Pazartesi, Nisan 30, 2012

Turuncu

Enerji ve heyecan verici bir renkmiş turuncu. Bu yazın en moda renklerinden birisi de turuncu. Demek ki çok enerjik bir yaz geçireceğiz. Turuncu rengi sevenler, cesur ve maceracı bir kişiliğe sahip oluyormuş. Bu rengi seven insanlar gülmeyi ve güldürmeyi de seviyorlarmış. Turuncu aynı zamanda dışa dönük olmayı ve güveni temsil ediyormuş. Vücudumuza etkisi de var, iştah açıyor ve yorgunluğu gideriyormuş. Doğum sırasında anne turuncu giyerse , süt üretimini artırıcı etki yapıyormuş. Dekorasyonda kullanırken dikkat edilmeli, çünkü çok fazla kullanımı sinir sistemini olumsuz etkiliyormuş ve iştahı artıyormuş. Fakat normal kullanımda depresyona çok iyi geldiğide söyleniyor. Çünkü hayatı daha mutlu algılamayı sağlıyormuş. Yorgun olduğunuzda, yorganın altından çıkmak istemediğiniz günlerde turuncu giymeniz şiddetle tavsiye ediliyor. Verdiği enerji sayesinde kendinizi çok rahatlamış hissedeceksiniz. Cinsellik duygularını da harekete geçiriyormuş turuncu. Marketlerde turuncu renk ambalajlı ürünler, daha ucuz algılanabiliyormuş ve cazibeyi artırıyormuş. Pankreas, böbrek, dalak hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve mide ülserine karşı faydalıymış. Romatizma şikayetlerini azaltmaya yardımcı oluyormuş.
Ben turuncuyu çok fazla sevmem.  Ama portakal ve mandalinayı severim. Turuncu renkli meyve yemekte aynı etkileri gösterir mi acaba ?

Pazar, Nisan 29, 2012

Pazar şarkısı

Bugünlerde fikrim firarda. Bahar. İçim sürekli bastırılan bir coşku ile dolu. Her camdan bakışta şükrediyorum görebildiğim güzelliklere. Renkler muhteşem. Kuşlar, insanlar ,börtü böcek ,hepsinde bir telaş.


 Her bir çiçeğe, her bir böceğe daha bir farklı bakıyorum. Dikkatlice izliyorum doğadaki o tatlı yenilenmeyi. Dil dursa tende can durmuyor. Atasım var kendimi yeşillerin içine. Yazsam olmuyor, yeterince ifade edemiyorum içimdekileri, yazmasam olmaz. Şikayetim var. Var da, kime ne diyeyim hakim bey. Gönlümün taştığını, kime nasıl anlatayım. Bırakıp gidememek var  işin içinde, yasaklarım var. Ama fikrim fena halde firarda, tutamıyorum. Kaçıp kaçıp dağlara gidiyor, ovalara gidiyor, dereler, göller geçiyor. Kır çiçekleri topluyor. Kuzuları seviyor. Hoplayıp zıplıyorum yeşillerde.Sonunda yoruluyor ve duruluyorum. Ve bir şarkı fısıldıyorum kulağına,gün batarken.







Cumartesi, Nisan 28, 2012

Vapur

Uzun süredir aklım  fikrim, vapur ve İstanbul ikilisinin resmini yapmaktaydı. Yağlıboya çalışmak istiyordum. Bir türlü beğenemedim. Onu mu yapsam, bunu mu yapsam derken, hiç aklımda olmayanı yaptım. Lavi çalıştım. Çok büyük zevkle çalıştım, bitirdim ve ikincisine başladım. Onlar erdi muradına misali , bende erdim muradıma. Tabii ki güzel hocamın yardımları ile. 


Cuma, Nisan 27, 2012

Neşeli günler

Bugün kurs günüm. Birazdan yola koyulacağım. Gitmeden size neşeli bir gün dilemek istedim. Keyfiniz bol olsun. Yüzünüzden tebessüm , kalbinizden sevgi eksik olmasın. Bu vesile ile Cuma'nız da mübarek olsun. Rabbim hastalara şifa versin. Dua ediniz. Sevgiler.

Bu yaramazlar çok tatlı, izlemek için TIKTIK

Çarşamba, Nisan 25, 2012

Güzel bir günden kalanlar

Pazartesi gün havanın güzel olmasından faydalanarak bahçenin yolunu tuttuk. Kendimizi çayır çimene attık sonunda. Keyifli bir gün oldu. Bayramın coşkusu bize de yansıdı ve  23 Nisan çocuk bayramını biz de  hoplaya zıplaya kutladık. Yaşça en büyük ben olduğum için zıplamakta bir hayli zorlansamda sonunda ayaklarımı yerden kesmeyi başardım.


