Cuma, Mayıs 31, 2013

Alkışşşş

Sabah çayımı yeni düzenlediğim rengarenk çiçeklerimin arasındaki balkonumda içtim. Hadi bari bu arada gazeteye bir göz atayım dedim. Devlet Tiyatrolarının teşekkür ilanı ile karşılaştım. Çok kibar, çok şık nefis bir ilan olmuş. Bir tiyatro sever olarak , yürekten ,canı gönülden, aşkla, tüm oyunculara, yönetmenlere, kostümcülere, ışıkçılara, kısacası emeği geçen herkese ; ayağa kalkıyor ve kocaman bir ALKIŞŞŞŞŞŞŞŞ sunuyorum. Asıl biz teşekkür ederiz bizi bu güzelliklerle buluşturduğunuz için.


Kimden ikikumtanesi

Perşembe, Mayıs 30, 2013

Kitap sayfalarından

Kimden Kitap sayfalarından
                                         Zülfü Livaneli / Edebiyat mutluluktur adlı kitabından

Çarşamba, Mayıs 29, 2013

Yeşil

Kimden ikikumtanesi

Renklerin insan üzerinde olumlu yada olumsuz bir takım etkileri olduğunu biliyorum. Bu aralar sürekli yeşiller içinde bulunduğum için mini bir araştırma yaptım yeşil renkle ilgili. Fırsatını bulduğum her zaman diliminde kendimi bahçede buluyorum. Bazen sabah kahvaltısına gidiyorum, bazen can dostlarla öğleden sonra kahve içmeye. Buraya kadar her şey iyi güzel. Yeşilin bende ki en önemli etkisi alerji. Tabiat canlandı benim alerji tavan yaptı. Gözlerim akıyor, sürekli hapşuruyorum, boğazım kaşınıyor vs.vs. Bunlar şu ana kadar kendi bildiğim yeşil etkileri. Bundan sonrası okuyup öğrendiklerim.

Yeşil renk insana  rahatlama duygusu veriyormuş. Sinir sistemini düzenliyormuş. İnsanı sakinleştiriyormuş. Hafta sonları bir çoğumuz bu yüzden yeşille buluşmak için çabalıyoruz demek ki. Biraz huzur. 
Şefkat duygularını artırıyormuş.
İnsana güven ve huzur hissi veriyormuş.
Bir karar mı vereceksiniz ? Yeşiller içinde verin. Çünkü doğru karar almak için en uygun ortammış yeşil olan bir mekan.
Aklın ve bilincin rengiymiş aynı zamanda. 
Fazla kullanıldığında yorgunluk ve tembellik yapıyormuş. Şimdi anladım ben niye tembelim. İş yerlerinizde yeşil renk kullanmaktan sakının. Personeli tembelleştirme riski var.
Yeşilin bir de fiziksel faydalarından söz ediliyor. Bizzat ruhsal  faydalarını deniyorum. Kendimi  yeşiller içinde huzurlu hissediyorum ama fiziksel olarak hiç dikkat etmemişim. 
Fiziksel olarak neler yapıyor bakalım mı ?
Hücre yapısı üzerinde etkisi var. Kist oluşumunu önlemekte katkısı bulunuyor bu anlamda. Ayrıca hücre onarıcı etkisi de var. Daha önce bir paylaşım yapmıştım bu konu ile ilgili. Yeşil terapi 

Kimden ikikumtanesi
Kanın akışkanlığını sağlıyor. Dolayısı ile hücrelere daha fazla oksijen gidiyor sanırsam . Hatta sandım bile. Kan basıncını düzenliyor böylelikle ve yüksek tansiyonu önlüyor. 
Nezle , baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanmasına iyi geliyor.
Kronik bronşit ve astım hastalılarına iyi geliyormuş yeşil renk. Demek ki sanatoryumların yeşiller içinde kurulmasının sebeplerinden biri de bu. Hem temiz hava , hem de yeşil rengin iyileştirici etkisi.
Kapalı yerlerde kalmaktan korkanların tedavisinde de yeşil renk faydalıymış. 
Kur'an da İnsan suresi 21. Ayet cenetten bahseder ve burada der ki , "Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. "  Cennete ulaşabilirsek yeşil ipekler giyeceğiz inşallah.Yeşil dinimizde kutsal bir renktir. Babam ya da annem demişti, tam hatırlamıyorum ama demişti. Yeşil renk paspas kullanma demişti. Belki hurafeydi belki değildi , kullanmadım, kullanmamak hayatımı etkilemedi. Ben de mor paspas kullandım.




Kimden ikikumtanesi
Tamam yeşil olsun, olsun ama, ille de mavi-beyaz  bulutlarda olsun. Ve ben kitabımı alayım, şezlonguma uzanayım, yeşilleri, mavileri izleyerek Sunay Akın okuyayım. Dünyadan ve onun üzüntülerinden uzaklaşayım. Gökyüzüne bakıp bakıp, benim annem bir melek oldu , oradan bana bakıyor diye ona  gülümseyim.

Pazartesi, Mayıs 27, 2013

Gece turu

İçim sıkılıyor. Sıkıldıkça sıkılıyor hatta. Yani o kadar çok sıkılıyor ki neyle oyalansam da, sıkıntımı sıksam diye uğraşıp duruyorum şu anda..
Bukombin.com sevdiğim oyalanma seçeneklerinden birisi. Bir oğlum olacaktı adını "Murat" koyacaktım. Ne oğlum oldu ne de adını Murat koyabildim. Olsaydı belki bu giysileri alırdım. Daha çok dekorasyon kombini yapmayı sevsem de arada "Murat'a kombinler " de çıkıyor işte böyle.

foto kaynak

foto kaynak


foto kaynak

Bana ait diğer kombinleri görmek isterseniz işte BURADA Sizinde ilginizi çeker kombin yapmak isterseniz, piyasalarda neler var görmek isterseniz, üyeler ne tür kombinler yapmış fikir almak isterseniz üye olmanız yeterli. Ürün inceleme şansınızda var. Beğendiğiniz ürünü internet üzerinden alma şansınızda mevcut.



