Salı, Ağustos 15, 2017

Sendrom

Bizler tarafından en  bilineni Pazartesi sendromudur. İkincisi Tükenmişlik sendromu.  Ardından Huzursuz bacak sendromu gelir. Hemen hepimiz bu üçünden birinin bünyemizdeki varlığından söz ederiz. Artık bu üçü, sadece  sendrom olmaktan çıkmış , popüler sendrom haline gelmiştir. Bu aralar bende huzursuz bacak sendromu var mesela. 

Bunların dışında bildiğimiz / bilmediğimiz  bir sürü sendrom var. Sendromlar genelde onu ilk bulanların adı ile adlandırılmıştır ya da coğrafi bölge isimleri ile adlandırırlar. 

Sevimli bir sendromla tanıştım yakın zamanda. Stendhal sendromu / Floransa sendromu / Sanat zehirlenmesi 
Sendroma bu isimlerin verilme sebebi, yazar Stendhal'in 1817 'de Floransa'yı ziyareti sırasında ,Santa Croce Bazilikasını gezerken , kalp çarpıntısı ve halsizlik, baygınlık hissi yaşaması ve bunu bir yazısında belirtmesi. 

Floransa
Bu sadece yazarın ifadesi değil, Floransa'da gezen  başka kişilerde benzer duygular yaşıyor ve bu sebeple, İtalya'da bir sanat araştırmaları merkezi konuyu araştırıyor. Medici Riccardi sarayının ziyaretçileri gözlemleniyor. Deneyde; bazı ziyaretçilerin kalp atış hızının değiştiği, göz bebeklerinin küçüldüğü, nefes alış hızında değişiklikler olduğu, hatta kimilerinin hastanelik olduğu gözlemlenmiş. 

Floransa bu konuda tek değil. Kudüs , Mekke ve Roma gibi dini şehirlerde de , dini ve mistik kültüre fazla maruz kalmaktan dolayı, anksiyete, gergin bir ruh hali, temizlik takıntısı gibi durumlara rastlanabiliyor. 

Paris sendromu ise ayrı ilginç. Daha çok Japon turistlerde rastlanıyor bu sendroma. Nedeni; şehrin aşırı yüksek beklentileri karşılayamaması. Paris'in ve yaşam tarzının bekledikleri kadar güzel olmadığına kanaat getiren bazı turistlerde stres seviyesi o kadar yükseliyor ki,  tatillerini yarıda kesip evlerine dönüyorlar. 

Halamı rahmetle anacağım burada. Memlekette bahçe içinde bir evde yaşardı. Hayat dediğimiz yerde bir kuyusu vardı. Çalışmazdı ama orada bir kuyu olduğunu bilirdik hepimiz. Ve halam Ankara'ya gelip bizde birkaç gün kaldıktan sonra, gideyim artık demeye başlar, bir mani söylerdi.

Evim evim
Evimdeki kuyum
Kuyumdaki suyum
İki şekerli çayım...

Japon turistlerde Paris'ten eve döndüklerinde buna benzer bir mani söylüyordur belki. İnsanın evi hep başka. 


Pazartesi, Temmuz 03, 2017

Ondan Bundan Şundan

Yanıyoruz a dostlar.!  Hava 40 derece bugün Ankara'da. Tamam hava çok sıcak ama radyolardaki sıcak uyarıları bendeki sıcaklık hissini ikiye katlıyor. Dışarı çıkmayın uyarıları yapılıyor sık sık. Korku filmi gibi geliyor bana o zaman . Yollarda kavrulan insanlar, yanan ağaçlar, suuu suuu diye sürünenler. Tamam , abarttım susuyorum. Bu, yazılı ve sözlü basının gücü işte. E biraz düşünüp yazıp, söylemek lazım demek ki. ! Hal böyle olunca , üstüme vazife gibi herkese, aman dikkat dışarı çıkmayın, su için, ara sıra başınızı ıslatın  demeye başlıyorum. Sorunluyum galiba .

