Salı, Eylül 30, 2014

Ondan bundan şundan

Sayılı gün çabuk geçer. Hiç anlamazsınız nasıl geçtiğini. Bir de o sayı üç aşağı beş yukarı  belli ise çok daha çabuk geçer. Yapabildiklerinizin en iyisini yaparak dolu dolu yaşamışsanız o günleri, arkanızda bir sürü anı bırakır gidersiniz. Bazende tanıdığınız tanımadığınız bir sürü insanda iz bırakır gidersiniz. Ann Ercan ebedi hayata kavuşmuş. Ayşe Arman röportajında hikayenin tamamını okuyamamıştım yürek acısından, bildiğim kadarı ile çocuklarına bir anı kutusu bırakıp gitmiş. İşte hepsi bu kadar hayatın. İyi-kötü  hikayelerle doldurulmuş bir anı kutusu. Nasıl dolduracağınız size kalmış. Güle güle Ann Ercan. Nurlarda uyu. 



30 / eylül / 1207 Mevlana Celaleddin_i Rumî ,Belh kentinde dünyaya geldi.  Tarihte bugün ne olmuş bir göz atayım dedim, ilk satırda bu vardı. Son günlerde bir tevafuk silsilesi yaşıyorum. Hayır olsun. Çok şey Mevlana'ya götürüyor beni. Bir rivayet vardır bilir misiniz acaba? Bir kere gideni hep çağırır Mevlana derler, hani "gel ne olursan ol yine gel " beytinde olduğu gibi. Ben bir çok kere gittim, yine gidesim geldi bu aralar. Kısmet. 
Mevlana ve tevafuk dedim , geçtiğimiz günlerde D&R da Cemalnur Sargut'un sohbetlerinden derlenmiş kitap ile göz göze geldim. Aldım okudum bitirdim, kendime geldim. Malum depresif hallerden çıkamıyorum epeydir. Kitap bana çok iyi geldi. Kendisi Mevlevidir, kitapta Mesnevi okumalarından bölümler var.  İşte tevafuk burada. Sonra bir başka kitabını daha aldım. Sanırım epeyce bir seri okuyacağım, ruhuma iyi geldiği için.  Malum ruh sağlığı her şeyden önemli. 

Rahman Altın  tanıştığımıza memnun oldum. İlk kez duydum adınızı, bu da benim ayıbım mı acaba.? Kelebeğin Rüyası film müziği Moondance Uluslararası Film Festivalinde "en iyi film müziği" ödülü almış. Müzikler Rahman Altın'a ait. Tebrikler. Türk filmi seyretmiyorum ( çok acıklı oluyor, bünyem kaldırmıyor, bununda suçlusu Çağan Irmak'tır, Babam ve oğlum' da salya sümük ağlattı beni o gün bugün pek izlemem.Bazı filmler için yeğenim uyarır beni hatta " sen sakın izleme" der ) o yüzden filmin müziğini Rahman Altın'ın web sitesinde dinledim, dinlemediyseniz bi uğrayın sizde. Biyografisini okuyunca Ankara'lı olduğunu öğrenip, "işte buu, en iyi sanatçılar Ankara'da yetişir " dedim bir kere daha.  Film, festivalde iki ödül daha almış. Birisi "en iyi film" bir diğeri de "en iyi aktör" ödülü.  Aktör;  Mert Fırat. O da Ankara doğumlu. Helal olsun tüm ödüller onlara . 

Ankara Ankara Güzel Ankara

Kendi dünyamızdan çıkıp erkeklerin dünyasına bir göz atalım mı bayanlar. Bizim dünyamızda, ayakkabılar, çantalar, giysiler, yemek tarifleri, ünlüler ne giymiş, nasıl zayıflarım  vs, vbg şeyler var. Ya onların dünyasında ne var. Otomobil, kızlar, para&kariyer, vücuttaki baklavalar ve seks. Bi göz atın TIKTIK 