Pazar, Mayıs 26, 2013

Pazar şiiri


ÖZLEM

Şimdi tarlalarda güneş vardır,
Karlar donmuştur otların uçlarında,
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarında.

İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgârlar seni koklayacak!

Saçlarımı kesip rüzgâra atacağım!
Ta ki haber götürsün bir gün sana!
İçimde bir şeytan var, diyor ki:
Aklına ne gelirse yapsana.

Ben bu şiiri yazdım atlı talimde
Bulunduğum şehir Istanbul'du,
Ağır ağır kar yağıyordu,
Atımın yelesi bulut renginde.

**Cahit KÜLEBİ
*Teşekkürler http://www.siir.gen.tr

Perşembe, Mayıs 23, 2013

Benden şeyler

Bu dolunayla ne zaman barışacağız merak ediyorum. Yine geliyor, kapımı çalıyor, bana sinir, stres, uyuşukluk, tembellik, bunalım vs. ne varsa bırakıyor, sonrada güle güle çekip gidiyor. Ne zaman kendimde bir sıkıntılı hal hissetsem ay takvimine bakıyorum. Bakıyorum ki dolunay. Bu kadar da olmaz ki. Bi geldiğinde de güzellikler getir. Ferahlık getir. Su grubu burcum olduğu için mi oluyor bu etkileşim acaba ? Balık burcuyum. Malum burcumuzun simgesi ayrı yönlere giden balıklar. Dolunayda benim balıklar bi o yana bi bu yana kaçışıyor. Zaten huzursuz ruhum, zaten üzgün, zaten mutsuz, zaten hayata zor bela tutunmaya çalışıyor. Yapılmaz ki ama bu bana sevgili dolunay.
foto : Füsun T.
Hep senin yüzünden kendimi alışverişe verdim. Sıkıntımı atmak için çarşı pazar geziyorum. Eve eli boş dönmek olur mu ? Olmuyor işte. Ivır zıvır , ufak tefek derken bol miktarda para harcamama sebep oluyorsun. Aldım işte , yine duramadım yine aldım sayende. Peki alınca geçti mi bunalımım, hayır. 

foto kaynak


Her şeyin suçlusu sensin dolunay. Hayatımda iyi gitmeyen ne varsa hepsi senin yüzünden. Oysa ben seni izlemeyi ne çok seviyorum bi bilsen. Sırf balkonumda seni izlerken mis gibi kokular eşlik etsin bize diye, gittim bugün Koçtaş'tan mini limon servi aldım. Bi görsen minnacık ama aynı limon gibi kokuyor. Ama sen beni hiç sevmiyorsun anlaşılan. 

foto kaynak
Serviyi alınca nasıl bakılır, nasıl bir bitkidir öğrenmek istedim. Araştırırken çok güzel bir siteye denk geldim. Çiçek böcek yemek vs. her şey mevcut. BURADA

Gel anlaşalım. Bir daha ki gelişinde üzme beni, güzelliklerinle gel dolunay. Söz, en güzel fotonu çekip blogumda paylaşacağım herkes görsün güzelliğini diye. Anlaştık mı ?




Çarşamba, Mayıs 22, 2013

Evde dondurma yapımı


Bilenler bilir Magnum karadut-böğürtlen aşkımı. Yaz-kış dondurma yemeyi severim. Bir zamanlar (20 yıl kadar önce) evde kendim yapmıştım, gayet de güzel olmuştu  ama tarifi atmışım sanırım. Süt ve saleple yapılıyordu ama ölçü neydi acaba.? Sizde de unutkanlık var mı? B12 vitaminimize bi batırsak mı acaba ? Dondurma yesek unutkanlıklarımız geçer mi acaba ? Sabah sabah kendim kendimle konuşuyorum yine. Kendimin de ilgiye ihtiyacı var tabii, arada halini hatrını, isteklerini sormak gerek. Kendimin canı ev yapımı dondurma istiyor mesela. Katkısız, saf, leziz. Paket dondurmalar dondurmadan sayılmaz aslında. Gerçek dondurma yeme şerefine erişmiş bir kişi olarak ikisinin lezzetini de bildiğim için canım bu yüzden gerçeğini istiyor. Memleketimde meşhur bir dondurmacı vardı. Adı Hırış . İşte gerçek dondurmaydı onun dondurması. Bir de Aksaray'da Ağaçlı tesislerinde vardı bir dondurmacı. Ballı dondurma yapardı. Hala var mı bilmiyorum. Yolunuz düşerse oralara bi bakın varsa deneyin, lezizdir.

Birazcık araştırdım ve süzme yoğurtla yapılan bir iki dondurma tarifi buldum. Çok kolay görünüyor.  Gerçi içinde hazır krema var tarifin. E onda da katkı var. Pakete giren hemen her şeyde katkı var dimi ? Neyse yinede deneyeceğim bir ara. Denemek istersiniz belki siz de.
Tarifleri buraya aktarmıyorum. Sizi bulduğum  sitelere yönlendireceğim. Hem de bana not olur, yapacağım zaman açar bakarım.

İlki limonlu dondurma. Tarif  BURADA  . Görünüm gayet sağlıklı. Denemeden bilinmez elbette. Deneyen denemeyene bildirsin sonucu. Limonluya da bayılırım.

