Salı, Temmuz 31, 2012

Gece turu

Uykudan önce güzel şeylere bakmak iyi gelir. Bunu görmek benim  içimi aydınlattı. Sabah bi stresle uyanmıştım. Sebepsiz. Sonrası olumluya döndü. Şimdi de çok yemiş olmanın verdiği rehavetle uykuya güzel bir geçiş yapmak, mışıl mışıl uyumak, rengarenk rüyalar görmek  için, içimi aydınlatacak görüntülere bakıyorum. Müzikte uykuya hazırlayacak cinsten. Kulak verin. Haydi hep beraber gece turuna, sonrada uykuya. Hepinize mutlu rüyalar.
Açılacak sayfada ,en alt soldaki minnacık yazan Next tuşu ile turlayabilirsiniz siteyi. Neden belirttim bunu. İlk açtığımda ben göremedim de :) TIK TIK

Marifetli hallerim

Geçtiğimiz günlerde "iftar menüsü" başlığı ile bir bölüm hazırlamıştım. Biraz kendim için biraz sizin içindi. Kendim için olan kısmı, yapmak istediğim tarifleri kaybetmemek ve kolay ulaşabilmek adınaydı. İşte o tariflerden birini yaptım iki gün önce. Börülce  salatasının pruva olanını sevgili Özlemaki'nin tarifine uyarak yaptım.  İnanılmaz  bir lezzet. Daha öncede börülce salatası yapardım ama ekmek içi ve cevizle denememiştim. Kesinlikle öneriyorum. İki gün iftarda sadece onu yedim. Doyamadım. Abartı yok bilginize. Hemen bir ara not. Börülceleri ve tüm sebzeleri sebze haşlama aparatı ile haşlıyorum. Lezzeti suya karışmadan pişiyor. Son derece memnunum.

                                                                       Tarif için tıklayınız

börülce

İşte tam da bu börülceler haşlanırken , bekleme molasında, blogları geziyordum. Böğürtlen çok severim. O da ne, Anne Eli Gibi blogunda böğürtlen soslu muhallebi bana bakıyor. Orucum, vakit az kalmış, evde böğürtlen yok. Olsa da yapacak marifetli kadın yok. Krizzzzzz. !!! Tarifi  bir başka gün muhakkak denemeye karar verip hemen Çilli Zeynel'i aradım. Yeni çıkardıkları böğürtlenli bir tatlıları var. Son derece hafif, nefis bir tatlı. Adı süt pembe. Tabii ki sipariş verdim. Nefis nefis nefis bir şey bu tatlı. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin. Zalim nefsi böylelikle doyurmuş oldum. Her ramazan aynı şeyi söylüyorum. oruç tutunca kokuları ve tatları tam anlamıyla alabiliyorum sanırım. Her şey bir başka kokuyor , su bile ayrı bir lezzetli. Tatlı da rüya gibiydi.


süt pembe

Tatlıyı yiyip, zalim nefsi doyurmak demek Anne eli gibi blogundaki tarifi denemeyeceğim anlamına gelmiyor. En kısa zamanda onu da denemek üzere listeme aldım. İşte böğürtlen soslu muhallebi tarifi.  TIK TIK



Pazartesi, Temmuz 30, 2012

Ankara Kalesi ve Gramofoncu Ali




Geçen ay Kale civarında turladım biraz. Bir kaç fotoğraf çekmeyide ihmal etmedim herzamanki gibi. Nostaljiyi, eski şeyleri seviyorum. Bu yüzden Kale civarı tam bana göre. Önce Pirinçhanı dolaştım, eski plaklara baktım. Gramofoncu Ali'yi aradım fakat taşınımış Pirin Han dan. Çok güzel bir cafe açmış az ilerde. Gramofon cafe. kapıdan içeri giriyorsunuz, sizi gramofondan yükselen bir eski şarkı karşılıyor, eski plaklar arasında. Duvarda eski plaklar, ortada odun sobası, eski sandalyeler. Gidin görün derim. Çok şirin bir mekan oluşturmuş.  Hem bi taşla iki kuş misali , harika bir müzik dinletisine bir bardak çay dahil edersiniz. Yol arkadaşım istemediği için ben ne yazık ki cafede oturamadım, bir başka sefere inşallah. Gramofoncu Ali demişken tanımayanlara kısaca tanıtayım.  Ben de kendisi ile karlı bir kış günü, Cumhuriyet gazetesinde düzenlediği taş plak günlerinde tanıştım. Kapmış gelmiş taş plaklarını ve gramofonunu, bize muhteşem bir dinleti yaptı. Öylece tanıştık.  Bakın kimmiş Gramofoncu Ali.

Demiş ki şair

Foto: Füsun T.














Hüzün Adres Değiştirir 


 Yakışmıyor cepheyi terk edişin,
 Mert dayanır, namert kaçar sevdiğim.
 Fazla sürmez hatanı fark edişin,
 Hüzün eken, hüsran biçer sevdiğim.

 Adet ettin aşk dersini asmayı,
 Hüner saydın sırra kadem basmayı,
 Yetti artık çok denedim susmayı,
 İsyan eden bayrak açar sevdiğim.

 Nice avcı bende silah sınadı,
 Geri tepti,sineleri kanadı,
 Kırılsa da yüreğimin kanadı,
 Yine açar, yine uçar sevdiğim.

 Bir resmimiz bile yoksa baş başa,
 Reva mıdır ben yanayım,sen yaşa,
 Aşk sunacak sakimi yok sarhoşa,
 Yine bulur, yine içer sevdiğim.

 Aynaların farkı kalmaz düşmanla,
 Tanışırsın doğduğuna pişmanla,
 Hüzün adres değiştirir zamanla,
 Benden geçer,sana göçer sevdiğim.

 Üzerime yar sevdiğin sahi mi?
 Kalp çalmakta senin gibi dahi mi?
 Ağlama der dosta aşık Daimi,
 Bu da gelir,bu da geçer sevdiğim.

 Cemal Safi

Pazar, Temmuz 29, 2012

Gece turu

Dekupaj desenlerine ihtiyacınız mı var ? Binlerce örnek görmek için bir TIK yeterli

Ben bu gruba bayıldım TIK TIK 
Sadece dekupaj olarak düşünmezsek , çerçeveletip duvara asmak için şahane örnekler var.