Küre_i arz fıkır fıkır kaynıyor bu aralar. Bu kez de Hong Hong kısmı fıkırdamaya başlamış. Bir hırka bir lokma anacım, nedir bu insanlığın derdi. Dünya hızla dönüyor ya, bir gün fren yapıverirse halimiz nice olacak acaba. Mancınıkla fırlatılmış gibi nerelere savruluruz. En uzağa insan atma sporu diye bir şey duydunuz ya da gördünüz mü ? İşte buyrun  TIKTIK

mutlu geçsin gününüz



Pazar, Eylül 28, 2014

Orman evleri

Bir orman evinde yaşamak ister miydiniz ? Ben düşledim bu sabah. Göründüğü kadar güzel olur mu bilmem ama görüntüler çok hoş.


foto
foto



foto
foto
foto
foto
foto
foto
foto
Vee tabii ki  şömine. Hele şu serin sonbahar gününde, yağmur yağarken, odunlar çıtırdarken, siz kitabınızı okurken şahane olmaz mı ?

foto
Hepsinin yanına pazar şarkısını da ilave edip kaçıyorum. TIK TIK

Cumartesi, Eylül 27, 2014

Demiş ki şair

foto kaynak


sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider
çün irür fasl-ı hazân bâğ ü bahâr elden gider

her nice zühd ü salâha mâil olur hâtırım
gördügince ol nigârı ihtiyâr elden gider

şöyle hâk oldum ki âh itmeye havf eyler gönül
lânecem bâd-ı sabâ ile gubâr elden gider

gırne olma dilberâ hüsn-ü cemâle kıl vefâ
bâki kalmaz kimseye naks u nigâr elden gider

yâr içün ağyâr ile merdâne ceng itsem gerek
it gibi murdâr rakîb ölmezse yâr elden gider

AVNÎ

Avnî mahlası ile şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet'in bu şiiri bugünlerde gönlümde nedense. Türkçe açıklamasını; bilgi paylaşılmalıdır diyerek ,İTÜ sözlükten kopyala yapıştır yaptım affola, açıklayanın da eline sağlık ola. 

1-sonbahar geldiğinde bağ ve bahar mevsimi elden gider ey saki şarap sun çünkü bir gün lale bahçesi elden gider

(saki, mey, lalezar, bağ, bahar=tenasüp, bir bahar mazmunu verilmek istenmiş.çünkü içki meclisleri baharda olur.saki ve mey sözcükleriyle meclis anlatmak istenmiş.
sakiya=nida sanatı

yada

bağ ü bahar= açık istiare (sevgili)
fasl-ı hazan=açık istiare (orta yaşılık)
bahar=tevriye (mevsim, koku)

gençlik en güzel çağlarımızdır, onu çok iyi değerlendirmeliyiz, çünkü yaşlandığımız zaman o en güzel çağlarımız elden gider.

2-gönlüm her ne kadar zühd ve salaha ilgili olsa da o (resme benzeyen) nigarı gördüğümde iradem elden gider.

nigar=resme benzeyen sevgili (açık istiare)
zühd ü salah-nigar=tezat

3-hiç süphe yok ki saba yeli ile toz yok olur ben de öylesine toprağa dönüştüm ki gönül bu nedenle ah etmeye korkar.

şair, toprağa dönüşmüştür.gönlü öyle bir ah eder ki o ah bir fırtına koparır.bu nedenle şair, ah etmeye korkar.hüsn-ü talil

hak oldum--ah itmeye
bad-ı saba--gubar düzensiz left ü neşr

şair gönlüne başkasının gönlü gibi sesleniyor.tecrit sanatı vardır.
gönlün korkması=teşhis

4-ey sevgili güzelliğin ile gururlanma vefalı ol çünkü kimseye güzellik baki kalmaz, elden gider.

dilbera=nida sanatı

5-yar için rakiplerle yiğitçe savaşmalıyım (çünkü) köpek gibi pis olan rakip ölmezse yar elden gider.

rakip, köpeğe benzetilmiş (teşbih-i beliğ)
murdar, it=iham-ı tenasüp (rakip)

Cuma, Eylül 26, 2014

Öylesine bir yazı



Birisine öfke duyduğunuzda onu sözlerinizle taciz etmeye başlarsınız. Her yaptığına kusur bulur, her sözünü duvarınıza çarptırır geri yollarsınız. Sizi öfkelendiren şey, karşınızdakinin çaresizliğidir bilirsiniz oysa. Buna rağmen bir sineği öldürmek ister gibi, sözlerinizle vurur da vurursunuz. Bir gün bir bakarsınız sinek ölmüş. Ne kadar dayanabilir ki  ? Öfkeniz dinmiştir o arada. Bu sefer sineğin başında durup, keşke bu kadar vurmasaydım der pişmanlık duyarsınız.