Hollanda, Rotterdam'da benden daha sorunlu insanlar yaşıyormuş, hem de  bolca. Onların sorunu benimkinden farklı. Etrafı tedirgin ve rahatsız edecek davranışlarda bulunmak, kavga etmek, gürültü yapmak, kısacası uyumsuz davranışlarda bulunmak sorunları. Bunu önlemek için belediye , prefabrike 11 evden oluşan bir mahalle kurmuş. Bu evlere "tuhaf ev " demişler. Sorunlu olan kent sakinleri,  24 saat gözetim altında tutulacak olan  bu mahallede yaşayıp, uzmanlardan eğitim alacaklarmış. Sosyalleşip, sorunsuz insan olabilmek için. Eğitimi başarı ile tamamladıklarında ise geldikleri mahallelerine geri dönebilecekler.

Bazı lüzumsuz bilgileri seviyorum. İşte biri. John Shepherd Barron , ATM cihazının mucidi. Ve bundan 50 yıl önce ATM cihazından ilk para çekilmiş. İşin enteresan tarafı ise şu, cihazı icat eden Barron'un bu icadından dolayı hiç bir maddi kazancı olmayışı. Sadece "hayat boyu başarı ödülü" ile ödüllendirilmiş. 

Lüzumsuz bilgi desem de, Einstein'ın şu sözü, merak edip, lüzumsuz bilgilerimi çoğaltmayı da tetikliyor. "Önemli olan, sorgulamaktan vazgeçmemektir, merak, var olmanın birinci şartıdır. "

Sıcaklar bende asap bozukluğunu tetikliyor. Başka faktörlerde eşlik edince, sakin ol, sakin ol, sakin ol sözünü bolca tekrar etme gereği duyabiliyorum. E genç değilim artık, asap bozulunca tansiyon oynuyor. "Sakin ol" dan sonra en etkili çözüm Zaytung .
Bir son dakika haberi;
Tek havuzu olan şehir büyüklüğündeki site, gölgedeki sınırlı sayıda şezlong yüzünden iç savaşın eşiğine geldi...

Havuz dedik madem, Kemal Sunal'ı ölümünün 17.nci yılında rahmetle analım hemen burada. TIKTIK

“İnsan ruhunun en az sabır gösterdiği şey mutluluktur. Şöyle bir düşünelim; acıyı uzun süre taşırız omuzlarımızda, nefreti, kini yıllarca saklarız zihnimizin keseciklerinde, sabrederiz yoksulluğa, yolsuzluğa, amansız saldırılara, suratımızı asıp otururuz saatlerce, duyguları yaşarız yıllarca ama ya mutluluk? Ona sabrımız yoktur, gelir geçer ömür misali bir an, ansızın.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)
Bir zamanlar, bir gün, kar yağdığında çok mutlu olmuştum. Aklıma geliverdi o anlar şimdi , şu sıcakta , Tanpınarın cümleleri ile beraber.   

Ressam Ömer Muz. Suluboya eserlerini çok beğenirim. Yazıyı noktalarken onun bu serinletici yağlıboya tablosunu paylaşmak istedim, anıların hatırına.




