Cuma, Kasım 27, 2015

Ondan bundan şundan

"O"na dair en çok sevdiğim dizelerle üzüntümü dile getirmek istedim. BAHAR GELME ÜSTÜME

Bu aralar çevremden pek hoş haberler alamıyorum ne yazık ki. İnsan hep güzel şeyler duymak istiyor ama malum hayat hiç bu kadar tozpembe değil. Haberler hep gri, bulanık. Ama ümitsizlik yok, çok güzel haberler alacağım günlerinde olacağına eminim. Nede olsa kışın sonu bahardır. 
Dün hoşuma gidecek bir haberle mutlu oldum mesela. Sıla Gençoğlu yeni albüm için stüdyo çalışmalarına başlamış. İnstagram hesabından duyurdu. Magazin muhabirivari bir cümle oldu ama öyle duydum haberi ne yapayım. Seviyorum  şarkılarını ve merakla bekliyorum. Vaveyla albümü en sevdiğim albümüdür. Bakalım bu albüm nasıl olacak. 

Lütfen fotoğrafa tıklayınız

2009 yılında yayımlanmaya başlayan bir dergi ile neden bu kadar geç tanıştım anlayamadım. Oysa ki ; okumasa bile kitap ve dergi alan ( TSUNDOKU ) biriyim. Nasıl kaçırmışım bu dergiyi. PSİKEART'dan bahsediyorum. Son iki sayısını alıp, büyük bir keyifle okudum. İki ayda bir yayınlanıyor dergi. Geçmiş yayınları web sayfalarından edinmeniz mümkün. Okumayanlara öneririm. Bakış açınızı genişletmek için süper bir fırsat. Okuduklarınızdan sonra nefret kavramına farklı bakacaksınız. Bu ay derginin konusu NEFRET . Yayın evinin bir başka dergisi ise Psikesinema. Sinema ile çok ilgili iseniz bunu da kesinlikle öneririm. Derginin içeriği ve vizyonu hakkındaki bilgiyi, kendi tanıtım yazıları ile yansıtmak en uygunu.

 "İşte tam da bu kesişme noktasından yola çıktık. Bir yandan güncel psikiyatri tartışmalarına zemin oluşturmak, bireylerin farkındalığını arttırmak, sorunlarla baş edebilme süreçlerine katkıda bulunmak, diğer yandan psikiyatriye konu olan kavramların sanatsal alandaki yansımalarının altını çizmek. Bu kulvarda ilerlemek ve ilerlerken her iki alandaki tanımlara derinlik kazandırmak, derginin ulaşma noktalarında tartışma olanaklarını yaratmak. Bu bağlamda sığlaşmadan, farklı derinliklerde okunabilir olmak hedefimiz."



Çağın hastalığı Alzheimer beynimize daha çok önem vermemiz , daha çok ilgilenmemiz gerektiğini hatırlattı bize. Şimdilerde hepimiz beynimizi korumanın çarelerini arar olduk. Bulmaca çözüyoruz, satranç oynuyoruz, ezber yapıyoruz vs, vbg. İşe yarayıp yaramadığı henüz kanıtlanmadı tüm bunların. Ama geçerliliği kanıtlanmış üç strateji var.
Birincisi yeşillik yemek .Yeşil sebze tüketimi arttıkça öğrenme ve bellek performansı da artıyormuş. Bunun sebebinin sebzelerdeki folik asit olduğu düşünülüyor. Folik asit kısmı henüz tam olarak ispatlanmasa da , 13.388 kadın üzerinde yapılan bir araştırma yeşil sebzenin beyin için faydalı olduğunu ortaya koymuş gibi.
İkincisi; insanlarla konuşmak . Jhons Hopkins üniversitesinden bilim insanları ( adam- insan, henüz tam olarak karar verilmedi galiba ne deneceğine, kimi bilim adamı, kimi de bilim insanı diyor ) şöyle demiş; sosyal etkileşim arttıkça bilişsel gerileme azalıyormuş ve yalnızlık insanı gerçekten öldürebiliyormuş.
Üçüncü olarak yapılması gereken de kan akışını artırmak . Haftada iki kez birer saat tempolu yürüyüş yapan kadınların beyninde, düşünce ve hafıza kontrol alanlarında hacim artışı olmuş. Burada parantez içinde bir not gözüme çarptı, "ağırlık kaldırmayan ya da egzersiz yapmayan" diyor. Demek ki spor salonlarının oksijensiz havası pek de işe yaramıyor, doğaya çıkıp bir saat yürümek çok daha yararlı.

O zaman ne yapıyoruz, bu güzel havanın tadını çıkarıyoruz. Beynimizi  güçlendiriyoruz.  Haydi yürüyüşe.

                                    



Cuma, Kasım 20, 2015

Reklamlar

Bu reklamlar beni sinir ediyor. Hem de her türlüsü. Artık internette rahatça bir şeyler okumak mümkün değil. Bir sayfayı açıyorsunuz, tam okumaya dalmışken ,  sayfayı kocaman bir reklam kaplıyor bir anda. Reklam öylece size bakıyor siz reklama. Varsa şayet, bilmem ne kadar süre sonra kendiliğinden kapanıyor ve bu arada o reklamı izlemek zorunda kalmanız sağlanıyor. Ya da  "kapat " işaretinin reklamın hangi köşesine gizlendiğini bulup , tıklamanız gerekiyor. O işaret bazen o kadar minnacık ki, denk getiremezseniz doooğru reklam sayfasına yol alıyorsunuz. Bir de sesliler ki, car car car kulaklarınızı tırmalıyor. Tüm bunlar olurken de , şahsen ben, okuduğum şeyden uzaklaşıyor, asabileşiyor ve hevesimi yitiriyorum. 

