Perşembe, Ocak 31, 2013

Her yerde sanat


Çevre sanatçısı Tony Plant eserlerini doğal bir tuvale yapıyor. Tuvali plaj kumu. Kullandığı alet ise tırmık. Eserleri, gelecek olan gel-git'e kadar yaşıyor, sonrasında silinip gidiyor. Fotoğrafları baki kalıyor.
foto kaynak


                                                      Videoyu izlemek için tık



Pazartesi, Ocak 28, 2013

Yürüdüm

Bu post'u 9 Ocak'ta hazırlamıştım. 10 Ocak'ta yayınlayacaktım. O sabah saat 06:30 da kanama ile hastaneye gittik.9 gün yoğun bakımda kaldı, 19 Ocak gecesi sonsuz uykuya yattı ve  annem bir daha eve geri dönmedi. 






Kar yağar yağmaz ilk işim gizli cennete gitmekti. Böyle bir hedef yapmıştım kendime. Dört mevsim fotoğraflamak istiyordum "gizli cennet" adını verdiğim parkımı. O niyetle çıktım yola Salı günü.

Kimden ikikumtanesi

Yolda hafiften kaydım. Zaten sakat olan belim bi cız etti. Ama yılmadım. Devam ettim. Sonunda cennetin kapısına ulaştım. Belim mi ? Ağrımakta hala ne yazık ki. E geçecek inşallah.

Bir iki basamak inebildim sadece. Gördüğünüz üzere merdivenler fena halde karla kaplı. Ağrıyan belimi  ve kayıp düşersem kırabileceğim yerlerimi  düşününce, daha fazlasına cesaret edemedim, istemeye istemeye geri döndüm. Zorlamanın anlamı yok di mi ?


İndiğim basamakları geri çıkarken merdivenlerin görüntüsü hoşuma gidince de, bastım fotoğraf makinesinin deklanşörüne. Yapraklar karlar altında kalmış. Bir iki tanesi karın üzerindeydi. "Sonbaharda geldiğimde, hepiniz merdivenlerde beni uğurluyordunuz" demedim tabii. Desem anlarlar mıydı ?


Dönüş yolunda her zaman bu gazete-dergi  bayiine uğramadan geçemiyorum. Her tür dergiyi bulabiliyorum burada ve bir de çok sevdiğim Teksas, Tommiks serisini. Tommiks aldım eve döndüğümde okumak niyeti ile ama okuyamadım. 

Eve dönmek istemiyor tabii ki canım. Karla henüz içli dışlı olamadık. Planda bozuldu. O zaman B planı girdi devreye işte. İkinci çok sevdiğim yürüyüş güzergahı. Yani ara sokaklar, yani trafiğin az olduğu yollar. Crossroads'un tabelası çok şirin göründü gözüme bir an.


Sokağın biraz ilerisinde çok sevdiğim bir pastahane var. Dışarıdaki masa sandalyeler karlar altında öksüz kalmış. 


Masadan buzlar sarkıyor. Hava müthiş soğuk. Ellerim kısacık mesafede buz gibi oldu. Canım kahve istiyor, ellerim üşüyor, ayaklarım donuyor. Biliyorum ki içerisi her anlamda sıcacık. Açtım kapıyı girdim içeri.

Tatlılar tatlı tatlı karşıladı beni. İzin isteyerek fotoğrafladım. Hoş, pek gönüllü izin vermedi tezgahın arkasındaki beyefendi ama bir iki poz aldım. Tabii pastalardan da aldım.


Buranın en kötü tarafı , tüm ürünlerin mükemmel lezzette olması ve bu nedenle hepsini almak isteme arzusu uyandırması. Birazcık aldım bende çayın yanına. Kilo artışıma aldırmadan. Bugünse tartıya çıktığımda gördüklerim üzerine söylendim kendi kendime tabii ki.

Çıktık yine buz gibi havaya. İçeride hafiften ısındım , bununla biraz daha yürüyebilirim. Yola devam. Çamlar üzerinde karlar top top , o kadar güzeller ki, bırakıp gidemem şimdi bu manzaraları.



Yeşiller , beyazlar, yollar, inişler çıkışlar, çekilen fotoğraflar. Mutluyum ama çok üşüyorum.


Bu ağacın her seferinde fotosunu çekiyorum. Yola uzanışı çok hoşuma gidiyor.


Aynı şekilde bu ağacında. Demek ki ben böyle yola doğru uzanan ağaçları seviyorum. Bu sokağı da seviyorum.


Bu kaldırımları da seviyorum. Bir sürü ağaç var çünkü. Özellikle baharda, yazın, yapraklar açtığında yol daha bir güzel oluyor. Tam buradan geçerken, karşı kaldırımda ki evin bahçesinde, ağacın üzerinde bir sürü serçe öyle bir cıvıldıyordu ki, ne konuşur bunlar bu kadar diye merak ettim. Serçeler çok geveze kuşlar.