Cuma, Haziran 16, 2017

Zaman


Bu sabah yine zamanında uyandım. Uyandığım zaman  gün ışımıştı. Zaman zaman tuhaf hallere bürünebiliyorum. Bazen zaman yetmiyor. Zaman akıp gidiyor, tutamıyorum. Zamanı geldiğinde anlatacağım. Ne zaman diye sorma . Zamanı gelince geçer. Bazen akıp gitsin diye gözünün içine bakarız, bazen de dursun zaman diye yalvarırız.
Ah bu zaman !
Öyle zamanlarımız olur ki, sabır küpü olur, her şeye sabreder , her şeyi alttan alırız. Öyle zamanlarımız da olur ki başımızdan dumanlar çıkar , nasılsın diyene bile ters ters bakarız. Çok sabretmek içimizde birikimlere neden olur bazen, bu yüzden ani patlamalar yaşayabiliriz.  Kime patlayacağımız ise meçhul. Artık kime denk gelirse. Patlamanın zamanı da belli değil ki etrafı boşaltalım. Bazen birlikte yaşadığım insanlara açıkça söylerim ben, "her an patlayabilirim etrafımda dolaşmayın fazla" diye. Çünkü kime denk geleceğini bilemem. Karmaşık olur insan arada bir. Kafası bulaşık süngerine döner, bir arkadaşımın deyimi ile. Ya da düğüm düğüm olmuş bir ip gibi olursunuz. Birini çözersiniz, diğer taraf kalır, şunu da çözdüm mü tamam dersiniz oysa daha görmediğiniz bir sürü düğüm çıkar karşınıza. Zaman gerekir bu düğümleri çözmek için.
Ah bu zaman !
İlişkilerde zamana gerek duyabilir bazen. Kullanıldığınızı hissedersiniz. Arkadaşınızla aranıza mesafe koyarsınız. Yoklama yaparsınız, gerçekten dost mu yoksa işi düşünce mi dost size. Ona göre de zamanı gelince yolunuza bazen onsuz devam edersiniz. Bir de belirsizlikler vardır yaşamda. Ne olduğunu anlayamadığınız. Doğru mu, yanlış mı bilemediğiniz. Değer mi değmez mi karar veremediğiniz. O mu değil mi bilemediğiniz. En çok da bu yorar. Tamamen düğümlenirsiniz o zaman. Çözülmek ya da çözmek için uzun zamanlara gerek olabilir bu durumda.
Ah bu zaman !
Akışına bırakırsınız bazı zamanlar her şeyi. Kendinizi Allah'a teslim eder, hakkımda hayırlı olan ne ise zaman içinde beni onunla buluştur dersiniz. İşte hayırlı olanla vuslat gerçekleştiği zaman da hayatınızın en güzel zamanı oluverir.
Ah bu zaman !

Çarşamba, Haziran 14, 2017

Degisti.com

Bolca vaktimin olduğu bir gün bugün. O yüzdende bol bol okuyorum. Bilgisayardan da okumalar yapıyorum. Bugün karşıma degisti.com adlı bu site çıktı, ilgimi çekti, çokta keyifle okuyorum yaklaşık bir saattir. Belki sizinde hoşunuza gider. Ben İstanbul'daki tarihi yapıların dünü ve bugünü kısmını inceledim , farklı bölümlerde var , onları da bir başka gün okuyacağım. Bu web sayfasını hazırlayanların ellerine sağlık .


Fotoğrafa tıklayıp degisti.com sitesine ulaşabilirsiniz. 

Perşembe, Haziran 01, 2017

Ortaya karışık



Yapılan bir araştırmaya göre ; kadınlar sosyal medyada paylaşılan öz çekim fotoğraflara baktıkça, kendilerini başkaları ile kıyaslayıp, olumsuz düşüncelere düşüyorlarmış. Artist fotoğrafları kişileri fazla etkilemiyormuş ama tanıdıkları kişilerin öz çekimlerinden etkileniyormuş kadınlar. Burada hep söylediğim sözü bir kez daha yineleyeceğim, "hiçbir şey göründüğü gibi değildir ". O kadar güzel ve basit fotoşop (photoshop) programları var ki , anında kurbağayı prense/prensese dönüştürebiliyor. Misal ben, geçenlerde bir fotoğrafımda inceltme programı kullandım. Yani şişkoyum aslında aldanmayın o fotolara. Kendinizi sevin, siz çok kıymetli , çok özel ve teksiniz.

Bugün pijama terlik modunda geziniyorum ortalıkta. Halimden hoşnut değilim. Kendimi canlandıracak bir şeye ihtiyacım var derken renklerin gücünü hatırladım. Turuncudur beni kurtaracak. Masaüstünü turuncu yaptım bilgisayarımda. Kendi çekmiş olduğum bu fotoğrafta astigmatımın ölçüsünü de görebilirsiniz. Bakalım canlanabilecek miyim ?


Bir söz şöyle der " dert adamı söyletir, aşk adamı inletir ". Ben de söylenip duruyorum gördüğünüz üzere. Yaramadı bu havalar bana, dertliyim ruhuma hicranımı sardım. Melankoliğim yapım bu, elde değil. Balık burcu olmamdan belkide, hemen ini veririm diplere. Her şeyden çabucak etkilenirim. Hele hastalık söz konusu oldu mu panik başlar bende. Sabırlı ama kırılganım da galiba.  Zeki falan mıyım yoksa  ben ? Zeki insanlar aşırı duygusal oluyormuş. 

