Perşembe, Mayıs 31, 2012

Çay saati




Epeydir çay saati yapmamıştık sizinle. Kürşat Başar / Keşke Burada Olsaydın  adlı bir albüm çıkartmış. Sezen Aksu, Yaşar, Erol Evgin, Yeşim Salkım gibi isimler var albümde. Bakın Doğan Hızlan neler yazmış albümle ilgili .. tıklayıp okuyabilirsiniz


1. Keşke Burada Olsaydın / Kürşat Başar Feat. Ayşen
2. El Gibi / Kürşat Başar Feat. Sezen Aksu
3. Kimse Bilmez / Kürşat Başar Feat. Yaşar
4. Üç Kalp / Kürşat Başar Feat. Yeşim Salkım
5. Sen Benim Şarkılarımsın / Kürşat Başar Feat. İlhan Şeşen
6. Kayboldum (El Cıego) / Kürşat Başar Feat. Levent Yüksel
7. Hep Böyle Kal / Kürşat Başar Feat. Erol Evgin&Zeynep Talu
8. Ben Varım / Kürşat Başar Feat. Berkay Özideş
9. İzmir in Kavakları / Kürşat Başar Feat. İlhan Şeşen&Şenay Lambaoğlu
10. Pera da Zaman / Kürşat Başar Feat. Burçin Büke - Enstrümantal
11. Keşke Burada Olsaydın / Kürşat Başar - Enstrümantal
12. Kayboldum (El Cıego) (Radio Edit) / Kürşat Başar Feat. Levent Yüksel


Kürşat Başar'ın Başucumda Müzik adlı kitabından sonra hayranı olmuştum. Bu albümle onu bir kez daha sevdim.  Dinleyebildiğim şarkıları çok beğendim. Henüz albümü alamadım ama  en kısa zamanda başucumdaki yerini alacak. Ve "başucumda müzik" adlı kitabını yeniden okumak istedim şimdi. 
Sizinle bu çay saatinde Yaşar'la olan çalışmasını paylaşacağım. Saksafon soloda  Kürşat Başar. Bayıldım bayıldım bayıldım. Keyifli bir çay saati dilerim hepinize. 

Gece turu

Bugün okuduğum ve çok beğendiğim bir yazıyı , siz de okuyun istedim.  İşte, aşkta, arkadaşlıkta ve yaşamın her anında gerçek kuyumcuyu bulmanız dileğiyle...tıklayınız

Salı, Mayıs 29, 2012

Dua günü

Sevgili dostlar;
Dün gece bir çok blog'da dolaştım. Ve genel olarak üzücü haberlerle karşılaştım. Demetoloji blogunun annesi çok rahatsız hastanede yatıyor, Hayat cafe ameliyat olacakmış, Pis patria göz kanseri ameliyat oluyor ve daha bir kaç kişi var şu an aklıma gelmedi özür dilerim. Benimde annemin sağlık sorunları var. Bir arkadaşım ameliyat oluyor. Biliyorum tatsız haber bunlar ama ne yazık ki hayatın gerçeği. Gece tüm bunları okuyup üzülünce bugün sizlerle birlikte tüm hastalar için dua etmek istedim. Bugünü dua günü yapmaya karar verdim. Bana iştirak edeceğinizden eminim. Bir yerde okudum ama şimdi ne yazık ki kaynağı tam hatırlamıyorum. Nas süresini Peygamber efendimiz hasta olduğunda yada ağrıyan yerine okurmuş.

Nas Suresi
Kul, euzü birabbin nâs, melikin nâs, ilâhin nâs, min şerril vasvasil hannas, elleziy yuvesvisu fiy sudûrin nâs, minel cinneti ven nâs.
Anlamı - Meali:
De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”

Aynı şekilde Ayet'el Kürsî de şifa için okunabiliyormuş.
Ayet'el Kürsî

Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil ard. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel ard. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.
Anlamı-Meali:
 ALLAH… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.

Ve yine peygamber efendimizin okuduğu şifa duası

Allâhümme Rabbe'n-nâsi ezhib'il-be'se; işfî en- te'ş-şâfî lâ şifâe illâ şifâeke şifâen lâ yuğâdirü sakamen
Manası:
Allah'ım bana vermiş olduğun bu hastalık sana şükür vesilemdir ..Hiçbir kuluna dayanamayacağı yükü yüklemezsin, Bana ve ummeti muhammede de şifalar nasip eyle yarabbim. Amin.

Duaların gücüne inanan biri olarak; kendi hastalarımda dahil olmak üzere, tüm blog arkadaşlarımın, kendilerine ve hastalarına rabbim en kısa zamanda şifa versin inşallah. Dualarımızı kabul eylesin. Amin.


Pazartesi, Mayıs 28, 2012

Orhan Boran ve Yuki

Yakın zamanda Türk sanatının önemli bir çok ustasını kaybettik. Birinin ölümüne üzülürken bir diğeri terk etti bizi.  Ve Orhan Boran'da  gitti . Yerlerini kim doldurabilecek. Hep zoruma giden şudur. Bir insanın değerini öldükten sonra daha çok anlamak. Nedense kaybedince anlıyoruz sevdaların da ,insanların da kıymetini. Ve ne yazık ki kaybedilenler geri gelmiyor.
Orhan Boran Türkiye'de ilklere imza atmış bir isim. Mesela Stand_up'la onun sayesinde tanışmış Türk insanı.Paris'te bir tiyatroda staj yaptığı yıllarda bazı sanatçıların esprili konuşmalar yaparak halkı güldürmesinden ilham almış ve Türkiye'ye döndüğünde bunu kendisi sahneye taşıyarak, bizi stand-up la tanıştırmış. İlk sunucu imiş. Dün televizyonda Halit Kıvanç anlatıyordu" O zamanlar sunucu kelimesi yoktu takdimci denirdi. Orhan Boran'da Türkiye'nin ilk takdimcisidir" diye. Tiyatro oyuncusu idi aynı zamanda. Okuduğu yıllarda para kazanmak için yapmıştı bu işi. Arkadaşları onun için  ,"onun gibi donanımlı bir insan yoktu aramızda ,100 yılda gelmez öyle donanımlı bir insan" demiş. Biyografisi için tıklayınız 