Ama tüm gevezeliklerine rağmen çok tatlılar çokk. Kuşları, doğayı, çiçeği böceği çok seviyorum. Üşümüş bu minikim.

Ya buna ne demeli. Üşümüş ama yaramazlık yapmayı da ihmal etmiyor. Daldan dala atlayıp beni yordu. Sonunda yakaladım.

İlle bir araba camına kalp yapılacak. Yaptım. hatta bir değil bir çok. Bu, gündüz yaptığım tek olan. Oysa bir önceki gece yürüyüşte, yola park etmiş arabaların tümünün camına kalp yaptım. Yoo, hiç üşenmedim . İçimden öyle geldi, içimi kırmak olur mu ? Şurda kırk yılın başı bi şey istemiş.


Yola devam. Sürekli sokaklar sokaklar sokaklar. Bu sokağa geldiğimde bir anda rüzgar çıktı. Ağaçlardaki karlar tozmaya başladı. Yolun sonunda sis halindeki tabaka, ağaçlardan inen karların görüntüsü. Güzeldi.


Bu sokak pamuk tarlası gibiydi. Bodur çitlerin üzeri öyle güzel dolmuş ki. Üşümesem daha ağır ilerleyebilirdim bu sokakta ama artık parmaklarımı zor oynatıyorum. Botum da su almaya başladı. Çorabım hafiften ıslandı.
Çocuk yuvasının bu şirin pembe şatosunu her gördüğümde, bir çok şeyden yoksun geçen çocukluk yıllarımızı hatırlarım. Bizimde olsaydı içinde oynayacağımız  böyle şatolarımız. 


Bu sokağı da bitirince döneyim artık eve. Bu kocaman ağaçta kaldırımı kaplamış neredeyse. Önündeki çamı sevdim aslında.


Bir de tek başına görüntüleyim derken , yıllardır gördüğüm, yanından geçtiğim ağacın üzerindeki tabelayı fark ettim.

Semtimizde bir anıt ağaç varmışta haberimiz yokmuş. "Yıllar sonra yakınen tanıştığım için çok mutlu oldum sevgili saplı meşe. Görüşürüz yine, hoşçakal şimdilik." diyerek,çok üşümüş hatta donmuş bir vaziyette evin yolunu tuttum.


Pazar, Ocak 27, 2013

Teşekkür

Acımı paylaşan herkese çok teşekkür ederim. Mesajlarınıza tek tek teşekkür yazamayacağım için lütfen beni affedin.

Konu ile ilgili yazacak çok şey var içimde. Ama nedense bende kalmasını arzu ediyorum. Zaten hep sessizce, içimizde paylaşmıştık bunca yıldır her şeyi, hep birlikte. Yine öyle olsun istiyorum belki de. Belki de çaktırmadan bir şeyleri yok saymaya çalışıyor yüreğim.

Bu blogda paylaşımda bulunmak,  bana annemle yaşadığım dönemde çok iyi geliyordu. Buraya ayırdığım zaman diliminde çok şeyden uzaklaşıyor ve rahatlıyordum. Buna şimdi daha fazla ihtiyacım var. Paylaşımlara başlamayı düşünüyorum. Ne sıklıkla olur, ne paylaşırım hiç bir fikrim yok. Kafam darmadağınık ve bunu toparlamam için bir şeylere odaklanmam gerek. Belki blog bu hususta iyi bir adım olur. Yorumlarınıza cevap yazamayabilirim, belki de yazarım, " hiçbir şey bilmez " hallerdeyim. İdare edin bir süre beni lütfen.

Cumartesi, Ocak 19, 2013

Haber

Güzel insanlar.

Anneciğimi, mide kanaması ile 10 Ocak sabahı acilen hastaneye yoğun bakıma yatırdık. Bugün 9'ncu gün. Kanama durmuyor ve annem hala yoğun bakımda. Doktorlar gereken her şeyi yapıyorlar ama sonuç alamıyoruz. Bazı pürüzlerde çıkıyor karşımıza. Zaten böbrek yetmezliği var, kansızlık var. Bir yandan kan kaybediyor bir yandan kan veriliyor. Çok zor günler geçiriyorum. Tarifi imkansız duygular yaşıyorum. Bir süre sizlerle olamayacağım. Mesajlarınıza cevap veremeyeceğim. Hepinizi seviyorum, dualarınızı bekliyorum.




**** ANNEM HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU....

Salı, Ocak 08, 2013

Adalet Yılmaz

Bu sabah maillerime baktım ve gelen bu yazıyı sizlerle paylaşmaya karar verdim. Biraz uzunca ama okunası bir hikaye bu. Sanırım gerçek bir hikaye. İnternet ortamında bazen neyin doğru kaynak olduğu hakkında tereddütlerim oluyor ne yazık ki. Gerçek değilse bile ibret alınacak bir hikaye. Size "ilk kadınlar" adında bir post hazırlamıştım. Cumhuriyetin, mesleklerinde ilk kadınlarını tanımıştık beraber. İşte  bugünkü yazımızda Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerinden biri olan Adalet Yılmaz, onun Atatürk'e verdiği söz ve hayatı ile ilgili.


kaynak

Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi. Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini.

Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu.
‘Patlama be adam’ dedi.
Nihayet taksiye binebildi.
’Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför.
‘Nereye gidiyoruz?’
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda
‘Tüm bir gün beni taşır mısın?’ diye sordu.
‘Sana 500 lira veririm.’
Adam küçümser bir gülümseme ile,
‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.
 Kadın gülümsedi
 ‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’
 ‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’
 ‘Anıtkabir’ e’
 ‘Anıtkabir’e mi?
 ‘Evet’
 ‘Tamam teyzeciğim’
 ‘Yaş kaç teyzeciğim?’
 ‘Seksen sekiz’
 ‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’
 ‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’
 ‘Haklısın teyzecim’
 Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför
‘Teyzeciğim geldik’ dedi.
 Dalgın görünen kadın
‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi.
‘Benimle gel’
Adam şaşırmıştı.
‘Tabii teyze’ dedi.
Kuşkulu gözlerle
‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.
 O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak
‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi
‘Hayır’
 ‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’
 ‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’
 ‘Ee o zaman’
 ‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’
 Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı. Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde 
‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.
 ‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’
 ‘Her ay geliyor musun?’
 ‘Evet’
 Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’.
Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra,
‘Hadi gidelim’ dedi.
 Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
 ‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra
‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.
Nereye gidiyoruz?’
 ‘Bankaya’! Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
 ‘Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim?’
 ‘Sor bakalım evladım’
 ‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’
 ‘Uzun hikaye evladım’
 ‘Olsun be teyze anlat ne olur’
 ‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine
‘Ne güzel ismin varmış’ dedi.
‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana.
Hemşire dedim.
Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi.
Ben kadından hakim olmaz ki dedim.
Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’
 ‘Sen ne dedin peki?’
 ‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’
 ‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’
 ‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’ 
‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’
 ‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’
‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?
 ‘Evet’!
 ‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’ 
‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?’
 ‘Osman teyzeciğim’
 ‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’
 ‘Tamam teyzeciğim’! "
 Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. ‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
 ‘Hoş geldin Hakim Teyze’
 ‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’
 ‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’
 ‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’
 ‘Nereye gidiyoruz?’
 ‘Seyranbağlarına’
 ‘Tabii’
 ‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’
 ‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’
 ‘Ne iş yapardı amca?’
 ‘Subaydı.’
 ‘Ne zaman vefat etti?’
 ‘1952′de’
 ‘Çok olmuş.Gençmiş’
 ‘Kore savaşında şehit oldu.’
 ‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’
 ‘ Sağol’
 ‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’
 ‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’
 ‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’
‘Yok bekle burada’
 Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü. Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi.
Kadın
‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.
 Adalet hanım, buğulu gözlerle
‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.
 Araba hareket etti.
 ‘Nereye Hakim Teyze?’
 ‘Hemen iki sokak öteye’
 Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.
 ‘Bekle beni’
 ‘Tabii Hakim Teyze’
 Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
 ‘İyi misin Hakim Teyze’
 ‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’
 ‘Nereye gidiyoruz?’
 ‘Cebeci Asri Mezarlığına’
 ‘Tamam’
 ‘Teyze nerelisin sen?’
 ‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’
 ‘Sonra ne oldu?’
 ‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’
 ‘Çocuğunuz var mı?’
 ‘Bir kızım bir oğlum vardı.’
 ‘Neredeler şimdi?’
 ‘Oğlum dış işlerinde çalışıyordu.’
 ‘Ne güzel’
 ‘1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’
 ‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani
’ Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’
 ‘Amin. Ya kızın?’
 ‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999'da depremde hepsi vefat ettiler.’
 ‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’
 ‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’
 ‘Geldik Teyze’
 ‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’
 ‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’
 ‘Yok beni alacaklar buradan’
 ‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’
 ‘Çocukların var mı?’
 ‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
 ‘Adları nedir?’
 ‘Kemal ve Ayşe’
 ‘Oğlumun adı da Kemaldi.’
 Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
 ‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’
 Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.

Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı. Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:

’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet Yılmaz’a ait olduğu belirlendi. Adalet Yılmaz’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. Yılmaz vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’n da ki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzur evine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet Yılmaz’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’

 Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında ’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı.. .

Pazartesi, Ocak 07, 2013

Gece turu

Bu geceki turumuz bir duyuru. Ve okuyup duyanlar, duymayanlara iletir belki. Bakın neler olmuş :)

tık tık

Kitaplık kurdu



                      Az önce yürüyüşten geldim. Ankara karlar altında ve çok güzel kar yağmakta hala. Radyo ilef son derece romantik şarkılar çalmakta. Kar ve bu güzel şarkılar çok iyi geldi bana . Dinleyin derim. Hepinize iyi geceler.

