Salı, Aralık 30, 2014

Günaydın

Günaydınnnnn güne yeni başlayanlar. İstanbul sonunda kara kavuşmuş. An itibari ile yüksek kesimlerde çok güzel bir kar yağışı var. Kuvvetli poyraz da var. Öğleden sonra rüzgar şiddetini artıracakmış. Dikkatli olunuz sevgili İstanbullular.

Ankara'da ise şeker şerbet, limonata tadında bir hava var. Yağmur yağıyor, güneş açıyor, yine yağmur yağıyor. Tüm gün böyle geçecekmiş.

İnsan ruhu da aynen havalar gibi. Bazen çok bulutlu, bazen parçalı. Uzun süredir bulutlu olan ruh halim çok şükür parçalı bulutluya geçmeyi başardı sonunda. Güneşli günlerin özlemi ise hala içimde bir yerlerde saklı duruyor.

Ben yıl sonlarında anlamsız şekilde duygusal oluyorum. Ayrılıklardan hoşlanmadığım için olabilir mi acaba ? Balık burcu olmak zordur işte böyle. Giden yıla bile üzülürsünüz. Osho'nun şu sözünü okudum az önce ne kadar güzel söylemiş.

Ayrılıklar kaçınılmaz bir sondur, kimse istemez ama gereklidir. Çünkü hayat olduğu gibidir, olması gerektiği gibi değil.

İşte benim hatamda burada başlıyor, mükemmeliyetçi kişiliğimden dolayı hayatın "olması gerektiği" kısmında takılıp kalıyorum. Oysa yapmam gereken tam da şu durum ki, bunu da Sezen Aksu çok güzel söylemiş.

Gelsin hayat bildiği gibi gelsin , işimiz bu. yaşamak ..

Foto: Füsun T.

Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez.Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır.Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen,eğer onları kaçırmazsan,eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin,artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin,artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun, tüm kaygı yok olur. [Osho]


Pazartesi, Aralık 29, 2014

Yılbaşı meze tarifleri

Ben yılbaşı gecesi her zaman olduğu gibi evde olmayı tercih edeceğim. Misafirim de yok. Tek tabanca. Mısır patlağımı yiyip film izlerim büyük ihtimalle. 
Sofra hazırlayacaklar  ve kendi sevdiğim tarifleri not almak için, mezeleri bir araya toplayayım dedim. Takip ettiğim bloglardan tarifler seçtim . Tariflere ulaşmak için fotoğrafların alındaki linke tıklamanız yeterli. 

İlk tarif sevgili Meliha'nın sitesinden. Kuskus salatası . Meliha'nın tariflerini her zaman çok beğenirim. Ellerine sağlık.

HAYAT CAFE /MELİHA ÇALIŞKAN
Kırmızı, sofraların neşesi. Hele yılbaşı sofrası ise olmazsa olmaz renk. O zaman gelsin Hayatın Tatlarından , Patlıcanlı kırmızı biber sarma. Köz patlıcana da kırmızı bibere de bayılırım.

HAYATIN TATLARI
Son olarak benim hiç tatmadığım bir lezzet. İlgimi çekti, güzel olacağını düşünüyorum. Tahin ve fasulye , iyi bir karışımdır mutlaka. Bu tarifte Aylin Akın'ın sitesinden. Kuru fasulye ezmesi.

AYLİN'LE YEMEK VAKTİ


*** Fotoğrafların altındaki yazılara tıklayıp tariflere ve fotoğraf sahiplerine ulaşabilirsiniz. Fotoğraflar sahiplerine aittir, burada tanıtım amaçlı kullanılmıştır. Bu güzel tarif ve fotoğraflar için blogger arkadaşlarıma teşekkür ederim. 



Pazar, Aralık 28, 2014

Pazar şarkısı

Ne dinlesek acaba ? Dün gece düşünürken bir arkadaşımdan geldi bu fikir. ERA Ameno dinlet dedi. "Hımm "dedim ona, "peki". Çok uysalım, kim ne derse söz dinlerim. Bazen tabii. 

Kısaca söz edelim , Era Fransız bir müzik grubu. Besteci Eric Lévi tarafından 1996 yılında kurulmuş. New Age tarzı müzik yapıyorlar. Şarkı sözleri genellikle latince . Müzikleri kilise ilahilerine benzetiliyor, çünkü onlar ilahileri, dünya müzikleri ve bazı elektronik düzenlemelerle karıştırıp yapıyorlar şarkılarını. Kliplerinde ise çoğunlukla ortaçağ teması var. Geleneksel giysiler giymiş insanlar , kiliseler, zırhlar görmek mümkün. 

Benim sevdiğim iki şarkı var. Birisi Ameno. Zaten en bilinen şarkıları. Diğeri ise The Mass. Bu ikisini dinledikten sonra beğenirseniz bir de mix linki vereceğim ki, diğerlerini de dinleyebilirsiniz oradan. Umarım benim kadar keyif alırsınız. 

AMENO

THE MASS

MİX
Bu pazar gününde, kızarmış ekmek kokuları hala burnunuzda tüterken, sıcacık çayınızı yudumlarken; hayatın kısa olduğunu, sevdiklerinize daha çok zaman ayırmayı, onları ne çok sevdiğinizi hemen söylemeyi unutmayın. Ha, birde sıkıca sarılın ve öpün. Mutlu, keyifli  pazarlar. 

Cumartesi, Aralık 27, 2014

Benden şeyler

Geldi yine bir yıl sonu daha. Hiç bir şey anlamadım ben bu yıldan. Boş geçti  benim için. Umarım bu yılı daha dolu dolu yaşama şansım olur.

