Perşembe, Mayıs 22, 2014

Bahar depresyonu

Havalar bahar havasından çok sonbahar havasını andırmakta. Hafif giysilere geçmeyi beklerken daha da kalın bir şeyler arar oldum evde. Memleketimin hali gibi kasvetli , soğuk, ürkütücü bir sabaha açtık bugünde gözümüzü Ankara'da. Hava bu sabahta kurşun gibi ağır. Bayağı üşüyorum şu anda. Dışarılar evlerden daha sıcak. Ama her şartta gönlümüz biraz soğuk. Malum bahar depresyonu denen bir gerçekte var ki, bu kasvetle beraber daha bir depreşebiliyor. Bahar yorgunlukla birlikte gelir genelde. Sanırım vücut bütün kış güneş enerjisiz kalınca, yazın biriktirdiği enerjiyi tüketmiş olarak bahara ulaşıyor. Yeniden güneşle buluşup enerjiyi şarj etmek gerek acilen. İşte güneşte geç gösterince kendini, azalmış hatta tükenme noktasına gelmiş depodaki enerji de şarj olamayınca, bir sürü belirti veriyor vücut. Ve diyor ki, şarj et beni yeniden. Nasıl belirtiler bu depresyon belirtileri  ?


İştah ve uyku düzeni bozuluyor.
Halsizlik günlük işleri yapmanızı bile etkiliyor, yerinizden kalkmak istemiyorsunuz.
Sinirlilik, korku ve nedensiz gözyaşları günde bir kaç kez yokluyor sizi.
Bedensel şikayetler ve ağrılar baş gösteriyor.
Umutsuzluk, sürekli kendini üzgün ve boş hissetme gibi bi haller oluşuyor.
En çokta n'oldu bana böyle gibi sinir bir hale giriyor insan. Bunaldım , çok bunaldım falan diyorsunuz. Ayyy kaçıp gidesim var buralardan, bu hayat çekilmez diyenler de oluyor. Zaten sürekli "ne olacak bu memleketin hali" demekten bahar depresyonumuz iki katına çıktı bile. Peki napıcaz ?
Ya doktora danışıp ilaç alıcaz ( artık kimse doktora danışmıyor, herkesin evinde, cebinde depresyon ilaçları zaten mevcut, herkes kafasına göre başlıyor, bırakıyor kendini tedavi etmeye çalışıyor ) ya da güneş ışığına benzer şekilde ışık yayan bir ışık kaynağının altında , sabah erken saatlerde, her gün  yarım saat oturacağız, ya da güneşi gördüğümüz an sokağa fırlayıp mümkün olduğunca güneş ışığı alacağız vücudumuza. Hiç biri fayda etmediyse zaten iflah olmazsınız ..Şaka şaka...
Ben kendi depresyonuma iyi gelecek şeyleri şöyle bir düşündüm ve ona göre bir şeyler yapmaya karar verdim. Bol bol resim yapıyorum, Cnady Crash oynuyorum, güzel havalarda bahçeye kaçıyorum , güzel fotoğraflar bakıyorum, yeşile çok bakıyorum ve "iyi gelmez mi hiç deniz havası" diyerek, yakın tarihte kısa bir seyahat düşünüyorum. Sebebi belli olduğu için, bahar depresyonu yaşadığım için ,güneşli günler gelince geçecek bu durum onu da biliyorum. Hepimize bol güneşli günler o zaman .

Pazar, Mayıs 11, 2014

Anneler günü

Balık burcu olmak kötüdür çok zaman. Fırtınalı bir yüreğiniz vardır daima. Çok şeyi içinizde yaşarsınız. Aşırı duygusallık zora sokar sizi her zaman. Çok sevdiklerinizin üzülmesi sizi derin etkiler. Onlara bir şey olmasın , ne olacaksa bana olsun diye dualar edersiniz. Kendinizi de, içinizi de açmazsınız çok zaman. "E yapmayın öyle "demeyin. Biliriz zararlı olduğunu ama elimizde değil ki. Derin sevgilerle, derin hislerle, derin sularda dolanır dururuz. Suyun yüzüne çıktığımız zamanlarda olur. Ama derinler çeker bizi daima.

Bazen işi o kadar abartırım ki  ben, yazdığım şiiri paylaşmam üzülmesin diye. İşte çok  uzun uzun yıllar önce anneme yazdığım bir şiir var. Bir ameliyat sonrası yazmıştım. Ona okumadım, gözlerinde yaş görmemek için. Hiç bilmedi ona şiir yazdığımı. Ne salaklık. Öldükten sonra keşke okusaydım dediğimdeyse çok geçti.

Anneleri ölenlerde anneler günü kutlar.Yüreklerinde hissederek dinmeyen sızıyı. Hoş annem hiç sevmezdi anneler gününü. O da balık burcuydu. Belki o da bu duygusallıktan dolayı istemezdi. Derin yaşarız duyguları dedim ya. Ve biz farklı sevdik birbirimizi. Kim anne , kim çocuk hep birbirine karıştı sona ulaşana dek.

