Çarşamba, Temmuz 31, 2013

Ne yapıyorum




Hiç arayıp sorduğunuz yok. Bu kızdan ses çıkmıyor nerelerde demiyonuz . Vallahi  çok pis küserim haaa..
Tamam şımardım , hemen toparlanıyorum. Depresyondayım demicem, yeğenim Nil öyle tembih etti. O kelimeyi kullanmayacağım. İyiyim ben yaaa, süperim hatta, kıyafetim olsa süper woman bile olabilirim. Tamammm, toparlanıyorum.

Sevgili takipçilerim;
Çoook uzun süredir, (4 yıl gibi bir süre ) tatil yapmayan ben, tatile çıkıyorum. Adı tatil, soyadı hava değişimi. Onu al bunu al faslı bitti. Şimdi bavula neler konacak, yok yok şunu almayım giymem, aa bunu giyerim belki gibi klasik kadınsı hallerdeyim. Tatilimin ne kadar süreceği belli değil. Belki 13 gün belki de 33 gün. Bu süre zarfında, internet bağlantım olmayacağı için sizlerden  ayrı kalacağım. Uygun şartlar olursa paylaşımda bulunurum, olmaz ise bir kaç post planladım, yokluğumda otomatik olarak onlar size eşlik edecek. Eğer becerebilirsem, telefondan yorumlarınıza cevap yazarım, yazamazsam bilin ki beceremediğimdendir. Telefonumdaki internet bağlantısı ile İnstagram'dan bol bol fotoğraf paylaşacağımdan eminim. Gözümün gördüğü güzellikleri, çirkinlikleri , bu zaman zarfında sizde oradan takip edebilirsiniz. Ana sayfanın sağındaki sütunda pembe çiçeğe tıkladığınızda bana ulaşabilirsiniz.  İnstagram da ben

İşte bu sebeplerden;  yol halidir, gidipte dönmemek, dönüpte görmemek var. Hakkınızı helal edin, hepiniz Allah'a emanet olun.

Özleyin beni anacım



Pazar, Temmuz 28, 2013

Pazar Şarkısı

Bir blogger arkadaşım var. Tanıyanlarınız vardır. Deeptone. İşte o, benim "pazar şarkısı" başlığımı ti ye alıyor. Şikayetçiyim. Onun yüzünden rahat rahat "Pazar şarkısı " başlığı atamıyorum, özgürlüğümü kısıtlıyor. Direniyorum başlığı değiştirmemek için.  #direnfüsun hashtag'ı açacağım twitterda. Desteklerinizi beklerim. Tanışıyor olmasakda pek bi seviyorum onu da blogunu da, ona takılmayı da. Sevgiler Deepciğim.


Size Matters by Jeff Clow on 500px.com
Size Matters by Jeff Clow

Pazar şarkısına gelince ; benim çok çok çok sevdiğim birisi bugünkü konuğum. Zevkle dinlemenizi dilerim. Şahane bir pazar günü geçirmenizi dilerim. Her zaman temenni ettiğim gibi, sevdiklerinize sıkıca sarılmanızı dilerim.



