan istifade edebilirler.
Ve çok sevdiğim 1 kadın 1 erkek videosu ile sizi baş başa bırakıyorum. Umarım dilediğiniz gibi bir sevgililer günü geçirirsiniz. Dahası dileğim, ömür boyu sevilmeniz.



Pazartesi, Şubat 06, 2012

Karaladım

Aldım elime rapido kalemi, karaladım rastgele. Geliştirmek istediğim tipler. Umarım o da olur.



İyi hayat

 Dün gece yarısı, eski bir kitabımı ararken bir başka eski kitabımla göz göze geldim. Çok severek okuduğum bir kişisel gelişim kitabı. Bazı zamanlar diplerde oluyorum ya, hani ruh hallerimi yayınlıyorum kasvetli kasvetli, işte o zamanlar sevdiğim bir iki kişisel gelişim kitabım imdada yetişiyor. "İyi hayat " onlar içinde en iyilerinden biri. Tabii bu kitabı okumak için ille de diplerde olmanıza gerek yok. Kişisel zenginliğinize, zenginlik katmanın zevkini yaşamak da süper. Kitabı uzun süredir unutmuşum. Ta ki dün gece elime geçene kadar. Görünce mutlu oldum birden. Bu tanıtımı yazmayı bitirince okumaya başlayacağım yeniden.
Kitabın yazarı Alex Rovira. Yıllar önce , televizyonda bir programda önermişlerdi bu kitabı.  Almıştım. Kitabı aldıktan sonra, ben de çevremde bulunan eş, dost, arkadaş, eleman kim varsa herkese önermiş, hatta bununla da kalmayıp bir çok arkadaşıma kitabı hediye etmiştim. İlk olarak kendime aldığım kitabı hediye ettim, "ben kendime yenisini alırım" diyerek. Aldım da. Onu da aynı sözlerle hediye ettim sonra. Tekrar aldım , yine aynı şekilde hediye ettim. Bu iş  epeyce uzayınca , bunda bir hikmet var dedim. Hediye etmeyi bıraktım. Yoksa sonu gelmeyecekti sanırım.
Kitabın ana teması , sizi uyandırmak. Bildiğiniz şeyleri, siz de olan şeyleri görmenizi sağlamak. Mesela cesaret gibi. Hatta bununla ilgili çok güzel bir de hikayecik var kitapta. Ama anlatmayı çok sevmiyorum. Çünkü bilmeden o hikaye ile karşılaşmak daha zevkli. Kuşla ilgili bir hikaye. Kitabın kapağında da, üzerinde kuşlar olan bir ağaç var. Çok güzel. O bile insana huzur vermeye yetiyor. Bazı kitapların kapağı çok güzel oluyor. İnsanın, içinde ne var bilmeden alası geliyor. Bu da öyle. Bakın ne kadar hoş kapağı. Adına ve kapağa bakınca , hayatın iyi olduğuna inanıyorsunuz zaten.


kaynak

Kitap oldukça ince fakat içinde çok şey barındırıyor. Bazı sözler, yüzlerce sayfaya bedel. 
"Abarttın" dediniz, duydum :)) 
Kitaplarımı çok güzel okurum.  Hiç eskitmeden. İyi hayat da, şu an matbaadan çıkmış gibi duruyor elimde. Altını da  pek çizmem cümlelerin ama bu kitapta bir sürü altı çizili cümle var. İşte onlardan biri.

"Ve gerçek şu ki, eğer hiç durmadan ve açgözlülükle mutluluğu arıyorsak, mutlu olmamız gerçekten zordur."

Bu gerçekten iyi bir kitap alın okuyun derim. 
Hemen edinmek isterseniz TIKLAYINIZ

Size bu kitabı tanıtmak isteyince nette bir tarama yaptım. O esnada güzel bir web sitesi ile karşılaştım. birazoku.com bu sitenin adı. Buradan , almak istediğiniz kitabı inceleyebiliyor, arka kapak yazısını okuyabiliyor ve onunla da kalmayıp, kitabın ilk bir kaç sayfasını da okuyabiliyorsunuz. Ben sevdim. 
Bakmak isterseniz "İyi hayat" la ilgili bilgilerinde olduğu sayfa ve site BURADA

Hepinize iyi hayatlar.

