Pazartesi, Nisan 29, 2013

Hıdrellez

Mayıs ayı ile kucaklaşmamıza az bir zaman kaldı. Hıdrelleze de az kaldı dolayısı ile. 5 Mayıs gecesi ve 6 Mayıs günü Hıdrellez.  Hıdrellez  toplumumuzun ortak bir kültürel değeri. Tarihin ilk toplulukları da dahil olmak üzere mevsim değişiklikleri genellikle törenlerle kutlanmış. Hıdrellez de bir mevsim değişikliği. Kışın sona erip yazın başladığının müjdecisi. Yazın müjdecisi bir başka olayda dutların yaprağını açması.Dün bahçede baktım, dutların yaprakları görünmüş. Anneciğim derdi ki, dut yaprağını açmadan fazla açılmayacaksın, üşütürsün. O yüzden bu havalara aldanıp çokta açılıp saçılmayın. Yaşamında hemen herkesin bir şekilde hıdrellez törenlerine iştirak etmiş olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türk kültüründe canlılığını koruyan geleneklerden, törenlerden  biri. Canlılığını koruma sebeplerinin en başında  ,o gece dilenen dileklerin gerçekleşeceğine olan inanç geliyor bence. Malum hepimizin bir sürü dileği var.Tabii sadece dilek dilenmiyor 5-6 Mayıs günü ve gecesi, yapılacak daha bir çok şey varmış. Ben sadece gül ağacının (yada herhangi bir bitkinin) dibine dilekleri yazıp koymayı, bereket için para koymayı, sonrada onu saklamayı bilirim. Bir de, o gün yumurta yenir derdi annem. Soğan kabuğunda haşlardım, rengi de değişirdi . Bu sene annemsiz gerçekleşecek ne yazık ki. İşte biraz okudum başka neler yapılıyor diye, okuduklarımı paylaşayım. Bakın başka neler yapılıyormuş.  

Bir kere, anladığım şu ki, o gün salıncakta sallanmak önemli bir şey. Günahlardan ve hastalıklardan arınılacağı gibi bir inanç var. 
  

Gündüz mesire yerlerine gidiliyor, yiyip içip eğleniliyor. Oyunlar oynanıyor. Yani şenlikler yapılıyor. 
Yukarıdaki afişte bu şenliklerden birini haber veriyor. Hamamönü'nde yapılan Hıdrellez şenliğini. Ankaralılara duyurulur bu vesile ile. 

Hızır ve İlyas'ın pis yerlere uğramadığına inanıldığından evler temizleniyor bir kaç gün önceden.

Benim de bahsettiğim gibi gül fidanının dibine dilediğiniz şeyi taşlarla şekillendirebilirsiniz. Mesela ev resmi yada araba resmi yapmak gibi. Bereket istiyorsanız da para koyacaksınız.Sabah parayı alıp cüzdanınıza koyacak ve bir yıl boyunca harcamayacaksınız.  Dileklerin gerçekleşmesi için tek yapmanız gereken şey, inanmak.

Hıdrellez gecesi dört yol ağzında ateş yakılır. Çocukluğumda babaannemlerde bu etkinliğe katılmıştım. Küçük olduğum için büyüklerimin yardımı ile minicik bir ateşin üzerinden atlamıştım. Bu ateşin üzerinden en az üç kez atlanacakmış. İnanış şöyle; bu atlama anında dertler kederler de ateşe dökülüyor ve üzerinizdeki uyuşuklukta gidiyormuş. Bu senede uygun olursa ateş yakıp üstünden atlamayı düşünüyorum.

Hıdrellez gecesi kızlar yatmadan önce başlarına gül yaprakları serpip dilek tutarlarmış.

O gece gördüğünüz rüyalara dikkat. Ama iyi bir rüya yorumcusu bulmanız gerekiyor.

Sağlık için elbisenizin bir parçasını gül dalına asmalısınız. Çimler üzerinde yuvarlanmakta şifa için yapılacaklar arasında. 

O gün erken kalkarsanız kısmetiniz bol oluyor. Hem güneşin doğuşunu izlemekte güzel olabilir.

5 Mayıs günü beyaz kelebek görürseniz kısmetiniz açık olacak anlamına geliyormuş. 
Small White butterfly by Marek Mierzejewski www.butterfly-photos.org (marek2)) on 500px.com
Small White butterfly by Marek Mierzejewski www.butterfly-photos.org

Evde bekar kız varsa o gün süpürge kullanmak yasak, kısmeti kapanıyor.

Genç kızlar sevdiklerinin isimlerini gül dalına asarlarsa sevdiklerine kavuşurlarmış. 

Şifa için, bizimde uyguladığımız bir adet var. Soğan kabuğu ile kaynatılan yumurta yemek. Bir nevi paskalya. 

Şimdi bize düşen 5 Mayıs gecesi dileklerimizi dilemeyi ve gerekenleri yapmayı unutmamak. Ne dilesem acaba ?