Bazı sanatçılar bir bakmışsınız evinizin bir ferdi olmuşlar. Sızıvermişler gönül kapınızdan içeriye. Orhan Boran da öyle idi. Sanki kapı komşumuzmuş gibi. Mesela Orhan Boran'ın eşi Güler Boran. En ufak bir tanışıklığım olmasa da seviyorum o insanı. Acısını yüreğimde paylaştım. Sanki kapı komşumun eşi Güler  teyzem misali. Nur içinde yatsın Orhan Boran. Bize kattıkları için binlerce kez teşekkürler.
Bize kattıklarından birisi de Yuki idi. Hayali kahraman. İngiltere'de çalıştığı yıllarda bir stüdyo çalışması sırasında bant kaydının hızlı çalınması sonucu çıkan ses İngilizleri güldürünce aklına bunu  not eder ve Türkiye ye döndüğünde, 1959 Nisan'ın da  bir gün İstanbul Radyosundan dinleyicileri ile Yuki'yi tanıştırır. Yuki ile sohbetler etmeye başlar radyoda. Ve 14 yıl bu programla insanları radyo başında tutar. Müthiş bir performans bana göre. Benim yaş grubum Yuki'yi iyi hatırlayacaktır.
Yuki nasıldır diyenlere. İşte Orhan Boran ve YUKİ
Orhan Boran yayını kapatırken şu cümleyle kapatırdı. "Bendeniz Orhan Boran , huzurlarınızdan saygılarımla ayrılıyorum."
Bu sözlerle Orhan Boran'a veda edelim.

Madem ki radyodan söz ettik. Geçenlerde izlediğim iki videoyuda buraya  eklemek istiyorum. Tarih vakfı tarafından düzenlenmiş harika iki video.Türk  Radyosunun geçmişi ile ilgili nefis bir tarih belgeseli. Orhan Boran'da o yıllardaki radyoyu anlatıyor bu videoda. Ben izlerken dedemin radyosu aklıma geldi. Rahmetli haberleri dinlemeye çok meraklı idi. Ajans derlerdi o zaman. Ajans zamanı radyosunu açar, dinler ve hemen kapatırdı." Ajans bitti Halimağa Adı Halim idi  gitti" derdi rahmetli. Çokkk eskilere gittim . Eminim siz de çok güzel günlere geri döneceksiniz bu videoları izleyince. İçiniz ısınacak,sıcacık oalack neler neler hissedeceksiniz. Ben şimdi kendime bir kahve yapıp tekrar izleyip anılarıma geri dönüş yapacağım. İsterseniz birlikte içelim kahveleri bu güzel anılar eşliğinde.

 Radyo dinlemeyi ihmal etmeyin. Bizler dinledikçe güzelleşecektir radyolarımız. Bu konuda içimde söyleyecek bir sürü söz var ama satırlar yetmiyor şimdilik. Belki bir başka sefere dökerim içimi. Hepinize bol radyolu bir hafta diliyorum.

CUMHURİYETİN RADYOLU GÜNLERİ 1

CUMHURİYETİN RADYOLU GÜNLERİ 2

Cumartesi, Mayıs 26, 2012

Seni seviyorum

İnsan bazen sevildiğini daha çok hissetmek ister. Biliriz annemizin-babamızın bizi çok sevdiğini ama söylesin isteriz bazı zamanlar. Ya da eşimizden bekleriz. Bir çiçek alsın gelsin, "seni seviyorum kadınım" desin.  Kimin hoşuna gitmez bu. Eşiniz de sizden bekler bazen unutmayınız bunu.  Ya da oğlunuz-kızınız beklemez mi arada bir "yavrucuğum seni çok seviyorum, benim kıymetlimsin" deyip sarılmanızı.   Anne-babanızda bekler bazı zaman sizden bunu. Konuşma ve dokunma özürlüyüz genel olarak. Öyle yetiştirilmişiz ama değişebiliriz. Sık  kullanmayız "seni seviyorum" sözünü. Sık sık sarılmayız sevdiklerimize. İstisnalar hiç bir zaman kaideyi bozmuyor . İşte o bazı zamanları hepimiz yaşıyoruz bence. Öyle değil mi ? Birleri bize bunu yapsın istiyoruz. Sürprizleri severim ben. İçimdeki çocuk şımarık ve heyecanlıdır birazcık. Düşündüm de,  ben istiyorsam sevildiğimi duymayı o da istiyordur elbette. O yüzden bu minik başucu notunu hazırladım. Bir sabah uyandığında , gözünü açtığında görebilsin diye de başucuna yerleştireceğim.

Fon kartonunu kesip katladım ve üzerine de minicik çiçekler ördüm dantelden. Yapıştırdım pritt ile. Fotoğrafta gördüğünüz gibi oldu. Şimdilik bilgisayarda ekledim yazıyı ama yerine yerleşeceği zaman kendi el yazımla yazıp koyacağım yatağının başucuna. Belki yapmak istersiniz sizde . Sevildiğini duymak isteyenleri bekletmeyin. Hayat kısa, daha çok sevin ve sevilin. Sarılın sıkıca sevdiklerinize ve onlarla çok güzel bir haftasonu geçirin.



Cuma, Mayıs 25, 2012

Hidayet

OTOBÜS ŞOFÖRÜ  HİDAYET

 Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam pederdir. Kapıda bir melek beklemektedir.
 Melek pedere sorar:
- Hiç günahın var mı Peder?
 Peder;
-Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca hep tanrıma dua ettim. Karıma ve çocuklarıma sadık kaldım. İnsanlara ve hayvanlara hep yardım ettim.
Melek;
- Çok iyi, bunları zaten biliyorduk. Al sana cennetin gümüş anahtarı der.
 Ve sonra Hidayet'e döner:
- Senin hiç günahın var mı?
 Hidayet;
-Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım. Tanrıya dua etmedim açıkçası, İnancım da zayıftı ve bir günahım vardı. Çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.
 Melek Hidayet'e döner ve:
- Bunu! da biliyoruz. Çok iyi, al sana cennetin altın anahtarı, der..
 Peder bu olaya çok sinirlenir:
- Ben hayatımı tanrıya adadım siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz, bu haksızlık değil mi?!
 Melek  gülerek:
- Koçum sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu...