1001 çeşit

Washington  DC. de . Smithsonian Müzesi bünyesindeki Arthur M. Sackler Gallery’de bir sergi varmış.  İlgimi çekti ama ne yazık ki benim görme şansım yok. Bu sayfadan yolu geçen ve oralarda bulunanlar belki benim yerime de gezerler.
Serginin adı Roads of Arabia. 24 Şubat 2013'e kadar açık . Serginin ilgimi çeken tarafı, İslamiyet öncesi putların da sergileniyor olması. Son 40 yıldır Suudi Arabistan, arkeologlara kazılar yaptırıyormuş. Ve büyük bir kültürel hazineye ulaşıldığı söyleniyor. İşte bu sergide bunlarda bulunmaktaymış. İslam öncesi yapılan sanat eserleri. Bunların içinde ise, bizim parçalandıklarını zannettiğimiz putlarda varmış. Araplar bu putları muhafaza etmiş. Anlatılanlar bunlar. Bir kaç parçanın fotoğrafını gördüm neyse ki.
Benim gibi yakından göremeyecekler ve sergi hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için bir kaç  TIKTIK gerekiyor.
Roads of Arabia



9 Ocak'ta  Ankara Çağdaş sanatlar merkezinde Senem Diyici konseri varmış. 1953 yılında İstanbul'da doğmuş, halen Fransa'da yaşıyor ve müzisyen eşi Alain Blesing ile dünyanın çeşitli yerlerinde konserler ve eğitimler veriyor Senem Diyici. Müziği için bir sentez müzik diyebiliriz belki. Türk ezgileri var, caz var, folklorik müzik var. Yurt dışında yılda 40 konser veriyormuş ortalama. Senem hanımda kıymetinin bilemeyip ellere kaptırdığımız değerlerden. Ben de tüm bunları bugün öğrendim. Ve dinledim müziğini. Özellikle caz ve türkülerimizi sevenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. dinlemek için tıktık( sayfadaki Techno Roman Project'i dinlemenizi öneririm, ben çok sevdim)  Gidilebilir bu konsere. Hep sinema ,tiyatro yada cıstak cıstak konserleri  olmaz dimi. Arada, değişik  ve kaliteli şeyler hayata ve kişiye  renk katar.  TIKTIK 

11 Ocak'ta Jolly Joker'de Emre Aydın konseri var. Saat: 22:00 de başlıyor konser. Severim Emre Aydın'ı. Başarılı buluyorum.
12 Ocak'ta da Duman konseri var Jolly Joker'de. Ne güzel söylerler bu şarkıyı seni kendime sakladım
25 Ocak'ta yine Jolly Joker'de, yine saat 22:00 de Feridun Düzağaç konseri var. Ben kısaca F.D der ya, ben de kısaca F.T . Kötü espriydi kabul. Ama yaptım bi kere .
Ve bu haber çok güzel. Sezen Aksu 2 Şubat 2013'de Ankara'da ATO Kongre ve sergi sarayında bizlerle. Bilet Fiyatları
1. Kategori - 133.00 TL
2. Kategori - 112.00 TL
3. Kategori - 89.50 TL
4. Kategori - 67.50 TL
5. Kategori - 56.50 TL

Biletler Biletix'de. Size bir de sır vereyim. Sezen Aksu'nun vokalisti Cihan Okan'a BAYILIYORUM. Şişşş kimse duymasın n'olur.

Gurut nedir bileniniz var mı acaba ? Yoğurdun yada çökeleğin, yumurta büyüklüğünde kurutulmuş hali imiş . Suyu süzülmüş yoğurdun kurutulması ile elde ediliyor. Elazığ yöresel  sözlerini okurken tanıştım kendisiyle. Yöresel sözler okumayı seviyorum. Hatta bu konuda özel postlar  hazırlamayı düşünüyorum. Gurut'u öğrenince nasıl kullanıldığına da baktım. Çorba yapılıyormuş. Farklı yerlerde tarifler vardı ama bir yemek bloguna denk geldim. Blogger blogger'ın dostudur atasözünden yola çıkarak, sizi gurut çorbası tarifi için Gatucilezzetleri bloguna götürüyorum. Gelin hadi. TIKTIK

foto için izin istedim, mesajım okunmuş ama cevap alamadım. Gerekirse kaldırım. 
Elazığ sözlerinde neler vardı başka. 
Mahna : Bahane
Tavlu : Şişman
Usulcanah : Yavaşça, sessizce
Şılombu patlatmak : Gaz çıkarmak, yellenmek
Gırnata : Klarnet
Gövüllenmek : Sevdalanmak
Cıscıbıldah : Çırıl çıplak