Pazar, Şubat 05, 2012

Pazar şarkısı

Bugünkü şarkımız Emir Kustrica'nın  Çingeneler zamanı filminden. Goran Bregoviç'e ait bir şarkı. Talijanska. Anlamı İtalyan demek  olan bu mükemmel şarkı filmin müziklerinden sadece biri. Bir diğer sevdiğim ise Ederlezi. Onu da bir başka pazar paylaşalım .
Talijanska beni çok eskilere götürüyor. Babamın akordeonu vardı. Krem rengi, sedefli. Ağırdır akordeon. Çocuk olarak onu taşımak , körüğünü çalıştırmak ne mümkün. Yere koyar önce körüğü çeker, açabildiğim kadar açar, sonra da körükteki hava bitene kadar tuşlara basardım. Biraz daha büyüdüm, dizime alabiliyordum. Öyle öyle çalıyordum. Çalmak derken, rastgele basıyordum klavyenin tuşlarına. Her tür müzik aletinde "daha dün annemizin kollarında yaşarken" melodisini çalabiliyorum . İşte çalabildiğim yegane müzik oydu o zamanda. Sonra akordeonumuz kuzenime gitti. Gidiş o gidiş.
Şimdi kahve zamanı. Kahve ile birlikte Talijanska tabii ki ve anılara yolculuk.

Müzik ruhun gıdasıdır TIKLAYINIZ

Pazar neşesi




Temel Dallas'daki kuzeni Dursun'u görmeye gitmiş. Dursun, Temel'i hava alanında karşılamış. Beraberce dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış 10 metre boyunda bir limuzin! "Uyyy, amma da büyük bu,da!"
Dursun hafifçe gülmüş. "Temelim burası Amerika! Burada herbirsey büyük!"
Yola çıkmıslar, Dursun'un çiftliğinin kapısından içeri girmişler. Git git bir türlü eve varmıyorlar. 
Temel şaşkınlık içinde: "Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!"
Dursun gene hafifçe gülmüş. "Temelim burası Amerika! Burada herbirsey büyük!"
Neyse, aksam olmuş, yemek salonuna geçmişler. Salonun ortasında kocaman bir masa. Bir ucunda Temel bir ucunda Dursun. Temel Dursun'u taa uzaktan zor seçiyor. 
"Uyy!" diye baaarmis. "amma büyük masa, da!"
Dursun'un sesi gelmiş "Temelim burasi Amerika! Bura da herbirsey büyük!"
Yemekten sonra Temel'in tuvalete gitmesi gerekmiş.
 Dursun:"Temelim, alt kata in, soldan üçüncü kapi" diye tarif etmis. 
Temel alt kata inmis ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun olduğu yermiş. Her yer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış:
"Sifonu çekmeyiiin!!Sifonu çekmeyiiin!"





Pazar videosu

Hepinize güzel pazarlar diliyorum. Güne güzel başlamanız için seçtim bu videoyu. Umarım tüm gün mutlu ve huzurlu geçer hepimiz için.  Önce videoyu izleyin, sonra da yanınızdaki sevdiklerinize şöyle sıkıca bir sarılın, "Seni seviyorum" diyin. Ben öyle yaptım. :)

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

Pazar fotosu


Cumartesi, Şubat 04, 2012

Penceremin çiçekleri

Çiçeksever biri olarak çok zaman hızımı alamıyor evi çiçekle dolduruyorum. Minnacık odama bile sıraladım saksıları. Kaktüs ise  fena bir hastalık, sakın ola ki bulaşmayın. Sürekli almaya başlıyorsunuz. Benden söylemesi. Bu üçlüyü geçen yıl Bauhause dan almıştım. Şimdi tekrar gidip bakmaya inanın korkuyorum. Elimde bir kaç saksı ile dönme ihtimalim fazla çünkü. Almak bir şey değil de , yer sorunu. Sağdaki tüylü olana bayılıyorum. Her sabah selamlaşıp konuşuyoruz. Tüylerin arasından bana göz kırpıyor çok zaman. :)
Bu pembe fıstık ise bir bayram günü bana hediye edildi. Hoş bir anısı var. Bir yakınıma bayram ziyaretine gidecektim.  Habersiz gitmiştim, evde yoktu. Aradım , alışverişteydim eve dönüyorum otoparkta  bekle dedi. Bir süre sonra geldi. Bagajı açtık, içinde bir sürü menekşe. Ne yapacaksın bunları dedim. Ziyarete gittiğim yerlere götürüyorum, seç birini al hemen dedi. Ne kadar güzel bir hediye ve ne kadar güzel bir düşünce. Bu pembe kız o gün benim oldu işte. Adını Güler koydum. Bunu veren yakınımın adı. Bir de Ayşegül'üm var. Onuda bir başka zaman tanıştırırım.  
Bu pembişin saksısını ben yaptım. Yani üzerindeki deseni. Bir başka zaman nasıl yaptığımı anlatırım size. Sevgi çiçekleriniz hiç solmasın.