                                                            O çaresiz bir sinekti oysa.

Pazartesi, Eylül 22, 2014

Özveri ve Oktapodi

Özveri. İstediğin bir şeyi,  başkasının istediği bir şey için feda etmek.  İnsanı zaman zaman oldukça zorlayan bir durum. İnsan bazen "acaba bencil olmak daha mı iyi, neden bunu yapamıyorum" diye kendi kendine konuşabiliyor. Bencil olmamakla  iki tarafada kaybettiriyoruz. Kazanan yok. Hayatın bu alışverişi zorluyor beni bu aralar. Aslında bencillik iyi bir şeymiş. Bakın mesela uçaklarda bir anons vardır. Hava basıncı düştüğü zaman oksijen maskelerinin takılmasını söyler. Ve orada çocuklarınızdan önce kendi maskenizi takın der. İlk bakışta çok bencilce gelir insana ama mantıken çok doğrudur. İlk önce kendimizi sağlama almalıyız ki çocuğumuza faydamız olabilsin. Biz bayılırsak o kendi kendine maskesini takamaz. Ya da ölü olarak hiç bir işe yaramayız. Önce kendimizi kurtarmalıyız. Bir arkadaşım bana , senin için her şeyi yaparım ama ölmem demişti. Bağlarımız çok kuvvetli olduğu için , "senin için gerekirse ölürüm" diyebileceğini düşünüp şaşırmıştım. Hemen izah etti, "eğer ölürsem, sana hiç bir faydam dokunmaz." Eğer okuyorsa . Onu hala çok seviyorum. İyi bir şey bencillik. Bunu bu aralar sıkça söylemeli ve uygulamalıyım. Sürekli özveride bulunan insanlar bir süre sonra kızgın, asabi olmaya başlıyor. Bu da kazanmaya alışmış karşı taraf için şaşırtıcı ve üzücü oluyor. Bu seferde aradaki ipler kopma noktasına gelebiliyor. O yüzden zamanında bencil olmakta fayda var sanırım. Hep almaya alışan insanlar, sizin sınırlarınızı zorlamadan bencil olmaya bakın. Hayatla boğuşurken ,ilk önce kendi oksijen maskenizi takın ve daha sonra başkalarına yardım edin. Daha mutlu olduklarını ve size teşekkür ettiklerini göreceksiniz.

Aşkta özveri var mı, yok mu, gerekli mi, yapılan şey özverimi yoksa sevginin gücümü ???

Konu ile alakası olmasa da , çok sevdiğim bir kısa filmle sizi hem duygulandırmak, hem tebessüm ettirmek, hemde bir kısa mesaj vermek istiyorum.
ASLA VAZGEÇMEYİN !
** Eski bir paylaşımım. Bugün bu yazıyı tekrar yayınlamak istedim .


 

Pazar, Eylül 21, 2014

Kış Modası

Bir üşüyorum bir üşüyorum ki, kazaklara bürünesim geliyor bazen. Dışarısı iyi olsa da evler soğumaya başladı artık. Madem  kış geliyor, modasına bir bakalım neler var neler yok. Ne de olsa eski modacıyız. Kış modası baharda belli oluyor normalde. Mayıs ayında trenler açıklanmaya başlar. Tabii bizim aklımıza ancak üşüdüğümüz zaman geliyor, bu kış ne moda diye.


Mango






Bu yıl ki moda konferansı ışığında ve artık raflarda yerini almış olan giysiler ışığında belli olan bir şey var ki o da bu yılın rengi " şarap rengi" yani bordo.  Bu rengi giysilerin tümünde farklı tonlarıyla kullanarak, kısa boylu olanlar daha uzun, kilolu olanlarda daha ince görünebilirler. Giyside bu rengi kullanmak istemiyorsanız şık bir çanta ile üzerinizde bulundurabilirsiniz. Jean pantolonlarda da klasik renklerin yanında bordo hakim bu kış. Yani ne olursa olsun , ille de bordo bir eşyanız olsun.
BEYMEN