Bayanların toplantıları meşhurdur. Bir fırsatını bulur, bir araya gelir, sofralar kurar, yer içer, sohbet eder, mutlu mesut evlerine dönerler. Biz de kurs arkadaşlarımla bu etkinliği yapıyoruz. Sıra bana gelmişti. Pek alışık değilim bu işlere. Şimdiye kadar  bu tür günlere iştirak etmedim. Pasta , börek uzmanlığım yok. O yüzden hafiften elim ayağıma dolaşsa da, sanırım başardım. 


Ben eksik kalır mıyım günün modasından. Çam ağacı yaptım tabii ki. Üzerlerine de Paşabahçe'den aldığım dore boncuklu kürdanları  ışık niyetine koyunca, süslenmiş de  oldu ağacım.



Hediyeleşmek sünnettir dedim arkadaşlarıma , kabul ettiler, birbirimize hediyeler götürüyoruz toplandığımız zaman. Bir sürü hediyem oldu sayelerinde ve çok güzeldi hepsi de. Bende onlara minicik bir yılbaşı hediyesi hazırladım ellerimle. Fikir aklıma gelince, evdeki yemeği ocakta bırakıp hemen bahçeye indim malzeme toplamaya. Sonuç böyle oldu. Sofrada her bir tabağın önüne hediyeleri koyunca, şirin oldu bence. Minik kartlar kestim, çam dallarını yapıştırdım, birde minicik kutlama yazdım kağıtlara, ojeler böyle oldu sonuçta. 


Yılın son haftasını neşeli ve mutlu geçirdim çok şükür. Benim için değişik bir tecrübe oldu aynı zamanda. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Yok olmadı. Bu güzel günde yanımda, bana destek olan canım ablama  çok teşekkür ederim. Seviyorum seni.

                   

Cuma, Aralık 26, 2014

Günaydın

                 Bugün günlerden sanat.. Yaptığım resimler içinde en sevdiklerimden bu at.
Toz  pastel çalışma ( Reprodüksiyon )

Çarşamba, Aralık 24, 2014

Günaydın

Foto : Füsun T.

Dün mutfak alışverişi için bir AVM'ye gittim. Piyasadaki kriz fena. Mağazalar boş. Her zaman sıra beklediğim koskoca market bile bomboştu. 

Alışveriş sonunda yine, bir şeyleri kasada unutup geldim çok şükür. Bu nasıl bir dalgınlıksa. Eve gelince aldıklarımı yerleştirdim ama ayılamadım. Taa neden sonra, "yahu ben hurma almıştım nerede peki " dedim ama tabii ki iş işten geçmişti. Hurma kasadan geçti mi geçmedi mi bilemiyorum. Çünkü kıvırıp çöpe attığım fiş ıslanmış ve yazılar silinmiş. Her şeyin bir bedeli var, unutkanlığında elbette.

Alışveriş sonu, AVM garajında arabama doğru ilerlerken, karşıdan gelen araba dikkatimi çekti. İçinde yamulmuş bir genç kız vardı. Bir de baktım ki, bir elinde kutu meyve suyu, bir eli direksiyonda, direksiyonu tuttuğu taraf kulağı ile omzu arasında ise cep telefonu var ve araba hareket halinde, garajdan çıkıyor. Ayakta olmanın verdiği avantajla oracıkta içimden ayakta alkışladım genç kızımızı, bunca şeyi bir arada yapabildiği için. Ve içimden seslendim , duydu mu acaba. "telefonu öyle kullanma boyun fıtığı olursun ".  Umarım trafikte de o şekilde ilerlememiştir !

Gençlerle ilgili söylemek istediğim bir sürü şey var. Dıv dıv'cı yaşlı teyze olup, bizim zamanımızda diye söz başlamamak  için yazmıyorum buraya. Bana teyzee teyze teyzee  dedilerrr diye sokaklarda şarkı söylerim sonra. 


Foto : Füsun T.

                                 Gençler, aynı benim ortancalar gibi pespembe görüyor hayatı. 
                                             Seviyorum onları ortancaları sevdiğim gibi

Salı, Aralık 23, 2014

Yılbaşı süsleri

Başlık yılbaşı süsleri ama benim gibi, deliye her gün bayram modunda bir insansanız, bize her gün yılbaşı. Bir iki şirin süsleme buldum, her daim yapabileceğimiz. Mesela ilki çocuk odaları için son derece sıcak ve şirin.
                                                                                                                                              BURADA
Bir diğer versiyonu da bu olabilir. Canım Semi'cim çocukları ile birlikte yapmış. Ellerine sağlık. Bayılıyorum Semi'ye ve çocuklarına. Anneliğine, çocuklarına olan ilgi ve saygısına ayrıca hayranım. Çocuklarım olsa onun gibi yetiştirirdim. Bloguna mutlaka uğrayın. Çok çok güzel paylaşımlarda bulunur. İşte adresi TIKTIK 

                                                                                                                          BURADA
Yılbaşını misafir ağırlayarak geçirecekler için geliyor şimdiki proje. Kapıya yazı yapabilirsiniz, yıldız yapabilirsiniz, peçetelik yapabilirsiniz bu sistemle. Daha birrrr sürü şey yapabilirsiniz. Yine çocukları düşünüyorum. Çocuk odalarının kapısına adını yazıp asabilirsiniz.