Pazar şarkısı

Yıllar önce Atakule'de West Müzik adlı kitap ve müzikevi olan  bir mağaza vardı. Sahibi Atilla bey bir çok müzik türü ve şarkıcıyı öğrenmeme sebep olmuştur.  Her uğradığımda bana önerilerde bulunurdu. Sayesinde çok güzel arşivlik kasetlerim ve cd lerim oldu. İşte onlardan birisi bugünün pazar şarkısında yer alacak. 
foto:Füsun T.




foto:Füsun T.
Andrea Bocelli. İtalyan şarkıcı, besteci ve müzik yapımcısı. Dünyanın en iyi üç tenorundan birisi olarak biliniyor. Birinci kim derseniz bana göre Placido Domingo. Bir başka pazar şarkısında ona yer verelim. Bir başka pazar da Josê Carreras paylaşırız belki. 
Bocelli 12 yaşında görme yeteneğini kaybetmiş.  Toscana doğumlu. Toscana görselleri her zaman beni cezbetmiştir. Yanlış hatırlamıyorsam The God Father filmi de orada çekildi.  Belki bir gün görme şansım olur.
Bocelli hukuk okumuş bir süre avukatlık yapmış ama içinde hep müziğe olan aşkı galip gelmiş bir sanatçı. Çok güzel düetleri var.  Birisi  Celin Dion ile yaptığı The Prayer. Bir diğeri Sarah Brightman ile yaptığı Time to say goodbye ( Con te partirô ) . Bu şarkı ile müzik dünyasında adından söz ettirmiş Bocelli.  Bu pazarım şarkısı bu olacak elbette. Fakat tek bir şarkıya  içim el vermediği için, Time to say goodbye'ı beğenenler belki devam ederler diye düşünerek başka şarkılarında linkini vereceğim. Hepinize keyifli bir pazar diliyorum Andrea Bocelli eşliğinde.



                                                                Time to Say Goodbye

Foto:Füsun T.

                                          Besame Mucho, Somos Novios, Can't Help Falling in Love
                                                  Ve benim çok sevdiğim bir başka eser
                                                                       Caruso


Cuma, Temmuz 27, 2012

Gece turu

Şimdi gördüm ve paylaşmadan duramadım. Bu nasıl güzel bir fikir böyle.

TIK TIK

Sadaka Taşı ve Zimem defteri

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde , eski eski zamanlar içinde bir zamanda, insanlar birbirine yardım ederdi yine. Bayramda seyranda değil, her an her zaman yapılan bir yardım şekli vardı o zamanda. Müslümanlara sadaka farzdır. Ve Allah rızası için ihtiyacı olanlara verilen paraya "sadaka" denir. Makbul olanı sadakanın gizli olarak verilmesidir. İşte o eski zamanlarda bu gizliliği sağlayabilmek ve fakir olan insanlara erişebilmek için yollara Sadaka taşı denilen taşlar koyarlarmış. Bir buçuk ,iki metre yüksekliğinde , yanında basamaklar bulunan , ortasında paranın konulacağı çanak biçiminde bir oyuk olan mermer taşlardı bunlar. Yardımda bulunmak isteyenler bu mermer taşın üzerindeki oyuğa para koyar, yardıma ihtiyacı olanlarda oradan para alırlardı. İşte o zamanlarda insanlar hala vicdanlı ve iyi niyetli olduğu için, para alacak olan fakir orada bulunan paranın hepsini değil, sadece ihtiyacı olan kadarını alırdı. Burada içimden hey yurdum insanı neden böyle oldun diyesim geldi!

O zamanlarda bir başka yardım şeklide zimem (borç) defterleri vasıtası ile yapılan yardımdı. Bayram öncesi varlıklı kişiler kendi semtleri dışında , bakkal yada manavlara, tenha oldukları zamanları tercih ederek girer ve sorarlarmış, " zimem defteriniz var mı?" diye. Zimem defteri esnafın müşteriden alacaklarını tuttuğu , şimdilerde "bakkal defteri"  ya da " veresiye defteri " diye geçen defter. Eğer defter varsa, varlığa göre defterin ya tamamında yazılı olan borcu  ya da kendi imkanlarının elverdiği kadar kısmı defterden sildirirmiş bu varlıklı insanlar. Başka mahallede olduğu için, borçtan kurtulan, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borçları ödeyen, kimleri borçtan kurtardığını bilmezdi tabii. Dolayısı ile kimse incinmeden sadaka verilmiş ve alınmış olurdu. 

İşte öyle, ramazan ayı yardımların arttığı bir ay malum. Fitre, zekat ,yiyecek yardımları derken insanlar bir şekilde yardımlaşıyor. Mühim olan tüm yıl boyunca mümkün olduğunca bu yardımları devam ettirmek , sadakamızı vermeyi ihmal etmemek. Sadaka insanı kazadan, beladan korur.


Bu fotonun konu ile ne alakası var. Hava aşırı derece de sıcak, sokak hayvanları bir şekilde yiyecek buluyorlar ama su bulamıyorlar ne yazık ki. Kuşlar için cam önleri yada balkonlarınıza, diğer hayvanlar içinde apartman önlerine bir kap su koyar mısınız ? Bugünlerde onlarında yardıma ihtiyacı var. 

Gününüz güzel olsun, cumanız mübarek olsun. 

Perşembe, Temmuz 26, 2012

İftar menüsü


Yemek bloglarını her dolaştığımda canım türlü şeyler çekiyor. Yapamıyorumda. O yüzden dikkatli dolaşıyorum blogları. Bugün evde yemek yok, hava aşırı derecede sıcak. 45 dereceyi görüyor Ankara. Yemek yapmayı değil yemeyide istemiyor canım. İftarda biraz peynir, ekmek, salata yeter bana. İki üç gün önce dolaşırken blogları , aşağıda fotolarını gördüğünüz yemeklerin hepsini çok canım çekmişti. Hepsi de sevdiğim şeyler. Tarifleri de son derece pratik. Yaparım bir gün bunları diye not almak istedim. Unutmamak için de böyle bir post hazırlamaya karar verdim. Sizlerle paylaşmakta güzel olacaktı. Ayrıca bu blogları tanımayan arkadaşlar varsa içinizde tanımış da olurlar.  Hem çoğumuzun ortak derdi ne pişirsem değil mi ? Belki birinden esinlenirsiniz işinize yarar bu menü. Hepinize güzel bir gün dilerim. 


Tarifler için fotoların altındaki linklere tıklayınız.

                                                     Ezogelin Çorba Lezzetli Sanatlar'dan

                                           Patatesli rulo börek / Binbir Çeşni Saliha Erozan'dan

                                                            Zeytinli ekmek Lezzet Yağmuru'ndan




                                                                 Fırın köfteler Bir kase lezzet'ten

                                                            Börülce salataları Özlemaki'nin Yemek Günlüğü'nden



Limonata benden :)


                                               Yalancı Profiterol Yemek Vakti Blogu'ndan


*Bu postu hazırlamak için blogger arkadaşlarımın tek tek iznini istedim. Bana izin veren tüm dostlara teşekkürler ve sevgilerimle. Yemeklerinin  fotoğraflarını bu amaçla kullanmak  için  izin verecek başka yemek blogu sahibi arkadaşlar varsa bu postun altına mesaj bırakabilirler.