Salı, Mayıs 22, 2012

Popular Science

Dergi okumak ayrı bir keyif benim için. Aboneliğim olmasada sıklıkla aldığım dergiler oldu hep bu yaşıma kadar. Bazen aylarca aynı dergiyi aldım, bazen bıraktım farklı dergiler aldım. Ama hep dergim oldu okuyacak. Neler okumadım ki. Ortaokulda  Hey  ve ses dergileri ile başladım dergi okumaya. Sonrasında büyüdüm tabii,  Nokta, sofra, ev bahçe, bazaar, elle, elele, bütün dünya, geo, national geographic, burda,  fotoğraf dergileri ,bilumum dantel dergileri ve  Bilim ve Teknik dergisini takip ettim uzun yıllar. Bir kısmının adı aklıma gelmedi, alınmasınlar sakın :)) Gördüğünüz gibi bir çoğunun web sayfaları mevcut, linklerini verdim ama ben "dergiyi elime alarak okumalıyım" diyen gruptanım. Kokusunu hissetmeliyim. O yüzden ben satın almaya devam edeyim.

Geçen gün yürüyüşe giderken dergi bayiine uğradım değişik bir şeyler varsa alayım diye bakındım. Ve dünyanın en popüler bilim ve teknoloji dergilerinden birisi olan Popular Science 'ın Türkçe baskısının çıktığını gördüm. Yurt dışında yayınlandığını ve çok güzel içeriği olduğunu biliyordum. Takip eden arkadaşlarım anlatırlardı. Hayattaki en büyük eksiğim yabancı dil bilmemek. Pişmanım. Sonunda Türkiye'ye de gelmiş. Hemen aldım tabii ki.
Dergi Amerika da 140 yıldır yayınlanıyormuş. Fiyuwww, çok uzun bir süre değil mi ? Derginin içeriğinde geleceğe yönelik bilimsel öngörüler var, telefondan bilgisayara, ev aletlerinden otomobillere kadar bir çok yenilikçi ürün hakkında bilgi var, görseller var vs vs. Bilim ve teknoloji ağırlıklı bir dergi kısacası. En büyük özelliği ise geleceğe yönelik öngörüleri. Mesela ilk sayısında, dünyadan sonra evrende nasıl yaşayacağız ve oraya nasıl gideceğiz sorusuna ait öngörüleri anlatmış. Bir gün dünyayı onu koruyabilmek için terk edebileceğimizi anlatan  cümle, durumun ne aşamada olduğunu yeterince açıklıyor sanırım . Çok enteresan şeyler var bu konu ile ilgili. Ne zaman olacağı belli değilmiş ama bir gün dünya dışında yaşayanlar dünyadakinden çok olacakmış. Böyle bir  varsayım da mevcut yazıda.

Dergi 140 yıldır yayınlandığı için, bu zaman zarfında öngörülerden bir kısmı da gerçek olmuş. Mesela 1892 yılında ay'da su bulunabileceğini yazmış ve 2009 yılına gelindiğinde ay'da su bulunmuş.
1934 yılında, insanlarda yüz nakli yapılabileceğini yazmış ve 2010 yılında yüz nakli gerçekleşmiş. Buna benzer bir çok öngörüsü var gerçek olan.
Dergide entersan olan bir şeyde var, dergide video izleyebiliyorsunuz. Buda yeni çıkmış bir uygulama sanırım. Bugün aldığım Bazaar dergisinde de gördüm aynı şeyi.
Eve gelir gelmez çabucak bir göz attım dergiye. Detaylı okumamı henüz yapmadım. Zaten çok güzel olduğunu bildiğim için ve göz attığım kadarı ile, tereddütsüz alın diyeceğim bir dergi.

Hepinize bol kitaplı, dergili günler.

Pazartesi, Mayıs 21, 2012

Gece turu

Hafta başındayız. Peki bu hafta neler yapılabilir. Uyumadan önce planlamak isterseniz ....



Ankaralılar için gece turu.
Gece turu için tık tık









İstanbullular için gece turu.
Gece turu için Tık Tık

Sabah kahvesi

Bu sabah erkenden yollara düştüm. Önce semt postanemize uğradım. Hemen hatırlatayım Emlak Vergisi ödeme ayı bu ay. Unutmayınız. Posta çeki hesabı ile emlak vergilerinizi ödeyebilirsiniz, öneririm. Belediyenin ödeme yerlerinde bir hayli kuyruk var zira. Yurdum postaneleri maşallah çok güzel çalışıyor. Benden tam not aldılar.  Ayrıca postanelerin kargo servisinden de çok  memnunum. Hem ucuz hem gayet hızlı. Sırada benden önce 15 kişi olmasına rağmen, seri bir şekilde, üç gişe, işlemleri yaptı ve yaklaşık on dakika içinde sıra bana geldi.  Kendimi uzun süre beklemeye ayarladığım için, işim çabuk bitince pek bir mutlu oldum. Artan zamanı nasıl değerlendireyim derken, kendimi bir Türk kahvesi ile ödüllendirmeye karar verdim. Yakınlarda çok beğendiğim bir pasta evi  var. Coccinella.  Sabah kahvemi orada içtim.


Bir de güzel sunum yaptılar ki , değme keyfime oldu. Coccinella'nın bütün ürünlerine bayılıyorum. O yüzden hazırladım bu post'u. Siz de deneyin ve bayılın diye. Bir kaç yerde şubesi var. Mekan çok şirin. Sıcacık bir atmosferi var. Elemanları da çok güler yüzlü. Benim için tek kötü şey adının Türkçe olmayışı. Bende fena halde takıntı oluştu bu hususta. Neredeyse, protesto etmek için alışverişi keseceğim yabancı isimli mekanlarla. Fakat aç kalma riskim var. Türkçe adlı mekan bulmak çok zor.