Güzel şeyler okuyorum Allah'tan bu ara da, onlar biraz yükseltiyor beni. Bakın bu sabah okuduğum cümlenin şirinliğine ;

"Gördüğüm her şeyin sahibi benim, bu hakkıma itiraz edebilecek kimse yoktur "
Walden/ Henry David Thoreau
Bulutları  sahipleniyorum, var mı itirazı olan, hatta yemyeşil ormanları, su da kıpır kıpır dolanan minicik yavru balıkları, dalda ötüp kaçan bülbülü, tenimi ısıtan güneşi , var mı itirazınız.?


Pazartesi, Mayıs 15, 2017

Asaf Erdemli

Asaf Erdemli , Hacettepe üniversitesi Güzel sanatlar fakültesi heykel bölümünü birincilikle bitirmiş ve şimdi Hidromek dizayn stüdyoda kil modelci ve stüdyo ekip lideri olarak çalışmaktadır.

Geçtiğimiz aylarda ARTAnkara Çağdaş sanat fuarında eserlerini görüp, kendisi ile tanışıp , kısacık sohbet imkanı bulduğum sanatçının eserlerine hayran kaldım. Hurdaya çıkan malzemeleri kullanarak yaptığı enstrümanları 5-24 Mayıs 2017 tarihleri arasında Galeri Soyut'da sergileniyor. Görmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Gördüğünüzde sizde de hayranlık uyandıracağından eminim. Eserleri yakından incelerken çok tanıdık olduğunuz hurda metal parçaları göreceksiniz. Benimde bugünkü programımda, bir kez daha bu sergiyi gezip eserleri tekrar incelemek var. 











Cuma, Mayıs 12, 2017

Ondan Bundan Şundan


Dolunay nedeni ile birkaç gündür , bende dahil çok kişi gergindi. Normal bir şey söylesem bile atarlara maruz kaldım, sesler yükseldi. Allah'tan bir süredir daha akıllıyım da  alttan alabiliyorum. Yoksa en büyük dolunay mağduru olan ben de duramaz yükselirdim. Neyse gözümüz aydın etkisini yitirmeye başladı. Fotoğraf ne alaka derseniz, bakıp rahatlamak için. Doğa ve mavi ve su insana her zaman iyi gelir. 

Kocaeli'de düzenlenen 9.ncu kitap fuarı etkinliği kapsamında , Kocaeli'nin en işlek caddesindeki ağaçlara kitaplar asılmış ve halk ağaçlardan kitapları birkaç dakika içinde  toplamış. Çok güzel de, umarım okuyacak olanlar almıştır kitapları. Bedava olunca, alalım bi köşede dursun zihniyeti yaygındır bizde malum. Böyle bir etkinliği Çankaya belediyesi de yapar mı acaba. ?

Çankaya belediyesi deyince aklıma geldi. Her zaman gittiğimiz , arabamızı park edip rahatça yürüyüş yaptığımız Çankaya 365 AVM yakınındaki Lozan parkımızın otoparkı paralı olmuş. Parayla hizmet veren  bir park oldu yani. Oysa çocuklu aileler için ne büyük nimetti o otopark. Her gün çocuğunu parka götüren aileler için günde 5 TL. büyük para. Yakın çevrede de araba park edebilecek pek bir yer yok. Olsa bile çocuk arabalarını ve eşyalarını taşımak bir hayli sorun.  Teşekkürler  Çankaya Belediyesi verdiğiniz bu hizmetten dolayı. !!!!