Çarşamba, Temmuz 25, 2012

Buz gibi

İnsan aklı neler düşünür, neler arzular. Ben mesela bulaşıkları masadan toplayıp bulaşık makinesine yerleştiren raylı bir sistem arzularım sık sık. Gülmeyin , hafif tembel olduğumu söylüyorum ara sıra. Hele iftardan sonra bu sistemi daha bir arzuluyorum.

Düşünceye gelince yine bir "adamlar yapmış " durumu var. İlk kutulu bira 1935 yılında yapılmış. 1963 yılında kutulardaki açma halkası için patent alınmış. Yıl 2012 ye gelindiğinde ise kendini soğutan ilk kutu yapılmış.
Yirmi yıl önce Mitchel Joseph bunu başardı aslında. Yalnız bir sorunla, soğutucu olarak kullandığı madde sera etkisine yol açan gazlardandı ve karbondioksitten 1400 kat tehlikeliydi. Dolayısı ile üretime geçmesi mümkün değildi. 2012 yılına gelindiğinde ise Joseph doğru kutucuğu yaptı sonunda ve ChillCan'ı dünyaya duyurdu. Kutunun ısısını 16 dereceye kadar soğutabilen uygun şartları sonunda buldu.


Kutunun altında bir düğme var. Sistemi uzun uzun anlatmayacağım. Düğmeye basınca gazlar harekete geçiyor ve soğutma işlemi gerçekleşiyor diye özetleyeceğim. Joseph şu anda bu kutuyla birlikte West Coast Chill adlı bir enerji içeceği piyasaya sürmüş. İçecek bu yaz Arizona, Güney Kaliforniya, Nevada yöreleri ve internette satışa sunulacakmış. 2014 yılında ise tüm Amerika'da satılacakmış. Yakında, anında buz gibi bira içme zamanıdır.

Tüm bunları nereden mi duydum.  Daha öncede yazdığım gibi Popular Science dergisi okuyorum. Temmuz sayısında bu bilgileri okuyunca paylaşmak istedim. Derginin çok güzel bir internet sitesi var. Dil bilenler takip etmeli derim. İşte sitesi  http://www.popsci.com/


Salı, Temmuz 24, 2012

Gece turu

Bakın az önce ne okudum. Çok faydalı bir yazı. Okumanızı öneririm. Uykudan önce belki biraz sert ama gerekli :)

http://esradandunyaya.blogspot.com

Hayat bir akşam güneşidir




Yukarıdaki fotoyu semt pazarının duvarında gördüm ve çektim. Yazıyı okur okumaz etkilendim,hafif bir tebessüm ettim ve hemen cebimden telefonumu çıkarıp görüntüyü kaydettim. Kimbilir kim yazmıştı. Yazan kişinin neler hissettiğini düşünmeye çalıştım. Çalıştım ama  neden akşam güneşi olarak gördüğünü çözemedim.  Duvarlara yazı yazmaya ve resim yapmaya pek olumlu bakmıyorum.  Mahallelerde bu yazılar için özel bir duvar ayrılsa fena olmaz . Ona itirazım yok. Bazı yerlerde var bu. Ama bunun kadar özgürce ve zevkli olmaz sanırım. Tüm bunlardan sonra ben yazsam hayatla ilgili ne yazardım o duvara diye düşündüm bir an.

                                                            Siz ne yazardınız acaba ?



*Graffiti, en temel anlamıyla, duvar yazıları ve resimler yoluyla kendini ifade eden bir görsel uygulamadır. Grafik sözcüğü kökeninden türetilmiştir.Graffiti, kimi çevrelerce bir sanat dalı olarak kabul edilirken, bir başka bakış açısı da, graffitiyi vandalizm olarak değerlendirmektedir. Böyle anlatmış kısaca Wikipedia  Detayları okumak isterseniz linklere tıklayınız.

Yorumları görmek için tıklamanız gerek TIKTIK

Pazartesi, Temmuz 23, 2012

Ondan bundan şundan


 ‘Aşk’ bazen tek kişiliktir…



İtalya’da 85 ve 74 yaşlarındaki iki aşık, sokakta otomobil içinde sevişirken yakalanınca “ahlaka aykırı davranıştan” mahkum oldu. 


Alanya'da  hırsızlık amacıyla girdiği evde içki içen ve uyuya kalan hırsız, ev sahibi tarafından polise teslim edildi.


Esmerlere yakışan  parfümler:
 Guerlain Samsara, Bulgari Black, Chanel Chanel No 5, Dior Hypnotic Poison , Kenzo Jungle, Wish Shopard, Burberry Brit, Guerlain Shalimar


Erkeklerin % 80 i orgazmdan sonra hemen uyumak istiyor.


Ben onları daha çok, geceleri dışarı çıkma âdeti olmayan, kırk yılda bir gittiği akraba düğününde "dağıtanlar"a benzetiyorum.


Kim demiş ki sakal, erkeğe yakışmaz diye! Bencede çok yakışabilir.


Saç ekiminde Türkiye dünya birincisi.


Biri size aşk’ı öğretebilir…

Yapılan bir araştırmaya göre kendinden bahsetmek seksle aynı hazzı veriyor.


Foto: Füsun T

Evcil kedilerin verdiği huzur ve rahatlama hissi kedi sahiplerinin bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor.


Bronzlaştırıcı krem kanser yapıyor .


Çocuklara söylenen "göster amcaya pipini" sözü, ilerde teşhirciliğe yol açabiliyor.


Çapkınlık bir beyin hastalığı olabilir.

Brokoli Vitamin ve mineral deposudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Depresyonda olan kişi kendini her zaman halsiz, güçsüz, bezgin hisseder, çabuk yorulur. İşte ben !

Yoğurt yemek zayıflatıyor.


Pazar, Temmuz 22, 2012

Pazar şarkısı



Notre Dame'ın kamburu. Çocuk aklımla ilk olarak TRT televizyonlarında izlediğim film. Film ne çok etkilemişti beni  " Bana su verdi, bana su verdi " diye gülümseyerek gezinen Quasimodo ne şeker adamdı. Çirkinliğini bilenler şimdi bana nesi şekerdi diyebilirler. Ne güzel yürekti. Ne büyük sevgiydi onunki.  Ve geçtiğimiz yıllarda Ankara Devlet Opera ve Balesinde izledim yeniden. Muhteşemdi. Sahnelenirse tekrar izleyebilirim.  1939 yılındaki filmden bir bölüm izleyelim mi önce. Quasimodo Esmeralda'yı kurtarıp çan kulesine götürür.


kaynak

Ve 1998 yılında Paris'te müzikal olarak sahnelenir. Notre Dame De Paris olarak.Müzikalde bir çok şarkı var . Bu müzikalden bir şarkı benim çok sevdiklerim arasındadır.Esmeralda'ya aşık olan üç erkek söyler bu şarkıyı. Belle.  Herşeyi bir kenara bırakıp, arkanıza yaslanın ve kendinizi  tamamen müziğe vererek dinleyin isterim. Sonrada her zaman olduğu gibi, sevdiğinize sıkıca sarılın.