Deri, deri görünümlü pantolonlar, kürkle renklendirilen giysiler de ön planda. Ve bol bol çiçekli giysiler  göreceğiz. Elbiselerde, kazaklarda hep çiçekler var. Çiçekli şifon eteklerle tamamlanan oversized kazaklar romantik görünmemizi sağlayacak ama maskülen takılacağız bu kış bi yandan da  . Dolayısı ile ceketler, ceket pantolon ve erkek ayakkabısı tarzında ayakkabılar  çok moda. Eşinizden tüyolar alabilirsiniz yani. Buyrun size erkeksi bir bot modeli. Beymen mağazasındaki  Chloe marka bu botlara alamayacak olsamda bayıldım. Alabilenler güle güle kullansınlar,




Dış giyimde neler var derseniz. Ben pek sevmiyorum ama bir kaç beden büyükmüş hissi veren oversized kabanlar modaymış yine. Pançolarda var bu kış. Biraz battaniye gibi görünüyor ama sıcacık. Pelerin sevenlerin yılı ayrıca bu yıl. Yani sıcacık bir kış geçirmek için bir sürü tercih şansımız var. Ve bu kabanlarda bol bol imitasyon kürk ve tüy var.


Griler, asker yeşilleri, kırmızılar, mürdümler, lacivertler, bordolar, neon renkler ve bu renklerin tonlarından oluşuyor kışın renk skalası .

Mary Jane ayakkabı denilen önden bantlı ayakkabılarınız varsa gözünüz aydın. Çünkü bu kış modasında onlarda var. Ayakkabı demişken Michael Kors'un sayfasını ziyaret edip ayakkabılara, çizmelere bi göz atın derim. Botlara bayıldım ben. hele bi tane tüylü bir bot var çok sevdim onu. Bu kış çok şeyde kuş tüyü yada kürk göreceğiz.  Diğer modellere bakmak için fotonun altındaki yazıyı tıklayınız.
Michael Kors

Bu botu çok sevdim ama param olsa da alıp giyemem. Çünkü boyum kısa. Moda diye olmadık şeyleri giyen insanlara saygı duysam da, eleştiriyorum . "Hiç mi aynaya bakmadın kardeşim" diyorum. Geçenlerde bir alışveriş sırasında yanımdaki bayan bir hayli dikkatimi çekti. İkimizde aynı reyonda bir şeyler bakıyorduk. Hanımefendi bir hayli kilolu, yaşı da bir hayli var. Bir kot pantolon giymiş bütün her yeri yırtık. Ayağında yüksek topuklu ayakkabılar. Olmamış, olamamış. Biraz fazla dikkatli bakmışım, ölçüyü kaçırmışım anlaşılan. Zılgıtı yedim. "Önündeki giysilere bakacağına beni inceliyor" diye yüksek sesle uyardı beni. Demek ki o da farkında aykırı ve kötü giyindiğinin. Öyle olmasa , ay ne güzel, demek çok beğendi ki bana bakıyor bu kadın der ve hafiften bir gülücük atar geçerdi. Günün özlü sözünü yapıştırayım hemen buraya kendimce.

Siz siz olun moda diye her şeyi giymeyin.

Salı, Eylül 16, 2014

Vakıfbank



Sağımdan kalktım bu sabah. Oysa solumdan kalkmış kadar asabiyim. Çünkü uyanır uyanmaz aklıma bankamatik kartım geldi, keşke gelmez olaydı. İlk önce neden bu memlekette yaşıyorum , çekip gideyim dedim. Nereye gideceksem ? Sonra bir hışımla telefonu elime aldım sayıp söveyim diye bankayı aradım henüz açılmamış. Bankanın 7/24 olan bir hattı var, orayı aradım. Karşımda muhatap yok tabii ki. Bir bant kaydı ile muhatabım. Falanca işlem için biri, filanca işlem için 2 yi tuşlayın deyip duruyor. Tamam, iyi güzelde, benim derdimi anlayacak bir numara yok ki. Şikayetleriniz için şu numarayı tuşlayın demiyor. Şikayeti de geçtim, benim işlemim için gerekli tuş yok. Herhangi birini tuşlamaya karar verdim. Bağlandığım yer yine bir bant kaydı, o başka bir menü sundu, o menüden seçim yaptım, o başka bir menü sundu, o menüden de seçim yaptım o başka bir menü sundu. O anda kendime kızdım. Bu kadar kibar olacak ne vardı, keşke daha çok küfür öğrenseydin de bir bir sıralasaydın  diye. Telefonu hırsla kapattım.