                             Şimdi balkonumda rengarenk çiçekler açıyorsa, hep onun çiçekleridir.


ANNEM'e

İnsan ne kadar uğraşsa da
Seni anlatacak
Sana olan sevgisini anlatacak
Kelime bulamaz
Hele senin için
Hele senin o tertemiz sevecen duyguların için
Menekşelere eş gözlerinin gülüşü
Deryalara eş sevgin
Sevgiline olan, bana olan sevgin
Sen üzülmemelisin
Gözlerin ağlamamalı
Yüreğin kanamamalı ıstırapla
Sen çilesin, çile dolu çilesin
Sen sabırsın, tüm dünyanın sabrı sende
Sen her şeysin, neşe, mutluluk, güven
Gözlerin gülmeli, yanakların hep pembe pembe
Menekşelerin gibi olmalı
Senin kokun dünyanın en güzel kokusu
Hiç bir güle, hiç bir karanfile benzemez
Sesin bir meltem kadar okşayıcı
Beni affet, yaptıklarıma kızma
Üzmek istemedim seni hiç bir zaman
Ama kıymetini de bilmemiştim hiç bu kadar
Sen her şeysin
Sensiz hayat anlamsız
Kelimeler, şiirler boş
Duygular, sevgiler anlamsız
Sen her şeysin
Sen anam'sın . . . 

Füsun T.


Cuma, Mayıs 09, 2014

Ben sana küsüm aslında haberin yok

Elli küsur yıllık ömrüme hiç küslük ilave etmedim. En kanlı bıçaklı duygularımı yaşadığım kişilere bile küslüğüm olmadı. Ufak tefek kırgınlıkları  çabucak telafi etme yoluna gidebilirim. Gurur yapmam. Biraz huysuzluğum var, bazen alıngan da olabiliyorum, hassasım.  Hep, biriktirme  huyum yüzünden oluyor bunlar. Bardağı son damlasına kadar dolduruyorum, taşınca da huysuz yönüm taşıveriyor bardaktan. Çıkışlarım ve sözlerim, çok sert ve yaralayıcıdır böyle zamanlarda. Kendimi eğitmeye, sakin, yumuşak ve olumlu  biri olmaya gayret ediyorum.  İnatçıyım. Bu yüzden eğitimim uzun zaman alıyor. İçimde sınırsız bir sevgi taşıyorum. En kötü huyum, herkese gereğinden ve istediğinden fazlasını vermek. Yardım istemeyene de yardım ediyorum. Yardım almada ise problem yaşıyorum. Zor bir insanım. Mükemmeliyetçiyim. Sınırlarım keskin. Fazla sabırlıyım bazen. Kıskanç  değilim. Kimsenin hiçbir şeyinde gözüm yok. Azla yetinmeyi bilirim. Hiç bir canlı için bilerek, isteyerek kötülük düşünmedim henüz. Gönlümde ne varsa sunmaya çalıştım hep. Kırılgan noktalarım var, adı belli olan.  Kırıldıkça kendimi sakınırım, sakınırım, sakınırım. Duvarlar örerim. En çokta belirsizlikler korkutur beni, duvarlarımı sağlamlaştırırım. İşte o zaman Ferhat olup o duvarları yıkmak gerekebilir. Duvarlar yıkıldığında ise arkasında olup olmayacağımı bilemem. Yaralarıma ve o belirsizliklere bağlıdır duvarların ötesi.Tamir edebilmişsem ordayımdır.  

Foto: Jessica Drossin


                                                           Ben sana küsüm aslında, haberin yok !

Perşembe, Mayıs 08, 2014

Doğru bilenen yanlışlar


Çocuklar dünyayı şekillendiren en değerli varlıklar benim için. Bu yüzden çocuğum olmadığı halde, onlara faydalı olabilecek her şeyi okurum, öğrenmeye çalışırım. Ayrıca insan ilişkilerinde de; çocuklara nasıl davranılması gerekiyorsa, yetişkinlere de ona göre davranılabilir gibi geliyor bana. Bu yüzden okuyup bilgilenmenin zararı olmaz . Neticede hepimizin içinde bir çocuk var ve zaman zaman ortaya çıkıp huysuzluklar yapabiliyor. Benim içimdeki çocuk bazen çok alıngan ve hassas olabiliyor mesela. O zaman ona, sıkıca sarılıp sevmek, sarıp sarmalamak  gerekebiliyor.
Sevgili blogger arkadaşım, psikolojik danışman , şeker insan Esra Ateşakın blogunda şahane paylaşımlarda bulunuyor, bilgilerini aktarıyor sık sık. İşte onun oldukça eski ama eskimeyen  paylaşımlarından, içinde önemli bilgiler bulunduran birini önereceğim bugün size. Bloga uğradığınızda diğer yazılarını da  okuyun çok istifade edeceğinize inanıyorum. Esracım ellerine sağlık diyor ve yazıya link veriyorum.