Bahçe baharın güzelliklerini bize sunmaya başlamış. Çiçekler birer birer açıyor artık. Ağaçlarda sonunda çiçeklerini  açmış. Ankara'nın soğuk havasından dolayı anca açabildi zavallılar. Girişte bizi bu güzel laleler karşıladı. Yeğenim Hollanda'dan getirmişti soğanlarını. Her sene açarak bizi şenlendiriyor. Lale hakkında bir kaç bilgi paylaşalım bu arada.
İlk kim tarafından yetiştirildiği ve anavatanı hakkında sık sık farklı şeyler söylenen zambakgillerden olan bir çiçek Lale. Bir sap üzerinde bir adet çiçek  açar. Değişik renkleri vardır. Lale'nin Türkler tarafından Orta Asya'dan getirildiği söylenir.  Bir rivayete göre anavatanı Kazakistandır. Bir başka rivayet Konya'da yetiştiği hakkında. Hollanda ise lale bizimdir diyor. Selçuklular laleyi çinilerde, halılarda, kumaşlarda, mücevherlerde, camilerde bolca kullanmışlar. Demek ki bu figür o zamanlar kullanıldığına göre lale o zaman mevcutmuş. Lale devrinin yaşandığı  yıllarda çıkarılan bir mecmuada lalenin kayıtlı 500, tahmini 2000'e yakın çeşidi olduğu söyleniyor. Mevlana hazretleri ise rubailerinde  laleden söz etmiş.
 “Bir göz ki, bakışı o güle ve lâleye dönmüştür”

 “Can, hep o lâle bahçesinden söz açmaktadır”

 “Ey lâle gel de sen yanağımdan renk al”

Konyalılarda en güzel lalelerin orada yetiştiğini söylüyorlar ve günümüzde lale üretimi yapılan yerlerin başında geliyor Konya.


İstanbul'da ıslah edilmiş laleyi ilk yetiştiren kişi Kanûnî’nin şeyhülislamı Ebussuud Efendi’dir. Avrupaya gidişi ise; ilk lâle soğanını, 1562‘de Alman diplomat Busbecq İstanbul’dan Viyana’ya götürmüştür ve böylece Avrupa'ya  ulaşmıştır. Oralardan Hollanda'ya ulaşmış ve  büyük rağbet görmüştür. Bir lale soğanı bir malikane parasına satılmış, hatta lale borsası ekonomide söz sahibi olmuştur. Biz daima sonradan akıllandığımız için, bir ara laleyi Hollanda'dan almaya başlamıştık. Hollanda kısırlaştırılmış soğanlar verdiği için tekrar üremesi mümkün olmuyordu. Oysa lale çok yıllık  soğanlı bir  bitkidir. Son yıllarda ise İstanbul, bir devre adını vermiş olan bu çiçeğe  tekrar sahip çıkıp üretimine başladı çok şükür.
Keşke tüm mevsim boyunca açabilse ama ne yazık ki kısa bir ömrü var lalenin. Sarısı henüz açmamıştı, açtığında görebilirim umarım.



Japon elmaları da açmış. İyi ki fotoğraf makinam yanımdaydı da onları da fotoğraflayabildim. Pembe rengine bayılıyorum çünkü. "Bahar üstüme gelme ne olur " diyesim geldi çiçeklerine  baktıkça .













İşte böyle, neşeli  bir günden geriye bunlar kaldı. Bir daha ki neşeli güne kadar esen kalın, baharı doya doya yaşayın. İçinizdeki baharlar daimi olsun.

Salı, Nisan 24, 2012

Yankı



little girl
flickr

Küçük bir  kız babası ile ormanda yürüyüş yaparken, ayağı takılıp yere düşüyor. Canının acımasıyla "Ahhh" diye bağırınca ilerideki dağın tepesinden "Ahhh" diye bir ses duyuyor.  Küçük kız, dağın tepesinde başka birinin olduğunu sanıp bu kez de "sen kimsin?" diye bağırıyor. Aldığı yanıt "sen kimsin" oluyor. Küçük kız bu yanıta iyice sinirlenip "sen bir korkaksın, neden saklanıyorsun ?" diye haykırıyor. Dağdan gelen ses "sen bir korkaksın" diye cevap veriyor. Sonunda babasına soruyor .
- Baba , ne oluyor böyle ?"
 "Dinle ve öğren" diyor babası. Bu kez babası dağa doğru "sana hayranım" diye bağırıyor. Gelen cevap "sana hayranım" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "sen muhteşemsin" gelen cevap "sen muhteşemsin"oluyor.  Küçük kız çok şaşırıyor ama, halen ne olduğunu anlayamıyor. Adam, küçük kızına hayatın sırrını anlatmaya başlıyor. "Buna "YANKI" denir. Ama aslında bu "YAŞAM"dır. Yaşam daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman, daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan, insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen de daha sabırlı olmayı öğren. Çünkü yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynadan bir yansımasıdır. Hayat sana ancak, senin ona verdiklerini geri verir, bunu unutma!