Öğlenleri yemek menüleri de var. Yemeklerini denemedim . Ama diğer ürünleri ile aram çok iyi. Hele geçen gün bir limonata içtim. Of of of. Süperdi. Tatlı da değildi. Tam kıvamlı. En çok da bu hoşuma gitti.


Hele biscottileri . Ben çok seviyorum bu biscotti olayını . Ama yerken sınır koyamamaktan şikayetim var. Aslında evde yapması da çok zor değil. Araştırmıştım bir ara. Ama tembelliğimi yenemiyorum. Hazır alıyorum. Sevdiğim ürünlerin fotolarını koymaya başlarsam bitmez. O yüzden diğerlerini pasta evinin web sayfasından  siz inceleyin.



Kahvemi içtim, biscottimi yedim, dergimi okudum. Dergi eski sayı idi yalnız. Dergileri yenilemeleri gerektiğini söylemeyi de ihmal etmedim. Hiç çekinmem bu tür şeylerden. Yararlı olduğuna inanıyorum. Beğenmediklerimizi bildirelim ki düzelsin. Beğendiklerimizi bildirmeyi de ihmal etmeyelim tabii ki. Her ikisini de sık sık yaparım. Aile içinde bu hususta eleştirilere de maruz kalırım. Olsun. Ben de buyum . Biraz arabesk ama, beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen.

Öğleden sonra tekrar yollara düştüm. Bugün dışarılarda işlerim vardı. Normalde ev kuşuyumdur. İşimi halledince biraz da yürüyüş yapayım dedim. Bu sefer başka bir istikamete doğru yürüdüm . Yine yolumun üstünde minik bir park var. Orada banka oturup biraz güneşlendim.



 Bir tek ben vardım parkta. O anda düşündüm. Belediyelerden semtimize park yapmalarını istiyoruz. Ellerinden geldiği kadar yapıyorlar. Peki biz bu parkları ne kadar değerlendiriyoruz ? Neden parklar boş.


Bu parklarda oturup kitabını okuyan, termosundan çay içen , çimlerin üzerine sergisini serip oturan, öğle yemeği molasında dinlenmek için uğrayan kimse neden yok ? Çevremizdeki parkları, yeşil alanları neden yeterince kullanamıyoruz ? Oysa AVM ler dolup taşıyor.


Yeni başladığım kitabımı  parklarda okumaya karar verdim. Çevremde bildiğim beş park var. Sizin çevrenizde oturabileceğiniz kaç park var ? Geçen park yürüyüşümde iki dergi almıştım. Bilim ve Teknik dergisinin konularından biriside Yeşil terapi_ iyileştiren doğa. Sağlık ve doğa arasındaki bağlantıyı ele almış. Hastane bahçelerine artık terapi bahçesi adı altında bahçeler yapılıyormuş. Yeşile bakmak insanı daha çabuk iyileştiriyormuş. Bu terapi bahçelerinin olması gereken bir takım şartları var tabii ki. Her yeşil alan terapi bahçesi olmuyor. Konuyu Bilim Teknik dergisinden okumanızı tavsiye ederim. Dergide hepimizin sık sık kullandığı bitki çayları ve zararları da ele alınmış. İçerken dikkatttt !!! Kanser, karaciğer ve böbrek yetmezliği de dahil bir çok yan etkisi var.
Madem ki yeşilin iyileştirici gücü keşfedilmiş , neden daha çok yeşille iç içe olmayalım. Haydi çevremizdeki parkları dolduralım. Alın konuyu komşuyu , doluşun parklara. parkkolik mi oldum ne ? Hahahaha, sloganımı da attım yani. Amannn ne çok yazmışım. Çenem düştü. Demek ki bir de çok gezen birisi olsam, dıv dıv dıv uzuuun uzunnnn postlar hazırlayacağım. Sürç_i lisan ettimse affola, okumadan yayınlıyorum.

Pazar, Mayıs 20, 2012

Pazar şarkısı

Öncelikle hepinize şahane bir pazar diliyorum. Mutlu, huzurlu ,doğa ile iç içe ve kahkaha dolu bir gün geçirin.