Pazar, Nisan 28, 2013

Pazar şarkısı

Karmaşık, karışık ve karmakarışık duygu akışları ile bu saate ulaştım. Sabah 7:30 da uyanınca babamla birlikte sabah kahvaltısını bahçede yapmaya karar verdik, çıktık yola. Anneciğimin kabri yolumuz üzerinde, oraya doğru yaklaşırken bende duygu değişimleri başladı. Nedenler, niçinler kafamda uçuşuyor, kalbimde bir an ince bir an derin sızılar, gözler doluyor tutuyorum kendimi. Ne tuhaf bir dünya diye düşünüyorum. Hayat ne kısa ne acımasız diyorum. Polis Radyosu açık. Ben bu hallerde iken kulağım şarkıya takıldı. Şarkı başlayınca bu ne demeyin, lütfen dinleyin. Belki hayata bakışınızı tekrar kontrol edersiniz, belki kızdığınız şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu anlarsınız, belki küslüklere değmeyecek kadar az bir zaman olduğunu fark eder kucaklaşırsınız, belki de hemen sevdiklerinize sarılıp " seni seviyorum" deyiverirsiniz. Teşekkür ederim :)

                                                         tık tık 

                                                         Yalnız şunu unutmayın siz yinede

                            sigara sağlığa zararlıdır 


No Smoking by Mark Colliton (MarkColliton)) on 500px.com
  Smoking by Mark Colliton
          orjinali için tıklayınız

Cuma, Nisan 26, 2013

Postacı


  İki velet karar vermişler , bütün büyüklerin hayatlarında sakladığı en azından bir büyük sır var. Bir tanesi bu varsayımı denemeye kalkmış..
- "Anne ben her şeyi biliyorum." Annesi:
- "Tamam anladım, al şu 10 lirayı babana hiçbir şey söyleme" demiş. Ufaklık çok memnun, babasına gitmiş:
- "Baba ben her şeyi biliyorum!" Babası:
- "Sus tamam, al şu 50 lirayı annene hiçbir şey söyleme" demiş. Bizimki zevkten dört köşe, bütün büyüklere işleyen bir sistemi keşfetmenin keyfinde......
Ertesi sabah kapı çalınmış postacı gelmiş, ufaklık açmış kapıyı:
- "Postacı amca ben artık her şeyi biliyorum." Postacı dizleri üzerine çöküp, kollarını iki yana açmış, gözlerinden yaş süzülerek :
- "Madem öyle, gel bakalım baban sana bir sarılsın!"

konu mankeni posta güvercini

Çarşamba, Nisan 24, 2013

İstanbul'dan kalanlar

İki hafta önce İstanbul'da idim. Yediğin içtiğin senin olsun derler ama ben sizinle yediğim içtiğim kısmından bir paylaşım yapacağım. Pazar sabahını Çiğdem'im ve eşi Mark'la birlikte kahvaltı yaparak geçirdik.( bir kez daha teşekkürler bu vesile ile ) Canım arkadaşım çok şirin bir yere götürdü bizi. O sabah hava kapalı idi ve yağmur atıştırmıştı. Hafif üşüsek bile, şallarla idare ederek dışarıda oturup mükemmel bir kahvaltı yaptık. Şimdi ben tavsiye edeceğim size ama sonra gidip beğenmezseniz, bilin ki bizim gibi tatlı bir muhabbet eşlik etmediği içindir. Bol sohbetli, gülücüklü geçti kahvaltımız.

Neredeydik ? Vakıf Tenis Cafe- Restaurant'da idik.
Nerede ?  Caddebostan Cemil Topuzlu caddesinde, Ragıp paşa korusunun hemen yanında.
Ne yedik ? Biz sabah kahvaltısı için gittik ve kahvaltı tabağını tercih ettik. 15 TL. idi. ( Yanlış söylemedim umarım ) Son derece doyurucu bir tabaktı. Hatta ben hepsini yiyemedim bile. Peynirleri çok lezzetli idi. Reçel, bal, yağ ,simit, yumurta vs. hepsi güzeldi.

Doğallıktan yana biri olduğum için mekan benim için yeterli koşullara sahipti. Beyaz örtülerde kahvaltı etmeyi de severim ama şartı yok. Pis değildi. Yiyecekleri lezzetli idi, çayı son derece güzeldi, fiyatı da uygundu. Manzara çok güzel, ağaçlar arasında, temiz hava, denize nazır.  Araba park yeri mevcut. Masalar arasında sessiz sakin dolaşan, yılışık olmayan  tripot kedicik, güler yüzlü personel,  hızlı sayılabilecek bir servis, kaliteli insanlar.. El insaf daha ne olsun , di mi ? Arkadaşınızla akşamüstü kız kıza sohbetler eşliğinde güneşi batırabilirsiniz rahatlıkla. Hafta sonları ise sıcacık aile kahvaltıları için ideal bir yer. Sonrasında sahile inip yürüyüşte yaparsınız. Daha lüks bir yer olsun derseniz hemen yanı Cafe Zanzibar. Aynı hava , aynı manzara ama fiyatlar farklı !  


                             Mekanla ilgili diğer fotolara, adrese ve menüye ulaşmak için her türlü bilgi BURADA 


Benim objektifimde o günden kalanlardan bir kaçını paylaşayım. Kahvaltı sonrası sahilde yürüyüş yaparken çekmiştim. 
Cafeden bir kaç merdivenle hemen sahile iniyorsunuz. İstanbullulara doğal görünebilir ama ben üç yıl sonra denizle kucaklaştım. Benim için şahaneydi. Gözlerim doldu ama taşırmadım, malum sağım solum ebe sobe. Sabah sabah insanları üzmenin anlamı yok. Neticede sayılı dakikaları paylaşıyoruz. Ben sonra da taşırırım. Gözlerimle martılara anlattım o anda bir şeyler. Onlarda suskun, sakin dinlediler çaktırmadan. 