Cuma, Temmuz 26, 2013

Baştan savmanın anahtarı

Depresyondayım. Önce bunu belirteyim. Yani "delidir ne yapsa yeridir" deyip; yazacaklarıma, yapacaklarıma, ve yapmış olduklarıma bu çerçeveden bakmanız gerektiğini bilin isterim. Bize ne senin depresyonundan derseniz, çok kötü beddua ederim haberiniz olsun. Bu cümle biraz fazla abartılı oldu biliyorum ama tarzımın dışına çıkmak istedim. Sahi ben ne kadar tutucu bir insanım. Hiç tarzımın dışına çıkmıyorum. Giyimde olsun, özel yaşamda olsun, yazı da olsun, her şeyde hep aynı ben. Değiş ton ton hop hop hoppp. Kolay mı değişim ? I ıhh, bana hiçte kolay değil. Bi kere ben bir balığım. Evime, işime, sevgilime, eşyalarıma yani cümlesine sıkı sıkıya bağlıyım. Yatağımdan başka yerde zor uyurum misalen. Giysi alırken hep aynı şeyleri alırım misalen. Bıktık senin siyah ve beyaz tişörtlerinden derler, ben her sezon gider yine aynı tişörtleri alır giyerim. Giyimde de tarz değiştiremiyorum. Değiştirmeyi çok denedim ama o kadar benleşmiş ki stilim, değişim ben de son derece komik duruyor. Dün yine gittim Mark Spencer'dan pamuklu , yuvarlak yaka siyah ve beyaz birer tişört aldım. Bi rahatladım anlatamam. Bu yazı nereye gidiyor ? Bir yere ulaşmayacak. Bugünde böyle olsun , klavyeme geleni yazıvereyim dedim. Depresyondayım. Bunu söylemiştim dimi. Kırk kere söylersen bir şeyi olur derler tezini, gerekli bir çok şey için denedim hiç biri olmadı biliyor musunuz  ? Nerden bilebilirsiniz ki. Benimki de laf işte. Siz hiç kendinizden sıkılır mısınız ? Bana oluyor bazen, kendi sesimi duymak istemiyorum. Ben benden sıkılıyorum. Allah'tan biraz büyüdüm de daha az konuşmayı yavaş yavaş öğreniyorum. Ay ben küçükken bir geveze, bir cırcır böceğiymişim  ki, annem rahmetli bazen çok sıkılırmış benden. Onu biraz rahat bırakmam için bana " hadi babana git de , baştan savmanın anahtarını al gel" derdi. Babam mahallemizde bakkaldı. Evimize çok yakın. Ben de minnak minnak bişi. Gider babama " annem baştan savmanın anahtarını istiyor" derdim saf saf. Babam da beni bir kenara oturtur, tamam bi bakayım nereye koydum falan gibi bişiler söler, sonrada zaman epeyce geçip, annem evde rahatlayınca; " hadi git annene söle , anahtarı bulamadım " derdi. Zavallı ben, gevezeliğimin bedelini bu şirin metotla öderdim. Anlatmıştım bunu daha önce sanırsam. Depresyondayım ya, aynı şeyleri tekrar tekrar yazma hakkına sahibim. Nişantaşı pazarından kendime şalvar gibi bi pantolon almıştım. Beli lastikli. Son derece rahat . Fakat onu giyince göbeğim fena halde ortaya çıkıyor ve ben her bakışta "kesinlikle kilo vermeliyim" diyorum. Bazen de "manken mi olacağım ben " diyebiliyorum. Bir dengesiz durum yani. Ama şu göbeğimi yok edebilirsem, benden hepinize .... Yok bu satır olmadı, size ne ısmarlayabilirim ki uzaktan uzaktan. Atlayın bu satırları, okumadan geçin. Heyyyy, çok rahatladım ben yaaa. Bak bu yazı sayesinde bir şey fark ettim, yazmak beni rahatlatıyor demek ki. E hep öyle olur zaten. Misalen yine, en güzel şiirler hep depresif dönemlerde yazılır. İsyağğğğnnn.
Tamam tamam bugünlük bu kadar. Bu yazıdan sonra bloguma üyelikten vazgeçebilirsiniz, artık beni takip etmek istemeyebilirsiniz. İnanın darılmam, gücenmem. Ama depesyondayım ya , oturur kendim kendime, sessiz sakin ağlarım. Bileklerimi sonra keserim. Şaka şaka. İstediğiniz gibi olsun dünya, her şeye boş verin.


                                                  

Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Alışveriş

Hayatımın şimdiye kadar ki evrelerinin hiç birinde alışveriş tutkunu olmadım. Annemin ölümü ile değişen psikolojimle alışveriş manyağı olma yolunda ilerliyorum. Şimdi ,bunalım dönemlerinde bol bol alışveriş yapanları anlayabiliyorum. İnanın bilinçsizce oluyor. İnternette bile alışveriş sitelerinde dolaşabiliyorum. Bugün de evmanya adlı sitedeyim sabahtan beri.
Bu yaz başından beri  aklımda hep mavi beyaz objeler dolaşıyor. Alabildim mi ? O renklerde hiç bir şey almadım. Gönül gezdiriyorum. Evmanya dergisi sahil evlerini vermiş. Beraber bakalım mı neler var.

                                                                   EVMANYA DERGİ

Bir kaç şey beğendim bu arada. Tabii ki mavi. Turkuazı, pasteli, açığı, koyusu, bulut mavisi hepsi hepsi hepsi. İlle de mavi. 
evmanya

kaynak

kaynak
kaynak

kaynak

kaynak


kaynak
Evi baştan sona mavi mi yapmalı ? Güzel fikirler bunlar.

kaynak


kaynak

kaynak


Alıntılar : housetohome ve evmanya

Pazartesi, Temmuz 22, 2013

Eskilerim

Acaba içinizde daha önce görmüş olan var mı ? Babaannem hacdan getirmişti bu oyuncağı bana. Kıymetlilerimden birisi daha.