Pazartesi, Nisan 23, 2012

Kutlu olsun

                                           Tüm çocukların ve yüreğinde çocuklar yaşatanların bayramı kutlu olsun. 

Pazar, Nisan 22, 2012

Pazar şarkısı

Hızlı bir tüketim içinde olduğumuzdan zaman zaman iyi şeyleri unutabiliyoruz. Ben de fark ettim ki , pazar şarkısı olarak Türk sanat müziğine yer vermeyi unutmuşum. Ne güzeldir oysa öz müziğimiz. Ne güzel sözleri vardır. İçinde ne aşklar, ne zalimler, ne vefasızlar barındırır. İşte bende bugün seçim yaparken bugünkü şarkımız  zalimlere gelsin  istedim. Herkesin bir zalimi olmuştur. Kimi eskide kalmıştır, kimi şu anda mevcuttur ama olmuştur diye düşünüyorum. Zalim "zulmeden " demek bildiğiniz üzere. Zulüm de çeşit çeşit tabii. Hatta en son şekli mobbing adını aldı. Ama aşkta zulüm belkide en acı olanı.

Zalimlere bir çok şarkı yapılmış. "Zalim, oyunu bozan" diyor Yalın şarkısında . Levent Yüksel  "zalim senin Allah'ın  yok mu ?" derken çok içten söylüyor. "Vefasızsın sen, insafsızsın sen, taş kalplisin sen zalim" diyor bir başka şarkı. Arif Sami Toker de zalimlere acem-kürdî makamında bir şarkı bestelemiş. Güftesi de kendisine ait. "Unuttun beni zalim" diyor. Şarkıyı bir çok sanatçımız seslendirmiş. Ben Zeki Müren'den dinlemeyi seviyorum.


                                                  unuttun beni zalim

Bir sevda geldi başıma
Felek su kattı aşıma
Uyku girmiyor gözüme ah
Unuttun beni zalim unuttun beni zalim

Gülüşün ince kıvrak şensin
Bir selam vermeden geçersin
Bilsen beni ne çok üzersin
Seviyorum seviyorum seviyorum seni zalim

Bir gün ümit veriyorsun
Sonra gülüp kaçıyorsun
Sen beni öldürüyorsun ah
Unuttun beni zalim unuttun beni zalim

Gülüşün ince kıvrak şensin
Bir selam vermeden geçersin
Bilsen beni ne çok üzersin
Seviyorum seviyorum seviyorum seni zalim...

Beste: Arif Sâmi Toker
Güfte: Arif Sâmi Toker
Makam: Acem Kürdî
Usûl: Düyek

Unutulmaması gereken bir dip not* ekleyerek , hepinize; bol kahkahalı, mutlu, sevdikleriniz ve sevenlerinizle güzel bir pazar günü diliyorum.

*Zalimin zulmü varsa sevenin Allah'ı var.

Cumartesi, Nisan 21, 2012

Neşeli günler

Zamanında Padişahın biri;
 - Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim! demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
 - Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.
 - Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..
 - Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!.. - Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..
kaynak

 - Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!
 - Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.
 Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
 - Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!

Pazartesi, Nisan 16, 2012

Ödüllendim

Tatlı Cuma  blogundan sevgili Lila beni ödüllendirmiş. Bir kez daha çok teşekkür ediyorum kendisine. Beni mutlu etti. Ödülümü bir hafta köşedeki rafa koysam nasıl olur acaba . Şımarırım ben böyle zamanlarda valla. İşte ödülüm.


                                              Bende bu ödülü ilknur--akpinar' a veriyorum.

İtiraf

Sakla sakla nereye kadar dimi ? Bir gün gelecek yakalanacağım. En iyisi kendim itiraf edeyim dedim. Benim  çocukluğumda çeşit olarak çok fazla oyuncak yoktu. Yani şimdikilerle kıyaslanacak bir rakam değildi. Genellikle sokakta oynardık zaten. Sokaklar çocuk sesleri ile şenlenirdi. Şimdi sokaklarda o yıllardaki kadar çocuk yok, ne yazık !. Çocuklar eve kapandı. Bir sürü sokak oyunumuz vardı bizim. Çelik çomak, saklambaç, lastik, ip atlama, evcilik ilk aklıma geliverenler. ( Tam burada, okuyanlar çocukluklarına gidip, oynadıkları oyunları hatırlarlar, hatta yorum yazarak akıllarına gelen oyunları bana bildirirler ) Çocukluğumun aklıma hemen gelebilen en güzel görüntüsü ise, evimizin arka bahçesinde  bir koltuğun kaplayacağı yer kadar bir alanda çim vardı. Arkadaşlarla orada piknik yapardık. O yeşillik bizim gönlümüzde hektarlar, dekarlarca bir alandı. O pikniklerin olmazsa olmazı ise, üzerine sana yağı  ve reçel sürülmüş bir dilim ekmekti. Ben hala severim o lezzeti. Belki de  hala, o çocukluğumun lezzetidir de ondan severim . Pikniğe giderken yiyeceklerin yanında birde kağıt bebeklerimizi götürürdük bazen. Kağıt bebek ne diyenler olabilir aranızda. O yıllarda bir kitapçık satılırdı. Kitapçığın arkasında  bir bebek olurdu kartondan. Kitapçığın içinde de onun giysileri.