İkincisi kakaolu dondurma tarifi.  BURADA ....Yapımları birbirine çok yakın. Birazcık ölçüler değişik. Birinde şeker oranı daha fazla . 

Evde dondurma yapma isteğimin yegane sebebi içindeki zararlı maddelerden dolayı değil sadece, dedim ya tadı da farklı saleple yapılan dondurmanın.İşte şimdi onun tarifi geliyor. BURADA 

Sizin de tarifleriniz varsa öğrenmekten keyif alırım. Tüm bunlar denenene kadar Magnuma devam. 



Salı, Mayıs 21, 2013

Ölümcül bahçe bitkileri

Bahçemizdeki bitkilerin ne işe yaradığını, yarar ve zararlarını pek bilmiyorum. Aklıma geldikçe, bakımı nasıldır, yararı zararı nedir araştırıyorum. Bir de baktım ki bahçemizde olan pek çok bitki zehirli imiş. Hatta bazıları o kadar zehirli ki anında insanı şoka sokabiliyor. Zararlı olabilmesi için bitkinin yenmesi gerekiyor elbette. Büyükler olarak belki yemeyiz ama çocuklar varsa onların ne yapacağını kestirmek her zaman kolay olmuyor. Bu yüzden küçük çocuklu aileler bahçenize çiçek dikerken, ya da park ve bahçelerde çocuklarınızı oynatırken dikkatli  olmanız gerek.  İşte bende okuyup zararlı olduklarını öğrendiğim bu bitkilerden bazılarını sizlere tanıtmak istedim.

                                  Rhododendron (Rhododendron ponticum) Orman gülü (Komar)
foto
Bahçemizde mevcut. Arıların bu çiçekten yaptığı balı yiyenlerin başı dönüyor yada bayılıyorlarmış. Delibal diyorlar buna. Bitkinin yenilmesi halinde öldürücü etkisi var.

                                               Lily-of-the-Valley (Convallaria majalis) Müge

foto


                                                  Hydrangea (Hydrangea macrophylla)Ortanca
foto
Yazlığın  bahçesinde şahane renkleri ile yaz boyu güzelliklerini izlediğim bu bitkinin de zehirli olduğunu duyunca, anladım ki güzel çiçekli bitkilere biraz dikkatli yaklaşmak gerek. 


                                                 Poet's Narcissus (Narcissus poeticus)Nergis


foto: Füsun T.

Bizim bahçede mevcut bitkilerden. Fazla miktarda nergis bir odada bulundurulursa baş ağrısı ve kusmaya neden olabilirmiş. Yenilmesi ise öldürücü etki yapıyor.


                                                 Larkspur (Delphinium consolida) Hezaren
foto


Bu da bahçemizde kendiliğinden çıkan bir kır çiçeği. Dünkü şiirde fotosunu paylaşmıştım hatta. İzlemeye doyamıyorum rengini ve vakur duruşunu. O da zehirli imiş ne yazık ki. Neyse ki bizde çocuk yok. Ben çocukta bilgilendiğime göre sorun kalmadı.

                                                          Oleander (Nerium oleander) Zakkum
foto

                                         Poinsettia (Euphorbia pulcherrima) Atatürk çiçeği
foto
                                  Purple Nightshade (Atropa belladonna) Güzelavrat otu
foto

                                              Mountain Laurel (Kalmia latifolia) Dağ defnesi
foto

                                               Mistletoe (Phoradendron flavescens) ökse otu
foto

                                  Water Hemlock/Spotted Parsley(Cicuta maculata)Baldıran
foto
Bizim bahçede mevcut bitkilerden bir de baldıran. Kendi kendine yetişiyor.. İçeriğindeki Conine maddesinin 1 mg'ı yetişkin bir insanı öldürebiliyormuş. Nefes yollarını felce uğratabiliyor. 

Bahçesi ve çocuğu olan arkadaşlarıma sevgiler .. Dikkatli olmakta fayda var. Tabii bu kadarla bitmiyor zehirli bitkiler. Daha detaylı bilgiler edinmek için Ağaçlar.net sitesindeki BU sayfadan da yararlanabilirsiniz. 

*Fotoğraflar bilgilendirme amacı ile kullanılmıştır, sahiplerine teşekkürler..

Pazartesi, Mayıs 20, 2013

Halil Cibran

Bugün Halil Cibran okumak ve kendime onun sözlerinden ders çıkarmak istediğim bir gün. Kederliyim. Yaşadıklarım tokat atıyor bana bugün. Sıyrılmak için ihtiyaç duyduğum şey belki de Cibran'ın sözlerindedir. Beraber okuyalım istedim. Ben kendi payıma düşenlerin altını çizdim.



foto ve düzenleme : Füsun T.

Düşünceler

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
kumla köpüğün arasında.
Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
rüzgar köpüğü önüne katacak,
ama denizle kıyı daima kalacak.


Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

Anımsamak bir tür buluşmadır.
Unutmak ise bir tür özgürlük.

Yüreğimdeki mühür
kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Sevgililer birbirlerinden çok
aralarındakini kucaklarlar.

Arkadaşlık her zaman için
tatlı bir sorumluluktur,
asla bir fırsat değil.

Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
İşte böyle bir anda
ya güneş altında çıplak danset,
ya da çarmıhını taşı.

İnsanlık, sonsuzluğun dışından
sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

Şafağa ancak
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Gariptir ki,
kimi zevklerin tutkusudur,
acılarımızın bir kısmını oluşturan.

Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe,
yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

Cennet orada,
şu kapının ardında,
hemen yandaki odada;
ama ben anahtarı kaybettim.
Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
daha güzel olmadığı gerçeğinde,
yaşamın adaletine olan inancımı
yitirmem mümkün mü?