Bir Anadolu kasabasında doğup üç yaşında Ankara'ya geldim. Yazları büyüklerimin yanına, doğduğum yere giderdim. Özgürce, kocaman bahçelerde kuzenlerimle oynardık.
Halalarım, anneannem, babaannem, dedelerim, kuzenlerim bir arada mutlu ve güzel bir aileydik. Anneannem bizi bağa götürmeyi severdi. Sabah ezanından sonra başlardı kıpırdanmaya ve bizi uyandırırdı. Her ne kadar ben sevmesem de yapacak bir şey yok, küçüksün evde kalamazsın. Gidilecek mecburen. Şehir çocuğuyum ya, ottan çöpten pek hoşlanmıyorum. Açıkçası tırsıyorum yılandan, akrepten.  Bağa gidiyorum, kendime bir yer yapıyorum.,fazla ota çöpe bulaşmadan günü geçiştiriyorum. İşte bu sabah bende sabah ezanında uyanınca ,o günlere ait bir anı canlandı gözümde. Bir gün yine bağa gittik sabahın çok erken saatlerinde. Dedem o gün komşunun eşeğini ödünç almıştı. Eşyalar yüklendi, dedem eşekle yola koyuldu, biz yaya olarak. Neyse efendim çok detaya girip uzatmayayım, bağa gidildi, gün orada geçirildi, dönüş zamanı geldi. Dedem benim eve eşekle dönmemi istedi. Olurdu ,olmazdı derken. "Korkma, eşek evin yolunu biliyor ama sen yinede arka yoldan  değilde çarşının içinden git " dedi. Hafif tırsak bir şekilde eşeğe bindim. Biraz gittikten sonra hoşuma gitti. Her şey yolunda. Elimde bir sopa, eşeğin boynuna dokunuyorum onunla. Hangi yöne gitmesini istersem ona göre boynuna vurmam gerek. Ama ben bir balık burcu insanı olarak nasıl kıyabilirim ki hayvana, o kadar yavaş dokunuyorum ki, hayvan hissetmiyor bile sopayı ve istediğim yöne gitmiyor tabii ki . Allah'tan evin yolunu biliyor . Eve yaklaşmaya başladık. Eve çıkan yol yokuş ve o yokuşun başında bir yalak var. Yalak nedir diyenler için ; hayvanların su içmesi için yapılmış , tahtadan yada taştan su havuzu. Tabii arkadaşım eşek susamış, yalağı görünce benim kontrolümden çıktı tamamen. Ben sağa gitmesi için dokunuyorum, onun gözü yalakta, o yalağa doğru gidiyor. Sonuçta o kazandı. Yalağa gitti. Ve su içmek için kafasını eğmesi ile birlikte ben öne doğru kaymaya başlayınca, hatırlayamıyorum tam olarak ama sanırım bağırmaya başladım. Çünkü düşeceğim. Dedemin çarşının içinden git demesinde varmış bir hayır.Benim korkulu halimi gören çarşıdaki  amcalar hemen müdahale ettiler. Beni tuttular. Korkma hayvan susamış su içecek dediler. Arkadaşım eşek suyunu içti. Ve müdahaleme gerek kalmadan evin yoluna doğru yöneldi. Eve gelip üzerinden inmeyi başardım , deriinnn bir nefes aldım. Ve hafızama kazındı o gün.  İlkokul yaşlarıma dair, benim için hoş bir anı ile güne gözümü açınca , dilime de doğal olarak güzel insan Barış Manço'nun arkadaşım eşek şarkısı takıldı. Pazar şarkısı da böylelikle belirlenmiş oldu. Bu vesile ile büyüklerimizi ve Barış Manço'yu da  rahmetle analım.
kaynak
                                                                   Arkadaşım eşek




Cumartesi, Mayıs 19, 2012

Cuma, Mayıs 18, 2012

Yürüdüm

Dün gizli cennetimde yürüyüşe çıktım. Nefes almaya ihtiyacım vardı. Attım kendimi sokaklara ve ayaklarım beni oraya sürükledi. Baharda çiçekler açtığında gitmiştim en son. Sonrada hava şartları dolayısı ile pek fırsatım olmadı. Merdivenleri iner inmez iyi ki gelmişim dedim.

Son geldiğimde henüz ağaçlarda yaprak yoktu. Trafiğin sesi, keşmekeşi ve şehrin gri evlerinden sıyrılıp yeşile boyanınca gözlerim, mutluluğum bir anda tavan yaptı.. Bıraktım kendimi yokuş aşağı. Lay lay lom. Ve biraz sonra havuza ulaştım. Suları açmışlar , havuzu yeni doldurmaya başlamışlar.



Şırıl şırıl su sesi. Yanımda,gelirken kitapçıdan aldığım taze taze hiç açılmamış iki dergi. oturup okusam mı ?




Havuzun kenarında otursam mı oturmasam mı ikilemini kısa sürede ,"oturmayım" olarak noktaladıktan sonra, yürüyüşe devam ettim. Çünkü gözlüklerim yanımda yoktu. Dergileri okuyamayacaktım. Gözlüksüz bir hiç oluveriyor insan. İçimden içimden "köprüden geçti gelin " türküsünü mırıldanarak tahta köprüyüde geride bıraktım.


Yola devam... Benim cennetin inişli çıkışlı bir parkuru var. Bu da yürürken insana ayrı bir hoşluk katıyor. Bugi bugi gibi. Hoppp iniyorsunuzz, hopppp tırmanıyorsunuz.
Tırmanışa geçtik işte. Çimlerden aşağı yuvarlana yuvarlana inmeli. Havuz , köprü her şey aşağıda kaldı. Bakalım ilerde neler göreceğiz.


Bu kırmızı ağaç çıktı karşıma. Yeşillerin arasında fena halde albenili duruyordu. "Burdayım, baksana ne kadar alımlı ve güzelim. Fotoğrafımı çeker misin ?" dedi bana. Evet dedi , ben duydum . Kırmak olmazdı onu. Çektim hemen fotoğrafını.
Tırmandım tırmandım tırmandım. Yoruldum ama ben . Belim ağrıyor. Uzun süre yürüyemeyeceğim.

Kısa bir mola. Bu bankları çok seviyorum. Nesini mi ?. Ahşap olmalarını. Sıcacık. Metal banklar gibi buz gibi değil. Yaşıyor onlar. Üzerinde ne hikayeler saklı. Bir sürü isim yazıyor. Yok, bankla konuşmadım.  Ben oturunca kuşlar etrafımda dolaşmaya başladı. Yanıma onlar için yiyecek bir şey almamış olduğuma üzüldüm. Neyse bir daha ki sefere telafi ederim. Mor menekşeler de nefis. Şu ana kadar parkta ben, güvenlik görevlisi ve bir de kuşlar, kuşlar, kuşlar var. Sessizlik.

O da kim ? Aşağıda ağaçların arasında birisi var. A a, napıyor o. ? Kayaların yanındaki minik taşı kaldırdı ve altından naylona sarılmış bir paket çıkardı. Güvenliğe mi haber vermem gerek acaba. Ne saklamış oraya ? 

Benim gizli cennet bir liseye çok yakın.  Ve tabii ki  bu delikanlı taşların altına naylon poşete sarıp sigara saklamış. Okuldan çıkıp parka uğradı anlaşılan. Eve gitmeden bir son sigara. Poşeti açtı, kayaların üzerine oturdu, sigarasını yaktı ve dumanını savurdu keyifle. Benimde objektifime takıldı farkında olmadan. Tanınmasın diye fotoğrafla oynadım biraz. E madem gizli yapıyor bu işi, biz de gizleyelim kendisini.
Lise yıllarında bir yerlere bu şekilde sigara saklayanlar, kulaklarınız çınlasın.