                                                                                                                                                                                                 BURADA
Ben bu yıldızları da zarif ve kolay buldum. Yemek masasında masa örtüsünün kenarlarına mı asarsınız, duvara mı asarsınız, merdivenler mi, kapıya mı bilemem. Fikirler tükenmez, asacak yer mutlaka bulunur. Uğraşamam diyorsanız satın almak gibi bir şansınızda var bu yıldızları.

                                                                                                                                              BURADA

                   Hadi hadi oturmayın boş boş, evdeki malzemeleri gözden geçirmeye başlayın .

*** Fotoğrafların sağ altındaki BURADA yazılarına tıklarsanız , yapılışlarına ve fotoğraf kaynaklarına ulaşırsınız. Fotoğraf sahiplerine teşekkür ederiz.

Pazartesi, Aralık 22, 2014

Kendin yap










Kendi mumluğunu kendin yap demiş atalarımız. Dememiş mi ? Peki , ben diyorum o zaman. Benim gibi, bir çoğunuzun da bolca mumluk sahibi olduğunu tahmin ediyorum. Hala da doymuyorum ,  doymuyoruz. Evde koyacak yerde yok ki, daha da çok alsam, hepsini alıversem. Hele yılbaşına yakın zamanda daha bir artıyor çeşitler, gel de alma.  








Bu aralar bir de melek figürlü objeler almaya taktım kafayı. Koleksiyon yapıyorum. Bakalım bu heves ne kadar sürecek. Hercaiyim ne de olsa. Bir heves başlar, bir heves bırakıveririm takıldığım şeyi. Boyner'e bi giriyorum, " onu da alayım bunu da alayım " diyor iç sesim. Sonra dış sesimle , "al al nereye kadar sonu yok , stop !!! "diye azarlıyorum kendimi.

















Evde bi tek kendi yaptığım mumluk eksik sanki. Hadi onu da yapayım dedim. Daha önceki yaptıklarım dolap içine hapsedilmiş vaziyette. Olsun. Fazla mumluktan insana asla zarar gelmez. Çok aceleci bir insan oluyorum böyle şeyleri yaparken. Bir an önce bitmeli. Haldur huldur yapıp, fotoğrafını çekiverdim. Biraz yamuk yumuk oldu, ama iş görüyor. Sakın orijinalleri ile kıyaslamayın. Bu yetenek işi.  Melek koleksiyonumun bir kısmını görün diye çektim bu fotoyu da. 














Nasıl mı yaptım bu mumlukları ? Sağ olsun Cafe Nohut. Bilenler bilir bilmeyenler için yazıyorum; kendisi benim için , orta doğu ve balkanların en iyi, en zarif, en zevkli bloggerlarındandır. Hatta ünü, başarısı, taaa Avrupalara ulaşmış, dergilerde yer almıştır. Gurur duyuyorum. Sitesini dolaşırken ruhunuz dinlenir, yazılarını okurken de içiniz ısınır. İşte bende bu mumlukları yapmayı ondan öğrendim Şimdi sizi onun bloguna  yönlendireceğim. Hem yapılışını öğrenin , hem de çekmiş olduğu şahane fotoğrafları görün diye. 

CAFE NOHUT 

MUMLUĞUN YAPILIŞI




Pazar, Aralık 21, 2014

Pazar Şarkısı

Sabahtan beri elektrikler bi kesiliyor , bi geliyor. Aynen benim devreler gibi. Ben de bugün, bi iyiyim bi kötü. Pis bir baş ağrısı sorunu yüzünden , sabaha karşı uyuyunca, huysuz, huzursuz bir tip oldum bugün. Müzik ve kitap ruhun gıdası. İyi ki var her ikisi de. Şimdi huysuzluğumu en aza indirgeyebilmek için, gıdalarımı alacağım. Kitabımla beraber,  battaniyenin altına girip, sizlerle paylaşacağım eserleri dinleyip, kitabımı okuyacağım. Bir de çay demledim mi, mis . Benim gibi, zamanını kitap okumaya ayırmışlar için bugünkü pazar şarkısı. Huzurlu ve keyifli geçsin günün kalanı.


DAN GİBSON (MİX)



Cumartesi, Aralık 20, 2014

Bardağı, yere bırakın bugün !




Profesör sınıfta öğrencilere sordu:
-”Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”
-”50gram!” .... “100gram!” .....”125 gram”.... diye öğrenciler yanıtladı.
-”Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör, ama, benim sorum şu ki:
“Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
-”Hiçbir şey” diye yanıtladı öğrenciler.
-”Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?” diye sordu profesör bu kez.
-”Kolunuz ağrımaya başlardı efendim” diye öğrencilerden biri yanıtladı.
-”Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”
-”Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”
Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.
-”Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?” diye sordu profesör.
-”Hayır.” diye yanıtladı herkes.
-”Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?” Bulmaca çözermiş gibi düşünmeye başladılar.
-”Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?” diye tekrar profesör sordu. -”Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıt verdi.
-”Kesinlikle!” dedi, profesör. Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar. Daha uzun düşünürsün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamaz hale gelmene neden olur. Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir, fakat daha önemlisi onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır, her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz! Bardağı, yere bırakın bugün!...

*Alıntıdır. Kaynağını bilmiyorum.

Cuma, Aralık 19, 2014

Günaydın

Bugün kurs günü. Sanata ayıralım o zaman  bugünkü yazıyı. Belki hafta sonu için birilerine ilham da olur. Zentangle yapıyorum ara sıra. Çok zevkli, çok özgür, çok eğlenceli, çok dinlendirici. Nedir diyeceksiniz ama nasıl anlatacağımı tam bilemiyorum. Çizdiğiniz bir şeklin içini dolduruyorsunuz. Özgürce, istediğiniz gibi, istediğiniz şekillerle. Başlangıcı yaptıktan sonra gerisi tamamen o an eliniz ve beyninizin hareketlerine kalıyor. Sonrasında  , benim eserim diyebileceğiniz bir şeyle karşılaşıyorsunuz yani. En iyisi örnek resimlerle anlatmak sanırım.