Bana kulak ver ki,
sana ses verebileyim.

Karşındakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver.

Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
sessiz erdemlerimi eleştirmeye
başladığında doğdu.

Bir gerçek her zaman bilinmek,
ama ara sıra söylenmek içindir.

İçimizdeki gerçek olan sessiz,
edinilmiş olan ise gevezedir.

İçimdeki yaşamın sesi,
senin içindeki yaşamın
kulağına ulaşamaz.
Yine de kendimizi yalnız
hissetmemek için konuşalım.

Sözcüklerin dalgası
hep üstümüzde olsa da,
derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

Yaşam kalbini okuyacak
bir şarkıcı bulamazsa,
aklını konusacak
bir filozof yaratır.

Zihnimiz bir süngerdir,
yüreğimizse bir nehir.
Çoğumuzun akmak yerine,
sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

Eğer kış,
'Baharı yüreğimde saklıyorum'
deseydi, ona kim inanırdı?

Her tohum bir özlemdir.


Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir.
Arkasındaki gerçeği görürsün,
ama cam seni gerçekten ayırır.

Haydi seninle saklambaç oynayalım.
Yüreğime saklanırsan eğer,
seni bulmak zor olmaz.
Ancak kendi kabuğunun
ardına gizlenirsen,
seni bulmaya çalışmak
bir işe yaramaz.

Neşeli yüreklerle birlikte
neşeli şarkılar söyleyen
kederli bir kalp ne kadar yücedir.

Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

Hayır, boşuna yaşamadık biz!
Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

Özel ve ayrımcı olmayalım.
Unutmayalım ki, şairin aklı da,
akrebin kuyruğu da gururla
aynı yeryüzünden yükselir.

Evim der ki, 'Beni bırakma,
çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.'
Yolum der ki, ' Gel ve beni izle,
çünkü ben senin geleceğinim.'
Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,
'Benim ne geçmişim,
ne de geleceğim var.
Eğer kalırsam,
kalışımda bir ayrılış vardır;
gidersem,
ayrılışımda bir kalış.

Yalnızca sevgi ve ölüm
her şeyi değiştirebilir.'

Daha dün, yaşam küresi içinde
uyumsuzca titreşen bir kırıntı
olduğumu düşünürdüm.
Şimdi biliyorum ki,
ben kürenin ta kendisiyim,
ve uyumlu kırıntılar halinde
tüm yaşam içimde devinmekte.

Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
işte o zaman büyüyen her şeyle
beraber büyüyecek ve
üst benliğine uzanacaksın.

Ağaçlar yeryüzünün
gökkubbeye yazdığı şiirlerdir.
Ama biz onları devirir ve
boşluğumuzu kaydedebilmek için
kağıda dönüştürürüz.

Güzelliğin şarkısını söylersen eğer,
çölün ortasında tek başına olsan bile
bir dinleyicin olacaktır.

Esin daima şarkı söyler;
asla açıklamaya çalışmaz.

En büyük sarkıcı,
sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

Eğer ağzın yemekle doluysa
nasıl şarkı söyleyebilirsin?
Ve eğer elin altınla yüklüyse,
şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

Sözler zamansızdır.
Onları zamansızlıklarını bilerek
söylemeli ya da yazmalısın.

Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir.
O, kanayan bir yaradan
veya gülümseyen bir ağızdan
yükselen bir şarkıdır..



Kum ve Köpük - 1926
Halil Cibran

Pazar, Mayıs 19, 2013

Pazar şarkısı


"Django Unchained" adlı filmi izleyip çok beğenmiştim. Babamdan kalan bir Western  film merakı var zaten. Country müzik de çok severim. Kararsız kaldım şimdi, Tom Wait's mi paylaşsam yoksa Django soundtrack mi. En iyisi ikisini de paylaşmak bugün için. Hatta bir üçüncüsü.


Film "Zincirsiz " adı ile geçiyor bizde. İzlemediyseniz bi bakın derim. En azından fragmanını izleyin. Sinemanın dahi çocuğu Tarantino ne yapmış bi bakın. Ve pazar şarkısının ilk tıkını bu filmin soundtrack albümü için yapın. TIKTIK  
Tom Waits den ne dinlesek acaba ? BUNU dinleyelim 
BUNU da dinleyelim lütfen Jhonny Cash dinlemeden country dinlemiş olmayız. 

You are my sunshine, my only sunshine
Sen benim gün ışığımsın, benim tek gün ışığım 
You make me happy when skies are gray
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen gün ışığımı alıp götürme



                                Hepinize iyi pazarlar, gün ışıklarınıza sıkıca sarılmayı unutmayın.

Cumartesi, Mayıs 18, 2013

Kim asacak

Bir gün fareler bir araya  gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden kurtulma planları yaparlar.  Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri kabul görmez.
En sonunda genç  bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir. Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve kaçabileceklerdir. Bu  öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.
Bu arada bir  köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu  önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını  belirtir.
Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim  kedinin boynuna çan asacak? ?

kim asacak ?