Anna Karenina. Tolstoy sevdiğimden sanırım, bu filmi görmeyi istiyorum. Henüz gidemedim. Bu filmin ardından ise, 1 Mart 2013 de vizyona girecek olan Sefiller görmek istediğim film sıralamasına girecek. Oyuncular  arasında Amanda Seyfried var. Adını her seferinde unutuyorum, görünce de "aa bu o kız" deyip, izlemekten keyif alacağımı biliyorum. Kim bilir kaç kez izledik sefilleri. Jean Valjean adı çoğumuzun hafızasındadır.TRT'de dizi olarak da izlemiştik sanırım. Bir de müzikal olarak izleyelim bakalım. Film müzikal çünkü.  Filmde Russel Crow'da rol alıyor. FRAGMAN 

Vizyona girecek filmlerden biride Demet Akbağ'ın Hükümet Kadın adlı filmi. İzler miyim bilmem. Türk filmlerine biraz uzak duruyorum. Fragmanda gördüğüm kadarı ile, orada hükümet kadın değil , klasik Demet Akbağ var . Benim gördüğüm bu. Hükümet kadını göremedim fragmanda. Eyvah eyvah'da süperdi Demet Akbağ. (Eyvah eyvah demişken, cd'lerimi yeğenlerden alsam da yeniden izlesem , seviyorum o filmi .İlkini çok sevdiğim bir aradaşımla izlemiş ve kahkahalarla gülmüştük. Belki de o anılardan dolayı seviyorum daha çok.) Neyse  izleyenlerin yorumuna göre yeniden değerlendiririm Hükümet kadını.  FRAGMAN

18 Ocak'ta Şahan Gökbakar'ın Celal ile Ceren adlı filmi vizyona giriyor. Vizyona girecekler içinde kesinlikle izlemeyeceğim film. Fragmanına bile tahammülüm yok , o derece yani.!!

Bunca şeyi okudunuz, nefis köpüklü bir cappuccino'yu  hak ettiniz. Ben bu aralar fena halde, Nescafe'nin mini poşetlerdeki şeker ilavesiz cappuccino'suna dadandım. Size onu övecektim, görselini ararştırırken  bir de ne göreyim, benim sevgili arkadaşım Gilan, ağaçlar.net sitemizde normal nescafe ile evde yapabileceğimiz bir pratik cappuccino  tarifi vermiş. Tarifi görünce Gilan'ı özlediğimi fark ettim. Şimdi ilk iş ona mesaj atmak olacak. Ve bu tarif çok işime yaradı doğrusu.


Bakın evde pratik olarak nasıl yapıyoruz, gördüğünüz bu bol köpüklü  cappuccino'yu. TIKTIK

Bundan sonra bol bol, benim çekmiş olduğum fotoğraflardan ve düzenlediğim fotoğraflardan göreceksiniz blogda. Çünkü bu ara can sıkıntımı onları düzenleyerek, üzerlerine yazılar ekleyerek, filtreler uygulayarak  ya da fotoğraf sitelerinde kendi fotolarımla birleştirip yeni fotolar ortaya çıkararak geçiriyorum. 

                                            Hepimize şahane günlerle dolu bir hafta olsun. 

Kimden ikikumtanesi


Pazar, Ocak 06, 2013

Pazar

foto ve düzenleme : Füsun T.
Bir şehir ol..
Mesela İstanbul gibi..
Uzaktan bakanlar seni hiç bilmesinler.
Sen İstanbul gibi dur olduğun yerde ama sana gelmeye çalışanlar sana gelemesinler.
Uzaktan güzel görün herkese ama hiç kimse bilmesin içini.
Sen bir şehir ol
İstanbul gibi ; herkes imrensin sana ama feth edemesin hiç kimse benden başka..
Sen İstanbul gibi bir şehir ol..
Sahillerinde martılar öterek alsın simitleri ellerimden.
Kız Kulesi kıskansın beni bu sefer senin gözlerinden.
Köprünün üstünden bakarken şehre sadece diz çökeyim Ortaköy için, Sultanahmet için.
İstanbul ol mesela..
Konuş benimle ve her kurduğun cümle için Galata’dan Çelebi’ler uçsun gökyüzüne.
İki yaka bir kez olsun bir araya gelsin.
Sen konuş.. Susma..
İstanbul ol mesela..
İstanbul ol, sahip olduğun tüm merdivenleri önce ben çıkayım.
Üç aşağı beş yukarı..
Sonra sen çık ardımdan eksiklerimi tamamla.
Gülerek tartışalım 6′yı, 7′yi..
Sonra sen kazan ve ben tüm merdivenleri bir daha sayayım fazla fazla..

Sen İstanbul ol mesela..
Bir şehir ol..
İstanbul ol..
Bu kez boğazların kuruyana kadar ben seveyim seni..