Delikanlıyı, efkarı ve  hayalleri ile başbaşa bırakıp yola devam .  Veee inişe geçtik. Güneş ağaçların arasından  bana gülümsüyor.

Kalpli bir şeyle karşılaşmamak bana yakışmazdı ve bu ağaçla karşılaştım.  Ağacın adını "kalp ağacı" koydum. Yürüyüşü kalp ağacının orada, elimi kalbime koyup, gönlümden ufak bir reverans yaparak noktaladım. Bugünlerde belim ağrıyor ve yoruldum.  Evden uzaklaşma zamanımda doldu bu arada. Tekrar geleceğim gizli cennetim. Bekle beni.

Perşembe, Mayıs 17, 2012

Kanka alfabesi

Lise yıllarında,sıralar arası kağıtlar gider gelirdi. Birbirimize mesaj yollardık o kağıtlarla. Bir nevi SMS yaratmışız bilmeden. Bilmeden, çünkü benim lise yıllarımda cep telefonu yoktu. Hatta herkesin evinde telefonda yoktu. Ama mükemmel bir komşuluk vardı ve benim telefonum senin telefonun sayılırdı. Sıralar arasında dolaşan kağıt mesaj bazen öğretmen tarafından yakalanırdı. İşte o zaman yüzler kızarırdı. Kızarırdı çünkü genelde yazılanlar aşk mesajları olurdu. Ya sevgiliye yazılır, ya da yakın kız arkadaşa sevgili ile ilgili şeyler yazılırdı. Falanca bana asıldı, yada filancayı çok seviyorum gibi. Neden tenefüsü beklemezdik acaba bunları birbirimize söylemek için. ? Ne güzel saatler, ne güzel günlerdi. Yakalanma riskine karşı da kendi aramızda şifreler oluştururduk. Mesela harfleri başka harflerle değiştirirdik. A yerine K yazar, B yerine M yazardık. Bu şekilde cümleler kurardık ki , sadece şifreyi bilenler çözebilirdi yazılanları. Örnekleme yapacak olursak , KMLK = ABLA  gibi.
Zaman çok şeyleri değiştirdi ve geliştirdi. Cep telefonları çıktı, okul sıraları arası, kağıtla şifreli mesajlar dolaştırma eğlencesi sona erdi. Artık parmakları çalışıyor gençerin vızır vızır. Sms'ler uçuşuyor sıralar arasında.  Derste cep telefonu ile radyo programına katılan gençleri duyuyorum sık sık. Hoca derste ders anlatıyor ,onlar radyodan istek şarkı istiyor.  Şimdi teknolojik eğlenceler geçerli.
Gençler için, aralarında şifreli konuşmaya ilişkin teknolojik yenilikler de çıkmış tabi. Kanka alfabesi gibi. Kanka alfabesi bir web sitesi ve sizin için metni şifreliyor. Denemedim ama böyle bir site olduğunu facebook rekamlarında gördüm dün . Neden paylaştığıma gelince , hem böyle bir şey var bilgisini vermek hemde,benim gibi sizde lise yıllarınıza dönüp bir kaç mutlu ve gençlik heyecanı taşıyan dakika yaşarsınız belki diye .
Tamam sağolsunlar bu siteyi yapmışlar ama benim yüreğim, kağıtlara yazıp, sıralar arası dolaştırdığımız şifreli aşk mesajlarını düşününce daha çok ısınıyor. Lise yıllarıma geri dönme şansım olsaydı bir kaç günlüğüne. Ama sınavsız bir kaç güne döneyim mümkünse.



Detaylar için siteyi ziyaret edebilirsiniz.
http://www.kankaalfabesi.com/

Hadi yormayım sizi :)   *Ü: z  Z: r  E: t S: b

Gece turu

Hoşuma gitti. 

Çarşamba, Mayıs 16, 2012

Minik fikirler






Kaynak : BURADA

/

Blog Star



Dayatmalarda kayboluş blogu tarafından , blog star seçmeleri yapılmaktadır. 25 Mayıs 2012 saat 17:00 ye kadar seçme ve seçilme hakkına sahipsiniz. Bu şirin organizasyon için Dayatmalarda kayboluş bloguna teşekkürler ederken sizi seçmelerle başbaşa bırakıyorum.
BLOG STAR SEÇMEK İÇİN TIK TIK

Salı, Mayıs 15, 2012

Google'a bunu yazın

Google'ı hep arama yapmak için kulanıyoruz. Bugün Google'ın eğlenceli taraflarını kullanalım . Bakalım ne sürprizler var.

Google'a  "Google gravity" yazın ve "Kendimi şanslı hissediyorum" düğmesine basın. Çıkan sonuçta isterseniz fareniz yoluyla bu yığınla oynayabilirsiniz.

Arama kutusuna ''let it snow'' yazın..İzleyin.  Ben en çok bunu seviyorum.

Chuck Norris nerede: "Where is Chuck Norris?", "find Chuck Norris" yazarak arama yaptığınızda, "Google Chuck Norris'i aramayacak . Çünkü siz "Chuck Norris'i bulamazsınız, o sizi bulur." mesajıyla karşılaşışıyorsunuz.

 Google'a ''do a barrel roll'' yazınca  bakalım neler olacak ?

 Google'da "Askew" veya "tilt" aramalarını yapın, izleyin.

Vee ben bunu da çok seviyorum. Çok eğlenceli. Tıklayın.
beste yapabilirsiniz


                                               Hepinize güzel bir hafta diliyorum. 