   
                                              Nasıl çalıştığını görmek isterseniz BURADA

Pazar, Temmuz 21, 2013

Pazar şarkısı

foto : Füsun T.


Bahar da değil ama ben bu aralar yine romantik takılıyorum. Depresyondayım , ondandır belki de. İlle de bir sebebe bağlamak ne kadar doğru ki. Romantiğim işte.
Bugün filenizi yanınıza alın. Bol bol romantik şarkılar dolduracağız filemize, pazar şarkıları.

İsim vermeyeceğim. Sürpriz olsun şarkılar. Dinlemek isterseniz tıklamanız yeterli.

tık
tık
tık
tık
tk
en sevdiklerimden biri
tık
tık
tık
işte benim şarkım

İf tomorrow never comes



Çarşamba, Temmuz 17, 2013

Sanal seyahat

İçimde bir yerlerde uzak ve yakın diyarlarda gezme isteği hep mevcut olsa da , ürkek, tırsak ve kararsız bir insan oluşum bunu daima engelliyor. Olsun, herkes her şeyi yapmak zorunda değil. Yapabildiklerinle mutlu olmanın mutluluğu da ayrı bir haz. Yeter ki sen mutlu olmayı iste. Hem gün doğmadan neler doğar , belli mi olur açılırım belki. Hani çocuklar ilkokulda biraz tembelse, aileleri avutmak ya da aileler kendini avutmak için " gör bak orta okulda nasıl açılır o " gibi bir cümle kurarlar ya; belki bende 60'ından sonra açılırım.
Bir kaç gezilip görülecek yer inceledim dün. Gidememek nerede ne olduğunu bilmeye engel değil.

Tulum. Tulum peyniri çağrıştıran bu ad Meksika'da bir sahil kenti. 900 metrelik el değmemiş bir plajı var. Yeşil ve mavi bir arada. Doğallığını korumaya gayret gösteren butik otelleri var.Papaya playa bir butik otel.  Buyrun, gün olur da Papaya playa otele gidebilirsek  neler görebileceğimizi birlikte izleyelim. Sen gidene kadar çok şey değişir diyebilirsiniz. Fakat otelin özelliği çevre dostu olması ve doğal ortamı koruması  TIK


Paradise Beach Tulum by Itamar Campos (ItamarCampos)) on 500px.com
Paradise Beach Tulum by Itamar Campos


Seyahat otoritelerinin  favorileri nelermiş onlara  baktım da  birazcık. Tanzanya, Marakeş, Sri Lanka, Mallorca , Brezilya , Yunanistan sıralamada yer alan ülkelerden. Sağolsun jüriden bir kaç kişi İstanbul'u da listeye dahil etmiş.
Diyorlar ki; Temmuz ve Ağustos aylarında Sri Lanka, Kandy'de fil geçişi varmış. Görülmeye değermiş. Çocukluğumun kitaplarındaki Jumbo'dan beri filleri çok çok severim. Ama onları bu kadar yakından görmek ister miyim ? Düşündüm biraz. TIK  Tabii sadece filler yok Kandy'de. Kutsal diş tapınağı varmış bide. Unesco dünya mirası listesinde yer alıyormuş. TIK


The Path by Jean-Manuel Nadeau (jeanmanuelphoto)) on 500px.com
The Path by Jean-Manuel Nadeau

Zaman değerli. Daha gün içinde yapacak çok şey var. Kısa zamanda iyi şeyler öğrenmek de değerli benim için. Bugün için son olarak önerilen yerlerden Zermatt'dan bahsedeceğim. Bu kadar bilgi yeter bugünlük. Zermatt İsviçre'de bir Alp köyü imiş. Alp dağlarının önemli kayak merkezlerinden birisi. Köyde araba yasak. Köye girerken; eve girerken ayakkabılarınızı kapıda çıkarır gibi, arabanızı köyün girişine park edip öyle giriyorsunuz. Ne kullanılıyor derseniz, elektrikli araçlar kullanılıyormuş. Dağları severim, ormanı severim, ama kaymak bana göre değil. Ben yazın gideyim buraya. Acayip bir, köyde yaşama arzusu var içimde son zamanlarda. Ömür boyu değil, bir hafta ya da bir kaç gün yeterli. Hadi seyredelim birlikte. TIK