paperdolls004
Flickr

O giysileri kesip kitapçıktan çıkartır, sonrada bu görmüş olduğunuz bebeklere giydirirdik. Çok severdim ben bu işlemi. Tabii maddi olanaklar kısıtlı olduğu için , öyle çok fazla çeşit alamazdım ben. O yüzden de bulduğum desenli kağıtların üzerine elimdeki elbiseleri koyar, kenarlarından kalemle çizer ve keser, yeni desenli elbiseler yapmaya çalışırdım. Bazen de boya kalemleri ile boyardım.

paperdolls011
Flickr
Bir zaman önce,nette dolaşırken bu bebeklerin internet ortamına taşındığını gördüm. İşte itirafta burada başlıyor. Siteyi açıp , onlarca bebeği ve giysiyi görünce, büyümediğimi bir kez daha fark ettim. Evet itiraf ediyorum, OYNADIM. Hem de büyük bir zevkle oynadım. Muhteşem elbiseler ve bebekler var . Sık kullanılanlara kaydetmiştim. Arada temizlik yapıyorum. Otu, çöpü sık kullanılana kaydedince birikiyor tabii. Az önce  o temizlik sırasında site ile tekrar karşılaşınca, çocuğu olan arkadaşlar belki istifade ederler,bilenler bilmeyenlere aktarır diye bu post'u hazırlamaya karar verdim. Bebek giydirme dışında da cazip bir sürü oyun var. Çocuklarının seveceğini düşünüyorum. Tabii siteyi açınca, bir iki bebek giydirdim. Yalan yok. Belki siz de benim yaptığımı yaparsınız , kim bilir ...
Hepinize iyi eğlenceler.

Pazar, Nisan 15, 2012

Pazar şarkısı

kaynak
Bugün, Chris Rea dinleyelim. 1951 yılında İngiltere'de doğmuş. Şarkıcı, söz yazarı ve iyi bir gitarist. Kendine has, etkileyici, boğuk bir sese sahip. Blues tarzı sesi ve rock tarzı gitar çalışı  ile , iki farklı müziği sentezlemiş sanki.
Cehennem yolu "Road to hell " adlı parçası single olarak piyasaya sürülünce İngiltere'de top 10 da yerini almış ve ünlenmesini sağlamış. Ben de ilk bu şarkısını dinledim ve çok hoşuma gitti. Blues sevdiğim için sesini de çok sevdim. Diğer şarkılarını merak ettim, onları da dinledim . Çok sevince de size üç şarkısını seçtim bugün için. İlk şarkı Road to hell evet gerçekten güzel. Güzel ama ben Blue cafe'yi sanki daha çok sevdim gibi. İlkini dinleyin beğenirseniz ikinciyi de dinleyin.
Chris Rea / Road to hell
Chris Rea / Blue Cafe

Bu ikisini dinlediyseniz ve diyorsanız ki, pazar günü şöyle beni sakinleştirecek, huzur verecek bir şeyler olsa idi.Yine Chris Rea dinleyeceğiz ve uçacağız. Gerçekten kendinizi uçuyor gibi hissedeceksiniz.  Muhteşem bir video klibi var. Üçüncü şarkının adı Nothing to fear. İlk üç dakika gitarını konuşturmuş, üç dakika sonra ise  sesini. Var mısınız uçmaya ? Evet miiii ? O zaman TIK..
Hayır mıııı ? O zaman hepinize güzel keyifli , gönlünüzce bir pazar diliyorum.

Cumartesi, Nisan 14, 2012

Hayal bu ya


                                                                              pinterest
Kaynak pinterest

Eviniz temiz mi ?