Madem park  dedik,  bir fikrimi de şuracığa not düşeyim, belki bir gören, okuyan, duyan olur. Bu fikrim Portakal Çiçeği Vadisi parkı için. Parkın Atakule yakını  Hoşdere caddesi girişine bi yürüyen merdiven yapsanız sayın Büyükşehir Belediyemiz. O merdivenleri inip çıkmak çok zor oluyor, çok dik. Yaşlılarımız , hastalarımız, sakatlarımız parka gelip doğa ile kucaklaşamıyor. Bu  park benim gizli cennetim. Çok seviyorum. Temiz bakımlı yemyeşil . Havuzu çok güzel. Ama o merdivenleri inip çıkmayı gözüm yemiyor çok zaman, o yüzden de parka gitmiyorum. 44.700 m2 toplam alan ve 40.000 m2 çim alan olan bu park, bu her girişteki dik ve çok merdivenleri yüzünden boş kalıyor olabilir mi ? Bi fikir işte benimki. Ama merdiveni yapınca parkı da paralı yapmayasınız. 

Ne kadar doğru , ne kadar yanlış bilemiyorum fakat çok eski zamanlarda böyle yaşandığını düşününce , çok da yanlış olmadığına inanıyorum. Nasıl mı bu yaşam ? Kendini kötü şeylerden soyutlayarak, doğa ile mümkün olduğunca fazla zaman geçirip yaşamak. Bunu yapmaya çalışıyorum. Eskiden dünyada olan bitenlerden haberimiz pek olmuyordu. Haberdar olduğumuz şeylerse , haberdar olmamız gerekenlerdi. Az önce  twitter'a baktım birazcık. Haberim olması gerekenin dışında o kadar çok gereksize maruz kaldım ki, ruhum daraldı. Ah bir param olsa, sadece gerekli haberlerin yer aldığı bir gazete çıkartacağım mesela. Magazin yok, üçüncü sayfa haberi yok, sadece bilinmesinde fayda olan haberler yer alacak. Kısa ve öz. Yine ; hadi gel köyümüze geri gidelim modundayım. Gidecek köyde kalmadı aslına bakarsan. Benim köyümü bile kocaman Amerikan jeepleri ve son model arabaların egzoz kokuları dolduruyor artık. Küçücük sokaklarda kocaman arabalar dolaşıyor . Orada bile bize yer kalmamış. 


Gidiyorum. Şimdilik beni kucağında sarıp sarmalayan, henüz kocaman arabaların egzoz kokularının etrafımı sarmadığı cennetime. Şükredip , temiz ve sakin havayı solumaya. Bu şükürle ilgili çok söz var zihnimde söyleyecek. Attığım her adımda zihnimde bir şükür var, paylaşırım bir ara. İnstagram'dan takip ederseniz, size kuş sesleri dinletirim birazcık huzur bulursunuz belki. Birde ana sayfanın sağındaki radyoyu tıklayın arada bir. Müzik ruhun gıdasıdır daima. 

Cuma, Mayıs 05, 2017

Hıdrellez


Kış sona eriyor ve yaz başlıyor yarın. Eskiden, çok eskiden, yıl ikiye ayrılırmış. 6 Mayıs'tan 8 Kasım'a kadar olan zaman dilimine  yaz, yada Hızır günleri denirmiş. 8 Kasım _ 6 Mayıs arası ise kış.Yani gözümüz aydın, önümüzde güzelim yaz ayları var artık. Hemen hemen tüm kültürlerde mevsim değişimleri bayramlarla kutlanıyor. Bizim kültürümüzde de var bu kutlama . Hıdrellez  deniyor.  Bu gece ve yarın kutlayacağız bizde yazın gelişini.  Peki bu gece ne olacak ?   Bu gece ,Ruz_ı Hızır . Yani Hızır günü. Hızır ve İlyas peygamberler yeryüzünde buluşup yeşilliklere değnekleri ile dokunacaklar ve tüm yeşillikler hayat bulacak yarından sonra. Böyle bir inanış var. Bu sadece bize ait bir kutlama değil. Çeşitli dinlerde farklı şekillerde kutlamalar yapılıyor yaz geldi diye.