İndiniz mi ? Tamam . Şimdi arkanıza dönün bi bakın , bakın neler göreceksiniz. Tabii siz gittiğinizde bunları görmeyeceksiniz ama başka güzel çiçekler göreceksiniz eminim.

Kimden ikikumtanesi

Buyrun, şimdi de sahil boyunca yürüyün. Yürüyüş sonunda isterseniz arabayı parktan almadan önce cafeye tekrar uğrayıp bir kahve içebilirsiniz. Biz kahve faslını Çiğdem'in evine sakladık. Onun leziz kahvesini tattık. Şayet önerimle Tenis cafe'ye gider oralarda oturursanız , kulağımı çınlatın, unutmayın. Bir de eğer yapıyorlarsa gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta fayda var. 


Aslolan nerede olduğun değil , orayı kimlerle paylaştığın. İnsanın çok sevdikleri yanında olduğunda her şey daha leziz.

Pazartesi, Nisan 22, 2013

23 Nisan etkinlikleri

Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve yurdun bir çok yerinde etkinlikler düzenlenmiş çocuklar için. Belki katılmak istersiniz çocuklarınızla birlikte . Nerede ve hangi etkinlikler ? Öğrenmek için TIKTIK   Ayrıca bir çok bilginin de bulunduğu güzel bir site. Ana sayfa için TIKTIK 



   


           Tüm çocukların ve gönlü hep çocuk kalanların bayramı kutlu olsun. 



Benden şeyler

Bilmiyorum ki size ne desem ne anlatsam bugün. Doğaçlama yapayım yine en iyisi. Klavyeme geldiği gibi yazayım. Beni resim yapmam için sürekli teşvik eden Çiğdemim, yazmam içinde her zaman teşvik eder sağolsun. Çiğdem, İstanbul'da yaşıyor.  Biz onunla yıllarca mektuplaştık. O zamanlar , mail, cep telefonu falan yoktu. Sık sık birbirimize mektup yazar, kart atardık. Hala da, çok seyrek olsa da yazarız birbirimize. Benim mektuplarım biraz komik, karışık olurdu. O da mektuplarımı okudukça bana " sen yaz muhakkak, hikaye yaz, roman yaz, yaz bişeyler " derdi. Ara sıra minicik bir şeyler yazdım ama çok çok az. Resimdeki yeteneğimi fark eden Çiğdem'im belki bunda da haklıdır. Yaz demek kolay ama yazmak zor. Yazmak demişken; canım babacığım bir süredir şiir yazıyordu, sonunda biriken şiirleri eşe dosta dağıtılmak üzere minik bir kitapçık olarak basıldı. 76 yaşında bir şiir kitabı oldu. Dün ilk imzasını yeğenime verdiği kitaba attı. Çokta güzel bir yazı yazmış , şimdi tam metni hatırlamıyorum ama içinde geçen bir kelime derin bir anlam taşıyor. "ebedi hatıra" Bu kitapçıkta bizlere yazdığı şiirlerde var. Anneciğime yazdıkları var. Onları okumaya pek kimse cesaret  ( Cesaret. Ben de annemin resimlerine bakmaya cesaret edemiyorum. Fotoğraflarla oynamayı çok severim. Onlarla uğraşırken arada annemin fotoğrafları çıkıyor. Hemen geçiyorum, bakamıyorum) edemiyor henüz. Bana da yazdı elbette. Paylaşırım belki bir gün sizlerle.  Ben de yıllarca şiir yazdım. Hemen hemen her Türk gibi genç yaşlarımda kağıtlar doldurdum. Her Türk biraz şair mi ne ? Eminim siz de yazmışsınızdır bir kaç satır bile olsa.
Şimdi defterimi aldım çekmecemden. Size, yazdıklarımdan birini aktarayım. Rastgele açtım bir sayfayı.

21 / 03 / 1983  Way way way.. 30 yıl öncesine ait bir şiir. Yanına not düşmüşüm. Funda Pastanesi diye. Çankaya lisesinin yanında idi o yıllarda . O günü hatırladım evet. Bir veda şiiri . Bakalım 30 yıl önce neler hissetmişim.

SANA

İşte bitti diyeceğiz
Gözlerimizde anlamsız bakışlarla
"İşte gidiyorum" diyeceksin
Sonu gelmeyecek, sonsuza.
Ayrılık buysa eğer;
Anlamsız bakışlarla söylenen bir kaç kelime ise
İnanmıyorum ağlamak gibi bir şeye.
Unutulacak ve unutacağız
Geçmişin güzel hatıralarını
Yırtıp atacağız sararmış resimleri
Yıllanmış mektupları
Sadece bir burukluk saracak içimizi bir an
Güzeldi diyebileceğiz
Her şeyiyle güzeldi
Çok pek çok güzeldi
Söyleyemediklerimiz...




              Ne anladım biliyor musunuz şu an; o güne gittim ve şiirin gerçekten ebedi bir hatıra olduğunu.

konu mankeni:  kısa İstanbul kaçamağından 

Cumartesi, Nisan 20, 2013

İnsanlar

Ne kadar ömrüm var bilemiyorum , ne kadar yaşarsam yaşayım içimdeki heyecanın hiç bitmemesini ve içimdeki çocuğunda hep benimle olmasını diliyorum. Az önce izlediğim videodaki tonton ve zarif hanıma bayıldım. Umarım böyle bir tonton olurum bende.