Biz kadınlar evlerimiz ne kadar temiz de olsa, ani bir misafir geldiğinde genellikle " ay kusura bakma evi toparlayamadım bugün " deriz. Gelen kişi sanki evi teftişe gelmiştir. İşte şimdi sizi bir sayfaya yönlendireceğim. Burada yaşayan kadın da ziyarete gelen kişiye aynı şeyi söylemiş.
Hadi işi gücü, temizliği bir kenara bırakın, alın çoluğu çombağı atın kendinizi dışarı, eviniz temiz merak etmeyin.
                                                           tık tık
Foto: Füsun T.


Cuma, Nisan 13, 2012

Güzel bir gün



                       Güne neşeli bir şekilde başlayalım  istedim. Link açılınca şapkaya tıklayınız tık tık 

Perşembe, Nisan 12, 2012

"AYŞEN ILGIN": "Bir Kitap Al, Bir Kitap Bırak"

"AYŞEN ILGIN": "Bir Kitap Al, Bir Kitap Bırak": Notos dergisinin Nisan Mayıs sayısında Duygu Bayar Ekren'in bir haberine rastladım ve sizinle paylaşmadan edemedim. Fotoğraftaki şirin m...

Bir Pazar günüydü

Pazar günlerini çok sevmem. Baktım bu pazarda evde vakit zor geçecek. Bari bahçeye gideyim dedim. Düştüm yollara. İki hafta kadar önce gittiğimde, gördüğünüz çam ağacı şarkı söylüyordu. Nasıl mı ? Fotoğrafta görmüş olduğunuz kozalaklar kapalı halde idi ve yavaş yavaş açılıyordu. Açılırken de çıt , çıt ,çıt ses çıkarıyorlardı. Uzun süre durup dinlemiştim. Bu hafta baktım, bütün kozalaklar tamamen açılmış . Çok güzel olmuşlar. Kocaman kocaman. Değerlendirmek lazım bu kozalakları. Araştırayım bakalım neler yapılabiliyor. Fikriniz varsa bildirirseniz mutlu olurum.
Güneşli ve ılık havayı görünce kendimi kaybettim desem yeridir. Derin derin nefes mi alsam, bitkileri mi dolansam, güneşlensem mi, yoksa bir sade kahve yapıp içsem mi . Kısacası ne yapacağımı şaşırdım. İlk heyecanı ve buldumcuk halleri üzerimden atınca, sırayla hepsini yaptım. Önce bir genel tur yaptım, bitkileri kontrol ettim. Neler canlanmış, neler uyuyor diye. Leylaklar yapraklanmaya başlamış mesela. Açtıklarında koklamak ve güzelliklerini seyredebilmek üzere , bir poz alıp yanından ayrıldım.


Dolaşırken yerdeki çakıl taşlarının arasında, bu  minicik sarı çiçekleri gördüm. Çok minik ama çok güzellerdi. Minikliğini çakıl taşları ile kıyaslarsanız daha iyi anlarsınız. Kendi kendine çıkan kır çiçeklerine bayılıyorum.


Budama makasları çıktı ortaya. Budanacak şeyler var. Fakat günün kahvesini henüz içmemiştim. Sıra kahve faslına geldi. Kahvesiz olmaz tabii ki. İki gündür mide problemi çektiğim için ara verdim kahveye. Onsuz çok canım sıkılıyor ama sabretmek zorundayım. İyi ki pazar gün o keyfi yapmışım.


Şanşlıymışım. Sade kahvemin yanına minik kurabiyeler de buldum. Kurabiye_kahve ikiliside hoş oluyor.
Bir kahve deyişi geldi aklıma.
Ehl_i keyfin keyfini ne tazeler ?
Taze elden , taze pişmiş, taze kahve tazeler.
Bizim taze eller evde olsalarda , taze pişmiş, taze kahve kısmı ile idare ettik durumu. 


 Sıra geldi budamaya. Asmaların budanması gerekiyordu. Sen_ ben kavgasında yenildim. Budama işini elimden aldılar. İyide olmuş. Bir hayli uzun sürdü o iş. Bana, yere düşen dalları toplamak ve fotoğraf çekmek kaldı. 
Bağ bahçe işinden anlayanlar bilirler. Asma budanırken kesilen yerlerden su akmaya başlar. "Asmanın gözyaşı" denir buna. Saçlara iyi geldiği bir rivayettir. Annem öğretmişti küçükken. O damlayan asma suyunun altına durun , saçınıza düşsün ki, hem gür olsun saçınız hemde çabuk uzasın demişti. O gün bugündür, denk gelirsem eğer yaparım bu işlemi. İşte bir damla , hemen yakalamam lazım. 

Zaman kısalmaya başlamıştı artık. Eve dönmek gerekiyordu. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Bulutlara seslendim. "Eyyyyy, bulutlarrrr" (Burdan sonrasını size söyleyemem, bulutlarla benim aramda )

Minik ördeğime veda ederek bir pazar gününü bu şekilde noktaladım. Eve döndükten sonra ise kendimi toparlamam bir hayli zaman aldı. Çünkü, açık ve temiz hava çarpmıştı beni.