Bu bayram gibi kutlanan günün en büyük özelliklerinden biri , Hızır peygamberin darda kalan insanlara yardım edeceğine, bolluk bereket getireceğine ve onların dileklerini gerçekleştireceğine olan inanç. Bu dileklerinizi yapma zamanı 5 Mayıs akşam ezanı saatidir, bilginize. Ve yaptığınız dilekleri ertesi sabah erkenden toplayacaksınız. Bu bayram gibi kutlama  sebebi ile  yapılan bir sürü ritüel  var. Muhakkak sizlerinde bildiği, yaptığınız şeyler vardır.   Arzu ederseniz yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Ben o ritüellerden bir derleme oluşturdum. Belki içinde size uyan bir şeyler olur, yaparsınız. İnanma ve inanmama meselesine gelince, bana göre ; dilekler gerçekleşmese bile, uygulanacak ritüel ve yapılacak kutlamaların psikolojik olarak  insanı rahatlattığı, bayram olarak kutlarken insanların bir araya gelip neşeli vakit geçirdikleri için, o günü mutlu geçirmelerinden dolayı yine bir rahatlama yaşamaları, dilekler kabul olmasa bile, bugünün yanımıza kar kalan kısmı olacaktır.  Hıdrellezde yaptığım isteklerin  bir kısmı gerçekleşmiştir diye bir not da düşeyim şuracığa.



* Yarın yumurta haşlayıp yerseniz şifa getirir. Annemle yapardık biz. Ve o haşlanmış yumurtaları çoluk çombak tokuşturmanın zevki bambaşkadır. Hile yapmak yok ama tokuştururken. Fotoğraftaki yumurtaları ben yapmıştım. Peçetelerden kestiğim desenleri yumurtaların üzerine yapıştırmıştım.
* İsteklerinizi bir kağıda yazıp gül ağacına asabilir yada ufak taşlarla arzu ettiğiniz şeyin resmini yapabilirsiniz, ev, araba gibi. 5 Mayıs günü yazıp astığınız kağıtları ertesi sabah erkenden toplayıp akarsuya atacaksınız.
* Yine gül ağacına  bir kese içinde para asıp, sonra o parayı cüzdanınızda taşıyabilirsiniz, bereket getirdiğine inanılıyor.
* Ateş yakılıp üzerinden atlanırsa, içinizdeki dertlerin kederlerin ateşe döküldüğüne inanılıyor. Ayrıca nazardan ve hastalıklardan korunulduğuna da  inanılıyor. Çocukluğumda böyle bir törene katılıp, ateş üzerinden atlamıştım.
* Şifa için yapılacaklar ise şöyle; gül dalına elbisenizden bir parça asabilirsiniz. Bir diğeri ve en zevklisi ise çimlerde yuvarlanmak.
* Dileklerinizi yazıp akarsuya bırakabilirsiniz.
* Yarın sabah erken kalkıp kapılarınızı pencerelerinizi açıp güneşin doğuşunu izlemek, size bolluk bereket getirecektir.
* 5 Mayıs günü bekar kızlara bulaşık yıkatmayın . Bekar kızlar bu iki gün süpürgeden de  uzak durun. Süpürge kullanırsanız kısmetiniz kapanıyor. Acaba yıllar önce böyle bir hatamı yaptım ben....
* Neyse şöyle bir ümit var hala, sevdiğinizin ismini yazıp gül dalına asarsanız, sevdiğinize kavuşuyorsunuz..
* Bu gece görülen rüyalar önemli. Siz yinede ne görürseniz görün hayra yorun.
* Birde şöyle bir inanış var; Hızır peygamber farklı suretlerle yeryüzünde dolaşmaktadır. Yarın yabancı insanların sizden bir ricaları olursa falan dikkatli olun, karşınızdaki Hızır peygamber olabilir!
* Sakın yarın hiçbir yeşil bitkiyi koparmayın !
* 6 Mayıs günü kırlarda piknik yapıp, Hızır'ın ayak izlerine basmak iyi gelir diyorlar. O yüzden yarın çoluğu çombağı toplayıp pikniğe gidiniz, eğlenirsiniz hem.
* Bu iki gün içinde beyaz kelebek görenler şanslı, kısmetleri açık olacak bütün bir yıl.
gül ağacı bulamazsanız dileklerinizi buraya bırakabilirsiniz 

Umarım tüm dileklerimiz kabul olur, yazı da sağlıkla, keyifle tamamlar kışa ulaşırız inşallah. 