Cuma, Mayıs 17, 2013

Tatil

Zamanı gelmeye başladı tatilin. Hayaller kuruluyor, paralar biriktiriliyor, ne zaman çıksak, nereye gitsek düşünceleri iş molalarına eşlik ediyor bu günlerde. Uzun zamandır tatil yapmadım. Hoş, bana her gün tatil ama, son yıllarda tatilden maksat deniz kenarında zaman geçirmek  olduğu için ben çok uzun zamandır bunu yapamadım. Tatil kavramım da aslına bakarsanız denize ulaşmakla çok bağdaşmıyor. Kendimi mutlu hissettiğim, sevdiğim şeylerle oyalandığım, huzurla kahvemi yudumladığım zaman tatilde sayıyorum kendimi. Çünkü o anda muhakkak kendimi dünyanın sıkıntılarından  soyutluyorum. Kısa da olsa hayata mola veriyor, dinleniyorum. E tatilde dinlenmek değil mi ? Aslına bakarsanız deniz kenarlarında kendimizi daha çok yoruyoruz. Tatil olmuyor pek. Hele yazlık ev sahibi iseniz  yandı gülüm keten helva. Bi kere yıllarca aynı mekana gitmek durumunda kalıyorsunuz. Yeni yerler görme şansınız azalıyor. Temizlik, ütü, çamaşır,yemek işi  iki misline çıkıyor. Git ev temizle, dönerken ev temizle, yatak yorgan yıka, aman perdeler kirlenmiş onu da yıkayayım derken, bi bakıyorsunuz tatil bitmiş. Bu arada evin erkekleri iki kat huysuzlaşıyor, istekleri iki katına çıkıyor. Yemek saatleri beş, altı öğüne çıkıyor. Tüm bunların arasında fırsat bulursan denize git. Dönüşte duş sırası bekle, en sona sen kal , sonrada vıcık vıcık olmuş, her tarafı kum dolu banyoyu sil süpür. Daha nefes alamadan yemek hazırla. Ha babam de babam çalış çabala. Bence yazlık evi olan kadınlar eve döndüklerinde tatil yapıyorlar. Bir de tatil köyü maceraları var tabii. Yazlık ev sahibi olduğumuz için o kısmı hiç yaşamadım. Yazılanları okuduğum kadarı ile bilgim var ancak. Okumak deyince, bugünlerde dergilerde tatil ekleri vermeye başladı. O dergilerden birinde bir otel gördüm, çok çok sevdim. Orada iki gün konaklasam, bu da benim tatil hayalim olsa. Hayallerine girecek kadarsa muhteşem bir yer mi diyeceksiniz. Sadece fotoğraflarını gördüm ve sevdim. Yaşanmışlıklar beni çeker. Burada da yaşanmışlık hakim. Bir de tatilden ve gideceğiniz yerden ne beklediğinize bağlı.


Beğendiğim yer Ayvalık'ta  Eolya Konukevi. Lokal dokuyu koruyan oteller kategorisinde.
"EOLYA'da KAHVALTI servisi yasemin kokulu avluda 8:30-11:00 arası verilmektedir. Kahvaltımız açık büfe olup Ayvalık'ın en güzel peynirleri, zeytinleri, tereyağı yanında yörenin karadut reçeli ve arap saçlı, ısırgan otlu omletleri masamızı süslemektedir. Ayrıca güne özel kek, börek, poğaça ve kurabiyelerimiz gün boyu sizlere keyif verecektir." diyor tanıtımında. Daha ne isterim. Hele ki yasemin kokusu varsa, o kahvaltının  tadına doyulur mu. Sanırım avlu burası. Falda kapanmış, masa şahane. Oku, yaz kafa dinle.


108  yaşındaki bir bina 3 yıl önce restore edilerek otele dönüştürülmüş. 3 katlı binanın iki odasında otel sahibi Erinç hanım ve kızı Damla yaşıyormuş. Otel 4 odalı . Pembe oda, mavi oda, mor oda ve yeşil oda var. Sanırım bu görünen fotoğrafta en alt kattaki tv odası. 




Ben bu balkonu da pek sevdim.

Dekorasyondaki eşyalar  eski. Kimisi 111 yıl önceki evin sahipleri Rum aileye aitmiş, kimisi de Erinç hanımın kendi biriktirdiği eski eşyalarmış. Malum bende eskiciyim ya, belkide o cezbetti beni. Bir de ne öğrendim bakın, otele girince ayakkabılarınızı çıkartıp terlikle dolaşıyormuşsunuz. Kısacası evinizdesiniz. 
Ve mümkünse ben mavi odada kalayım.


Kim bilir belki yolunuz düşer, belki seversiniz gidersiniz, belki de bir bakmışsınız ben gidivermişim gerçekten. Kim önce giderse Erinç hanıma ve kızı Damlaya sevgiler götürsün. İki kum tanesi belki bir gün buralara gelecekmiş deyin. 
Detaylı bilgi, rezervasyon ve diğer fotoğraflar BURADA



Perşembe, Mayıs 16, 2013

Kandil simidi

                  Kandiliniz mübarek , dualarınız kabul olsun. Beni de katın dualarınıza mümkünse. 

Bugün kandil simidi yapacaklara  bende güzel bir tarifle katkıda bulunayım istedim. Sizi daha önce hazırlamış olduğum bir post'a yönlendireceğim bunun için. Tarif nefis denemenizi öneririm. 
                                                                      Tarif  BURADA


Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Benden şeyler

İnsanları hali ile hoş görmeye çalışırım genelde. Zordur aslında. Hemen de olmaz bu. Çalışmak lazım üzerinde. Hala da çalışıyorum. Sık sık kendimi kontrol ediyorum bu hususta. Tek sabredemediğim, sizi aptal yerine koymaya çalışan, iyi niyetinizi kullanmaya çalışan kişilikler. Sürekli verdiğiniz zaman sürekli alıp üzerine bir de kullanmaya kalktılar mı, benim de sinirlerim ayağa kalkıyor. Affedilecek bazı ufak tefek şeyleri affeder susarım, görmezden gelirim, bir dahasını beklerim  ama kasıtlı yapıldığını hissetmişsem asla susmam. O yüzden de biraz "cadı" görülürüm. Olsun, ben şahsiyetimi ve  cadılıklarımı seviyorum.
Uzun zaman bir insana tahammül ettim. Yaptıklarını görmezden geldim. Hakaretlerini bile yuttum . Herkes bana o kişiden uzak durmamı söyledi, ben anlamadım. Canımın acıyacağını bildiği  bir şeyler  söyleyeceğinde, ben bir işle meşgul, sırtım ona dönükken "yüzüme bak " bile diyebildi. Gözümdeki, yüzümde ki acıyı görmek onu ne derece mutlu etti kim bilir. Ben tüm bunları yok sayabildim.  Bu kadar da saf bir iyiliğim var. Sanki herkes benim kadar iyi niyetli.  Netice de çok geçte olsa anladım ki, o insan asla değişmeyecek bana karşı. Hatta şunu hissettim ki kuyumu bile kazabilir. Hakkımda olmadık şeyleri bile söyleyebilir. Ne acı. Nasıl bir ruh halinde yaşıyor. Çok eskilerde kalsa da paylaşmak istedim bunu nedense.

Düşünceniz sağlam ,saf ve iyi niyetli olunca , yakınınızda da sizin gibi düşünen insanlar yer alıyor. İstisnalar asla kaideyi bozmaz. Benimde yakınımda çok güzel insanlar mevcut bir kaç yıldır. Kurs arkadaşlarım ve kurs hocam. Hepsini çok seviyorum. Onlarında beni sevdiğini biliyorum. Çünkü en güzel şeyi yapıp, sevgilerini söylüyorlar. Güzel, hatta şahane bir grup olduk. Ben grubun organizatörü olarak görev yapıyorum. Sık sık etkinlikler düzenliyorum. Sırada en yakın zamanda Zeynel'de sabah kahvaltısı etkinliği var mesela. Bu etkinliklere ben Buluşma-Kaynaşma adını verdim. Son buluşma kaynaşmamız bizim bahçede gerçekleşti. Sabah 9 da arabalarla hareket edip yola koyulduk. Akşam 17:30 da dönüş yaptık. Hepimiz bir şeyler yaptık yiyecek olarak, hepimiz yardımlaşarak işleri yaptık günü tamamladık. Cuma günü bizim kurs günümüzdü, kursu bahçede gerçekleştirdik. Hocamız bize perspektif ve kaçış noktasını anlattı. Bakarak çalışma yaptık. Bahçenin muhtelif yerlerini resmettik. Ve çok güzel bir sürpriz vardı o gün için. Sevgili hocamız sanatını konuşturarak bizlere cupcakeler hazırlamış. Hepimizin özelliklerine göre çalışmış ve yine özelliklerimize göre  minicik notlar ilave etmiş yanlarına. Böyle bir hoca dostlar başına. Adını bir yere not alın. Melek Kaman.
İşte o günden kareler. Hem sizlerle paylaşayım hem de anılarıma bu vesile ile ilave etmiş olayım.

                                     Herkes fotoğraf çekme peşinde. Cupcake fotosu.


                                   Ve işte şahane sürprizimiz. Bilin bakalım ben hangisiyim.


         İyi ki doğdun Hatice.. Bir gün önce Hatice'nin doğum günü idi. Ben de  ona minik bir sürpriz yaptım.


                                                    Melek hocam perspektif anlatıyor.


                                                Çalıştık biz , hemde çok güzel çalıştık.


Hem çalıştık, hem eğlendik, hem yedik içtik günü bitirdik.

Yakınınızda daima güzel insanlar olsun.


Salı, Mayıs 14, 2013

Ondan bundan şundan

Dün gece sıkıntılarımı kısa bir zaman diliminde de olsa hafifletmek için film izlemeye karar verdim. Komedi filmi ararken de bir belgesel filme denk geldim. Chimpanzee. Çok çok çok güzel bir belgesel film. Fotoğrafta gördüğünüz Oscar. O bir bebek. Filmin başrol oyuncusu. İzlemenizi isterim. Bu bakışları hiç unutmayacaksınız.

foto
Oscar'ın da annesi öldü. Ölüm düşüncesinin insanlarda olumlu davranış biçimleri yarattığını savunan teoriye göre, bir gün ölümü tadacağını düşünen insanların motivasyonları çok yüksek oluyormuş ve hayata daha çok tutunuyorlarmış.  Benim  düşündüğüm şey ise , zamanımın az kaldığı ve bu zamanı sağlıklı ve kaliteli bir şekilde tamamlamak. Hayata tutunmak adına bir etki yaratmıyor bende.

Mezar Taşları by hakan kahveciler (meqan)) on 500px.com
Mezar Taşları by hakan kahveciler

Kastamonu'nun Azdavay ilçesinde kaymakamlık tarafından tanıtım için bastırılan rehberde, ayı görüldüğünde yapılması gereken kurallara dikkat çekilmiş.
'Azdavay Yürüyüş Parkurları' rehberinde, ''Ayı yakınınızdaysa yavaşça geriye dönün. Sakın koşmayın. Normal bir ses tonuyla ayıyla konuşun. Böylelikle insan olduğunuzu anlayacak, merakını giderecektir'' deniyormuş. Demek ki hayvan ayılar sözden anlıyor, ya bir de diğer ayılar için ne yapılacak ondan haber verseler.  Kısacası , ayı çıkabülürr, taş düşebülürr aman dikkat.