Çarşamba, Nisan 11, 2012

Eskidendi çok eskiden

Bizim evde kullanılan bir kalıp cümle vardır. " İşte öyle Memet ağa " . Nerede , ne zaman kullanılır derseniz; mesela bir şeyler anlatırsınız konu bitince sonuna ekleyebilirsiniz, bir ima da bulunduktan sonra kullanabilirsiniz.  Ya da canınız istediğinde kullanın. Size kalmış bir şey. Bilenleriniz, kullananlarınız vardır eminim. Bu cümlenin nereden çıktığını sorduğumda büyüklerim hikayesi olduğunu söylemişler ve anlatmışlardı. Anadolu insanının pratik zekasına , ince espri gücüne zaten hayran olan ben, bu hikayeyi de  dinlediğimde çok sevmiştim. Hikayesi şöyle imiş.

Memet  ağa karısı ölmüş dul bir adam. Komşusu bir kadında kocasını kaybetmiş. Memet ağa ile de evleri yanyana imiş. Bunun için yolda , kapı önünde sık sık karşılaşıp hal hatır ederlermiş. Memet ağa iyi bir adammış. İkimizde yalnız kaldık can yoldaşı oluruz diye düşünmüş kadıncağız. Düşünmüş  ama bunu Memet ağaya  nasıl anlatsın . İşte burada yurdum insanının pratik zekası devreye girivermiş. Hal hatır faslı bittikten sonra her seferinde şöyle demeye başlamış Memet ağaya.

Hayat böyle işte. Evin evime yakın , bağın bağıma yakın, senin karın öldü, benim kocam öldü , işte öyle Memet ağa !
Ama Memet ağa klasik erkek işte. Düz mantık. Anlamazmış komşunun romantizmini ve ima ettiği şeyi. "Allah sonumuzu hayreylesin " der sohbeti sonlandırırmış.

Konu başlığını "eskidendi çok eskiden " olarak açma sebebim ise Sezen Aksu'nun en çok sevdiğim aynı adlı şarkısı  ile uyandım bu sabah. Size de olur mu bilmem, güne dilinizde bir şarkı ile başlarsınız. Ben de bugüne, dilimde bu muhteşem şarkı ile başladım.

Gününüz güzel olsun. İşte öyle Memet ağa !


Gece ve müzik

Geceniz güzel olsun, şimal yıldızınız hep parlasın.

Şimal Yıldızı / Sezen Aksu

Salı, Nisan 10, 2012

Boyadım

Bu yaramazın resmini yapmak çok zevkliydi. Hele o yüzündeki uyku mahmuru ifadeyi elde edince,kendisini daha bir sevdim. Kuru-sulu boya kalemlerimle yaptım. Hava çok sıcakmış da , kendini böyle sermiş uyumuş, uyanınca da bu hale gelmiş suratı ....


Demiş ki şair


Pazartesi, Nisan 09, 2012

Günün fotoğrafı


Öylesine bir sabah

Dün havanın güzel oluşundan istifade birazcık kendimi dışarılara attım. Soluğu doğru bahçede aldım tabii. Yolda giderken mini menekşe fideleri ile göz göze gelince, arabayı sağa çekip hemen altı tanecik mini menekşeye sahip oluverdim.



Bu sabahta onları saksıları ile buluşturma işlemini gerçekleştirdim. Aslında balkonumda şu anda menekşe var ama bu mini boylarını çok seviyorum. Dayanamadım kısacası. Çünkü, en az iki ay sürekli çiçek açıp balkonumu şenlendirecek başka çiçek yok. Hele bu mini boyları sürekli bıcır bıcır açarlar.

Tam fideleri bulundukları kaptan çıkartıyordum ki, elimde yapışkan bir şey hissettim. Baktım elime bir şey yapışmış, düşmüyorda. Elimden uzaklaştırmak için zavallı hayvanı kavrayınca fark ettim ki , bir salyangoz.
Iykkkk.




E bari o kadar haşır neşir olduk , gel bana bir poz ver dedim. O da bu pozu verdi sağolsun. Kendilerini fide kabının üzerinde dinlenmeye bırakıp ben dikim işlemine devam ettim. Fideler saksı ile buluştu, yıkandı paklandı.

Çok çok güzel renkleri olmasına rağmen , aldığım yerde sadece üç renk vardı ne yazık ki. Sarının güzelliğine bakarmısınız. Çok dikkatli bakarsanız menekşelerin şirin bir  suratları olduğunu görebilirsiniz. Ve o minik suratlar her sabah kahvaltısında bana tebessüm edecekler eminim. 