Gece turu

uykudan önce güzel fotoğraflara bakalım belki birkaçı rüyamızda bize eşlik eder.
Benim seçimim bu 

Pazartesi, Mayıs 14, 2012

Rüyalar gerçek olsa

Rüyalar gerçek olsa , seni her gün görürdüm. Kulağa çok hoş geliyor. Hatta "ah keşke olsa" bile dedirtebiliyor. Bol bol rüya görürüm. Uzun uzun görürüm hatta. Bir ara  rüyalarımdan hikayeler yazmayı düşünmüştüm. Fantastik şeyler çıkardı. Çok zaman romantik hikayelerde çıkabilirdi. Gece gördüğüm rüyadan sonra , bu sabah hayata gözlerimi açınca ( her uyanış bir yeniden doğuş )  rüyaların gerçek olması fikrinin çok da hoş olmayacağı bir anda kafama dank etti. Tamam, seni her gün görsem sorun değil ama kan tahlil sonuçlarımdan (Rüyada tıbbi tahlil yaptırmak, yaptırdığını görmek yaşamınız olumlu yönde gelişmeler, yenilikler olacağına işaret eder.) kalp hastası olabileceğimi öğrenmem , çocuğumu kaybedip (Evlenmediği halde çocuğu olduğunu görmek ilerlemeye, sıhhat, emniyet ve şerefe, Çocuğunu kaybettiğini görmek mahzunluktan sonra gelecek ferah ve sevince işarettir. Rüyada erkek çocuk görmek iyi bir habere ,kız çocuk görmek sıkıntı verici bir habere işarettir. Süt emen bir çocuk görmek sevinmeye işarettir) saatlerce aramam , neden sonra yatağın altından çıkması ve dolmuşa verecek parayı denkleştirmek için kan ter içinde kalmam çekilesi bir şey değil. Yada sigara içtiğim dönemlerden kalan bir rüyamda mesela , gırtlağımı elimle çıkarıp temizlemem , sonra yerine geri takmam, hiç hiç cazip değil. Şeytanı görmek (Yalan ve şehvete, sahte mutluluklara, her türlü kötülüklere ve kötülük odaklarına. Şeytanı görmek sahtekar, aşırı hırslı, kıskanç ve mağrur, laubali ve kendisine her iki dünya için zararlı olan düşmana işaretmiş) ne kadar cazip olabilir mesela rüyada. Yada sürekli üniversitede okuyup sınavlara girmek. Yok yok  karar verdim ben istemiyorum rüyaların gerçek olmasını.

Ama; ya seni görürsem, vazgeçer miyim yine bu fikrimden acaba.

kaynak

Pazar, Mayıs 13, 2012

Pazar şarkısı

Alpay Nazikioğlu. 1935  Ankara doğumlu. Ortaokulu Ankara kolejinde, liseyi ise benimde lisem olan Atatürk lisesinde okumuş. Daha sonra hukuk fakültesini bitirmiş. Ve son sınıfta iken 1964 yılında, Ankara'da Büyük Sinema da sahneye çıkmış.
Biyografisini okurken şarkıları ile ilgili söylediği şu satırlar dikkatimi çekti. *Okumanızı öneririm* 

"Fecri Ebcioğlu’nun Eylülde Gel’i başta olmak üzere Ayrılık Rüzgarı, Maria, Senin İçin gibi dillerden düşmeyen beste ve yorumlar da müzik tarihindeki yerini alır: “Valla bir ayırım yapmak istemiyorum onlar arasında. Belki 50’den fazla şarkım Türkiye’de bir numara oldu ama ben kendimi, şunu mu yapsam daha çok satar ya da daha çok beğenilir diye hiç şartlandırmadım. Kendi zevkimi, kendi içtenliğimi yansıttım. Kendi sevdiğim şeylerin toplumla da paylaşılmış olması bana hem gurur hem de büyük mutluluk verdi, veriyor da. Ama yaptığım bir şeye esir olup da onun gölgesinde hiç yaşamadım. Ben yeni şeylerin peşinde koşan bir insanım.”"
İnsan içtenliğini yansıtabildiği zaman pek çok şeyde başarılı olabiliyor demek ki. Dostluklarda öyle değil mi. Olduğunuz gibi olduğunuzda, içimizi karşıya yansıttığımızda ancak sağlam dostluklar oluşturabiliyorsunuz.

Bir çok şarkısını çok çok severim Alpay'ın. Onunla tanışmam lise yıllarında bir okul bitiminde  Eylül'de Gel şarkısı ile oldu. O gün bugündür de dinlerim.  Albümlerini takip etmeye çalışırım. Ve son yıllarda çıkan 2 Cd'den oluşan  En İyileriyle ALPAY albümü şu an müzik setimde, bu satırları yazarken fonda bana  eşlik ediyor. Albüm mutlaka edinilmesi gereken albümlerden birisi bana göre. Çünkü bir devre damgasını vurmuş tüm şarkılar birarada. 70'li yılları yaşayanlar bu şarkıların hepsini çok iyi bilirler. Yeni kuşak gençlerin ise dinlemesini kesinlikle öneririm. Arşiv yapıyorsanız bu cd'nin arşivinize girmesi gerek derim gençlere.


Benim bugün için seçtiğim şarkılara gelince. İlki bir ayrılık şarkısı.
Ayrılık Rüzgarı  tıklayın dinleyin, dileğimiz kimse ayrılık yaşamasın.
İkincisi ise yine albümde en çok sevdiğim şarkılardan biri.
Bir daha böyle seversem  tıklayın dinleyin, ne kadar kızsak, ne kadar yaralansak da   yine severiz . . .
Ve üçüncü şarkı. Aslında tüm şarkılarını çok seviyorum, ayrım yapmak zor. O yüzden de bir tane yerine üç tane pazar şarkımız oldu bu hafta. Bana kalsa tüm albümü yayınlarım . Neyse diğerlerini size bırakıp üçüncü seçimime geliyorum.
Sen sevme beni  tıklayın dinleyin, dinleyin işte .....










Cumartesi, Mayıs 12, 2012

Şampiyon Galatasaray




Yarım Kivi

kaynak



 Amerika'da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi satın almak istiyor. Tezgâhtar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Ama müzteri ikna olmuyor ve kavga çıkıyor. Tezgahtar koşa koşa müdürün yanına  çıkıyor:
 "Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor" der demez şöyle bir arkasına dönünce ne görsün, müşteri de arkasından gelmiş, ensesinde duruyor...
Tezgahtar hemen müşteriyi işaret ediyor:
 "Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim..." diyor .
Müdür durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar. Müdür bir saat sonra tezgahtarı çağırtıyor:
 - "Tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. Nerelisin sen? "
 - "Brezilyalıyım efendim..."
 - "Amerika'ya niye geldin?"
 - "Brezilya cazip bir yer değil efendim, orada insanlar ya fahişe, ya da futbolcu..."
 Müdür;
 - "Biliyor musun, benim karım da Brezilyalı... "
 - "Yaaaaaaaa öyle mi, Yenge hangi takımda futbol oynuyor ?"