Smack! by Marsel van Oosten (MarselvanOosten)) on 500px.com
Smack! by Marsel van Oosten

Yine 350 kadın ve 177 erkekle bir araştırma yapılmış. Konu erkeklerde sakal ve güvenilirlik ilişkisi. Çekicilik, aile kurma becerisi, sağlık ve ne kadar erkeksi göründüklerini sormuşlar bu kişilere. Sonuç şöyle; hafif kirli sakallılar tüm kategorilerde sınıfta kalmış. Ben bazılarında severim bu sakalı ama vurdumduymaz bir havaları var gerçekten, pek güvenilir değil görününmleri.  Uzun sakallı erkeklerin aile kurmak için güvenilir bir aday olduğu ancak maço izlenimi verdiği düşünülmüş bu kişilerce. Kirli sakallı erkeklerse seksi ve çekici olarak değerlendirilmiş. Sakal bırakacakların dikkatine. Benim ki sakalsız olsun mümkünse. Düşünmeyim güvenilir mi değil mi diye ..

Sarışın kadınların çekiciliği ispatlanmış. Bunda bir hata var gibi geldi bana. Erkekler sarışın kadınları daha çekici buluyormuş. Sarışın kadın sayısı çok az , sarışın taklidi kadınsa çok bol. Gerçek sarışınlardan bahsediliyordur sanırım. Yine araştırma yapılmış ve bu araştırmaya katılan erkeklerden sadece %3 ü , manken fiziğindeki kadınları hoş bulmuş. Kalan yüzde, kıvrımlı hatların daha çekici olduğu görüşündeymiş. Diyete son !!! Her beş erkekten biri kadınlarda ilk olarak gözlere bakıyormuş. Gözlerinin içi gülen bir kadın tercih sebebi olmaz mı.. Gülümseyin.

Ulay by Валерий Касмасов (Kasmasov)) on 500px.com
Ulay by Валерий Касмасов

Birleşmiş Milletler (BM), açlıkla mücadele etmek, beslenmeyi desteklemek ve çevre kirliliğini azaltmak için alternatif besin kaynağını bulmuş: Böcekler.. Protein açısından en az et kadar zenginmiş. Rahmetli anneannem kıyamet alametlerini anlatırken, 40 yıl kıtlık olacağından söz ederdi. O yıllara doğru mu gidiyoruz acaba dedim bir an. 
foto: Füsun T.


Ve son olarak, psikologlara göre, ‘ben yaşamadım, çocuğum yaşasın’ düşüncesiyle çocuğun her istediğini yapmak, mutlu olamayan, doyumsuz bireylerin yetişmesine yol açıyormuş. Çünkü neyden nasıl mutlu olacağını  bilemiyormuş çocuk. E her şey altın tabakta önünde , neyden mutlu olsun. Ben yaşamadım çocuğumda yaşamasın desek, bu seferde "anne hangi devirdeyiz, sen yaşamadın diye bende mi yaşamayacağım" derler. Çocuk yetiştirmek sanatların en zoru. Hepinize kolay gelsin, anne babalar.


Journey with brownie by MQ Naufal (naufal)) on 500px.com
Journey with brownie by MQ Naufal

*Bu güzel görsellerin orjinallerini görmek için üzerlerine tıklamanız yeterli, başka şahane  fotoğraflarda izlemek isterseniz  BURADA

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Hadi gel köyümüze geri dönelim

Dönmek istediğim şeyin ne olduğunu tam bilemiyorum. Çocukluğumun saf temiz duyguları ve benim gibi saf temiz duygulara sahip insanlarla bir arada olmak mı, yoksa köyümün sessiz, sakin ortamı mı. Ya da hırstan uzak, saygılı, sevecen, yardımsever, paylaşımcı köyümün insanları ile birlikte yaşamak mı.

Dağınığım, üzgünüm. İçimde bir sürü yazacak şey, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Dünkü maçta ve sonrasında olanlar beni etkiledi. Ölen delikanlı için gerçekten çok çok üzüldüm. Biliyorum üzülecek daha bir sürü kişi var ama beni nedense bu çok daha fazla etkiledi. Duygularımı karıştırdı. Sürekli hafızamda güzel insanlarla yaşadığım çocukluğuma dönüş yaptırdı. O saflığa ,o dinginliğe. Köyümü (aslında kasaba ) düşünmem sükunetinden olsa gerek. Koca binalar içine hapsedilmiş ruhum, yaşadığı karmaşa ile dingin bir yer aradı sanırım. O da olsa olsa çocukluğumun köyü olabilirdi. İşte geri dönüşlerim bugün hep bu yönde.

Uyusam. Düşümde çocukluğuma gitsem. Babaannemin evi önünde akan ırmakta, yoldan bulduğum çöpü yüzdürsem. Irmağın başında bıraksam çöpü, sonra o ilerledikçe bende yanında koşsam takip etsem onu. Sonra evin kapısındaki , ırmağın üzerindeki minicik köprünün altında kalsa o çöp parçası. Onu bulmak için eğilsem, sulara değse ellerim, buz gibi. O sırada hafif bir rüzgar çıksa, okşasa tenimi. Ellerim daha bir soğusa. Çıt yok. Sadece akan  ırmağın ve bir de kuşların sesi. Avluya girsem sonra. Dedemin diktiği beyaz papatyalar içinde toprak yolda yürüsem.  Babannemin sesi gelse sonra balkondan "hadi yemek hazır" diye. Mini havuzlu çeşmede yıkasam ellerimi. Tahta merdivenleri çıksam, çıksam ulaşsam balkona. Babannemle kucaklaşsam.




Pazar, Mayıs 12, 2013

Çekiliş haberi

Geçtiğimiz yıldı sanırım, sevdiğim bloglardan Hümeyra'nın denizi'nin (hatırlı kahve) sayfalarında fincanları görüp çok beğenmiştim. Yine çekiliş yapmış sağolsun. Katılmak isterseniz BURADA

hümeyra'nın denizi

Bazen

Bazen de annenize verebileceğiniz en güzel hediye, bir yasin okumaktır. Ebedi hayattaki tüm annelerin ruhu şad olsun...