 Ve Esmeralda için söylenmiş aşkın şarkısının Türkçe sözleri için  tıklayınız.

Belle / Garou, Daniel,Patric

Cumartesi, Temmuz 21, 2012

Oruçsal hallerim

Öncelikle hepimize hayırlı ramazanlar diliyorum. Allah; dualarımızı, ibadetlerimizi, tuttuğumuz oruçları kabul etsin inşallah.Ve bununla kalmıyor sms geleneğini de ihmal etmiyorum. Siz şimdi cep telefonlarınızı elinize alın, ekrana bakın. Benden size gelsin bu mesaj.

Gün batar usul usul, Kararır Gece.Yeniden doğar herşey. Her şey bitti dedigin bir anda, Mübarek Ramazan ayının gönlünde huzur kokulu bir gül kök salmasına vesile olması temennilerimle.

Hafif bir şımarma hallerinden sonra oruçsal halimi nakletmeye geçebilirim. Geçen yıldan takip edenler tüm ramazan boyunca açımmm açımmm diye söylendiğimi, bol bol yemek muhabbeti yaptığımı , mutfakta yaşadığım tuhaf hallerimi , sonlara doğru perişan halimi fotolarla paylaştığımı hatırlayabilir belki  (hatırlayamadıysanız zorlamayın kendinizi ) . Bilmeyenler linklere tıklayabilir. Bu linkleri hazırlarken bende bir göz attım. Ve anladım ki ramazanda hafif çenem düşüyor benim. İçimde bir yazma isteği şu an, parmaklarıma mani olamıyorum. 

Perşembe gecesi domatesimle, peynir ekmeğimi saat 11:30 gibi yedim, telefonu da 02:30 a kurdum yattım. Biraz da sahur zamanı birşeyler yerim, suyumu içer yatarım diye. Çalan telefonu hatırlamıyorum. Tek duyduğum ezan sesi idi. Yatakta doğruldum. Başucumdaki suyun yarısını içtim, anında yastıkla geri buluştum. Sonrasını da  hatırlamıyorum. Deliksiz uyumuşum.

Öğlene kadar fena değildim. Çünkü saat 11 gibi uyandım. Öğleden sonra klasik oruç baş ağrım başladı. Giderek şiddetini artırdı. Ben de giderek fenalaşmaya başladım. "Şakaklarına ozon yağı sür" önerisini denedim, hafif gözlerim açıldı ama ağrı hafiflemedi pek. Her yataktan kalkışta beynim zonkk zonkkk ses çıkartıyordu inanın. İftara yakın dudaklarım aynı filmlerdeki gibi kurudu. (Burada senaryo yazdım hemen kafamda. Birazdan yakışıklı bir jön elinde bir matara su ile başucuma gelecek ve orucum bozulmasın diye sadece dudaklarıma su sürecek.) Kollarım iki yana düştü. Midem bulanmaya başladı hafiften.Bayılmak nasıl bir şey bilmiyorum inşallah da bilmem ama sanırım yaklaşmaya başlamıştım. Nefesimi rahat alamadığımı hissetmeye başladım. (hah sonunda bayıldı diyor gibisiniz.Yoo bayılmadım. ) Son birbuçuk saati bu tempoda geçirdikten sonra ezanın sesini duyabildim. Başımın zonklaması hala aynı. Minnacık bir şeyler yiyip hemen ağrı kesici içtim. Ve insan bu ağrılı halde ne saçmalıklar yapabiliyor bunu yaşadım. Işıkları kapattım. Gözümü tülbentle bağladım. Kendimi  halının üzerine yere bıraktım. Sert bir yerde yatma isteği duyuyordum şiddetle çünkü. Uzunca bir süre o şekilde, kıpırdamadan  yattım . Sonuç mu.? İyi geldi desem. 

Bugün oruç değilim. Dünü tekrar yaşamayı göze alamadım. Yarın tekrar deneyeceğim. Umarım bu sefer sorun yaşamam da devamını getirebilirim. 
Oruç tutmayacağım için gece sahura kalkmayacaktım, fakat sağolsun karşı binadaki gıcık horoz, gece boyunca , hatta sabaha kadar öttü. Bir de iğrenç ötüşü var ki . Benim bildiğim horozlar sadece sabah ezanında öter yahu. Hakkında iyi şeyler düşünmeye çalışıyorum bu horozun. Horoz eti lezzetli olur mu sizce ?

Horozun susup benimde uyuyabildiğim nadir zamanlarda ise acayip rüyalar gördüm. Onunla ilgili ayrıca bir yazı hazırlamayı düşünüyorum. Bir gecede bu kadar acaip bir sürü rüya görülebilir mi diye. Tüm bunların eşliğinde  sabah oldu sonunda. Sonra  bu bulutları  görünce dayanamadım hemen makinamı aldım veee.



Bu beş minik buluta hayran kaldım. Nasıl da güzel sıralanmışlar yan yana. Biraz ilerlerinde ise bu küme vardı. Gün doğumunu kutluyorlardı sanki. Renkler o kadar güzel o kadar güzeldi ki, büyülendim ben. 


Bu fotoları buraya nakledince aklıma geldi de, o horoz olmasa bu bulutları göremeyecektim ben. Bir sonraki sinirlenmeme kadar horozu affettim. Gününüz güzel geçsin dostlar.  Oruç tutan arkadaşlarım, Rabbim yardımcınız olsun. 

Perşembe, Temmuz 19, 2012

Balkon günlüğü


Ankara'nın yüksek tepelerinde bir yerde oturuyorum. Hep söylüyorum ya minnacık bir balkonum var. Bana yetiyor. Yaz aylarını orada geçiriyorum. Bazen kahvaltı ile birlikte güne orada başlıyorum, bazen son bir gece kahvesi ile günü orada noktalıyorum. Doğal klima özelliği var balkonumun. Tepelerde olduğum için son derece serin. Dün gece son kahveyi sırtımda şalla içebildim ancak.