Olay şöyle başladı efendim. Yalova'da bulunduğum sırada Termal'e gittim. Tam Termal girişinde Vakıfbank bankomat'ı gördüm. Aaa ne güzel dedim, para almamışım yanıma, dur şuradan çekeyim hemen. Demez olaydım. Kartımı bir güzel yuttu ATM cihazı. Hemen telefon ettim, ATM arızasını bildirdim, kartı dondurdum. O esnada bana kartımın en geç bir hafta içinde Yalova şubeye geleceğini söylediler. Peki dedim.  ATM den çıkarken oradaki taksi durağında duran beyler, bir haftadadır arızalı olduğunu, her gün bir sürü kart yuttuğunu söylediler. Neyse kart gitti, parada yok. Oh ne ala. Üstelikte bulunduğum yerde bankanın şubesi de yok. Hadi benim yanımda para alabileceğim birisi var, ya acil para ihtiyacım olsa, kartım yok , şubede yok yaşadığım yerde, ne halt edicem acaba. ? Hizmeti sunuyorsan arkasında durup gerekli işlemleri de en kısa sürede yapacaksın...

Eve döndükten bir iki gün sonra Yalova şubeyi aradım. Sorunumu anlatıp cevabı alana kadar inanın sinir katsayım beş kat arttı. Çünkü meramımı anlatana kadar bir kaç kişi ile muhatap oldum. Biz neden bu kadar lakayt, bu kadar geri zekalı bir millet olduk. ? Kart bir hafta içinde gelir demişlerdi ya, o süre onbeş gün içinde gelire döndü. O telefon konuşması sonunda da bilebildiğim sınırlı sayıdaki küfrü saydım. ATM cihazı bir haftadır kart yutuyor, arızalı olduğu bankaya bildiriliyor, onca insan mağdur oluyor, ama banka kılını kıpırdatıp cihazı onarmıyor, içindeki kartları bir an önce alıp sahiplerine ulaştırmıyor .. Nasıl bir iş bu yahu ! 

 Ben o zaman  zarfında Ankara'ya döndüm. 7/24 ü tekrar aradım. Kartımı iptal ettirip yenisini istedim. Tabi yazdığım kadar çabuk olmadı bu iş. Uzun dakikalarım yine telefon başında geçti. O ona şutladı, öbürü bir başkasına şutladı. Tam oldu sonunda derken, kadın demez mi standart kart basımı durdurulmuş, taraftar kart vereceğiz. Ulan ( affınıza sığınıyorum ) bunun durdurulduğunu bilmiyor musun, bana elli saat standart kart basılacağını söyledin. Lanet olsun dedim , para çekemiyorum istediğim an, olsun da taraftar kart olsun. Tamam ama altı lira kart parası alıcaz demez mi telefondaki bayan. Bir kez daha ULAN (bir afta bu satırlar için,) kartımı yutan sizin ATM cihazınız, kartı bana gerekli sürede ulaştıramayan sizsiniz, yaklaşık bir aydır kartsız geziyorum, bide üste para mı vereceğim. OHA ve ÇÜŞ.

Peki, ona da peki. Kartım ne zaman gelir ? Bir hafta içinde şubeye uğrayıp sorun. Ona da peki. Şubeye uğrayıp sordum, henüz gelmemiş. Ona da peki. Şubedeki kız " kartınız gelince zaten telefonunuza mesaj gelir, şubeye tekrar uğramanıza gerek yok" dedi. E iyi o zaman evde mesaj gelmesini bekleyim dedim. Günlerdir bekle bekle ses seda yok. Mesaj falan gelmiyor. Bu sabah şubeyi aradım, ne oldu diye, kartınız geldi demezler mi . Hani mesaj gelecekti cep telefonuma ???? Telefondaki kıza ( onun hiç bir şuçu olmadığını bilsem de )  aynen şöyle dedim rahatladım en azından.
"Bugün hastayım gelip alamayacağım, iyileştiğimde ilk işim gelip kartı alacağım, bir güzel yırtacağım ve hesabımı da kapatacağım "