Olivia Turner / 91 yaşında

Olivia Turner

Cuma, Nisan 19, 2013

Burçlar

Koç: Çok bilirler, yok yok tam olmadı, herşeyi onlar bilirler."Yardımcı olur musun"cümlesi koçun yazılımında yoktur. Koç kadını Survivor Taner gibi her maceraya tek başına dalar. Baskın karakterlidir, erkeğe sözünü geçirmek ister ama sözünü geçirdiği erkeğe de saygı duymaz. Uzaklara gitmek ister, gitti mi de fazla açılmışız diye dönmek ister. İnsanın; -Ablacım ne istiyosun Allahınsen, diyesi gelir koça. Dedikodu yapamaz, kopya çekemez, hız limiti 75 se 60 la gider, kurallara bağlıdır, yalana ve disiplinsizliğe toleransı sıfırdır, bir de söz verip yapmadınız mı terlikle kovalar vallahi. Spiritüel aleme meraklıdır, gönül rahatlığıyla yanlarında ruh çağırıbilirsiniz, içlerinde bir tavernacı yaşar, sabaha kadar birlikte eğlenebilirsiniz.

Boğa: Vee karşınızda aforizma tanrıçası, dolaylı anlatım kraliçesi boğa. Ya arkadaş bir kere de doğrudan seni seviyorum, sana çok bozuğum filan desene, varsa yoksa alıntı. Boğa kadınına; "Hayatım nereye gidiyosun?" diye sorsanız. -Nereye gideceğini bilen için tüm dünya kenara çekilir. diye cevap verir. Yahu eltime gidiyorum desene, net olsana gözünü sevdiğim.
Duygusal anlamda kendini net ifade edemese de, iş hayatında ne istediğini bilen ender burçlardandır boğa. Kafasına koyduğu herşeyi yapar, yeter ki istesin ama aşık oldu mu bütün planları şaşar, hemen ev terliklerini, alt aşortmanını giyip dolma sarmaya başlar. Fakaaat, verdiği değeri sizden göremiyorsa Uçan Adam Sabri gibi Alllaaaah diye kaçın, çünkü tersi boktur caarrt diye bırakır sizi.

İkizler: İki değil 10 kadın yaşar içinde, en tekinsiz burçtur, gülüp eğlenirken Medyum Memiş gibi zumzuğu ağzınıza çakabilir. Gönlünü hoş tutan erkekleri bünyesi reddeder, onu kanırtan, sinir hastası eden adamlara aşık olur. Konuşkan ve eğlencelidir, seyahate bayılır. İkizler kadınıyla yemeğe giderseniz 3 saatten önce yemeğinizin gelmemesi garantidir. -Tavuk var mı var, -makarna var mı var -ben lüfer aliym o zaman, diye sipariş verir. Bir mekanda bir yemek geri gönderiliyorsa arkasındaki kadın muhakkak ikizler burcudur. Yaşını göstermeyen narin ve zarif bir yapıları vardır, en geç yaşlanan burç ikizlerdir. Herkese şarladıkları, içlerinde bişey tutmadıkları için yaşlanmamaları doğaldır. Ohh iyi yapıyolar valla biz tuttuk da noolduu ayynen devam.

Yengeç: Güçlü görünmeye çalışıp bunu başaramayan tek burçtur. Bir yengeçle sohbet ederken bir şeylerin ılık ılık aktığını hissedersiniz, evet evet akan beyninizdir. İlişkiler hakkında hiç durmadan 72 saat konuşabilirler.
Sizi asla dinlemeyip, en iyi dinliyo taklidi yapan burçtur. Siz ne anlatırsanız anlatın kafasında tavşanlar zıplar. Kazara arayıp, yarın dünyanın sonu geliyomuş deseniz, demek o yüzden benden ayrıldı yoksa bana hayatta kıyamaz olur yorumu. Yengeç için kainattaki herşey kendisi ve sevgilisi ile ilgilidir. Tam bir sabah insanıdır yengeç, sabah 5 de bile kalksa mutlu ve neşeli uyanır. Samimi ve komiktir, insan 1 gün bile görmezse özler yengeci, duygusallığını zekası ve fırlamalığıyla kapatır.
Çok eleştiriye ve ihmal edilmeye gelemez aman.

Aslan: Mor dağların prensesi gibi salınır etrafta. Göz süze süze ağzını büze büze konuşur. Lükse şaşaaya düşkündür, mümkün olsa totosunu dolarla avroyla siler. Arkadaşlarını aşırı sahiplenir, mazallah arkadaşının sevgilisini bir kızla görse, yemez içmez; "hayırdırrr canımm!" mesajıyla yetiştirir hemen. Pozitif bilimlerden hazzetmez, hangi bölümü bitirirse bitirsin, hep yanlış bölümde okuduğunu düşünür. Bıraksalar, bütün aslanlar ressam, müzisyen, reklamcı olur. Çok duyarlı ve akıllıdır ama sıkıntıya gelemez. Güvenilirdir, kesseler sırrınızı söylemez. Kendiyle o kadar meşguldür ki, dünya yanıyo deseniz koşarken hangi parfümü sıksam diye düşünür. Nerde olmaz bir adam var, git ara bul getir saçlarını yol getir psikozuyla sevgili seçer, sonra da sabırla adam olmasını bekler. En hızlı laf sokan burçtur, mermi manyağı yapar sizi dikkaat.