5 çayları artık yerini daha serin içeceklere bırakınca cola -tost ikilisi eşlik ediyor akşam üzerlerime. Kitabımı okurken  bir yandan da tıkınıyorum.  Her gün Colayı hayatımdan çıkaracağıma dair kendimle konuşuyorum ama bir türlü tamamen vazgeçemiyorum bu meretten. Bugün bu fasıllar sona eriyor. Ramazan başlıyor bu gece ve ben bir ay boyunca sahurlarımı balkonda yapacağım artık. Geçen  yaz oruç tutarkende öyle yapmıştım. Bir domates, biraz beyaz peynir aldım tabağıma, uykulu gözlerle serin serin sahur yaptım balkonda. 


Bu yıl çiçeklerim geçmiş yıllara oranla daha bir iştahlı. Bitki besini vermemin bir hayli faydası oldu diye düşünüyorum. Balkonun kenar kısmında görülen dondurma kabı ise güvercinlerin su kabı. O kadar çok güvercin var ki civarda, balkonları temiz tutmak mümkün olmuyor. Bu yüzden apartmanımıza kuş kovucu takıldı. İmza toplandı takılıp takılmaması için ,ve sonradan pişman olsam da ben de imza attım. Kuşları seviyorum neden böyle bir şey yaptım diye kendime söylendim. Gerçi takılan kuş kovucu hiç bir işe yaramadı. Hala cirit atıyorlar balkonlarda. E baktım değişen bir şey olmadı ben de yaz boyunca su kabı koymaya karar verdim. İşin enteresanı benim bu balkonumu çok fazla kirletmez oldular. Sevildiklerini mi biliyorlar, yoksa su koyduğum için minnetlerinden mi bilmiyorum ama bu balkonuma fazla pislemiyorlar ama öbür balkon bugünlerde mora boyanmış vaziyette. Mor dut zamanı ya.


Gördüğünüz gibi uslu uslu gelip sularını içiyor ve pırrrr uçuyorlar. Bu post'u sabah okuduğum *kuşlarla ilgili bir haberden yola çıkarak yazmaya karar verdim. Altta gördüğünüz fotoyu oturduğum yerden çektim. Kaçmıyorlar. Ben kitabımı okuyorum , onlarda yanımda gezinip duruyorlar. Bazen diyorum ki, "bu kadarı da yüzsüzlük yahu . Eskiden bi çekinirdiniz, elimi kıpratsam kaçardınız, ne oldu size böyle. "
Okuduklarımdan sonra anladım ki beni hafızaların kaydetmişler ve seviyorlar. Biz bundan sonra böyle koyun koyuna yaşayacağız anlaşılan. Bence mahsuru yok. 



* İşte bana bu yazıları yazdıran okuduğum haber. TIK TIK

Çarşamba, Temmuz 18, 2012

Marifetli hallerim



Bir "marifetli hallerim " sayfasında daha sizlerle birlikteyiz. Dedim ve kendimi tv sunumu yapıyor gibi hissettim.  İçimde yaşayan sanatçıyı durduramıyorum . Bir de içimde yaşayan şımarık bir kız var ki , çok zaman onu durdurmakta da zorluk çekerim. Bazı yer ve zamanlarda hoş olmasada , ben hala çocuğum bir yanımla , ne yapabilirim ki. Bu şımarıklıklardan en çok nasibini alansa babam olur genelde. "Seni bu halinde kimse görmesin koca kadın oldun" der, ben de ona aynen şöyle derim. "Evet koca kadın olmuş olabilirim ama ben hala senin çocuğunum. Ben doğduğum anda aramızda ne kadar yaş farkı varsa, hala onu muhafaza ediyoruz  , bu durumda şımarmamda bir mahsur yok ". Ay bir de mantıklı bir insanım ki aman Allahım. İşte yukarıda gördüğünüz gibi, bir de , tembel ama marifetliyim. Geçen gün çalan kapıyla  , elinde koca bir kova dolusu kayısı ile gelen dostumuza minnetlerimi , bu tembel halimle onları reçele dönüştürerek bildirmiş oldum. Yine yukarıda gördüğünüz gibi , reçel biraz marmelatımsı oldu ama benim suçum yok kayısılar eridi kendi kendine. Hiç önemli değil benim için bu sonuç. her tür reçeli yiyebilirim. Bir arkadaşımdan kuru kayısıdan reçel yapma fikrini almıştım. O daha bir güzel oluyor. Kayısı zamanını geçirdim yada reçellik kayısı bulamadım gibi bir sorun yok. İstediğiniz an kayısı reçeli yapabilirsiniz. Sistem aynı , yalnız kayısıları biraz ıslatmanızı öneririm. Bazen çok sert olabiliyor.  Ahkamımı da kestikten sonra , huzurlarınızdan sevgi ile ayrılmak istiyorum. Saat 11:30 ve ben hala kahvaltı yapmadım. 




Salı, Temmuz 17, 2012

Anneniz kaç yaşında ?

Pakize Suda. Sevdiğim köşe yazarı. Bazen öyle şeyler yazıyor ki, daha bir seviyorum okudukça. Hele "perşembe monologları" yazılarını ayrı seviyorum. Sizinle paylaşmak istediğim bence önemli bir yazısı var.

Hayatı ne kadar es geçtiğimizi, nasıl bazı  zamanları boşa harcadığımızı yıllar sonra anlıyoruz. Bunu idrak edebilmek için  ya 40'lı yaşları geçmek ya da bazı gerçekleri yaşamak gerekiyor. Ben de yaşıyorum benzer şeyler ama hiç bu yönünü düşünmemiştim. Çok haklı Suda.
Sahi anneniz  kaç yaşında  ?

Makaleyi okumak için TIKLAYINIZ






Pazartesi, Temmuz 16, 2012

Bu sabah

Her şey yolunda gittiğinde mutlu olacağımızı sanırız. I ıh olmuyormuş . Her şey yolunda olmasına rağmen haftaya suratım asık başladım. Yok bir nedeni. Derinlerde var da ben mi bulamıyorum acaba?. Birikimler mi patlak veriyor ? Bu sabah mutsuz uyanmam için bildiğim bir sebep yok. Bir tek klasik cevap var bildiğim. "havadandır, havadan" . Hava deyince , kıştan beri "havalar bi ısınsa " diyen arkadaşlarımın kulaklarını tek tek çınlatıyorum şu günlerde. "Ramazan geliyor , oruca da başlayacağım, sevgili arkadaşlarım ne vardı hep bahar kalsaydı" diyorum. Ahh ilkbahar ne güzeldin . Ne diyelim, hayırlısı ile buharlaşmadan, kavrulmadan sağ salim sonbaharı görürüz inşallah.