The blue awakening by Xavier Jamonet (XavierJamonet)) on 500px.com
The blue awakening by Xavier Jamonet

Ve ; gezgin ruhuna hayran olduğum bir blogger, İmge  Tan. Yeni yerler keşfetmek, nerede ne var öğrenmek isterseniz blogunu takip edin derim. Zevkle izlediğim bloglardan biridir. Yine şahane bir yere gitmiş ve onu anlatmış. Sevgiler İmgecim . TIKTIK 





Pazartesi, Temmuz 15, 2013

Bugün ne yapıyorum

Oruç dolayısı ile fazla dışarılara çıkmıyorum. Günümü genellikle evde geçiriyorum. Bu sabah son derece üşengeç uyandım. Dün temizlik günüydü, sanırım onun yorgunluğu. Neyse bugün ev toplama sorunsalım yok. Yemek yapmam lazım sadece. Ona da henüz karar vermedim ne yazık ki. Bamye mi pişirsem acaba ? Bunun için markete gitmem gerekecek. Pişireceğim bir başka şeyinse adı soyadı her şeyi  belli. Bugün portakallı kek günü. Fena canım çekiyor zira. Portakalları almıştım geçen gün. Dolapta beklemekte. Ne zaman yiyeceksem ben keki ? İftarda yemek üzerine tatlı niyetine yenebilir aslında. Zaten başka zaman dilimi kalmıyor, bir kısmını da sahurda tüketirim artık. 

Nefis nefiss.
Bu iki boğaz etkinliği dışında mutfakta başka işim yok. Var aslında. Resim çalışması. Mutfak masasında çalışıyorum da. Günün bir bölümünde resim yapacağım. Tabii bunlar şu anki planlarım. Her an her şey değişebilir. Kapı çalar biri gelir, hepsi kalır. Neyse ben planımı yapayım yine de. 


Uzun süredir suluboya kalemlerimle çalışıyorum. Ve uzun süredir bu saraylı kızı boyuyorum. Bu kopya bir resim. Yani nasıl kopya ? Resmin ana hatlarını karbon kağıdı yardımı ile resim kağıdına naklediyorum, sonra da bakarak boyuyorum. Bugün de bu kızı çalışacağım , bitsin istiyorum çünkü. Artık kendim bir başka resme bakarak kopya çıkarmadan da çalışıyorum arada. Tabii ki bunlar el alıştırma  oluyor. İşte bir kaçı. 






Bu aralar kitap okuyorum çok şükür. Son okuduklarımdan birisi de Fanfan. Can yayınlarının indirimli günleri başladı ya, ondan istifade almıştım . Ben kitabı çok sevdim. Çeviri son derece iyi sanırım, çok rahat okudum. Zaten minik bir kitap ama, "bu cümle de ne demek istiyor" diye kendimi hiç kasmadan okuyabildim. İşte böyle kitapları seviyorum, zaten o zaman su gibi akıp gidiyor. Bir başka okuduğum kitabın ise çevirisi berbattı bana göre. Kalıp sözlerle çevrilmiş. Neyse uzatmayalım. Kitabın konusu da ilgimi çekti. Okurken aklıma geldi ki ben bu isimde bir film duymuştum. Evet filmi varmış. 1993 yapımı. İşte bugün onu izleyeceğim. Hatta ilk işim o olacak sanırım. 
Kitapta okuyacağım. Yeni bir kitaba başladım ve merak ediyorum. Bir  çoğunuz okumuşsunuzdur ama ben yeni okuyacağım. Bin dokuz yüz seksen dört. George Orwell. Henüz başlığı okuyabildim. Bugün belli olur sevip sevmeyeceğim. Bu kitap sevilmez mi diyenleri duyuyorum . Zevkler farklı ya hani, o bakımdan şey ettim. Kitabımı da balkonda çiçeklerim arasında okuyabilirim. 