Başak: Gözünde hep bir melankoli vardır, tıpkı acıların kadını Bergen gibi.
Huzursuzdur, rahatın en çabuk battığı burçtur. Çok belli etmese de dedikoduyu sever. Arkadaş canlısıdır. Sabırlıdır, taşı ortadan yaran bi sabrı vardır. Duygularını çok belli etmez, osuruğu kokmaz. Her zaman bir tarzı vardır, en olmadık kıyafetler başağa yakışır. Üniversitede ideal ev arakadaşıdır, titiz ve düzenlidir, tuvaleti cifler, banyoyu ovar, hayatta işten kaçmaz. Ön planda olmayı sevmeyen ender burçlardandır. Şeytan ayrıntıda değil başakta gizlidir. Detaycıdır, kurduğunuz cümleden cımbızla bir kelimeyi seçer, ondan alınacak bir anlam çıkarır, hiç zaman kaybetmeden küser, siz daha noolduğunu anlamadan arkasını dönüp gider. Küstürmeyin, huyuna gidin, düşünerek konuşun, nefesinizi tutarak cevap verin, hadi canım başınız ağrımasın.

Terazi: Rahibe Teressa ile Lady Gaga arasında bi yerdedir. Çok pis aşık olur, çok çabuk unutur. Ruh hali değişkendir, evlenip çocuk mu yapsa, albüm yapıp stadyum konserlerine mi çıksa karar veremez. Stratejiktir, insani ilişkileri kuvvetlidir. Bir günlük seyahate bile 4 bavulla gider. Terazi kadınının ruhunda fırtınalar bile kopsa suratındaki ifade hep Mona Lisa'dır. İsterse güzel yemek yapar ama isterse. Ev işine, yemeğe, ortodontiye eli yatkındır. Üşengeçtir, sevgililerini hep yakın çevresinden seçer, aşık oldu mu da kendinden geçer. Bir yerde belirsizlik varsa terazinin tansiyonu düşer. Tez canlıdır terazi, onun için herşey net olmalıdır. Aşık mısın, diil misin? Efendi misin, p*ç misin? Arkadaş mısın, sevgili misin? net ol net der. Bu burcun kadınına yapılacak en büyük iyilik onu oyalamamaktır. Çünkü oyalanırsa sizi kabak gibi oyar.

Akrep: Ne okursa okusun, sonunda hep bildiğini okur. Havalıdır, antin kuntine bayılır. Artizdir, herkesle samimi olmaz, Etme çocukla sohbet küstürürsün, silme götünü camla kestirirsin'dir hayat mottosu. Evin Ana gibi anaçtır. Hastaya şifa, dertliye deva, açlara çorba dağıtır. Bi kendine hayrı yoktur. Habire kendini eleştirir. Haset değildir ama kıskançtır.
Favori içeceği diet coladır. Bazen siyah, bazen beyaz ister ama herşeyi tutkuyla ister. Uçlarda yaşar, bazen o kadar uçlarda yaşar ki telefonu çekmez. Kafası attı mı atarlanır, o anaç toprak ana birden alayına isyan inadına Bayhan'a dönüşür. O yüzden kızdırmamaya gayret edin. Bir de psişiktir ki owww, daha fikir senin aklına düşmeden, anlar hinliğini cinliğini gözünden. Parasının hesabını bilir, genellikle tek başına gezer, yalanınızı yakalarsa kafanızı tombi gibi ezer.

Yay: Allah'ın sopası yoktur, yay burcu kadını vardır. Güvenini kıranı, hevesini kaçıranı affetmez, yıl sonu elinde koçan biriken trafik polisi gibi yapıştırır cezayı. Mağrurdur burnu düşse acaba ne düştü diye eğilip bakmaz. Herşeyi analiz eder, "sen aslında öyle dedin ama başka birşey demek istedin" diye cümleye başladı mı kaçın. Sevdiği adamı mutluluktan havalara uçurur ama adam dengesizlik yaparsa tutmayı unutur. Hiçbir zaman çok zengin olamaz, ayda 1 trilyon da kazansa ay sonuna kadar saça saça bitirir. Ruh hali değişkendir, Walt Disney'den Murat Kekilli'ye dönüşebilir bir anda.
Öğrenmeyi sever. Hep bir şeylere başlar; spora, latin dansına, diyete, güreşe ama sonunu getiremez. En başarılı olduğu alan işidir, kahkaha attığı zaman da baya dişidir. Yay burcu kadını vefalıdır kolay kolay kimseyi harcamaz, aptal yerine kondumu da adamın götünü keser acımaz.