Bu konu ile ilgili kanuni bir hakkım var mı çok merak ediyorum. Zira  internette gezinirken yaşanmıyor bu olay sadece . Cep telefonlarında da çok sıkıcı hale gelmeye başladı. Daha dün gece bir sağlık merkezinden aranan babamla yaşadık bir sinir harbi. Kibar adam ya babacığım, falanca yerde sunum yapılacak sizi de bekleriz falan gibi sözler söyleyen reklamcı arkadaşa " ben gelemem evladım, zaten zor yürüyorum " dedi ve en sonunda o kibar adam asabi bir şekilde telefonu kapattı. Çünkü reklamcı lafı uzattıkça uzatıp, "neyin var amca", " ben seni sırtımda taşırım" "sen gelemezsen arkadaşını yolla " gibi bir sürü laf salatasına başvurunca, anlıkta olsa sinir katsayımız artmış oldu. Kim bilir belki o sinirle  kan dolaşımımız bile değişti. Belki tansiyonumuz yükseldi. 

" Beni taciz etti , sinirlenmeme sebep oldu hakim bey " diyesimiz  geldi, geliyor, gelecek. 

Buna benzer bir sürü telefonla uğraşıyoruz son günlerde. Geçenlerde bana açılan böyle bir telefonda, istemediğimi belirtmeme rağmen hala konuşmayı sürdüren ısrarlı satıcıya biraz sert çıkınca, " biraz nazik olsanız " gibi bir azara da muhatap olmuşluğum var. 

Bu husustaki en tuhaf anımsa , bir elektrik süpürgesi satan bayanın beni aylarca araması. İstemiyorum dediğim halde çok çok çok ısrar edince, daha fazla vaktimi almasın diye , çünkü susmuyordu "tatile gidiyorum uygun değilim " demiştim de, tatil boyunca arayıp "daha dönmediniz mi" demiş, en sonunda da " ne bitmez tatilmiş " diye beni sorgulamıştı. E, sonunda bende  taşan sabrımla cevaplamıştım. Anladınız siz onu....

Kim bilir bu konu ile ilgili sizde ne anılar var.

Gelelim bu internette ki karşımıza  aniden çıkan reklamların faydasına. Bilgisayar başında daha az zaman geçirmeme sebep oluyorlar sağ olsunlar. Öfkelenip kapatıyorum  bilgisayarı. Dışarı çıkıyorum, yürüyüş yapıyorum, Ankarayı dolaşıyorum. Hemde sonbaharın  en güzel yaşandığı şehirde, sonbaharın en güzel hallerini görüyorum. 

Bir de gazete haberleri hakkında  yazacağım. Onlara da sinir oluyorum. Ama bugünlük bu kadar yeter. Yollar, temiz hava, güneş ve sonbaharın tüm güzellikleri beni bekliyor. Görüşürüz, hoşçakalın.










Cumartesi, Kasım 14, 2015

Orhan Veli Kanık





HÜRRİYETE DOĞRU 
Gün doğmadan, 
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. 
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, 
Gideceksin 
İçinde bir iş görmenin saadeti, 
Gideceksin ırıpların çalkantısında. 
Deniz gelecek eline pul pul; 
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; 
Sevineceksin. 
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. 
Ağları silkeledikçe 
Ruhları sustuğu vakit martıların, 
Birden 
Kayalıklardaki mezarlarında, 
Gelin alayları, teller, duvaklar,  
Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin; 
Bayramlar seyranlar mı dersin, 
Şenlikler cümbüşler mi? 
Donanmalar mı? 
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; 
Heeey 
Ne duruyorsun be, at kendini denize: 
Geride bekleyenin varmış, aldırma; 
Git gidebildiğin yere...  
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
.......
Orhan Veli KANIK   / 13 Nisan 1914 _ 14 Kasım 1950

Perşembe, Kasım 12, 2015

Pazar, Kasım 08, 2015

Saat kaç ?

belki benim kağıt param, bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir


Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın , Saatleri ayarlama enstitüsü adlı kitabı geldi aklıma sabah sabah. Çünkü; uyandığımda saatin kaç olduğunu tam olarak bilemiyordum ve ayarım bozulmuştu. Cep telefonum başka, bilgisayarım başka, evdeki saatler başka... Saatleri ayarlarken benim ayarım bozuldu. O yüzden hem kendim , hemde benim gibi acaba saat kaç diyenler için blogun sağ sütununa saat ekledim. Saat hakkında sorunu olmayanları bi çırpıda tebrik ediyorum. Kitaba gelince ; ben okumadım, fakat kısa bir özetini okudum az önce. Okumak isterseniz TIKTIK . 

Saatler ayarlandığına göre, sıra ruhumuzun ayarlanmasında. Bu sabahı ben , canım Arzum'un (Kuzen ) bana hediye ettiği MFÖ cd'si ile başlattım. Üç cd'li müzik setimi sonunda yaptırdım. Çok mutluyum. Üç gözü de doldurup, bilgisayarın başına oturdum. Sizde benimle MFÖ dinleyeceksiniz bugün. Neler seçtim sürpriz olsun. 



Benim; ruhum da, saatim de  ayarlandı, umarım sizinkinin ayarı yerindedir, değilse de bu şarkılar yerine getirmiştir. 
Üstüne  bir de gülücük iyi gitmez mi ? Acılar gibi gülümsemeler de paylaşılmalı. En güzeli de hayatı paylaşabilmek. Kavgasız, gürültüsüz, hep aşkla.









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...