Elim ve gözüm durmaz yine fotoğraf çekebilirim. İnstagram'da paylaşırım onları. Tabii bu arada kısa bir instagram turu da yaparım. BU  da benim sayfam .
Bir de gezeceğim bir iki web sayfası var. Onları dolaşacağım. BUNU   , BUNU ve BUNU ve belki BUNU
Uyumam gerek arada. Yoksa başım ağrıyor. Ve o zaman oruç tutmam çok zorlaşıyor. Ne çok işim var. Ben kaçar. Güzel bir hafta dilerim hepinize. 

Cuma, Temmuz 12, 2013

Şair babam


Canım babam 76 yaşında şair oldu. Eski yıllarda da ufak tefek yazdığı şiirler vardı ama bir ya da iki tane. Geçtiğimiz yıl atak yaptı. Üst üste şiirler yazmaya başladı. İlham geldiğinde kağıdı kalemi kaptığı gibi masanın başına oturuyordu. Bir gün yeğenime bir  şiir yazdı. Sonra aile fertlerine yazmaya başladı. Kime yazdıysa diğeri ben de isterim demeye başladı. İlham babamı çok sık ziyaret eder oldu. Şiirler çoğalmaya başlayınca ben ona sürpriz yapmak istedim. Şiirlerini kırtasiyede minik bir kitapçık haline getirdim. Sonra şiirler çoğaldı. Minik kitapçık büyüdü. Kapak dizaynını yaptım, şiirleri bir araya topladım . Sonunda daha büyük kitapçık halinde matbaada basıldı. Sonra eşe dosta dağıtılmaya başlandı. Ve babamın böylece Şiirlerim adını verdiği bir  şiir kitabı oldu. 



Tabii bana da şiir yazdı . Fakat sıraya girip kitabı imzalatmakta bir hayli zorladım. Haziran ayında ancak imzalayabildi. İşte benim şiirim. Bir baba kızına ömrü boyunca bundan daha güzel bir hediye verebilir mi ?

 FÜSUN'UMA

Dillerde dolaşır tatlı dilin,
Sempatin, güler yüzün
Sanki ilaç gibidir mantıklıdır sözün
Herkese sevgi şefkat doludur özün
Sen bize Allah'ın bir lütfusun iki gözüm

Büyükle büyük, küçükle küçük olursun
Bilgi, maharet , beceri dolusun
Biz senden razıyız Allah'ta senden razı olsun
Doğum günün kutlu olsun

Sevgili kızım,
Öpücükler,öpücükler,öpücükler.


İkikumtanesiden babasına kocaman bir MAŞALLAH

Perşembe, Temmuz 11, 2013

O Bu Şu


O, bayıldığım kadınlardan birisi. Muazzez İlmiye Çığ. Haziran ayında 100 yaşını kutladı. İçini tam anlamıyla doldurduğuna inandığım bir sürü yıl yaşamış. Çalışmış hiç durmadan, hala da kitap yazıyor. Çok isterim dolu bir hayat yaşamak. Uzun yaşama isteğim yok ama sanırım onun gibi yaşasam uzun daha uzun yaşayım derdim. "Yapacak daha çok iş var " demek gibisi var mı ? Bir de onun bayıldığım yönlerinden birisi de hala aşktan söz ediyor olabilmesi. Hayrettin Karaca ile çok tatlı bir "şey" yaşıyorlar. Şey dedim, buna isim vermekte zorlandım. Çünkü pek bi güzel bir şey. İçinde sevgi olan, saygı olan, hayranlık olan, espri olan  bambaşka bir "şey".  Birbirlerine mani yazıyorlar, bir nevi atışıyorlar.
Bakın Hayrettin Karaca ne diyor :
"Ben sana hayranım " diyorum beni dinlemiyor. "Muazzezim" diyorum,
Oraya buraya gitme
Gel bizim eve
Oturalım diz dize
Sevişelim göz göze
Oralı olmuyor. Ama ben inatçıyım. Vazgeçmeyeceğim.

Muazzez hanımsa şöyle bir mani yazmış Karaca'ya :
İster çılgın ister deli desinler
Yaşlı insan aşk bilir mi diyenler
Sevgi dolu tatlı sözler duyunca
Uyuyan kalpte neler olur görsünler.