                                                                                                                                  burada
                                                                                                                                                         burada
Google'a zentangle yazıp diğer örneklere bakabilirsiniz. Bir iki tane de ben yaptım. İşte benim yaptıklarım.






Gerekli malzeme; temiz bir kağıt, cinsi önemli değil, kalem olarakta Artline teknik çizim kalemi kullanabilirsiniz. artline kalem . Hepsi bu.

Hoşça vakit geçirmenizi diler, ben kaçarım. Geç kaldım kursa. Neyse şunu da paylaşayım. Sabah çok tatlı bir şarkı dinledim. Belki hem çizer hem dinlersiniz. İyi eğlenceler, gününüz nane şekeri tadında geçsin. Ferah ve tatlı

Cliff Richard-The Young Ones


Çarşamba, Aralık 17, 2014

Günaydın

Bu sene yaz aylarını, ruhsal olarak bir hayli sıkıntılı geçirdim. Aman ne bunalım, ne keyifsizlik. Baktığım her şeyin en kötü tarafını gördüm yaz boyu. Ay ne pis, ay ne kötü, ay ne çirkin, ay ne bayat, ay ne tatsız, ay ne sıcak, ay ne kalabalık, ay ay ay.... diye diye, koca bir yazı yaşamadan bitirdim. Kendime de , çevreme de rahatsızlık verdim. Oysa ki  ne Pollyanna idim ben bir zamanlar. Haydi mutlu olalım lay lay lom.

Fotoğrafları düzenliyorum yavaş yavaş. Dün akşam, Termal dönüşü çektiğim fotoğrafları görünce bugünün konusuna da karar vermiş oldum.

Kısaltmaları seviyorum ben. Mesela kuzene "kuzi" , Zuhal'e "Zuzi" diyerek kuzenimin yeni adını "kuzi Zuzi"  olarak tespit ettim. Bu pek kısaltma olmadı di mi ? Ali isimli bir arkadaşım var ona da Aliş diyorum kısaca. Kısaltma kavramımı gözden geçirmem gerek. 

Kuzi Zuzi ile Termal'den dönerken yol üzerinde bir teyzeye rastladık. Bahçesinden toplamış olduğu incirleri satıyordu. Aaaa, organik incirrrr nidaları ile yavaşladık, yolun kenarına park ettik. Koştuk dalından yeni koparılmış,  tezgahta yerini almış incirlerin yanına. Kuzi Zuzi incirlerle ilgilenip tadına bakarken , ben habire fotoğraf çekiyorum. Tadına baksana diyor, şahane. Yok ben hala fotoğraf peşinde. Teyze ise, incirleri açıp açıp bize uzatıyor, "yiyin " diye. Bonkör teyzem, canım teyzem.



Teyzemin elinde eski bir terazi, incirleri tartmaya çalışırken, ben hala fotoğraf peşinde. O sırada teyze seslendi bana, "beni çekme olur mu, öyle internete falan koyma. " Tamam dedim merak etme koymam. O yüzden fotoğrafların yüz kısımlarını kırptım.



Yurdum insanı çok çok güzel. Çok ver elli, misafirperver, olduğu gibi. Bizi bahçesine davet etti şeker teyze. Gelin dedi dalından yiyin. Düştük peşine , tahta kapıdan geçip bahçeye doğru yol aldık.


Tahtadan yapılmış, hiç bir dayanağı olmayan merdiveni ağaca dayayıp "çık hadi, kendi elinle topla " dedi. "Ah be teyzem ben kimm, o merdivene çıkmak kim " deyince , bir anda teyzeyi merdivenin tepesinde gördüm. Nasıl çevik, nasıl atak maşallah. Bu arada merdiven yaylanıyor. "Amman düşeceksin" diyor kuzi Zuzi. Aldırmıyor bile, dalında koparıp koparıp bize uzatıyor  incirleri. 


Bahçede kalan bir salkım üzümü de koparıveriyor hemen, yapma etme bir tane kalmış dememize aldırmadan. Bi çırpıda domateslerde yerini alıyor kevgirde. O sırada böğürtlenler takılıyor gözüme. En sevdiğim şeylerden biri böğürtlen.  Sağ olsun onu da elleriyle toplayıp yediriyor bize. 


İlle oturun ayran yapayım faslı başlıyor. Ne kadar içten, ne kadar sıcak, samimi söylüyor bir bilseniz. Teşekkür edip tartıdaki incirlerin başına dönüyoruz. Hesabı ödeyip, eksiği, fazlası için helallik istiyoruz. İkramlarına teşekkür ediyoruz. "Yine gelin" diye davet etmeyi ihmal etmiyor. Tam arabaya bineceğimiz sırada ise;
"buradan geçerseniz, ben evde olmazsam, yola sarkan meyvelerden koparıp yiyin, selametle gidin" diyerek bizi uğurluyor. 

Bunalımlı geçen yaz aylarında , böyle hoşluklardı bana nefes aldıran. İyi ki varsın kuzi Zuzi ve iyi ki rastlaştık can teyze, güzel teyze...