Modum düşük ya, hemen kitaplara sarıldım. Dünden beri böyleyim aslında ve dünden beri de sürekli okuyorum. Dün , yarım bıraktığım "Bir yumak mutluluk" adlı kitabı okudum epeyce. Az kaldı bugün biter sanırım. Bu sabahta gözümü açar açmaz kitaplarıma sarıldım. Kitaplarıma diyorum, çünkü tek kitap okuduğum pek vaki değildir. Genelde iki, üç kitabı birden okurum. Çabuk okuyamam, yavaş yavaş okurum. Çok sürükleyici ise hemen bitirdiğimde olur.  Neyse. Kitaplarımın içinde kişisel gelişimle ilgili olanlarda var. İşte moralim bozuk olduğunda onlardan sayfalar okumak bana hep iyi geliyor. Öyle baştan başlayıp okumak değil. Rastgele açıyorum ve okuyorum.

Bu sabah kitabımın sayfalarını açınca karşıma çıkan şey beni şaşırttı.
Diyor ki yazar özetle ; "Eğer siz kendinizi cennette bulmuş olsaydınız, çok geçmeden zihniniz 'evet , ama .. ' diyecekti. .
Sorunlar zihnimizin bir  ürünüdür. Sorun değil, durum vardır. Ve bu durumlar, şimdi başa çıkılabilecek ya da başa çıkılabilecek hale gelene kadar kendi haline bırakılıp, şimdiki anın oluşunun bir parçası  olarak kabul edilecek durumlardır. Yani bırak şimdi sorunları düşünmeyi, zamanı geldiği anda halledersin.
Bu,  sorunları çözmekle ilgili bir şey değil. Bu, sorun olmadığını idrak etmekle ilgili bir şey. Zihnin yarattığı sorunların yaşamak için zamana ihtiyacı vardır. Oysa zaman şimdi ki "şu an"dır. Ve zihnin ürettiği sorunlar şimdi ki anda varlıklarını sürdüremezler.

Ben bu anlatılanların tam tersini yapıyor ve zihnimin yarattığı sorunların yaşamasına izin veriyorum. Oysa sorun dediğim şey nedir ? Ne kadar güzel söylemiş yazar. Zamanı geldiğinde başa çıkılabilecek durum değil midir sorun.  Öyle ya, mesela benim sorun olarak gördüğüm şey , şu anda olan bir şey değil. Bırak zamanı geldiğinde , sorun gerçekten ortaya çıktığı anda düşün ve çözümle. O zaman neden zamanı geldiğinde başa çıkmak yerine her daim onu üzerimde taşıyorum. Neden bu hamallık  merakım.

İyi geldi bu satırları okumak işte. Ve tabii sizlerle paylaşmakta. Yazarken bunları kapım çaldı ve bir dostumuz bahçesinden bir dolu kayısı getirdi. Bu da  demek oluyor ki, mutfağa doğru hareket edip o kayısıları reçel yapma zamanı şimdi. 


Sizi yazarın şu satırları ile başbaşa bırakıyor ve harika bir hafta geçirmenizi diliyorum. 


                      "Dikkatinizi "şimdi" üzerinde odaklayın ve bana ne sorununuz olduğunu söyleyin  "
Foto ve düzenleme : Füsun T.

* Kitabı merak edenler için. TIK TIK













Pazar, Temmuz 15, 2012

Pazar şarkısı


İnternette geziniyorum sık sık. Bazen öyle hızlı sayfadan sayfaya geçiyorum ki, neyi nerede gördüm hatırlayamıyorum. İşte bu pazarın şarkısı da , nasıl çıktı karşıma hatırlamıyorum. Şarkı Okeanos Türk_Yunan Rembetiko orkestrası tarafından seslendirilmiş . Öyle yazıyor. Böyle bir orkestrayı duymadım daha önce. Detay bilgilerde de şunlar var.
Şarkı: Manolakis- Elenitsamou
Solist-Klarnet       Evrim Ateşler
Buzuki                  Kemal
Gitar                     Mert İşyar.
Şarkıyı tesadüfen dinledikten sonra izlediğim bir tiyatro oyunu ve filme gitti aklım hemen. Çünkü şarkıyı seslendiren Evrim Ateşler, (benim gibi siz de , kimdir Evrim Ateşler derseniz isme tıklayınız )   şarkının videosunu, izlediğim bir filmden sahnelerle hazırlamış. Filmin adı RembetikoBir kaç yıl önce tiyatroda izledim ilk kez, Costas Ferris'in Rembetiko'sunu. İçime işlemişti. Eve buruk dönmüştüm, bir o kadarda hayran.  Devlet Tiyatroları yine harika bir oyun çıkarmıştı. Uğur Çavuşoğlu hala belleğimde. Konu hala sıcaklığını korumakta içimde. Daha sonra da Dvd 'sini alıp, filmini izledim. Film ayrı etkiledi beni. Nesi etkiledi derseniz ? Her şeyi diyebilirim.  Kısaca konuyu anlatayım size ve kesinlikle izleyin önerisinde bulunayım unutmadan.


Filmin konusu kısaca şöyle ;
Kurtuluş savaşı yılları. Savaş sonunda 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması’nın ek protokolü uyarınca gerçekleşen nüfus mübadelesi ile, Türk ve Yunan halkları için zor bir süreç başlar. Anadolu’da yaşayan Yunanlar Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan Türkler Anadolu’ya göç etmek zorunda kalır. İnsanlar doğdukları  topraklardan koparılır, yaşamlarını, anılarını arkalarında bırakarak başka topraklara gitmeye mecbur bırakılır. İşte Marika'da İzmir de doğar ama mübadele sonucu ailesi ile birlikte Yunanistan 'a gider. O da annesi gibi meyhanelerde şarkı söyler, aşklar yaşar, üzüntülerle  boğuşur. Ve bunları şarkılarda dile getirir. Filmi izledikten sonra Marika ve annesinin hazin hikayesi belleğinizde hep kalacaktır. Bu göç sırasında yanlarında götürdükleri müzikleri onların her şeyidir. Çünkü hayata bu yolla tutunmaktadırlar. Kederlerini, aşklarını , yüreklerindeki acıyı müziğe yansıtırlar. Bu müzik Rebetiko adı ile anılır. Müziğin doğuşu Anadolu'da başlamış , Yunanistan 'da devam etmiştir.

İlk şarkı rebetiko tarzı müziğe bir örnek olabilir. Bu pazarın şarkısı aynı zamanda.

 İŞTE BU PAZARIN ŞARKISI, Rembetiko filminden görüntüler eşliğinde

Bu şarkıyı dinledikten sonra filmin  en güzel müziklerinden birini paylaşmadan, Marika'yı anmadan olmaz tabii ki. Bu da bonus olsun bu pazar.