Allah sizi bildiği gibi yapsın Vakıfbank. !'^+%&/(+%&/(^^+%+^^/  (vakıfbank sonrasındaki alfabe argo alfabesidir )

Gelelim asıl  meseleye. Genel olarak işini doğru dürüst yapan insan ve firma sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor memleketimde. Herkes aldığı maaşın peşinde. Herkes işi bir başkasına yıkma peşinde. Mesai saati 9:00 olan bir iş yerinde kapıdan içeri giriyorsunuz çalışacak eleman yok. "Şimdi gelirler efendim." Ben beklemeye mecbur muyum ? Saatinde işinin başında ol. İşte tam bu noktada beklemeyip gerekli yere ikazımızı yapmalıyız diye düşünüyorum. Biz ikaz etmedikçe çok şey daha da beter oluyor.   Bu örnekler o kadar çok ki. Kendi adıma yaptığım şey şu.  Gördüğüm aksilikleri mutlaka yetkili birime iletiyorum. Bu uyarılar çoğalırsa belki daha düzenli olmaya gayret ederler diye düşünüyorum. 








Pazartesi, Eylül 15, 2014

Şimdi okullu olduk

Yine Eylül'de geldik okul yoluna. Neşeli, keyifli, başarılı , bol bilgili bir okul dönemi diliyorum tüm öğrenci ve velilere. Anne - babalara  ve öğretmenlere büyükk sabırlar diliyorum ayrıca. Hakları ödenmez.

Benim okul yaşam özetimi okumak isterseniz , geçmiş yıllarda hazırladığım bir yazı için  TIK yapmanız yeterli

Pazar, Eylül 07, 2014

Pazar Şarkısı



Yazlıkta müzik dinleme şansımda olmadı fazla. Eskilerden kalma bir radyom vardı, o da her kanalı çekmiyor. Neden bilmem hep dini ağırlıklı kanalları çekiyordu. Sanırım onların sistemleri ve sinyalleri çok güçlü. Radyonun en iyi çektiği kanallardan biri de Açık Radyo idi. İyi ki varlar. Cazdan mahrum kalmadım bu sayede. Arada çok farklı müziklerde dinledim sayelerinde.. Bildiğim kadarı ile desteklerle yani bağışlarla ayakta kalıp yayın yapıyorlar. Bir ara bu iyiliklerine karşılık versem fena olmaz. Onlarda olmasa ne dinleyecektim. Bilinen bir sürü kanaldan  bile doğru dürüst sinyal almadı canım eski radyom.  İyi de oldu belki. Müziği özlemiş oldum,iki gündür büyük bir  zevkle dinliyorum. En özlediklerimden biri de Jason Mraz. Bugün  birlikte dinleyelim isterseniz.

























1*  Love Someone (çok duygusal bir klibi var , önceden uyarayım da, sonra ağlattın bizi falan demeyin. İsterseniz kısa filmi izleyin daha da duygulanın TIK )

2*  I'm Yours 

3* Bella Luna


Müzik ruhun gıdasıdır. Ben bu yazıyı hazırlarken ruhumu yıkadım, doyurdum. Şimdi işlerimin başına geçebilirim. Hepinize iyi pazarlar, duyan kulağınıza , okuyan gözlerinize sağlık.



Cumartesi, Eylül 06, 2014

Benden şeyler



Sonunda yaz bitti ve leylekler gibi bende göç edip, kışlık mekanıma geldim.  Blog dostlarımı çok özledim. Bütün yayınlarınızı kaçırdım ne yazık ki. İnternet sorunsalım vardı. Şimdi kısmet olursa hepinizi tek tek ziyaret edip, yazdıklarınızın tamamını okuyamasam da, bir göz atacağım. Deep, bu lafımın okuyamama kısmı özellikle sana. Normalde senin hızına yetişemiyordum zaten, kim bilir ne çok şey yazdın bu geçen uzun zaman içinde. Gitmeden öncede blogumu da , sizleri de  hafif hafif ihmal ediyordum. Gittim  tamamen ihmale uğradı. Yine de ben yokken beni ziyaret eden, yorum bırakan dostlara sonsuz teşekkürler. 