                                yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz


Salı, Aralık 16, 2014

2014'de neler oldu


Bir 365 günü daha sonlandırmamıza az kaldı. Çocukken, 2000'li yılları göremeyecekmişim gibi gelirdi bana. O zamanlar da aynen şimdi olduğu gibi , basında bir sürü yazı çıkardı gelecek  yıllarda olacaklar, yeni icatlar hakkında. O hoo, ben görmem o icatları derdim. Şimdide 2050' li yıllar konuşuluyor bol bol. Büyüdüm epeyce ve 2050'li yılları görmem pek mümkün değil artık gerçekten. Yaşar mıyım acaba 89 yaşına kadar. Kim bilir ?

Neyse, biz şimdiki zamanla ilgilenelim. 2014 yılında dünyada  yaşanan olaylara,  fotoğraflar vasıtası ile bir göz atalım , ister misiniz ?  Oldukça kanlı ve agresif bir yıl oldu malum. O yüzden fotoğrafların çoğu +18 dir bilginize. 



2014 Eylül _ Aralık

**Sayfa açılınca çıkan reklamı atlamak için boş bir alana tık yapınız. İngilizce bilmeyenler  google çeviriden istifade edebilirler. 

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Yılbaşı sofrası

Yeni, yepyeni bir haftaya sıhhatle, keyifle, mutlulukla, gülümseyerek başlayalım.

Öbür dünyaya gelenler sıraya sokuluyor, uygun adım yürüyüşle Sırat köprüsü başına sevkediliyormuş.
Baş melek Saint Pierre, gelen bir grup erkeğe "Durr!!" buyruğunu verdikten sonra şöyle der.
 - Karısını aldatanlar kendilerini buradan aşağıya, cehenneme atsınlar!! 
Gelenlerin hepsi kendini atar, bir kişi kalır. 
Saint Pierre ona döner ve:
- Hey sen! Sağır numarası yapma! At kendini sen de!

Yeni yıla az kaldı. Masaları süsleyecek isek şimdiden hazırlamak gerek. Yapımı oldukça basit ve şirin peçete süsleri aslında sadece yeni yılda değil, her daim masalarımızı süsleyecek güzellikte. Çocukları çok seven ben, seçim yaparken birazcık kayırdım onları. Bakalım neler var.


Özellikle çocuklu yılbaşı sofraları için çok eğlenceli. Kağıtların içlerine dileklerinizi yazabilirsiniz, isimler yazabilirsiniz vs.vbg,.

                                                                                                                                                    burada
                                                                                                                          burada
Hazır seramik hamurları ve bir parça sicim ile hazırlayabileceğiniz bu  peçetelik oldukça modern görünüyor. Fazla el becerisi gerektirmiyor, bunu da çocuklarınızla hazırlayabilirsiniz kolaylıkla. Hatta tamamen onun yaratıcılığına bırakıp, istediği şekli vermesine izin verin. Size kalan sadece üzerine bir delik delip, ip geçirmek olsun. Beraber vakit geçiriyor olmanın keyfi hepsinin üstünde bir zevk.

                                                                                                                                  burada

Benim daha ekonomik ve pratik bir peçete süsüne ihtiyacım var diyorsanız , o da mevcut. Biraz biberiye,biraz tel,  biraz ip, kağıt ve kalem. Minik notunuzu ilave etmeyi unutmayın. Ne yazacağınız size kalmış. İster mutlu yıllar yazın, ister misafirlerinizin adını. 

                                                                                                                                                                          burada
Kolay ve son derece sevimli bu noel baba ile noktalayalım  peçete maceramızı şimdilik . Devamı gelecek.

                                                                                                                                    burada
** Fotoğrafların altındaki " Burada " yazılarına tıklarsanız, nasıl yapıldıklarına ve hangi siteden alındıklarına ulaşabilirsiniz. Fotoğraflar sahiplerine aittir. 

Pazar, Aralık 14, 2014

Pazar şarkısı

Bugün sizinle paylaşacağım pazar şarkısı yine sevdiklerimden biri. Bazen ilk kez dinlediğim eserlerde paylaşıyorum. Bugünkü , çok kez dinlediğim , dinlediğiniz bir eser. Şehnaz Longa.

İsim olarak ilk etapta bilmeyenleriniz olabilir ama dinlemeye başladığınız anda evett bunu biliyorum deyip , bir yerlere gidecek aklınız. Yüzünüzde bir gülümseme oluşacak eminim. 

Şehnaz Longa, Santuri Ethem efendi tarafından bestelenmiş. Santuri Ethem efendi 1855-1926 yılları arasında yaşamış longa eserlerin üstadı bir bestekar. Aynı zamanda santur üstadı. Santur ; metal tellerden oluşan, uçları keçe olan çubuklarla vurularak çalınan bir vurmalı saz.   O yıllarda santuru en iyi çalan kişi olarak anılıyor Santuri Ethem Efendi.  Şehnaz Longa , neşeli ve oynak olsa da , ne yazık ki kendi hayatı o kadar neşeli değil Ethem efendi'nin, hatta hazin bir hayat hikayesi var bestekarın.

Longa'nın anlamına gelince.  Yürük ve oynak  oyun havası demek. Şehnaz Longa'yı  dinlerken oynamak serbest o yüzden. Ruhen , ne çalsa oynayacak hale geldim zaten ben, sizi bilmem .