Perşembe, Mayıs 10, 2012

Ankara ve gökyüzü





 Bugün yağmur var Ankara'da. Gökyüzü çok hareketli, telaşlı. Bulutlar toparlanıyor, şekilden şekile giriyor. Doyamıyorum izlemeye. Fotoğraf makinam elimde, bir o odaya koşuyorum bir öbür odaya. İşte bu görüntüler çıkıyor sonunda ortaya.





Az önce kahvemi güneş altında balkonda içmişken , şimdi bardaktan boşanırcasına yağmur var.Ve tüm bitkilerde yıkandı, pırıl pırıl oldu. Çimler ve yapraklar daha bir yeşil.  Bahar çok çok güzel bir mevsim. Limonata tadında. Ferahlatıcı .






Çarşamba, Mayıs 09, 2012

Behlül Dânâ



kaynak


Harun Reşid, beşinci Abbasi halifesi. Behlül_i  Dânâ, Harun Reşid zamanında yaşamış bir ermiş kişi. Harun Reşid, Behlül Dane'yi koruyup kolluyor ve onun fikirlerinden istifade ediyormuş. Aslında halk arasında Behlül garip davranışları yüzünden deli olarak biliniyor.Oysa o bir hak aşığı, halk adamı ve alaycı ve hicivli nükteleri olan bir derviş. Ve Harun Reşid'e yol gösteren bir şahsiyet. O kadar yakınlar ki bazı yerlerde kardeş olarak geçiyorlar ama aslında kardeş değiller. Behlül Dana hazretleri daima Harun Reşid'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırmış. En çokta adil olması için uyarırmış.

Bundan yıllar yıllar önce kitapçıda dolaşırken Behlül_i Dânâ diye bir kitabı görüp hiç bir bilgim olmadığı halde almıştım. "Hadi alayım bunu" hikayesi. Olur ya bazen , elimizi bir kitaba uzatırız şöyle bir sayfalarını çeviririz ve almaya karar veriveririz. İşte öyle almıştım. Kısa bir kitaptı. Behlül Dane'nin kıssalarının anlatıldığı bir kitap. Çok çok beğenmiştim. Sonra bir arkadaşımın doğum gününde ona hediye etmiştim kitabı. Bugünlerde yine aklıma düştü Behlül Danâ. İşte o kıssalardan bir kaçı.





Cehennemden Ateş Almaya Gittim

Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:
- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.


Bize de gitmek düşer


Behlül hazretleri halife Harun Reşit’in arkasında namaz kılmıyormuş. Bir gün yanındakiler bu durumu halifeye açmışlar.
"Efendim Behlül sizin arkanızda namaz kılmıyor halk arasında dedi kodular çoğalmaya başladı. Siz en iyisi Behlül’le bu durumu bir görüşün" derler. Halife bunun üzerine Behlül’ü çağırır ve durumu anlatır: “Hiç olmazsa Cuma namazlarında arkamda namaz kıl.” der. Behlül kabul eder. Halife namazın ikinci rekâtında iken Behlül namazı terk eder. Bu durum halifeyi iyice kızdırır ve Behlül’ü yanına çağırır sebebini sorar.
Behlül Dana hazretleri anlatmaya başlar ve halifeye sorar:
- “Efendim siz tekbir alıp namaza başladığınızda vergileri arttırdınız mı artırmadınız mı?”
Halife:“Evet arttırdım.” der.
Behlül Dâna: “Peki, Fatihayı okurken orduyu topladın mı toplamadın mı?
Halife yine :”Evet topladım” der.
Behlül Dâna :“ Peki, Rukûya gittiğinde komşu ülkeye savaş açtın mı açmadın mı?
Halife yine: “Evet açtım” der.
Behlül Dâna : “Peki, secdeye gittiğinde savaşı kazandın ve savaşı kazanmış bir komutan edası ile işgal ettiğin ülkeye girdin mi girmedin mi? der.
Halife yine: “Evet girdim.” der.
Behlül Dâna: “İkinci rekata kalktığında o ülke padişahının kızı yanına geldi ve sen onu cariye olarak aldın mı almadın mı?” diye sorar.
Harun Reşit: “Aldım” der.
Behlül Dâna: “Peki der, sen o kıza nikah kıydın mı kıymadın mı?
Harun Reşit : “Kıydım” der.
Harun Reşit dayanamaz sorar : “İyi de bütün bunların bizim konumuzla ne alakası var?
Behlül Dâna şöyle der: “Eh bu durumda bize de gitmek düşer.”


Cennetten köşk satın almak


Behlûl Dane bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer bir şey yapıyordu. Harun Reşid'in hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu.
Behlûl: - "Cennet köşkü yapıyorum efendim" diye cevap verdi.
Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:
 -Bu köşkü bana satar mısın?
 -İsterseniz satarım!
 -Kaç paraya satarsın?
 -Sana bir akçeye veririm.
 Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı. Harun reşit ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler. Zübey'de lüks bir köşkte oturuyordu.
Harun Reşit sordu: -Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?
 -Dün bir akçeye Behlûl'den satın almıştım.
 Sabah oldu ,hükümdar hemen Behlûl'ü çağırttı.
 -Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana,dedi.
 -Olur yaparım, dedi Behlûl.
 -Kaça yapacaksın?
 -Bin akçeye yaparım.
 -Ama hanıma bir akçeye vermişsin!
 -Evet, bir akçeye verdim . Ama o köşkün değerini bilmeden aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün.Ben buna göre fiyat istiyorum.

Diğer Behlül Danâ kıssalarını sesli dinlemek için tıklayabilirsiniz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...