Ayaz Şamil

*İnternette okuduğum ama yazanını bulamadığım şiir. Kime ait olduğunu bilen varsa lütfen bildirsin.
** Şair sonunda bulundu, Ayaz Şamil'e aitmiş şiir.

Cumartesi, Ocak 05, 2013

Yeşil terapi


Ankara karlı bir sabaha günaydın dedi. Füsun bu durumdan oldukça hoşnut. Cam önündeki yerini aldı ve hem izleyip hem de sizlere bu paylaşımı hazırlıyor. Kar gün içinde şiddetini artırır ve tutarsa yolculuk gizli cennete olacak. Fotoğraf çekmeye.

Psikolojik bir terim olan ve genelde bir uzman eşliğinde yapılan, kişiyi iyileştirme çalışması desem uygun olur mu acaba terapi için. Bazen de bir uzman olmadan, hepimizin zaman zaman kendi kendine uyguladığı, kişinin  kendisini rahatlatmak için yaptığı  bazı uygulamalardan oluşabiliyor.. Mesela ben kendime sık sık uyguluyorum. Kar izlemek benim için şahane bir terapi. Çayımı yada kahvemi alıp, sevdiğim bir müzik açıp, cam önündeki koltuğuma bir kedi gibi kıvrılarak oturup, bir süre sadece yağan kara odaklanarak izlemek, benim için şahane bir terapi. O sırada kendimi günlük streslerden, gelecek kaygılarından uzak tutmaya gayret ediyorum tabii ki. Yoksa bir anlamı olmaz. Ve bir çay içimi de olsa rahatlıyor, huzurlu oluyorum. Bunun bana olumlu katkılarına da çok inanıyorum. Bunun gibi bir kaç terapi seansım daha var.

Terapide çeşit çeşit tabii ki ve son günlerde oldukça popüler olan,tıp alanında da sık kullanılmaya başlayan bir çeşidi de "yeşil terapi".  Araştırmalar insanın içinde yaşadığı fiziksel çevrenin, sağlık ve mutluluğu açısından son derece önemli olduğunu tespit etmiş. Bu tespitler, doktorları,mimarları ve peyzajcıları bir araya getirmiş ve terapi bahçeleri oluşturmaya başlamışlar. Şimdi çalışmalar yapıyorlar , insanı iyileştiren terapi bahçelerinin nasıl olması gerektiği hususunda.
Bu konudaki ilk ciddi araştırmayı psikolog Roger Ulrich yapmış. 1984 yılında Science dergisinde yayınlanmış. Bahçe ve doğada zaman geçirmek çok zaman,  ameliyat sonrası iyileşmenin, enfeksiyonların iyileşmesinin ve diğer bazı hastalıkların iyileşme sürelerinin daha çabuk olmasında etkili oluyor.

Kalp ameliyatı geçiren 160 hasta ile yoğun bakımda bir çalışma yapılmış. 6 farklı resim kullanılmış bu çalışmada. 3 tanesi çeşitli doğa fotoğrafları,bir soyut resim, bir boş duvar ve bir beyaz levha. İnceleme sonunda , yattıkları yerden ağaçlı dere resmine bakan hastaların, daha düşük dozda ağrı kesiciye ihtiyaç duydukları gözlemlenmiş. Ve diğer hastalara göre daha sakinlermiş. Bu terapi tüm hastalıkları tek başına tabii ki iyileştirmiyor fakat ağrı seviyesini azaltıyor, stresi hafifletiyor ve bazı durumlarda iyileşme sürecini  hızlandırıyor. Ve şimdilerde hastanelerde terapi bahçeleri oluşturulmaya başlandı. Konu ile ilgili anlatacak, yazacak daha bir sürü şey var elbette, fakat nette uzun okuma yapamayan ben yeterince uzun yazdım zaten. Burada noktalayıp sizi daha öncede paylaştığım nefis bir doğa gezisi ile "yeşil terapi" uygulamanız için başbaşa bırakıyorum.

İstediğiniz lisanı seçip geziye başlayabilirsiniz. Yüklemesi biraz zaman alıyor bekleyiniz. Video başlayınca çarpı işaretlerini tıklayarak, kuşların seslerini duyup bilgi alabilirsiniz. Sağ tarafta bulunan next'e basarak ormanın değişik alanlarını gezebilir , dere başında konaklayıp derenin şırıl şırıl sesini dinleyebilirsiniz. Ben bugün gölde konakladım. Yeşilin yanında mavi de beni rahatlatıyor.

Hafta sonunuz  keyif içinde, mutlu ve huzurlu geçsin. 

Ormanda yürüyüp , kuş sesleri dinleyerek rahatlayın





Cuma, Ocak 04, 2013

Bunu yapalım mı ?

Bugün Cuma ve benim resim kursum var. Ben resim yaparken belki sizde pratik tablolar yapmak istersiniz . Daha öncede farklı bir versiyonunu paylaşmıştım sizinle. O kağıt üzerine yapılıyordu, bunlar direk tuval üzerine. Fotoğraflarını buraya koyamadım, tık tık yapınca görecek ve bakalım beğenecek misiniz ...