SANTUR

                                                                 ŞEHNAZ LONGA
                                                     Klarnet ustası Selim Sesler yorumu ile

Cumartesi, Aralık 13, 2014

Tarihte bugün

Tarih dersi ile aram hiç bir zaman iyi olmadı. Sadece Osmanlı padişahlarının resimlerine bakmayı severdim kitapta. Hala da severim. Oysa geçmişte yaşananlara karşı bir ilgim de var. Mesela tarihte bugün neler olmuş ara ara  bakarım. Belki de ders olduğu için arayı düzeltemedik zamanında bir türlü. Yine inceledim tarihte ne olmuş bugün diye.


1754 Osmanlı padişahı III. Osman'ın saltanatı başladı.
                                                                                                         kaynak


1642 Hollandalı denizci Abel Tasman Yeni Zellanda'yı keşfetti.
Hobbit köyü TIKTIK
1937 ilk seloteyp satışa sunuldu. 
Seloteyp de bugün gelinen nokta ise sınır tanımıyor. TIKTIK 

1977 Oğuz Atay 43 yaşında öldü.

2012 iki kum tanesi blogunda radyo tiyatrosu ile ilgili bir yazı paylaştı  TIKTIK 


1979 Behçet Necatigil 63 yaşında öldü.





Kitaplarda Ölmek

Adı, soyadı 
Açılır parantez 
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti 
Kapanır parantez. 
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı 
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları. 
Ya sayfa altında, ya da az ilerde 
Eserleri, ne zaman basıldıkları 
Kısa, uzun bir liste. 
Kitap adları 
Can çekişen kuşlar gibi elinizde. 
Parantezin içindeki çizgi 
Ne varsa orda 
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci 
Ne varsa orda. 
O şimdi kitaplarda 
Bir çizgilik yerde hapis, 
Hala mı yaşıyor, korunamaz ki, 
Öldürebilirsiniz.

Cuma, Aralık 12, 2014

Günaydın

                                                          Bugün günlerden kurs günü.

Reprodüksiyon  Suluboya Çalışma

                                     Hayırlı Cumalar. İçinizdeki sevgi çiçekleri hiç solmasın.

Perşembe, Aralık 11, 2014

Günaydın

Asabiyim bu sabah. Bu gündemle sakin , mutlu, huzurlu olabilmek büyük bir başarı zaten. Kendimi gündemden ne kadar uzak tutmaya gayret etsem de, bir yerlerden yakalanıp huzurumu bozuyorum. Bu kaçış için bazı dostlarım beni kınasalar da, kimse beni düşünmediği için ben kendimi düşünmek zorundayım. Bunu da kirli haberlere kulağımı tıkayarak yapmaya çalışıyorum. 

Neden asabiyim ?

Bir tüccar çocuğuyum ben. Kendimde uzun bir süre hem imalatçı, hem de  perakendeci  olarak ticaretin içindeydim. Tam zamanında işi bırakan şanslı gruptayız çok şükür. İnsan doğasında olan bir durum sanırım suçu başkalarına atmak. İşte ticareti de tüccarlar kendileri krize sokup, sonrada suçu başkalarına attılar bana göre. Mesela, ucuzluk denen kavramı abartarak insanları alışverişten uzaklaştırdılar. Normal fiyatlarla satış yapamaz oldular böylelikle. Ve düzen allak bullak oldu. Müşteride "nasıl olsa ucuzlatacaklar , neden alayım ki " psikolojisine sebep oldular. Hatta birinci ucuzlukta da iş yapılamaz oldu. İkinci üçüncü ucuzluklar beklenir oldu. Sonrasında esnaf zorlanmaya başladı. Bu konuda uzun uzun yazabilirim ama bu da değil asabiyet sebebim.

Şimdilerde her yerde salgın gibi  AVM yapılıyor. Bazıları dip dibe, bazıları kısa mesafe aralıklarla. Yeni açılanlar müşteri merakı ile bir süre dolup taşıyor, sonrasında sadece pazar günleri ailece gezi alanına  dönüyor. Pazartesi günleri ise üç beş müşteriye tahsis edilmiş kadar boş oluyor. Bu konuda da sayfalarca yazabilirim. 

İşte bu açılan bir sürü AVM yüzünden asabiyim. Küçücük Ankara'da onlarca AVM. Pastayı böle böle çatala alınamayacak duruma getirdiler. Bu furyanın sonucunun tüccar açısından pek hayırlı olabileceği kanaatinde değilim. Ne yapsın benim küçük esnafım diyen yok. Asabiyet sebebim ise bu yatırımlar yerine; yeşil alanlar, kültür alanları, insanların hafta sonunu ailesi ile birlikte hem eğlenip, hem hava alabilecekleri alanlar yapsalar ya. Yok, ille de insanları buralara mecbur edecekler. Sinir oluyorum.

Milli piyango bana çıksa ; içinde sinemalar, tiyatrolar, sergi salonları, minik göletler, minik sevimli yiyecek_içecek mekanları, koca koca ağaçlar altında şezlongunuzu açıp oturabileceğiniz yerler, oyun alanları olan bir park yaparım. 

                                         AVM'ler sizin olsun bana PARK'lar lazım.

Yerine yenisi yapılacak olduğu için yıkılan Atakule AVM


Çarşamba, Aralık 10, 2014

Günaydın

Bugün tembel günümdeyim. Geç uyudum, geç uyandım. Yazı başlığı günaydın ama tünaydına doğru bir gidiş var. Bugün de böyle olsun. 

Komplo teorileri ilginizi çeker mi ? 

Ara sıra kulağıma çalınan şeyler olur ama detay bilgi sahibi olmam hiç birinden. Kısacası çok ilgimi çeken bir durum değil. Özel olarak araştırdığım bir şeyde değil. Dün kuzenimin facebook sayfasında bir video dikkatimi çekti. "İzlenmeli " diye paylaşmış. Ben de merak ettim bakayım dedim. Epeyce uzun olan  bu  videodur geç uyumama sebep.