 
 Yasin suresini okumak ve okuyucunun o muhteşem sesinden dinlemek  için fotoğrafı tıklayınız. Dinlemeniz için internet explorer kullanmanız gerekmektedir. Bana bu kadar huzur veren başka bir ses olamaz. Harika okuyor. Yüreğine sağlık.

Perşembe, Mayıs 09, 2013

Saksağan

foto

Önce bir tanıyalım bu saksağan kimdir nedir. Efendim kendisi kargagillerden bir kuş olup, Pica pica diye bilinmekte . Kargadan uzun kuyrukları en belirgin özellikleri. Tüyleri oldukça parlak ve göz alıcı bir mavisi mevcut. Yuvalarını buldukları bilumum dal parçaları ile yapıp, sonrada balçık ( Çamur ) kullanarak onunla sıvarlar. Bir hayli sağlam bir yuva . Yuvanın en önemli özelliğinden biriside çatısının olması. Yuvanın üstünde şapka gibi görünür. Ötüşleri "şak-şak" şeklindedir. Oldukça da kart bi sestir. Sabahları uykunun arasında pek çekilmez. Hatta öyle ki gece yarıları bile öterler. Şaşıyorum gece yarısı ötüşlerine. Kavga eder gibi cak cak cak, hiç hoş gelmiyor kulağa. Böcek, kuş yumurtası ( ah zavallı serçelerim yok oldunuz) , solucan ve leşlerle besleniyorlar. Ne yazık ki kendi leşlerini kendileri temin etmek gibi kötü bir huyları da mevcut. Saldırganlar yani. Kedilere bile saldırıyor, hiç rahat vermiyorlar. Bazen garajda şahit oluyorum, izliyorum bir süre. Serçe, güvercin yavrusu, yumurtaları ne bulurlarsa götürüyorlar mideye. Bir başka kötü adetleri de hırsız olmaları. Parlak şeyleri yuvalarına taşımaya çok meraklılar. Okuduğuma göre, bazı kimseler saksağan yuvalarını kurcalıyormuş, çünkü değerli taşlar , yüzükler çıkabiliyormuş yuvadan.

Peki ben neden bugünü saksağana ayırdım.?  Bugünlerde saksağanlarla başım dertte de ondan. Geçmiş yıllarda tek tük olan saksağanlar, mahallemizde çoğalmaya başladı. Bizim apartmanın etrafında bir kaç yuvaları var. Bir doğumda 6-8 arası yumurtluyorlarmış. E çoğalımın sebebi de ortada. Onlara müdahale edip, üremelerini durduracak bir varlıkta yok. Ama onlar başkalarını yok etmekte usta. Saksağan hanım ve beyler teşrif ettiğinden beri zavallı serçeler yok oldu. Sanırım öldürüyorlar serçeleri. Sanırım kısmı şu sebepten, hem okuduğum kadarı ile hem de bizzat yaşanmışlık ile.

                        


Yeğenim bizim apartmanda oturuyor. Çok tatlı, Alex adında bir kanaryası var. Hava alsın diye Alex'i balkona çıkarmış geçenlerde. Kısa bir süre içeri girmiş, balkona döndüğünde saksağanın Alex'i bacağından yakaladığını görmüş. Kaçmış tabii saksağan yeğenim gelince. Ama ne yazık ki Alex'imizin bacağı hasar aldı. Kırıldı bacak. Veteriner alçıya aldı , bakalım sonuç ne olacak. Öncelikle bu sebepten çok kızgınım saksağanlara. Bir diğer sebep ise, balkonuma hasar vermeleri. Balkon mevsimi geldi, çiçeklerimi dışarı çıkardım. Her sabah uyanıp balkona çıktığımda , balkonu toprak içinde buluyorum. Saksıların dibini oyuyorlar nedense. Solucan mı arıyorlar acaba. Benim masum güvercinlerim de ( Bir zamanlar onlara da kızıyordum ama saksağanları görünce güvercinlerim masum kaldı ) saksılardan toprak yer ama bunlar gibi oymaz yahu. Bunlar beter böcekmiş meğer.

                     

Yaz gelince balkona bir kapta su koyuyorum kuşlar içsin diye. (Apartmandakiler duymasın, duyanlarda duymazdan gelsin lütfen. O kadar kusur kadı kızında da olur ..) Saksağanlarda içiyor ama tamamını içiyorlar ayol. Benim masum güvercinlerimin 2 günde tükettiği suyu bunlar yarım günde yok ediyor. Bir de pervasızlar banyo yapıyor resmen o suyla. Pencere arkasından takibe aldım onları. Bakıyorum neler yaptıklarına, ona göre önlem alacağım. Hırsız olduklarını da göz önünde bulundurmam gerekecek sanırım. Saksıların dibine koyduğum parlak taşları götürmeye çalışıyorlar .

                     

Hırsızlıkları tescilli. Bu konuda Gioachino Rossini tarafından yazılmış 2 perdelik bir melodram bile var. The Thieving Magpie. ( Hırsız saksağan )  Ya da La gazza ladra. Uvertür ( Opera yada balenin açılışındaki parça )  kısmı pek meşhurmuş. Beraber dinleyelim. TIKTIK 



Kısacası dertliyim bu kuşlardan a dostlar. Neredeyse görüldüğü yerde katli vaciptir diyecek kadar. Bu arada Rossini'nin Sevil berberi uvertürünü de dinleyip öyle noktalayalım. Bana sabah sabah çok iyi geldi. Size de iyi gelsin . Hatta ben çok sevdim  devam etmek istiyorum diyenlere de bu linki verelim. TIK.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...