Oğlak: İçinde bir Güngör Bayrak yaşar, york düşesi, buckingham kontesidir adeta. Temkinli ve kuşkucudur, siz birşey anlatırken gözlerini kısarak bakmasının sebebi budur. Oğlak kadını asildir ölçülüdür, senin benim gibi ağzından salya saçarak gülmez, insan gibi güler ve hemen toparlanır. İş hayatında dikkatlidir, kolay kolay yanlış yapmaz. Herkesle samimi olmaz, çabuk ısınıp, soğumaz ama hayatına aldığı insanları da yarı yolda bırakmaz.
Bu burcun insanı genç yaşlarda kimlik bunalımına girer, sonra çıkar. Bazen insana cinnet geçirtecek kadar gerçekçidir. 10 yıl sonra seninle Toskanada ki bağımızda şarap yudumlıycaz deseniz, önce Beylikdüzündeki evin taksidini bitir de sonra içeriz şarabı diyip, tokadı çarpar. VII. Henry'nin torunu olduğu için, sinirlenince salon kadını çizgisini bozmaz, sümüğünü çeke çeke bi kenarda ağlar. Cahille sohbeti en hızlı kesen burçtur, ağlatmayın, gebertirim.

Kova: Dedikoduya bayılır gıybeti içine sokup mıncırır. İçinde hep bir dahi yaşadığını düşünür ama tarihte bir icadına rastlanmamıştır. Zekasına aşıktır, egosu yüksektir. Bu tatlı egosunun yanında bir de mütevazı olsaymış tam süper olurmuş ama olamamış kısmet. Arkadaşlarını çok sever, ne sevmesi delirir, aklını çıldırır arkadaş diye. Bağlılık sever, bağımlılıktan tiksinir. İlişkilerde erkek gibidir, yönetir, kontrol eder, müdahele eder, az daha sıksa pipisi çıkacaktır. Düğün dansını bile erkeğin yönetmesine izin vermez, illa domine edecek. Kültürlüdür ama fazla bilgi kalbe zarar diye; müzeden çıkıp kermese, Verdi'nin operasından, Ferdi Tayfur konserine gidebilir. Magazine aşinadır, bıraksalar, 2. Sayfa programını rahatlıkla sunabilir. Kendi burcum diye söylemiyorum ama inanılmaz komik ve pratiktir. Üşenmese dünyayı ele geçirir ama yatarken makyajını silmeye üşenen insan dünyayı mı ele geçirecek Allahınsen:)

Balık: İbrahim Tatlıses gibi çabuk ağlar, neye ağladığını asla bilemezsiniz. Pencere buğulansa duygulanıp ağlayabilir. Dünyada sadece kendisinin anlayabileceği esprileri vardır. Her ilişkisine, son ilişkisiymiş gibi başlar, kendini inandırır, ayrılınca da aman boşver ya zaten şizofrendi der geçer. Hayalperesttir, ama romantik salya aşık değildir, sevgilisi şiir okurken dayanamayıp adamın ağzına gülebilir. Küçük şeylerden mutlu olsa da, ota boka morali bozulabilir. Bu kadar duygusal olmasına rağmen, zorluklar karşısında inanılmaz güçlüdür. İdeal mesleği kadılıktır, asla hak yemez, estetiğe düşkündür üzerinde tarçın yoksa sahlep bile içmez. Sonda söylenecek şeyi başta söylediği için her kavgada haksız duruma düşer, sonra da bütün dünya bana karşı diye ağlaya ağlaya gözleri şişer. Geneli iyi yemek yapar, ideal eş ve anne adayıdır. Bünyeleri görücü usulü ile evlenmeye yatkındır.


** Mail ile geldi bana , kaynağını bilmiyorum. Fakat çok doğru yazmış kim yazdıysa, eline sağlık.

                     Konu mankenimizi çok seviyorum. Adı Clematis. Sarılıcı bir bitki.

Perşembe, Nisan 18, 2013

Enteresan

Bu makaleyi epey bir zaman önce okumuştum. Şaşırdım doğrusu. Hoş niye şaşırıryorsam, hayatta her şey mümkün değil mi ?
Murat Bardakçı / Tanpınar Modası

konu mankeni


Çarşamba, Nisan 17, 2013

Eve dönüş


Çok güzel geçen iki günlük İstanbul seyahatinden sonra Pazar günü eve döndüm. Ama size hemen yazamadım. Havanın bize gülümsemesi ile rahatça dolaşabildik.  Arzu ettiğim iki şey vardı uzun zamandır, birisi erguvan zamanı İstanbul'da olmak, bir diğeri de Ortaköy'e gitmek.Yıllardır İstanbul'a giderim ama bir türlü erguvanların açtığı zamana denk gelmemiştim.Sonunda her iki isteğimi de gerçekleştirebildim.  



                                                                          Tekrar merhaba


Cuma, Nisan 12, 2013

Tatil


       "Şimdi İstanbul'da olmak vardı " dedim dedim sonunda bugün gidiyorum. Dönüşte yine birlikte olabilmek dileği ile.