BONUS

Cumartesi, Temmuz 14, 2012

Marifetli hallerim

Bu hafta dolaştığım bir çok blogda, arkadaşlarımın limonata yapmış olduğunu gördüm. Kimini gece yarısı ziyaret ettim, kimini gündüz.  Her seferinde de canım limonata çekti. Zaten bu yemek blogu olan arkadaşların sayfalarını dolaşmak işkence.  Ne kadar marifetliler, ne değişik şeyler yapıyorlar.  Nasılda üşenmiyorlar.  Az daha gece yarısı kalkıp limonata yapacak hale geldim onları gezdikçe. Ve sonunda bana limonata yaptırdılar. Yoo öyle uzun boylu değil, yapsam yapsam bi limonata yaparım. Diğer yaptıkları beni aşar. Yetişemem onların marifetlerine.  Mutfakla aram çok fazla iyi değil. Kısa ve öz " tembelim" işte . Yani benim gibi bir tembele  limonata yaptırdılar ya helal olsun. 




Her okuduğum tariften kendime bir ipucu aldım. Ben öyle uzun uzadıya uğraşamadım, kendimce pratik limonata yaptım. 5 dakikada şipşak. Limon kabuklarını rendeledim. Cam bir kaseye koydum. İçine birazcık toz şeker attım. Tahta kaşıkla bir güzel ezdim. Sonra içine,sıktığım limonları döktüm, biraz da su. Tel çırpacakla birazcık çırptım. Balkonumdan bir adet nane kopardım. Bardağıma da onu koydum . 





 Oldu bitti. Afiyetle içtim. Bir daha yapar mıyım ? Yaparım. Müthiş lezzetli oldu ve ben limonatayı çok seviyorum. 




Perşembe, Temmuz 12, 2012

Yamaha Y125 Moegi Concept

Benzin fiyatları malum her gün artmaya devam ediyor. Bisiklet mi alsam acaba diye düşünmüyor değilim. Fakat yaşadığım yer bisiklete pek uygun değil. Yokuşları olan bir semtte yaşamaktayım çünkü. Çocukluğum bisiklet üzerinde geçti, hala da fırsat buldukça binerim bisiklete, iyi sürücüyüm ama, bu yaşımda o yokuşları aşamam. Bu durumumu bilen ve beni  düşünen şirketler tek silindirli motosiklet ve scooter üretmeye hız verdiler. Ben de araştırmaya hız verdim. (Megolaman oldum itiraf ediyorum )
Yamaha yakıt tasarruflu, bisikletimsi hafif bir motosiklet modelini tanıttı Tokyo da geçen yıl. Yamaha Y125 Moegi Concept. Çok şık , zarif, hafif bir makine. Ağırlığı sadece 80 kg. Vespa'dan 25 kilo daha hafif. Yüzde doksanı aliminyum. Basit bir kayış sistemi ile arka tekerleğe bağlı, hava soğutmalı 125 cc'lik bir motorla çalışan 1955 model Ya-1 geliştirilerek, tamamen döküm aliminyum motosiklet silindiri olan Diasil'e dönüştürülmüş motoru bu yeni modelin. Henüz beygir gücü açıklanmamış. Yakıt tasarrufunun şart olduğu günümüzde bir çoğumuz tarafından tercih edilmeye başlanacağını düşünüyorum. Zaten artık arabalar gözüme gereksiz büyüklükte görünmeye başladı. Her arabada tek kişi. Ne gerek var o kadar kocamanlığa. Tek kişilik otomobillerde çıkıyor. Onlarda da sürekli araştırmalar ve yenilenmeler var. Bir başka postda onu da paylaşalım.


                                                        İşte Yamaha Y125 Moegi Concept
Foto:  http://www.haberciniz.biz

Diğer fotoğrafları görmek için tıklayınız lütfen TIK TIK





Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Minik fikirler

Bu seferki minik fikir benden. Nevresimi yorgana geçirirken yardım edecek birini bulamadığım bir gün aklıma gelmişti. O günden sonrada bu iş için kimseye ihtiyacım olmadı. Tek lazım olan iki adet mandal. Önce yorganın uçlarını, nevresimin uçlarına yerleştiriyorum . Köşeleri mandalla tutturuyorum. İşlem tamam. Rahat rahat geri kalan kısmı yerleştiriyorum. Kolay gelsin.


Salı, Temmuz 10, 2012

Gece turu

Çekiliş varrrr !!! TIK TIK



Kız kulesi ve akşam

Dün dedim ya; bir iniyor moralim yerlerde sürünüyor, bir çıkıyor göklere. Bugün beklediğim bir haber vardı. Birazcık olumlu geldi haber. O yüzden bende olumluya doğru bir adım daha attım. Paylaşayım istedim. Mutluyum :)

İstanbul'da akşam bir başka güzel. Özledim çok. Üstelikte çocukluğum ve gençliğimde İstanbul'la arası hiç de iyi olmayan ben özledim. Daha önce size bir post hazırlamış ve bir link vermiştim İstanbul'u seyretmek için. Orada duygularımı da paylaşmıştım. Bende tekrar bir göz atayım sizlerle beraber. Neler anlatmışım size ?
TIKTIK


foto ve düzenleme : Füsun T.
Çekildiği tarih ve saat : 10 / 7 / 2012   20 : 00

Pazartesi, Temmuz 09, 2012

İstanbul'da akşam

sepetçiler kasrıdan
foto ve düzenleme : Füsun T.
09 / 07 / 2012 saat:  21:00 


Zaman öyle de geçiyor

Bu aralar biraz gergin, huzursuz , bazen mutsuz yaşayıp gidiyorum. Sevdiğim bir şarkı var "zaman öyle de geçiyor, hayat böyle de bitiyor, bitsin umudum cennetten" diyor. Umudum bitmiyor ama bazen moralim yerlerde gezebiliyor. Telkinlerle yükseltiyorum kendimi. Sonra bir bakıyorum yine yerlerde. İşte "hayat böyle de bitiyor" napalım. Belki bu çiçekler biraz mutlu eder hepimizi.



süsenkolaj


Pazar, Temmuz 08, 2012

Pazar şarkısı


Bu pazarın şarkısı Iyeoka'dan geliyor. Dün gece dinledim şarkıyı ilk kez. Ses güzel, yorum güzel, ritm güzel, kısacası cezbetti beni. Öyle olunca da paylaşmak lazım geldi bugün. Kendim ve benim gibi ilk kez dinleyecek olanlar için mini bir araştırma yaptım kimdir diye.  Iyeoka Okoawo ,Nijerya doğumlu Amerikalı bir sanatçı . Şiir yazıyor, şarkı söylüyor. Müziğe Funk Tribe The Rock adlı grubu kurarak başlamış. Müzik kariyerine başlamadan önce eczacılık yapıyormuş.  İlk solo albümü Black & Blues . İkinci albümü Hum The Bass Line. 2010 yılında ise Say Yes adlı albümü piyasaya çıkmış. Albümle aynı adı taşıyan şarkısı da fena değil ama benim favorim o olmadı ne yazık ki. Ben hakkında ancak bu kadarcık bilgiye sahip olabildim. Onu da google translate sayesinde kendi sitesindeki biyografisinden toparlamaya çalıştım. Siz detaylar için ziyaret etmek istersiniz belki siteyi TIKTIK 
Yine kendi sitesinden diğer şarkılarını dinleyebilirsiniz ,üç albümünü de paylaşmış burada  TIKTIK


Ve benim beğendiğim, bu pazar için seçtiğim şarkısını, hepinize güzel, neşeli ve sevgi dolu bir pazar dileyerek paylaşıyorum.