 Ne yaptım ne ettim kısmına gelince. Bu yaz nasıl geldi geçti, bitti gitti hiççç anlamadım. Bir Türk klasiği olarak yazlık eve gittik. Kışlık evden tek farkı evin önünde deniz olması, gözümü açtığımda denizi görmem. Onun dışında, yemek yap, bulaşık yıka, çamaşır as vs. vs. tüm günlük yaşam telaşı yazlık - kışlık fark etmeksizin aynı. Hatta yazlıkta işler iki kat daha fazla. Bu konuya hiç girmeyim sayfaları doldurur yakınmalarım. Gitmeden önce depresyonda olan ben , ne gidince düzeldim, ne de geri dönünce. Hala depresif takılmaktayım. Bu hal sebebi ile olsa gerek, görsel ve kokusal algılamam aşırı yüksekti. Gözüme her şey pis göründü, her pis kokuyu da en yoğun şekilde hissettim. Zaman zaman bu sebeple tatili yarıda kesip dönmeye kalktığımda doğrudur. 
Bu gel-gitler içinde geçen bir buçuk ayda tek verimli , yüz güldüren şey yaptığım resim çalışmaları oldu. İlk gittiğim günlerde çok güzel çalıştım. Sonra onu da bıraktım. 


Okuma derseniz çok verimsizdi. Biraz o kitaptan, biraz bu kitaptan derken hiç birini tamamlayamadığım dört kitap okudum, hala da okumaktayım. Bu sabah beşinci kitaba başladım. Rekorumu kırdım. En fazla üç kitabı bir arada okuyabiliyordum çünkü. Ve şu an sağ yanımda bulunan yeni aldığım kitaba eminim yarın sabah altıncı kitap olarak başlayacağım. 


Ekmek alma zorunluluğu olmasa, evden çıkmama rekorunu da kırmış olabilirdim. Ama ne yazık ki sabahları ekmek ve gazete almaya gitmek zorundaydım. Çıktığımda gördüğüm güzel bir şey olursa fotoğraf çektim. İyi ki o kadarını yapmışım. Bir kaç güzel fotoğraf sahibi oldum. 


Doğru dürüst kahve bile içemedim. Kahve tiryakisiyim ama hasta olunca kahve içemiyorum. Hastalık demişken bir gece ansızın mide bulantısı ve akabinde malum şikayetlerle kendimi ambulansta buldum. Sonrasında hastanede bir şişe serum yiyince eve dönmeme izin verildi. Ve bu yazın hem trajik, hemde komik anısını yaşadım. Ambulansa pijamalarla binip hastaneye öyle gitmiştim. Çıkışta taksi bulmayınca gecenin saat ikisinde pijamalarla şehir merkezine kadar  yürümek zorunda kaldım. Burada bir dip not, bana refakat eden sevgili komşuma teşekkürü borç bilirim. E malum mide bağırsak sorunu hemen geçmez, kahveden soğudum bu arada. Bir gün canım kahve çekince bir mutlu oldum ki anlatamam . 


Anlayacağınız pek keyifli geçmedi benim için yaz. Aslında bakarsanız  hiç bir şey kötü değildi ama ben her şeyi kötü gördüm.  Güzel geçen günler olmadı mı ? Oldu elbette. Hepte kötü değildi.   En keyifli gün Büyükada'ya  gittiğim gündü. Hem hoş sürprizler, hem güzel haberler, hemde görsel güzellikler doyurdu ruhumu.  



İyisi kötüsü ile geçti gitti ve geçmişin sayfalarına yerleşti. Okuduğum bir yazıda, "şu an" geçmişimizi hazırladığımızı yazıyordu. Düşününce enteresan geldi. Bunu da araya sıkıştırayım. Sizde bi düşünün , hoş oluyor. O an yaptığınız şeyi daha bir irdeliyorsunuz. 


Bir de yaz boyu elektrik direkleri ile konuştum "Çekilin önümden" diye . İşte böyle kendi kendime konuşa söylene, mızmızlana mızmızlana bir yaz geçirdim. Umarım en kısa zamanda kendimi toparlar iyi bir kış geçiririm. Hepimize güzel sonbaharlar ,kışlar nasip olsun inşallah. 

İşte geldim buradayım......

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...