Perşembe, Nisan 11, 2013

Bunu yapalım mı

Ne kadar sevimli olmuş. Son derece de dekoratif . Çocuklarında seveceğini sanıyorum.


foto kaynak : designmom.com

                                                      Nasıl yapılıyor görmek için tıklayınız

Çarşamba, Nisan 10, 2013

O Bu Şu

"O" benim güzel futbol takımım. O, dünya devi Real Madrid'le  aslanlar gibi mücadele eden dev bir takım. Dün geceki şahane maçı bize izlettikleri için onlara sonsuz teşekkür ediyorum. Onlar bir kez daha bizim gönlümüzdeki kupayı aldılar.
Miniciktim ben bir zamanlar hepiniz gibi. İşte o zamanlarda Ankara'nın en güzel mahallelerinden birinde yaşıyordum. Maltepe'de. Futbol hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Evimizin karşısında bir bakkal vardı, bir zamanlar babamın işlettiği, sonra başkalarına devrettiği bir bakkal dükkanı. İşte orayı işleten Doğan abi, ben bakkala ne zaman bir şey almaya gitsem, bana duvardaki Galatasaray posterini gösterir, "bak bu Yasin "  diye bana öğretirdi ve "sen Galatasaraylısın tamam mı ? " derdi. İşte ben o minicik zamanlarımda rahmetli Doğan abi sayesinde gönlümü önce Yasin Özdenak'a sonrada Galatasaray'a kaptırdım. Takımımı seviyor ve bir kez daha yürekten kutluyorum.
foto kaynak : http://yasinozdenak.kimdir.com/


Galatasaray Spor Kulübü
Kuruluşu
1905 Sonbaharı
Kurucuları
Ali Sami Yen, Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülend Serdaroğlu, Celal İbrahim, Bekir Sıtkı Bircan, Reşat Şirvanizade, Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver
Kurulduğu Yer
Galatasaray Lisesi 5. sınıfı
İlk Renkler
Kırmızı-Beyaz (Sonradan Sarı-Siyah ve Sarı -Kırmızı)
İlk Lokal
Galatasaray`da Bulgar Sütçü`nün Dükkanı
İlk Amblem
Tobler Çikolatasındaki Kartal
İlk Başkan
Ali Sami Yen
İlk Maç
Galatasaray- Kadıköy Faure Mektebi (2-0)
İlk Spor Dalı
Futbol
İlk Şampiyonluk
İstanbul Pazar Ligi Şampiyonluğu
Kuruluş Hedefi
"İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip olmak. Türk olmayan takımları yenmek." Ali Sami Yen


"BU" yeni nesil  öğrencilere bayılıyorum. Çok akıllı ve çalışkanlar. Hedefleri yüksek ve ulaşmak için çokta çabalıyorlar. Helal olsun hepsine. Yine çok hoş bir şey yapmışlar. Özellikle kahve düşkünü ben, çok sevdim bunu. Bilkent 'li, bilgisayar mühendisliği yüksek lisans öğrencileri Arif Usta, Fatih Çalışır ve Anıl Armağan'dan oluşan ekip, lisans bitirme tezi olarak coffee fortune teller-Cft isimli bir proje hazırlamışlar. Yazılım; cep telefonlarıyla, fotoğrafı çekilen kahve falındaki objeleri, normal falcıların yorumladığı gibi daha önce bilgisayara yüklenmiş yazılımdaki algoritmalarla eşleştirerek yorumlayabiliyor. Konu çok basit gibi görünmesin, bilgisayar mühendisliği alanına pek çok yenilik getiriyormuş. Kahve falı projesi olmasına rağmen projenin ardında çok fazla bilgisayar algoritması yatıyormuş ve bu akademik olarak bir konferansta sunulacak ölçüde iyi eşleştirmelere dayanıyormuş. Yazılımda 350 objenin bine yakın farklı temsili mevcutmuş ve çekilen fotoğraf bunlarla eşleştirilip yorumlanıyormuş. Şimdilik android ortamda çalışan programın ileride diğer telefon türleri için de kullanılır olması planlanıyormuş ayrıca. Kafama takılan falları görüntüleyen ben , sevdim bu tezi. Aferin Arif Usta, Fatih Çalışır ve Anıl Armağan



"ŞU" Tanrı parçacığı  ( Higgs Bozonuhakkında ne düşünüyorsunuz bilmem ama  teoriyi ortaya atan Profesör Peter Higgs, kendisinin bir ateist olduğunu belirterek verilen isme itiraz etmiş. Şöyle demiş  "Her şeyden önce ben bir ateistim. Bildiğim ikinci şey ise bu ismin bir tür espri sonucu verildiği. Ve pek de iyi bir espri değildi. Bunun yanlış anlamalara neden olabileceği düşünüldüğünde, bu ismin verilmesinin doğru olmadığı görüşündeyim" ..
Ben de Tanrı inancı kuvvetli olan biri olarak diyorum ki  "Bana kalırsa doğru yolu bulmuş."

Pazartesi, Nisan 08, 2013

Bahar gelme üstüme

Bahar geldi, içimin  kıpır kıpır olması gerekirken ben de tuhaf bir sükunet hakim. Başta annemin yokluğu , biraz da aldığım sakinleştiricinin etkisi sanırım. Her şey onunla paylaşınca, mutlu olunca güzelmiş. Şimdilerde her şey yavan, tatsız tuzsuz. Duygusuz gibiyim. Anca uyusam. Oysa her gördüğüm ağaca aşık olur, her açan çiçekle içim coşardı. Neyse, bu da herkesin hayatında bir şekilde yaşayacağı ve zamanla atlatacağı bir dönem. 19 Ocak'ta raydan çıktı, elbette zamanla yoluna girecek hayat.

Cumartesi günü tüm gün bahçedeydim. Hava çok sıcak ama oldukça da  rüzgarlı idi. Japon elması açmış. Şahane idi. Tatsız tuzsuz da olsa bol bol izleyip fotoğraf çektim. Aklıma da hemencecik Can Dündar'ın o çok çok sevdiğim yazısı geldi. 