Alıntı : http://www.iyeoka.com/gallery-2/
                                      Simply Falling    DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Simply Falling Türkçe Çeviri

Basitçe düşme

There goes my heart again
Kalbim yine oraya gidiyor,
All of this time I thought we were pretending
Bunca zaman rol yaptığımızı sanıyordum
Nothing looks the same when your eyes are open
Senin gözlerin açıkken hiçbirşey aynı gözükmüyor
Now youre playing these games to keep my heartbeat spinning
Şimdi sen bu oyunları oynuyorsun, kalp atışlarımın ipini tutmak için 
You show me love, you show me love
Bana aşkı göster, bana aşkı göster
You show me everything my heart is capable of
Bana herşeyi göster, kalbimin yetebileceği kadar
You reshape me like butterfly origami
Beni kağıttan kelebek gibi yeniden şekillendirdin,
You have broken into my heart
Kalbimin içine kırdın
This time i feel the blues have departed
Şimdi ayrıldığının hüznünü hissediyorum,
Nothing can keep me away from this feeling
Hiçbirşey beni bu hislerimden uzaklaştıramaz
I know i am simply falling for you
Biliyorum, ben sadece senin için düşüyorum
Im taking time to envision where your heart is
Kalbinin nerede olduğunu hayal etmeye zaman ayırıyorum
And justify why youre gone for the moment
Ve şu an gitmiş olduğunun haklılığına da
I tumble sometimes, looking for sunshine
Bazen tepetaklak oluyorum , gün ışığına bakıyorum
And you know this is right when you look into my eyes
Ve gözlerimin içine baktığında bunun doğru olduğunu bilirsin
You show me love, you show me love
Bana aşkı göster, bana aşkı göster
You show me everything my heart is capable of
Bana herşeyi göster, kalbimin yetebileceği kadar
And now I cant break away from this fire that we started
Ve şimdi başlattığımız bu yangından uzak kalamayacağım
There my heart goes again,
Kalbim yine oraya gidiyor,
In your arms Im falling deeper
Senin kollarında derin duygulara düşüyorum
And theres nothing to break me away from this..
Ve hiçbirşey beni bundan alıkoyamaz

Alıntı : http://www.sarkicevirileri.com/36827-Iyeoka-Okoawo-Simply-Falling-ceviri.html



Gece turu

                                                         Şeftalili kek yapmaya var mısnız ?
tık tık



                               Tarif için Saliha Erozan'a teşekkürler

Çarşamba, Temmuz 04, 2012

Dolunay

Sürekli dolunaydan şikayetlenen birisi olarak dün epeyce bir şaşırdım. Odanın perdesini çekmek üzere cama doğru yöneldiğimde ayın doğduğunu gördüm. O da ne ? Dolunay. Ve ben gayet sakin ve dinginim. Allah Allah ! Pek olası bir durum değil ama hayır olsun. Evet aynen bunları düşündüm. Çünkü ay takvimini takip etmesem bile , kendi duygusal takvimim dolunay günlerinde hiç şaşmaz. Bana muhakkak bildirir dolunayı. Bir gerginlik, bir stres sıkıntı, bir baş ağrısı durumu yaşarım genellikle. Bu sefer hiç bir şey hissetmemiş olmamı yadırgadım.
Karar veremedim bak şimdi , önce dolunayın etkilerine mi değinsem , yoksa fotoları nasıl çektiğimi mi anlatsam . Hımmm. Önce etkilerden kısaca söz edeyim ben sonra fotolara geçeyim. 


Dolunay insanlar üzerinde bir çok değişime ve etkileşime sebep oluyor. Yaşayan bilir çok sıkıcı bir durumdur bu. ! Efendim, denizlerdeki med _ cezir lere sebep olan ayın bu hali, insanlarda da med_cezirler oluşturuyor. İnsan vücudundaki sularda da gel git ler olunca denge bozuluyor tabiiki. Sıvı dengesi bozulunca, kalp atım hızı da, beyindeki düzenli işleyişte aksamakta. Birbiri ile bağlantılı insan vücudunun işleyişi şaşmakta. Ve bakın neler olmakta öncelikle.
Doğumlar da artış oluyor bu günde. Vaktini bekleyemiyor bebişler. Sıkıntıdan hemen dışarı atıyor kendini.
Eee, med-cezir halindeki su kesesinde beklemek kolay mı o gece. At kendini dışarı.

Kadınlar dolunay günü aşırı hassas oluyor ve gözyaşlarında bariz bir artışla karşıya karşıya kalıyor . Sonrada durumu anlayamayan beylerle münakaşalar " ne var da ağlıyorsun şimdi ? ". "Dolunay var da ondan desem" Şaşkın bakışlar altında devam eden gözyaşları ve beyefendinin pofurtuları.

Migren artıyor o gün. Baş ağrısından kıvranan insan dolunay hakkında olumlu düşünebilir mi sizce ? Dolunay'ın bana olumlu etkisi var diyenlere selam olsun.

Adam öldürme, cinnet geçirme, intihar olayları dolunaylı gecelerde her zamankinden fazla oluyor. Polis kayıtları ile onaylanan bir durum bu. Şu meşhur "kurt adam " hikayesi geliyor hemen insanın aklına.

Kanamalarda artış oluyor dolunayda. Ameliyatlara dikkat bu gece de. Kadınların ay halinde de önemli etkileşimler oluyor.

İnsanların cinsel istekleri artıyor dolunayda. Tarlaların verimi de artıyormuş. Üreme ile ilişkili bir bereketli yönü var demek ki.

Say say bitmez bir duruma girmek üzereyken konuyu toparlıyorum. Dün gece dolunaydı ve  ben bu fotoları çektim odamın penceresinden. Doyumsuzdu seyri.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...