TIK TIK TIK



foto: Füsun T

Perşembe, Ocak 03, 2013

Benden şeyler

Bilirsiniz kendime hediye almayı seviyorum. Bu ara dozu biraz fazla kaçırmışım. Gelen kredi kartı ekstresi gözlerimin fırlamasına yol açtı ama olsun, demek ki bu ara kendimi şımartmaya çok fazla ihtiyacım varmış. Bu ay fren yapar dengeyi kurarım.
Ve yine ekstrede göze batan bir şey vardı ki, o da D&R alışverişlerinin çok fazla olması.
Mesela, Gripin albüm  çıkarmış, almamam mümkün olabilir mi onları bu kadar çok severken. Aldım tabii ki. Canlarım onlar benim. Bu seferde Yalnızlığın çaresini bulmuşlar. Bir itiraf , sanki bir önceki albüm çok daha iyi idi. Oradaki tüm şarkıları çok çok çok beğenirim. Bu albümde bir kaç şarkıyı eledim. Olsun tek şarkı bile olsa benim için Gripin her daim bir numara. Buradan albümdeki şarkıları dinleyebilirsiniz. "Neden bu elveda" yı çok seviyorum. Benim için dinleyin.
tık


Aldığım diğer Cd'leri daha önce "Öneriyorum" başlığında anlatmıştım. Onlarda çok güzeller. Ama bana tuzluya mal oldular. Kabarık bir ekstreye.

Cem Mumcu 'nun kitap tanıtımını izledim, çok beğendim oradaki cümleleri. Kendisini bilirim ama kitabını hiç okumamıştım. Kitabı rafta görüp elime alınca bırakamadım yerine. Almamak olur muydu hiç. Aldım tabii. Binbir İnsan Masalları. Kitap 139 ayrı öyküden oluşuyor. Kimi iki sayfacık, kimi bir sayfa. Ama bir ömrü anlatıyor satırlar size. Çok çarpıcı öyküler var. Okuyup bitirdiğinizde bir şamar iniyor yanağınıza. Tokatlana tokatlana öyküden öyküye geçiyorsunuz. "Poffff bu ne yaaa" diyorum her öyküden sonra.
tık


Ben 28 TL.ye aldım. Şimdi gördüm ki indirim var D&R web sayfasında. 20.49 TL ye satılıyor şu anda. Çok iyi rakam. Kaçırmayın derim tıktık

Melek objeli şeyleri çok seviyorum. Güzel bir melek biblosu almak istedim kendime. Ne yazık ki henüz o bibloyu bulamadım. Onu ararken bir başka melek objeli eşya buldum. Ben takılarımı çıkarınca yerine koyamıyorum hiç. Balık burcunun dağınıklığı sanırım. Çok dağınık bir insanım. Odamın içinde bazen adım atacak yer kalmıyor ıvır zıvırdan. Takılarımı da başucumdaki komodinin üzerine bırakıyorum. Sonra bir daha bir daha derken birikebiliyor. İşte sonunda bu melek takılarıma sahip çıkacak.


Yüzük sever bir kişiliğim var. Montürünü beğendiğim her yüzüğü alabilirim. Bu en sevdiğim yüzüklerimden biri. Ay ve yıldız . Çok ucuza aldım. 10 TL. İşte böyle,  melekli tabak kendime hediye. Birikmiş bonuslarımla  aldım.

Sunay Akın kitaplarımı anlatmış mıydım size. Unutkanlık had safhada . Anlattım galiba. Olsun bir daha anlatayım. Sunay Akın'ın iki kitabını aldım. Alınacaklar listenize ekleyin derim. Çok eğlenceli bir anlatımla neler neler öğretiyor insana.

Birisi "İstanbul'da bir zürafa". Henüz okumadım beklemede. Diğeri ise şu aralar okuduğum kitaplar arasında. "Ay hırsızı" . Bitmek üzere. Bitince zürafalı kitaba geçilecek.

Yeni yıl öncesi melekli tabak ile beraber, içinde güller olan minyatür saksı ve mini çam ağacıda odada kendine yer buldu.


Başka ne var benden. Kahve ritüelleri devam. Resim yapmaya devam. Bir kaç el işi var araya sıkışan. Günlük işler. Nette gezintiler. Bukombin'de dekorasyon denemeleri. Okumalar. Yani aynı ben. 




Çarşamba, Ocak 02, 2013

Reborn baby

Dördüzleriniz olsun ister misiniz ? Ne kadar şirinler değil mi ? Ama bakımları kim bilir ne kadar zordur.