BAHAR GELME ÜSTÜME!.. 

foto: Füsun T.

Bahar, yalvarırım çek git işine..! 
Salma üstüme çiçeklerini, 
… aklımı çelme!.. 
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; 
sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. 
Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek… 
Kavaklar kıpır kıpır ıslık ıslığa meltem… 
Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek… 
Yapma bunu bana bahar, 
Böyle üstüme gelme..! 


Foto: Füsun T.

Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı…
Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime…
Kalbimin buzları erimiş.
Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir…
Bir de sen çıldırtma beni
Krizdeyim ben… tembelliğin sırası değil, uyamam sana…
Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni…
Bulutların üşüşmesin başıma…
Girme kanıma benim…
… yoldan çıkarma..! 


Foto: Füsun T.

Sen ki en cilvelisin mevsimlerin,
afrodizyakların en etkilisi.
Sevdanın suç ortağısın.
Kıyma bana…!
Biliyorum çünkü; yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp birden çekip gideceksin.
Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin…
O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…
Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin
uçuştuğu gün batımları…
Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin korkmaktan…
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında…
Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz…
Hayat bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden… yüreğim viraneye…
Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da…
Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. 


Foto: Füsun T.

















İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar…
İş açma başıma…
Git işine!..
Yoldan çıkarma beni!.. 

CAN DÜNDAR

Foto: Füsun T.




Pazar, Nisan 07, 2013

İçimden geldi

                           İstiklâl Marşımız


Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl
Kahraman ırkıma bir gül!... Ne bu şiddet bu celâl
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
Medeniyyet!“ dediğin tek dişi kalmış canavar
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va´dettiği günler Hakk´ın;
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak“ diyerek geçme, tanı!
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na´şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!


Perşembe, Nisan 04, 2013

Şamar oğlanı

Şamar oğlanı; bütün kötü olayların nedeni sayılan, sürekli suçlu bulunan ve azarlanan kimse. 

Hepimiz en az bir kez kullanmışızdır bu deyimi. Sözlük anlamı bu imiş şamar oğlanının. Ben de sözlük anlamını biliyordum sadece. Ta ki mailime gelen bir e-postaya kadar. Neler yaşamış insanlar, ne günlerden bu günlere gelinmiş. Maili aynen aktarıyorum.



16. ve 17. yüzyıllarda feodal düzenin hakimiyeti sonucu, üst sınıf ve alt tabaka arasındaki uçurum iyice açılmıştı.
Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın temas kurmaktan kaçınıyordu. 

Dolayısıyla saray mensubu ve asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi. 

Doğal olarak en iyi hoca ve alimler, saray, şato ve konaklara bu çocukların ayağına getiriliyordu.

Ancak o dönem eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi. 

İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için hazır bulunuyordu.
Asilzade çocuğunun işlediği her hatada şamar ve sopayı bu çocuk yiyordu.

Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun bir şeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da bilhassa bu iş için sağır edilmesiydi.

Bunu okuduktan sonra ben bir üzüleyim, bir üzüleyim. O çocuklar geldi gözümün önüne. Çocuklara karşı fena hassasımdır. Onlar incinmesin. Bir çok ailede de, çok zaman çocuklardan biri şamar oğlanı olur. Aman dikkat, şamar atarken doğru kişiye atıp atmadığımızdan emin olalım. 

Bu yazıyı yazmadan önce internette neler var bu konuda diye bir araştırdım. Bir çok siyasi yazı var şamar oğlanı başlığında. Benim sizinle paylaştığım yazı var, bir de sinema filmi var. Filmin adı   "Dan in real life" Türkçe çeviri ismi " şamar oğlanı"  .Ne diye böyle bir isim vermişler pek anlamasam da , bugün bu filmi izleyince anlarım herhalde. Belim tutuldu ve vaktimi evde geçiriyorum. Bu sebeple bugünü de film günü ilan etmiş olurum. Hem dün gece burnuma patlamış mısır kokularıda gelmişti. Bir de mısır patlatırım kendime bu vesile ile. Hayat garip işte, bir mail nelere gebe ...

Film 2008 yılı yapımı. IMDB Puanı : 6.8 Benim izlemem için yeterli sebepler ise şunlar. Filmde Steve Carell ve Juliette Binoche var. E kafi bana. Daha çok bilgi için TIK

foto kaynak

İyi uykular

Pazartesi, Nisan 01, 2013

Neler oluyor

Bir yaşıma daha girdim az önce. Halk arası şaşkınlık deyimi vardır ya, çok hayret edilen şeyler için kullanılır. Ben de bu sebeple kullandım. Yoksa bir yaş daha almadım, onu alalı 1 ay oluyor yaklaşık. Google'dan bir şey aramak için tıklayınca google burun uygulamasının başladığını gördüm. Google'a yüklenmiş olan bazı kokuları, uygulamayı başlatıp ekrana burnunuzu yaklaştırarak koklayabiliyorsunuz. Denedim başarılı olamadım . Belki benim pc'nin çözünürlüğü yeterli gelmedi kokuyu almaya, yada burnum tıkalı koku almıyor. Siz de deneyin bakalım koku alabilecek misiniz. Google burun uygulamamız hayırlı olsun.
google burun

Birde video var bu konu ile ilgili.

tık tık

Son olarak da bunu okumanız şart  tık tık
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...