Yaşama kuş bakışı bakmak

Bugün sizinle çok sevdiğim bir videoyu paylaşmak istiyorum. Her izlediğimde tüylerim diken diken oluyor benim. Neden bu kadar etkileyici geliyor derseniz. Her seferinde Allah'ın yüceliğini, varlığını bir kez daha her bir zerremde hissediyorum. Çok zaman düşünürüm , dünyaya kuşbaşı baksak acaba nasıl görünür, herkes bir telaşta, kimi oraya gidiyor kimi buraya. Bırakın dünyayı , pencerenizden sokağı izleyin bir süre , herkes farklı , herkes ayrı bir telaş da, ayrı düşüncede, ayrı hislerde, ayrı boylarda ... vs vs uzar gider. Yüce rabbim hepsini nasıl bir düzenle yaratmış. İşte bu videoda bir nevi dünyaya kuşbakışı bakıyorsunuz. İzleyin bakalım sizde nasıl bir duygu uyandıracak.

İlk link kısa bir özet sunuyor size. Eğer ki , çok beğendim daha uzun belgesel tadında  izlemek istiyorum diyorsanız ikinci linkle devam edebilirsiniz. İyi seyirler.
İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ


DETAYLI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Cuma, Şubat 03, 2012

Kandil simidi

Sabah kandil dolayısı ile simit yapmaya karar verdim. İlk kez yapacağım için elimde tarif yoktu. Biraz araştırdım. Çok yerde bu tarifi gördüm. Demek ki  iyi bir tarif diye yola çıktım. Başladım yapmaya. Neticede başarılı da oldum. Gerçekten güzel bir tarifmiş. Komşularıma götürdüm.Çaldım kapılarını, "kandiliniz mübarek olsun komşum, dua ederken  beni de unutmayın" dedim. Büyük ihtimalle duayıda kaptım. Sonra geldim eve pişmiş hali ile de bir kaç poz fotoğraf çektim. Yemek tarifleri beni aşar. Onu yemek bloğu düzenleyen arkadaşlarım çok güzel yapıyorlar , ellerine sağlık. Ama ben bunu, günün anlam ve önemine binaen paylaşmak istedim.

Malzemeler şöyle :

1 paket kabartma tozu
Yarım su bardağı yoğurt
100 gram margarin
2 yemek kaşığı sirke
2 yumurtanın sarısı, aklarını saklayın üzeri için gerekli
1.5 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
2 tatlı kaşığı mahlep
1 çay bardağı zeytinyağı
Aldığı kadar un

Üzerine sürmek içinde :
Yumurta akı
Susam







Yapılışına gelince ,yumurta akı ve susam hariç diğer  malzemeleri derince bir kaba alıyoruz. Yavaş yavaş un ilave ederek yumuşak bir hamur elde ediyoruz. İstediğimiz büyüklükte halkalar yapıp, önce yumurta akına sonra susama batırıp, hafif yağlanmış tepsiye diziyoruz. 180 derecede pembiş olana kadar pişiriyoruz.
İsterseniz dışarıda satılanlar  gibi  büyük yapabilirsiniz. Ben bir kaç tane büyük , diğerlerini küçük küçük yaptım. Benim yaptıklarım çok şekilli olmadı , eminim siz daha düzgün ve güzellerini yapacaksınız. Acemi simitçinin simitleri bu  kadar olabiliyor.

                Bu vesile ile , hepinizin kandilini kutluyorum. Dualarımızı rabbim kabul etsin inşallah.


Kırmızı _ Beyaz


                                                     Fotoğraflar : Füsun T. © Her hakkı saklıdır.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...