Bu yazdıklarım; iki yıl önce Ayşe Arman'ın bir bayramda "Muazzez ile Hayrettin iyi bayramlar diler" adlı yazısından. Röportajın tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu iki güzel insan neler demiş okuyun isterim. Meslea, bakın Muazzez hanım Hayrettin beyden düğün için ne istiyor. Ayşe Arman yazısı
Bir de blog var Muazzez hanımın yazılarının olduğu  Tık TIk

foto kaynak

























BU teknolojik gelişmeler insanı her geçen gün biraz daha tembel yapıyor. Sonra da oramız buramız ağrıyor, kilo alıyoruz diye yakınıyoruz. 2031 yılında daha da şişko olacak gibiyiz. Çünkü öngörülere göre o zaman herkesin bir robotu olacakmış. Çamaşırımızı , bulaşığımızı yıkayacak bize kitap bile okuyacakmış bu robotlar.  2031 de olacaklar bununla sınırlı değil.  İçlerinde beni en çok güldüren , arızalanan çamaşır makinesinin, size hiç çaktırmadan kendine tamirci çağırması. Bakın bir kez daha söylüyorum, bu robotlar insanlığın sonu olacak. Bu da benim 2031 öngörüm. Akıllı trafik ışıkları, trafiğin sıkışıklığını algılayarak ne renk yanacağına uygun  kararı verecekmiş. Böylece trafik sorununun önüne geçilecekmiş. Bükülebilir ve bileğe takılabilir cep telefonları çıkacakmış. Televizyonlar duvara yapıştırılacakmış ve televizyona ne izlemek istediğinizi söylemek yeterli olacakmış. Tembeller için ideal şeyler. Acaba vücudumuzun çalışması için ne yapacağız o zaman ?



Dreaming of life by Olaf Giermann (OlafGiermann)) on 500px.com
Dreaming of life by Olaf Giermann


ŞU kadınları yıllardır anlamaya çalışırlar ama bir türlü anlayamadılar. Anlayamazlar. Hiç bir canlı tekdüze değildir bana göre. Dolayısı ile kadın da değişkendir. Hatta en değişkeninden. Kafası bozuldu mu saçını renkten renge, şekilden şekle  sokması yeterli delil değil mi ? Kadınları ne mutlu eder diye bir listeye denk geldim. Neler var neler.
*Ten rengine uygun allık bulmak
*Bronz tenine ayna karşısında nemlendirici krem sürmek
*Sevgilinin ya da eşin yemek yapması
*Uzun bir aradan sonra ağda yaptırmış olmak
*Aldığı duş jelinin kokusunun güzel çıkması
*Spora başlamak ve devam etmek
*Fazla kiloları verip ipli bikini almaya çıkmak
*Pazartesi işe gelmeden önce manikür pedikür yaptırmak
Bunlardan kaçı sizi mutlu eder acaba. ? Madem bu kadar ufak şeylerle mutlu olan canlılarız, neden çoğumuz mutsuz, depresif ve de Ajda Pekkan kıvamında gerginiz. ? Valla bilemedim, doğrusu bu aralar ben  pek bi mutlu değilim.  Gidip ten rengime uygun allık mı arasam acaba !!


Now you see me by Tomer Jacobson (Tomer)) on 500px.com
Now you see me by Tomer Jacobson

Salı, Temmuz 09, 2013

Oruçsal hallerim


Blütezeit by Julia Maier (kaunitar)) on 500px.com
Blütezeit by Julia Maier

Zaman denilen şeyi tutmak mümkün mü ? Değil elbette. İşte yine Ramazan geldi. Benim de oruçsal hallerim başladı. Bu vesile ile ramazanınız mübarek olsun diyor, oruç tutan herkese kolaylıklar diliyorum. Umarım huşu içinde, kazasız belasız, sağlıkla orucumuzu tutar, bu mübarek ayı tamamlarız. Baş ağrısı ve mide problemi yaşamazsam devamını getiririm, bu sebeplerden  yarı yolda bırakmak da söz konusu olabilir. Hayırlısı.
Henüz ilk saatler olduğu için bir anormal durumum söz konusu değil ama saatler ve günler ilerledikçe bende de  ilerlemeler oluşuyor. Arzular şelale durumları yani. Günün menüsü en merak ettiğim şeylerdendir. Eşi dostu arar ne pişirdiniz diye sorarım hep. Bugün benim canım zeytinyağlı fasulye istedi. Yanına pirinç pilavı ve cacık. Belki bir de paket aşure yaparım. Neyse çoğu gitti çoğu kaldı , 7.5 saat gibi bir süre. Haydi kolay gele hepimize.