Kemal Özer, Mehmet Ali Bulut ve Oğuz Özyaral'ın  eşlik ettiği Pelin  Çift'in sunduğu Öteki Gündem isimli bir programın eski bir yayınını izledim. Mart 2014 yayın tarihi. Konu ; soframızdaki deccali güçler. İşin özü bir komplo teorisi. Üstelikte şeytanın komplo teorisi. İnsanlığın son zamanlarda  yaşadığı şeylere dair enteresan tezler var. İnanıp inanmamak serbest. Bazıları mantığa uygun, bazıları çok mantıksız gelebiliyor insana. Gıda , hastalıklar , ilaçlar , antibiyotikler, çevre kirliliği ile ilgili dünyanın yaşadığı, bilinen olaylara , yapılan gelişmelere, bir de komplo teorisi gözü ile bakmak isterseniz, boş vaktiniz varsa , fazla bilgi zarardan çok fayda getirir diyorsanız , izleyebilirsiniz. İki bölümden oluşan program kaydını ben merakla , sonuna kadar izledim.
                                                    BÖLÜM 1              BÖLÜM 2

Bu vidoedan az öncede,  TV8 de O Ses Türkiye adlı programı ( seviyorum bu programı ) , koca bir paket  patlamış mısır eşliğinde keyifle izlemiştim. Sonradan izlediğim video ile yediğim mısırlar boğazıma dizildi. Ve daha bir sürü yiyecek, kullandığım ilaçlar, izlediğimin etkisi geçene kadar boğazıma dizilmeye devam edecek.

foto: Füsun T.



Salı, Aralık 09, 2014

Günaydın

Yıllardır o kadar çok fotoğraf çekmişim ki, geçen hafta , ne olacak bu fotoğraflar diye düşündüm. Binlerce fotoğraf. Hiçbir düzenlemesi de yok. Hepsi karmakarışık. Eskiden az sayıda fotoğraf ve albümler vardı, içinde baskı fotoğrafların saklandığı. Bir pozdan onlarca kare çekemezdiniz, çünkü makineye konulan filmde 36 adet poz olurdu. Ve film fiyatları çokta ucuz değildi. O yüzden de az sayıda derli toplu fotoğraflar olurdu. Bir de çektiğiniz pozu görme şansınızda yoktu. Artık ne çıkarsa bahtınıza. Gözünüz mü kapalı çıktı, çirkin mi çıktınız, fotoğraflar banyo edildikten sonra belli olurdu her şey ve o ana geri dönüp düzgününü çekmek gibi bir şansınız yok. Şimdi bas deklansöre istediğin kadar, düzgün çekene kadar. Sonuç ; binlerce fotoğraf, çoğu birbirinin aynı.

 Ben minicikken siyah beyaz fotoğraflardan oluşan bir albümümüz vardı. O zamanlar renkli fotoğraf yoktu malum. Yani ben baya bi eskiyim.   Üzerinde bakır rengi, parlak , kabartma bir resim vardı. Çok severdim ona bakmayı. Hala durur o albüm. Balık burcu olmak; eskileri, hatıraları saklamayı da gerektirir, kolay değildir. Duygusallığımın beni esir aldığı anlarda, balık burcu olduğum için pek bi canım sıkılır. Keşkeler dökülür dudaklarımdan. Ama konumuz burçlar değil fotoğraflar.

Çektiğim onca fotoğrafı, (ki bir çoğu birbirinin aynı pozlar, otlar çöpler, çiçekler, böcekler, ) bir düzene koyup, gereksiz olanları silme kararı aldım. Bunu yaparken de aklıma, her gün bir tanesini blogda paylaşmak fikri geldi. Sonrasında, sadece fotoğraf paylaşmayayım, bir şeylerde  yazayım dedim ve bir kaç gündür hazırladığım "günaydın" yazıları oluştu. Ne kadar sürer ? Bilmiyorum. Nerde trak orda bırak.

Bu fotoğraf düzenleme işi iyi de kötü olan bir şey var. Annem vefat edeli 19 Ocak'ta iki yıl olacak. O günden beri ben onun fotoğraflarına bakamıyorum. Fotoğraflar arasında sırayla ilerlerken, bir anda annemin fotoğrafları çıkıyor karşıma ve o anda ben de ben olmaktan çıkıyorum. İçimdeki yangın alevleniyor . Zor, çok zor, çok çok zor. Her geçen gün özlem daha da artıyor. Sanırım köprülerin altından daha çoook sular akması lazım bu yangının hafiflemesi için.





Pazartesi, Aralık 08, 2014

Günaydın

Bir özlü sözler modası aldı başını gidiyor. Neredeyse, özlü söz paylaşmayan bu toplumdan sayılmayacak. Tamam kabul, özlü sözleri bende seviyorum ama kişilerin kendilerine ait sözleri, kendi fikirlerini  daha çok seviyorum aslında.

 Diyelim ki sevgilimizden ayrıldık hemen facebook, twitter , instagram ve bilumum sosyal mecradan özlü söz paylaşımlarına başlıyoruz. Oysa ki yüreğimizin sözlerini yazsak oralara , her şey daha bir güzel olacak sanki. Oralara yazdığımız o güzel sözler, yüreğinin sesini yansıtabilen insanların sözleri. Çekinmemiş yazmışlar hislerini. Bizim de yapmamız gereken bu işte. Ne hissediyorsan karşındakine açık açık söylemek. Başkasının sözünü paylaşmak bir kaçış. Karşı tarafa; o sözler bana ait değil, bir yazarın, düşünürün sözünü paylaştım sadece, sen benim umurumda değilsin aslında kaçışı. Bizim yaptığımızın adına eskiler "kızım sana söylüyorum , gelinim  sen anla " demişler.