İşte sonuç ve balkonla buluşma , ve bir sabahın getirdikleri. Hayatı planlamanın anlamsızlığını bununla bir kez daha anladım. Aklımda yada planlarımda bu sabah için böyle bir şey yoktu. Ama böyle oldu. 

Dedikleri doğru galiba, her acı insanı daha da olgunlaştırıyor ve hayata daha farklı gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Bazı üzüntülerin anlamsızlığını daha iyi algılıyorsunuz. Yaşamın şimdiki anda mevcudiyet olduğunu kavramaya başlıyorsunuz.  Belkide bundan sonraki hayatımın en mutlu anı şu an, o yüzden doyasıya değerlendirmek gerek .
Hepinize renkler, sesler ve ışıkla dolu  güzel bir hafta diliyorum. Neşeniz ve sağlığınız daim olsun. 




Pazar, Nisan 08, 2012

Gece turu

kiraz çiçeklerini görmelisiniz muhteşemmm

Pazar şarkısı

kaynak
Antonio Vivaldi. İtalyan barok klasik müzik bestecisi, virtüöz (Kabiliyetli, becerikli,branşında yorumda en üst seviyeye ulaşmış), kemancı ve rahip. Aldığı rahiplik eğitimi dolayısı ile lakabı "kızıl rahip". Konçertolarıyla tanınmış bir besteci. Beşyüzden fazla konçertosu mevcutmuş. Özelliklerinden biri hayli enteresan .Hayalinde  canlandırdığı resimleri müzik haline getirmiş. Hayalin gücü. Ve bu resimlerden yola çıkarak yaptığı en bilinen bestesi ise Four Seasons, yani Dört Mevsim konçertosu. Klasik müzik dinlemeyenlerin bile bildiği bir beste. Dört mevsimin içinden en bilineni ise "La Primevera", İlkbahar. Bu güzel, nadide  eserleri bize hediye eden yetenekli insanları çok seviyorum. Onlar üretmese biz ne dinleyecektik. İyi ki var olmuşlar.

Ve sonunda bizim hayallerimizin baharı da  geldi. Gerçi Ankara'ya henüz tam olarak intikal edemedi ama güneyde, batıda ve marmara da insanlar kendini bahara teslim etmiş görünüyor. Bahar gelince her şey yeniden canlanıyor ve  bu müthiş bir şey. Yeniden doğuşun her adımına şahit oluyor insan. Tomurlar oluşuyor ağaçlarda, yağmurlar yağıyor, kışın koyu rengini yıkıyor ve  yeşillere bırakıyor griler yerini. Sonra; pembeler, lilalar, sarılar, morlar, kırmızılar kuşatıyor evreni. İnsanlarda da değişimler oluyor, umutlar artıyor, neşe artıyor, hareket artıyor, aşk artıyor. Sarılın sevdiklerinize, çıkın doğaya, koklayın, gözleyin, içinize doldurun baharı . Sizi Vivaldi ile başbaşa bırakayım artık.

                                                    vivaldi / four seasons

                             Baharı doya doya yaşayabilmeniz dileği ile , hepinize iyi pazarlar. 

benim baharlarım

                                   

Cumartesi, Nisan 07, 2012

Göbek deyip geçme

Ara sıra sizlerle, kendimi çok marifetli sanarak "marifetli hallerim" adı altında paylaşımlarda bulunuyorum. Gerçi herkesin marifeti kendine dimi ?. Kim, neyi ne kadar yapabiliyorsa marifetlidir dimi ? Boş oturmaktan, hiçbir şeyle ilgilenmemekten iyidir dimi ?. Dün gece gelen bir maille aynen şu sözü söyledim.

 "wayy bee , millette ne marifetler var. "

Bakalım mı ne marifetler varmış ?tık tık

öylesine bir fotoğraf 

Cuma, Nisan 06, 2012

Marifetli hallerim


Bu pazar  Hristiyanların paskalya bayramı. Paskalya , Hristiyanların önem verdikleri bir bayram. İsa peygamberin çarmıha gerildikten sonra 3.ncü günde dirilişi kutlanıyormuş bu bayramda. Hristiyanlar bol bol yumurta boyuyorlar bugünlerde. Yumurta boyamak çok eski  kültürlerde de mevcutmuş. Dünyanın yeniden canlanmasının sembolü olarak kullanılırmış. Daha sonra Hristiyanlar bunu İsa peygamberin diriliş günü kutlamalarına dahil etmişler ve onlarla özdeşleşmiş. Türklerde ise 6 Mayıs Hıdrellez günü yumurtalar soğan kabukları ile kaynatılıp koyu renk verilerek pişirilir ve yumurta tokuşturma yapılır, sonrada afiyetle yenir. Biz de bir kaç kez yapmıştık geçmişte. Demek ki bir şekilde kadim kültürlerden miras kalmış, herkes kendine göre uyarlamış. Akla gelmişken  bu 6 Mayıs'ta bizde yapıp, baharın gelişini kutlayalım. 