Nasibimizi çoğalt yarabbim

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

Vişne terletme

Önce pazara yada markete gidiyorsunuz. Bir güzel vişne alıyorsunuz. Sonra eve gelin. Sakın başka bir yere uğramayın. Eve gelir gelmez, vişneleri paketten çıkartıp bir güzel yıkıyorsunuz. Buraya kadar olan kısım anlaşılmıştır sanırım. Anlamadıysanız baştan anlatabilirim. Evet şımardım haklısınız. Bazen böyle şımarırım işte.



Vişne terletmesi benim en sevdiğim şeylerden birisi. Sanırım daha önce de blogda bahsetmiştim ama bir kez daha tekrar yapalım belki okumayanlar okur. Pek bilinen bir şey değil sanırım vişne terletme. Belki de yöresel bir şey. Çocukluğumda anneannem öğretmişti bana. Bahçedeki vişnelerden yapıp yemiştik. Komik de bir anısı vardır bende. Kuzenimle beraber memlekette, anneannemin evinde vişne terletme  yapıyoruz. O zaman bakır küçük taslar vardı, onda yapıyorduk. O arada ne olduysa biraz atıştık, sinirlenen kuzenim bakır tası şrankkk diye başıma vurmuştu. Hala anlatır anarız  o günü.



Nasıl mı yapılıyor ? Vişnelerin saplarını koparıp yıkıyorsunuz. Bu işlem için iki çukur kase ve tuz lazım. Vişneyi kasenin birine koyuyorsunuz, bolca tuz atıyorsunuz. Tuzu bol olursa lezzeti daha güzel olur. Çekinmeyin atın. Sonra diğer kaseyi üzerine kapatıp başlıyorsunuz sallamaya. Bir kaç dakika yeterli olur. Vişneleriniz terlemiş ve yenmeye hazır hale gelmiştir.
Şimdi vişnenin tam zamanı. Deneyin derim bu lezzeti. 
Afiyet olsun




Pazar, Temmuz 07, 2013

Pazar şarkısı



foto kaynak


Django Reinhardt . Belçikalı çingene caz gitaristiymiş. Az önce öğrendim. Pazar şarkısı için rastgele aramalar yapıyorum. Hiç dinlemediğim şeyleri dinlemek hoş oluyor. İşte az önce de arama yaparken Django ile tanıştım. Tüm zamanların en önemli caz gitaristlerinden biriymiş. Bir çok müzisyen ondan etkilenmiş. Carlos Santana mesela.
Malum çingeneler karavanda yaşamayı sever. Django'da 18 yaşında karavanda yaşarken , karavanı yanmış. Kolları, bacakları yaralanmış. Asıl önemlisi , sol elinin yüzük ve serçe parmakları kullanılamaz duruma gelmiş. Doktorlar artık gitar çalamaz demesine rağmen o, sololarını işaret ve orta parmağını kullanarak yapmaya devam etmiş.

En önemli yapıtlarından birini paylaşacağım sizlerle. Bana bu denk geldi ilk olarak çünkü. Gününüze de neşe katar belki biraz. Hani malum böyle şirin parçalar olunca, sevdiklerimizi karşımıza alıp dans da ediyoruz ya. Unutmayın sakın.  Django Reinhardt / Minör swing

Bu da, " heyyy ben buna bayıldım " diyenler için full albüm. TIKTIK  Albüm süper bilginize

Cumartesi, Temmuz 06, 2013

Numeroloji

Daha önce yayınlamış olduğum BURÇLAR ile ilgili esprili yorumların bulunduğu konuya bir yorum gelmiş, http://www.astrolojikozmik.com/ adlı siteden.

Diyor ki. :  Bİlgilerde ufak tefek yanlışlıklar var ama genel olarak doğru. Teşekkürler yazı için :) 

Bende hemen iade_i ziyarette bulundum. Numeroloji hesaplama bölümüne baktım öncelikle. Tabii hemen gerekenleri yapıp kendi numerolojimi hesapladım. Önce sağ sütunda, profilimde, kendimle ilgili yazdıklarımı okuyun, sonra da çıkan sonucu.


Merhaba FÜSUN, Adınıza göre numaranız: 22.
Bu sayı güveni ifade eder. İnsanlara güvenmeye ve ne olursa olsun onlara inanmaya, dolayısıyla da hayal kırıklığına uğramaya çok meyillisiniz. Aldatılmak ve kandırılmak sizin kolaylıkla maruz kalabileceğiniz şeyler. Dikkatli olun.