Kalbi kırmaya tek bir söz yeter; ama kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür, ne de bir ömür yeter. Charles Bukowski
Sana çok kırıldım, kalbimi onarmanı o kadar çok istiyorum ki...

Senin için yapraklarını kopardığım papatyalardan özür diledim dün gece. “Haklısınız dedim, ne sevdiği belli, ne sevmediği.” Pablo Neruda
"Seni seviyorum " sözünü duymak istiyorum senden.

Ben özlemedim ki seni kedi özledi, çağır onu gelsin diye bana kedi söyledi..
Seni çok özledim.

Açık açık söylesen ya bunları, özlü sözlerle anlatmak yerine. Konuşmayı beceremiyoruz işte. Ah bir konuşabilsek çok şey yoluna girecek ama konuşmadan anlaşmaya çalışıyoruz ne yazık ki. Gel de anla kolaysa. Anlayamıyorsan da kusura bakma ben anlattım, suç senin.
Kadın/Erkek'in canı bir şeye sıkılmıştır. Suratını asar.
- Ne oldu ?
- Yok bi şey !!
Bu, triple söylenen "yok bi şey" çok şey anlattır ama karşı taraf hiç bir şey anlamaz.

İtiraf ediyorum, özlü sözlerde yazdım, triple "yok bi şey" de dedim. Ben de konuşayamıyorum bazen.

Foto ve düzenleme : Füsun T.




Pazar, Aralık 07, 2014

Pazar şarkısı

Bu hafta pazar kahvaltımız kalabalıktı. Ailemiz gün geçtikçe daha kalabalıklaşıyor ne güzel. Gelinler, damatlar, yeğenler, ablalar, enişteler... Niye çoğul ek kullandım ki. Bu kadar da çoğul değildik abarttım. Hepi topu bir ablam_eniştem , ikide yeğenim var. Ve  onların da eşleri.  Bende toplandık. Onlara yeni yıl konseptli bir kahvaltı sofrası hazırladım. Eski yılı erkenden uğurladık sayemde. Kakara kikiri sohbetler, müzikler, danslar derken bu saate geldik. Onlar evlerine doğru yol alırken ben de bugünün pazar şarkısını seçtim sizler için. 

Şarkıyı youtube'a , daha sonra dinlenecekler listesine kaydetmişim bir zamanlar. The Be Good Tanyas adlı bir grubun şarkısı. Grup Kanadalı. 1999 yılında kurulmuş. Müzik türleri folk. Ben de az önce dinleyip bilgilendim grup hakkında. Folk, country benim sevdiğim bir tür. Büyük ihtimalle bir yerde okuyup ya da dinleyip, isimlerini ve şarkıyı  not almışım sonra dinle diye. 

En sevilen şarkıları Waiting arround to die

İkinci sevilen şarkıları The Littlest Birds   Bu şarkıyı dinledikten sonra eğer severseniz diğer şarkılar sırayla çalacaktır.

Madem ki benim yeni yılım bugün başladı. Hepimize yeni gelen yılda; huzur, mutluluk, bolluk, bereket ve sağlıklı dakikalar diliyorum. Eksiksiz yeni bir yıl tamamlayalım inşallah. 


foto


Cumartesi, Aralık 06, 2014

Günaydın

Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm.....

 Bu şarkı bende uyuma isteği uyandırıyor. Sizi bilmem ? Bol rüyalı geceler geçiriyorum son aylarda. Ama hiç bir rüyamda henüz bu şarkıyı yakalayamadım. O kadar karışık, o kadar uzun ki gördüklerim, hikayelerini not alsam bir kitap çıkar. Bunu düşünmedim desem yalan olur. Üşengeçlikten elim varmıyor yazmaya, yoksa çoktan kitap piyasada olurdu. Bazı rüyalarım hayal dünyasınında ötesinde olabiliyor. O kadar garip şeyler görüyorum yani.  Bazıları ise bire bir gerçek hayata yansıyor. İşte o zaman çok korkuyorum rüyalarımdan.

Gece bir rüya gördüm ki, aman Allah'ım. Baş ağrısından zar zor uyumuşken, sabaha karşı kendi bağırmama uyandım. Nasıl bir mekanda olduğum belirsiz. Tek gördüğüm dişlerini gösteren kocaman bir köpek ağzı. Ve beni ağzına alıp bir lokmada yuttu. O anda gördüğüm tek şey kırmızı renkti. Her yer bomboş ve kıpkırmızı, bağırarak uyandım.

Hayra çıksın, gündüz niyetine, suya söylüyorum. Bunlarda görülen rüya anlatılırken yada anlatıcıya söylenir nedense. Bir de şöyle derler, çeşmeyi aç rüyanı suya anlat. Ben size anlatmayı tercih ettim. Bilmem artık.

Böyle rüyalar gerçek olmasın hiç bir zaman.... Bugün dolunay. Dolunay da görülen rüyalara dikkat etmek gerekiyormuş. Dikkat edin bakalım siz bu gece ne göreceksiniz. Mutlu, neşeli, bereketli ve huzurlu bir hafta sonu olsun.


foto: Füsun T.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...