Yabancı sitelerin çoğunda rengarenk boyanmış yumurtalar var. İçlerinde çok güzelleri var, insanın hemen yapası geliyor. Onları görünce benimde aklıma bir kaç yıl önce , dekoratif amaçlı yaptığım yumurtalar geldi. Ne paskalyaydı ne de hıdrellezdi bunları yaptığımda. Sıradan bir gündü. Bu mini sepetin içinde bir süre mutfakta süs olarak durdu bu yumurtalar. Şirin de olmuştu. E bari bende paylaşayım yaptıklarımı dedim. Görsün arkadaşlarım ne kadannn marifetli olduğumu dedim .( İçimden dedim bunu, itiraf ediyorum ) 


Nasıl yaptığıma gelince. Yumurtaya minnacık bir delik açıp içini boşaltmış , iyice yıkamış ve üzerine , peçetelerden kestiğim çiçekleri, şeffaf oje ile yapıştırmıştım. Benimki çok basit oldu, ama çok güzel örnekler mevcut. Mügemmell blogdaki kelebek ve kuş çıkartmalı olanlara bayıldım ben. Belki siz de yapmak istersiniz. 
Yumurta demişken , birde böyle çok tatlı birisi var ki, yumurtayla bozmuş kafayı. Buyrun tıklayın .
Fotoları görünce kafayı bozma riski var bilginize .!

Çarşamba, Nisan 04, 2012

Çay saati


Doğa için çal, benimde üyesi olduğum ağaçlar.net adlı sitenin bir projesidir. Çok da  güzel bir sloganları var.
Doğadan çaldığın yeter , doğa için çal. 
Gönüllü sanatçıların çalıp söylediği şarkılar yapıyorlar. Doğa için çal 4.ncü şarkısını da yapmış.  Dinleyelim.

tık tık

Salı, Nisan 03, 2012

Tanrı sizi seviyor, ben sizi seviyorum

kaynak
Jhonny Barnes, 88 yaşında . Bermuda'da yaşıyor. Geçmişte elektrik işlerinde , Bermuda demir yolunda çalışmış ve emekli olmuş. Ama sadece çalıştığı işten emekli. O kendine yeni bir iş bulmuş. Kendi kendinin patronu olmayı seçmiş ve dilediğince yaşayıp işini yapmaya karar vermiş anlaşılan. Çokta ulvi bir işi var, İnsanlara mutluluk dağıtmak gibi. Nasıl mı mutluluk dağıtıyor. ? Yağmur, kar, soğuk ,sıcak demeden haftanın beş günü ve 25 yıldır aralıksız, sokakta insanlara "Tanrı sizi seviyor, ben sizi seviyorum" deyip el sallayarak, öpücük yollayarak  dağıtıyor mutluluğu. Bermuda adasında önceleri yadırganmış olsa da , sonra adanın maskotu ve vazgeçilmezi haline gelmiş. Ve hala yaşıyor olmasına rağmen , ada halkından bazı insanlar, aralarında para toplayıp, her gün görevini yaptığı yere heykelini dikmişler. Yaşayan birilerinin heykelinin dikilmesine pek alışık olunmasa da, o bundan çok hoşnut. "Öldükten sonra olsaydı , ben görmeyecektim ve bu hazzı yaşayamayacaktım, o yüzden bu jesti takdirle karşılıyorum "diye  ifade etmiş duygularını.

Ekteki video da Barnes'la ilgili kısa bir film. Matt Morris tarafından yapılmış. İzlediğinizde Barnes'ı seveceksiniz. Bugün benim için biraz zor bir gün. Anneciğimin sağlığı ile ilgili sıkıntılar var biraz. Ve bugün yapılacak tahlilin sonuçları  önemli. Bu yazıyı okuyan dostlardan dua rica ediyorum. Duygularımla ilgili olarak Barnes'ın sloganı  bana iyi geldi . Tanrı beni seviyor eminim. Ve sonuçlar güzel gelecek inşallah.
Rabbim tüm hastalara şifa versin.




   Tanrı sizi seviyor, ben sizi seviyorum.. Gününüz güzel olsun.

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Karaladım _ Karalamalar


Mana

Saatlerce ağladım arkandan 
Günlerce haykırdım
Yıllarca unutmaya çalıştım
Sonra seni yarattım hayallerimden
Gecenin geç saatlerinde,
Saatlerce ağladın arkamdan
Günlerce haykırdın
Yıllarca unutmaya çalıştın . . .

Füsun T. 14. 03. 1988   24:00


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...