Kimden ikikumtanesi
Başlık için ne kullanacağım şaşırdım. Aynen bu bebekleri gördüğümde şaşırdığım gibi. Bunlar yapma bebek. Gerçek değiller. Reborn bebek olarak adlandırılıyor. Reborn bebek, birebir   yeni doğan bir bebek gibi yapılmış oyuncak bebeklere deniyor. Oyuncak kelimesi çok uygun değil bu bebekleri anlatmaya aslında, doğru kelime değil kısacası. Sadece size anlatabilmek adına kullandım. Çünkü oyuncak anlamında kullanımı çok fazla değil.

Kimden ikikumtanesi

Yurt dışında kullanımı bir hayli yaygın olan bu bebekleri ; yeni doğan bebeğini kaybeden anneler, hamile olup da bebeğe alışmaya çalışan anneler ya da çocuk sahibi olmamış kadınlar tercih ediyormuş . Bunun dışında oyuncak bebek koleksiyoncuları alıyormuş.

Kimden ikikumtanesi
 Bu bebeklerin yapılma fikri, oyuncak bebek meraklılarının , koleksiyoncuların, daha gerçekçi bebekler istemeleri ile oluşmuş. İlk olarak 1990 yılında hobi olarak başlamasına rağmen, gördüğü taleple bir endüstriye dönüşmüş. Reborn bebek satışı genellikle internet üzerinden yapılıyormuş. Özellikle e-bay da bir sürü bebek var.


Kimden ikikumtanesi

Ben Panora alışveriş merkezinde dolaşırken gördüm bu bebekleri. Çok çok güzellerdi. Gerçeğe o kadar yakın görünümleri vardı ki hemen öğrenmek istedim nasıl yapıldığını. Benim gördüğüm bu bebekleri yapan kişi İrina Kaplanskaya. İrina, internetten araştırarak nasıl yapıldığını öğrenmiş bu bebeklerin ve kendisi yapmaya başlamış. İrina'nın bebekleri o kadar güzel ki, Ankara'da yaşayanların yakından görmesini isterim. Ne kadar süre orada kalacaklar onu sormayı unutmuşum, bugünlerde giderseniz görürsünüz sanırım.


Kimden ikikumtanesi

Bebeklerin satış fiyatı 1000- 1500 TL. arasında. Hemen izin isteyerek fotoğrafladım gördüğünüz üzere hem İrina'yı hem de bebeklerini.


Kimden ikikumtanesi

İrina'dan duyduklarımı ve araştırarak öğrendiklerimi anlatayım size. Bu yeni doğmuş yapay bebek oluşturma işlemine Reborning deniyor. Bu bebekleri yapan sanatçılara ise Reborners . Gerçekten sanatçı insanlar. Bu bebekleri yapmak pek kolay değil. Bir hayli uzun sürüyor bir bebeği yapmak. Bebeklerin ana maddeleri vinil. Parçaları set halinde satılıyor. Bu seti aldıktan sonra birleştirmek ona şekil vermek ise sanatçının hünerine kalıyor. Bazı reborners'lar müşterinin isteği üzerine, verilen resme göre üretim de yapıyorlarmış.



Kimden ikikumtanesi

Sadece saçını yapmak için harcanan zaman 50 ila 80 saat arasında değişiyor. Saçlar için İrina tiftik kullanıyor. Bebeklerin başları aynı yeni doğan bebek başı gibi desteklenmezse arkaya doğru gidecek şekilde ağır yapılıyormuş. Ve bu bebeklerin ağırlığı gerçek yeni doğan bebeklerle aynı. Boyları ve diğer ölçüleri de. Tenleri ise belli bir sıcaklığa sahip. Dokunduğunuzda bir bebek tenine dokunuyor hissi vermese bile neredeyse ona yakın .Bebeğin kolları bacakları hareketli. İstediğiniz gibi oynatabiliyorsunuz. Damarları, yüzlerindeki pembelik bire bir yeni doğmuş bir bebek gibi.


Kimden ikikumtanesi

İngiltere'de oldukça yaygın kullanımı olan bu bebekleri , hanımlar pusetlere koyup parklarda gezdiriyormuş. Ayrıca bebeklerine çeşit çeşit kıyafetler alan hanımlarda varmış. Bir araya gelip bebekleri hakkında sohbet ediyorlarmış. Türkiye'de sanırım henüz çok bilinmiyor ama Avrupa'da son derece yaygınmış.
Bu bebekler yüzünden yaşanan ilginç olaylarda var. Bir bayan bebeği arabada bırakıp gider. Orada dolaşan bir polis arabada tek başına hareketsiz duran bebeği görünce camı kırıp bebeği kurtarmak ister. Fakat sonuçta bebeğin canlı olmadığını öğrenmesi nahoş bir durum yaratır.

Daha neler göreceğiz diyerek ve gerçekçiliğine örnek olması açısından bu fotoğrafı ekleyerek  noktayı koyuyorum.


Kimden ikikumtanesi





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...