                                          Siz de hesaplamak ve görmek isterseniz BURADA

Benim ilgimi çeken bir sürü şey var sitede. Bugün buradayım demektir. Bir yorumla yeni bir site ile tanıştık. Siz de burçlar ve astroloji ile ilgileniyorsanız TIKTIK 

Cuma, Temmuz 05, 2013

Akçakoca


Untitled by Pierre Muller (pe_muller)) on 500px.com
Untitled by Pierre Muller

Yıllarrrr yıllar önce, iki aile, iki kaplumbağa araba ile yola çıkmıştık. Anne baba gencecikti, biz de minnak çocuklardık. Güle oynaya gidiyorduk. İki araba birbirini solluyordu zaman zaman. Kim öne geçerse diğerindeki çocuklar üzülüyordu. Beraber gittiğimiz ailenin çocukları erkek olduğu için daha çok etkileniyordu bu durumdan ve hep önde olmak istiyorlardı. Hatta babalarına neden bizim önde olduğumuzu soruyorlar ve şu cevabı alıyorlardı " Yaşar amcan zeytinyağ koymuş arabaya , ondan hızlı gidiyor". Çocuklarda bu duruma inanıp ille biz de koyalım diye vızırdanmaya başlamışlar ve bu aramızda yıllarca espri olmuştu. Bu keyifle yola devam ederken bizim arabanın sağ iki tekeri aynı anda patladı. Bir ucuz atlatma durumu yaşadık o gün. Bazı anılar hafızaya kazınır ya, buda benim aklıma kazınmışlardan biri işte.

Biz o gün Akçakoca'ya gidiyorduk. O günden sonra bir daha gitmedim . Gazetede bir yazı okudum yeniden aklıma geldi Akçakoca. Sibel Can Akçakoca Sky Tower otelde konaklıyor,tatil yapıyormuş. Sibel Can gelecek diye otel yönetimi Mısır'dan 500 ton kum getirip plaja dökmüş. Kumun özeliği beyaz oluşu ve ayakları yakmamasıymış. Hazır kumlar dökülmüşken yeniden gitsek mi diye geçirdim içimden. Sonra başka bir yazı okudum. Hava sıcaklıkları güneyde çok yüksek malum. Karadeniz  serin olduğu için Arap turistler artık buraları tercih etmeye başlamış. Suudi Arabistan'dan Trabzona direk uçuşların başlaması ile Trabzon, Rize, İkizdere, Ayder yaylası çokça tercih edilir olmuş. Doğal klimalı yaylalarımız. Dönelim Akçakoca'ya. Neler değişmiş, nereler gezilir diye ben minik bir araştırma yaptım. İlgilenmeyenler yazıya burada veda edebilir.

Ankara _ Akçakoca arası 275 km. İstanbul _ Akçakoca ise 243 km. Her iki tarafta ortalama 3 saat. Kumluk ve doğal plajlar olmak üzere 30 km'lik bir sahil şeridi var. İçinden Melen çayı geçiyor ve Melenağzı köyünden denize dökülüyor. Temmuz - Ağustos ve Eylül aylarında poyraz esiyor, ki bu da serinlik demek. Çok bunalırsanız kaçın Akçakoca'ya efil efil esen rüzgarla serinleyin. Nereleri gezebiliriz gidince acaba. ?

Kurugöl kanyon ve şelalesi. Merkeze 14 km. Yol asfalt. Ah kanyonlar, şelaleler ne güzel yerler.




















Sarıyayla şelalesi. Merkeze 10 km . uzaklıkta.



Aktaş şelalesi . Şehir merkezine 11 km uzaklıkta.























foto kaynak




Uzun plajlara sahip Akçakoca da, bir yan orman bir yan deniz. Benimde en sevdiklerimden birisi bu. Yeşil ve mavi iç içe olacak.


Ceneviz kalesi plajı Avrupa çevre eğitim vakfı tarafından Karadeniz sahillerine verilen tek mavi bayraklı plajmış.



Burası da dalgaların oluşturduğu yalıyarın olduğu , Yalıyar plajı.



Sıcaklardan bunaldım, yapacak bir şey bulamıyorum diyenlere belki bir fikir olur, bir hafta sonu kaçıverirsiniz.  Ben istiyorum, bakalım gidebilecek miyim. ?

**Foto kaynakları ve bilgiler : tık tık  ve tık tık
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...