Pazar, Ağustos 30, 2015

Otuz Ağustos




OTUZ AĞUSTOS

Babam anlatırdı 1.nci Cihan harbindeki askerlik hatıralarını
Sekiz sene askerlik  yapıp  ,dört cephede savaştıklarını
Balkanlar, Kafkas cephesi, Süveyş kanalı ve de Conk Bayırı
Buralarda kâh yaya, kâh atlı, aç susuz, kalmazdı insanın hayrı.
Anlatırken o günleri heyecanlanır bir hoş olurdu
Bazı yerde tutamazdı kendi kalkar kalkar otururdu
Hatırına gelince ekmek bulamayıp ot, çöp yedikleri
Bazı zamanda yemek için at pisliğinden arpa seçtikleri
Ailesine cephede öldü diye haber gelince mevlit okutulduğu
İki sene sonra geldiğinde memlekete,  anlaşılmıştı ölümünün gerçek dışı olduğu
Balkanlarda askerler yakalanmıştı kolera hastalığına
Her gün birçoğu hastalanıp düşüyordu ölüm batağına
Bu zorluklarla geçmiş yıllar savaşarak dört cephede
Kurtarmışlar bu vatanı silah arkadaşları ile birlikte
Bize düşen kurtarılan bu vatanı layıkıyla korumak
İlelebet yaşatmak için Cumhuriyetimizi bütün gücümüzle çalışmak
Kimseler şüphe etmesin, elbette çalışıp koruyacağız
Gerektiğinde ecdadımız gibi son damlasına kadar kanımızı akıtacağız.

30 / Ağustos / 2015, ANKARA

YAŞAR T.

DEDEM

Cuma, Ağustos 21, 2015

Bunda da var bir hayır



Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
“Bunda da bir hayır var!”
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
“Bunda da bir hayır var!”
Kral acı ve öfkeyle bağırdı: “Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?”
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
“Haklıymışsın!” dedi.
“Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi”
“Hayır” diye karşılık verdi arkadaşı.
“Bunda da bir hayır var”
“Ne diyorsun Allah aşkına?” diye hayretle bağırdı kral.
“Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir”
“Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?”
“Ve sonrasını düşünsene…”
** işte bugünlerde ben de ,bu kıssada olduğu gibi , sürekli " bunda da var bir hayır " deyip , teselli bulmaktayım. 
Selam ve sevgilerimle 
Füsun T.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...