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Pazartesi, Mayıs 05, 2014

Üzgünüm

Bu sabah her zamanki rutinimizi yaptık  babamla. Çay demlenene kadar biz de günaydınlaştık televizyon karşısında. Bir ara benim sesim yükseldi, odayı terk etmeye kalktım. "Otur otur tamam " dedi de vazgeçtim gitmekten. Babam sıkı bir televizyon zapçısı. Bir kanalda 1 dakika konaklarsa şanslısın. Ben de tv izleyicisi olmadığım ve zaptan çok uzak bir kişilik olduğum için, o zap yaptıkça benim başım dönüyor, midem bulanıyor. Sürekli görüntü değişiyor, konu değişiyor, beynim uyum sağlayamıyor benim ve çok sıkılıyorum, mekanı terk etmek istiyorum. Neyse , sonunda bir kanalda durdu. Niğdespor maçında çıkan olayları gösteriyordu. Skor Niğdespor lehine fazlalaşınca oyuncular arasında gerginlik olmuş. Gerginlik seyircilere de sıçrayınca, tribünde koltuklar kırılmaya, sahaya atılmaya başlanmış. Polisler müdahale etmiş. Bir çok maçta yaşanan şeyler.

Kim bu kavgacı güruh ? Hangi ailelerde yetişiyor ? Neden bu kadar saldırgan olduk ? Neden daha önce bu sıklıkta değildi bu yaşananlar. ? Kamu malına zarar vermek neden ? Hatta zarar vermek neden ? Kazanmak kadar kaybetmek de olduğunu bu hayatta, neden unuttuk ? Neden hep kazanmak istiyoruz, hem de her alanda ? Yeni neslin hormonlarında bir anormallik mi var ? 

"Üzülüyorum " dedim babama, hem de "çok üzülüyorum". "Ben de kızım " dedi. 

Alberta Üniversitesi uzmanları bir araştırma yapmış. Yüzük parmağı , işaret parmağına göre ne kadar kısaysa, kişinin fevri olması ve şiddete eğilim göstermesi ihtimali o kadar artıyormuş. Parmakların uzunluğu bebeğin anne karnında maruz aldığı testosteron hormonu miktarı ile ilgiliymiş. İşte suçlu bulundu. Bir hormonun yaptıklarına bakın. Bu hormonun vücuda harici olarak alınması, yani harici bir doping maddesi olarak kullanılması söz konusu olabiliyormuş. Bazı sporcular vücutlarını geliştirmek için alabiliyormuş. Sebebi de şu ki; testosteron kaslarını çabucak geliştiriyor ve normal yollardan ulaşamayacağı güce erişiyormuş sporcu. Ve bunun bir sürü yan etkisi var. Karaciğer de, böbreklerde tümör bile oluşturabiliyormuş. Ama konumuzla ilgili olan yan etkisi; saldırgan davranışlara neden olabiliyormuş. Acaba tribünlerde dahil, tüm erkekler harici kullanımda mı ?



Sadece izlemek bile saldırganlığı artırıyormuş. Saldırganlığın öğrenilir bir durum olduğunu kanıtlamak için bakın ne yapmışlar. Çocuklara, oyuncak bebeğe şiddet uygulayan bir yetişkinin filmi izletilmiş. Daha sonra o çocuklar aynı bebekle bir odaya bırakılmış. Çocuklar izledikleri davranışı hatta daha fazlasını uygulamışlar oyuncak bebeğe. Bu filmi izlemeyen diğer bir grup çocukta, aynı oyuncak bebekle denemeye tabii tutulmuş ve bu çocuklar hiç bir saldırganlık belirtisi göstermeden oynamış bebekle. Bir çok anne bana kızacak biliyorum ama söylemeden geçmeyeceğim. Zamane anneleri çocukları televizyona bağımlı hale getiriyorlar. Çünkü çocuk televizyon izlediği sürece anne rahat ediyor. Anne babalar; n'olur çocuklarınıza daha çok zaman ayırın ve ne izlediklerine çok dikkat edin. Hatta bana kalırsa çocuklarınızı televizyondan uzak tutun , evde mümkün olduğunca az açın televizyonu ! Yaratıcı oyunlarla, kitaplarla ilgilenmesini sağlayın. Çocuklar için hazırlanmış her çizgi film uygun değil, unutmayın bunu. İşte konu ile ilgili daha önce yayınladığım bir bilgi. Klinik Psikolog, arkadaşım Çiğdem Çalkılıç Taylor 'ın yazısı. Çocuk oyuncakları ve saldırgan ögeler içeren çizgi filmler  TIKTIK

Bu konudaki üzüntüm sadece sporla sınırlı değil. Kadına saldırganlık, protesto gösterilerinde etrafa zarar vermek, çocuklara uygulanan saldırganlık, doğaya uygulanan saldırganlık vs,vbg...

Üzgünüm; bugün, bu yüzden bir kez daha üzgünüm.!



Pazar, Mayıs 04, 2014

Audrey Hepburn

                                                         İyi ki doğdun Audrey demek istedim.

foto
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...