Pazar, Ocak 07, 2018

Masal

Çocukken mutlaka masal dinlemiş bir neslin büyükleriyiz şimdi. Şimdiki masallar nasıl ve nasıl başlar bilmiyorum ama eskiden masalların tekerlemeli bir girişi olurdu. Benim hafızamda  kısacık bir masal tekerlemesi kalmış,  annemden yadigar. "Masal masal maliki, masal başını bağlamış döne döne ağlamış."  Benim hafızada kalan bu, başı sonu var mıydı hiç hatırlamıyorum. Bunu masal bitiminde söylüyordu.   Birde masal başlangıcı vardı. "Bir varmış bir yokmuş, develer tellal iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken" . Benim hafızada kalan bu ikisi , başlangıç ve bitiş için.

Oysa ne tekerlemeler ne başlangıçlar, ne sonlar var. Birazcık araştırdım , çocukluğuma döndüm yine bugün. Gelin beraber gidelim isterseniz.

Masal masal maniki
Yolda saydım on iki
On ikinin yarısı
Tilki çakal karısı.
Masal masal martladı
İki fare atladı
Kurbağa kanatlandı
Tos vurdu bardağa
Çocuk çıktı çardağa.
Masal masal maniki
Kuyruğu var on iki
Kuyruğunda beni var
Kulağında çanı var.
Masal masal matatar
Dil okur, damak tadar.

Bir masal başlangıcı şöyle imiş. 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…
Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..
Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..
Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..

Bunun içinden hatırladığım satırlar var. Dedem söylerdi, " az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, birde batım ki bir arpa boyu yol gitmişim ". Arpanın ne olduğunu bilmeyen ben sorardım " arpa boyu nasıl oluyor" diye.

Bu başlangıçlardan sonra masal başlardı. Benim sevdiğim masallardan biri  İki inatçı keçi idi. Pamuk prenses ve yedi cüceler ise, filmini televizyonda izledikten sonra , oradaki yedi cüceleri çok sevmemle ancak gönlüme girebildi. Yoksa pek sevdiğim bir masal değildi. Zeynep Değirmencioğlu , Salih Güney ve o kötü kahkahası ile cadı kraliçe Suna Selen. TIKTIK 

Embed from Getty Images

 Bir köprünün ortasında rastlaşmış iki keçi
Hep inatçılıkmış meğer bu keçilerin suçu
Büyük keçi demiş yol ver önce ben geçeceğim
Küçük keçi demiş eğer verirsem öleceğim
Tam köprünün ortasında toslaşmış iki keçi
İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış
Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur
İnsanların inatçısı kim bilir ki ne olur

 İşte böyle arkadaşlar, işin aslı şöyleymiş:

 Bir köylünün iki inatçı keçisi varmış. O kadar inatçılarmış ki biri diğerinin yaptığı şeylerin tam tersini yaparmış. Öyle ki birisi otlamak için köylünün evlerinin kenarından akan derenin karşı tarafına geçse o mutlaka bu tarafı tercih edermiş.Yine bir gün kırlara otlamaya gitmişler. Her taraf yemyeşil taptaze çimenlerle doluymuş. Keçiler otlaya otlaya ırmağın kenarına kadar gelmişler. Keçilerden birisi ırmağın bir yakasında, diğeri öbür yakasında otlamaktaymış. İkisi de derenin karşı tarafından otlamak istemişler ve ikisi de ırmağın üzerindeki köprünün tam ortasına rastlaşmışlar. İki keçi, köprüde burun buruna gelmişler. Keçilerden birisi yol istemiş: 
– Çabuk yol ver karşıya geçeceğim.
 Diğer keçi yol vermeye yanaşmamış:
 – Önce ben geldim, sen bana yol ver.
 Keçilerin ikisi de inatçı mı inatçı. Köprüde kafa kafaya toslaşmışlar. İkisi de kavga etmekten yorgun düşmüşler. Bir tos, bir tos daha derken, keçilerin ikisi birden dengesini kaybedip, ırmağa düşmezler mi? İki keçi, ırmakta bata çıka sürüklenmeye başlamışlar. Boğulmak üzereyken yaptıkları hatayı anlamışlar.
 Son sözleri:
 – Keşke ikimizde bu kadar inatçı olmasaydık! Olmuş.

İnsan hayatı da bir masal değil mi ?


*Alıntı ve diğer masallar için:   MASAL OKU

2 yorum:

  1. tabi ki masal
    hepimiz de kendi masalımızın başrolündeyiz
    ne güzel bir yazı olmuş
    yılın sonunda 2 etkinlikte çocuklara masal anlattım gayet keyifliydi gerçekten de
    sevgiler Füsuncuğum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Masal etkinliğinizi görmüştüm , çok hoştu Fatmacım. Çocuk masallarını beğenmez oldum . Hele klasikler korkutucu hep. Cadılar, büyüler, çocukları yiyen kurtlar :) Neşeli cıvıl cıvıl kitaplar yazasım geliyor bazen . Sevgiler benden de.

      Sil

İki Kum Tanesi , zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumda bulunduğunuz için teşekkür eder.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...