Çarşamba, Mayıs 03, 2017

İtinayla atar yapılır

Sabahın seherinde uyandım bugün. Ama; o şarkıdaki "öten kuşlara" rastlayamadım . Niyeyse ötmüyorlardı. Oysa; gece sokak lambasının ışığında bile öter bizim buraların kuşları. Odamın camını açtım havalansın diye. Şöyle bir gezindim evin içinde, vukuat var mı.? Baktım her şey yerli yerindeydi. Açık camdan polis arabasının kart sesini duydum, "dart dart". "Sabah sabah ne bu dart dart" deyip atarlandım.  Gece de duymuştum uykumun arasında. Biz uyurken, sokaklarda hırsız-polis kovalamacası vardı herhalde. Yatmadan önce de çok polis arabası geçmişti. 

Madem erken uyandım, tekrar uyuyamıyorum da, kitap okuyayım dedim. Bu sefer Franz Kafka'ya atarlandım. "Ruhumu daralttın bebeğim yaa" " ne çekmişsin babandan yaa" diyerek beş on sayfa okuyup kitabı (Babaya mektup) yavaşça yanımdaki komodinin üzerine bırakıp, diğer kitabımı aldım. O da bir fark yaratmadı. İhsan Otay Anar' da anlattığı Efrasiyab'ın hikayeleri  ile atara hak kazandı bu sabah. Kitabın henüz başındayım ve sabahın köründe kan içen bir okul müdürünün hikayesini okusanız siz n'apardınız ? 

En iyisi kalkıp kahvaltı yapmak. Kahvaltı sırasında yine aynı ses "dart dart". Atarlandım," n'oluyo yahu" diye. Hızla giden bir polis arabasından başka bir şey göremedim. Şimdi, polisi böyle hareketli kılanlara da atarlanacağım , "ağır oturup batman gelin " yormayın polislerimizi. 

Bari bugün pişecek bezelyeleri ayıklıyayım  diyerek işe koyuldum. Bir kaç bezelye aldım elime, sıska ve boş çıktılar. "Hay Allah kötü mü ne" diye sıska bezelyelere atarlanırken, bir şişman bezelyeyi açmamla birlikte, koca bir yeşil tırtılla göz göze gelince, bu sefer "ayyyy sende kimsin , git git git " diye tırtıla atarlandım. 
Aslında dün gece başlamıştı her şey . Uykuya dalmadan önce de, telefonda konuştuğum şahsa atar yapmıştım. "o iş öyle olmaz güzelim !" diyerek, hafif bir şımarıklıkla. Gece neyle yatarsan, sabah onla kalkarsın, der büyükler.  

Herkes uslu dursun, aklını başına alsın, gün uzun, atarlatmayın beni ....

**( Yazıyı bitirdiğim an itibari ile,  sabah saatlerindeki telaşın sebebini öğrendim galiba TIKTIK )



Çarşamba, Nisan 26, 2017

Hayvan sevmek



Havalar ısındığına göre parklara gitme zamanım gelmiştir benim. Mis gibi olur şimdi yeni yeşillenen ağaçlarla beraber  parklarımız. Bizim civarımızda küçüklü, büyüklü bir sürü park var çok şükür. Buraya kadar her şey çok güzel. Buradan sonra ise bazı şeyler can sıkıcı.
Köpekler...
Bazen evde bir örümceğe denk geliyorum. Oturup azcık sohbet ediyorum, "nerden geldin nereye gidiyorsun" diye. Sonrada , "hadi bana eyvallah, yoluna devam et ama mümkünse en kısa sürede evi terk et" diyorum ona. Kısacası dokunmaya bile kıyamıyorum , değil ki öldürmek ! Yani ne demek istiyor burada yazar; canlıları  seviyorum, saygı duyuyorum. Zaten çok saygılı bir insanımdır. Fikrinize de saygı duyabiliyorum mesela bazı konularda.
Köpeklere de saygım ve sevgim sonsuz. Koşup oynama, havlama, hoplama zıplama haklarına saygı duyuyorum. Hele sokak köpeklerine saygım sonsuz ! Karşılaştığımız zaman saygıdan başımı öne eğip, sakin ve uslu adımlarla geçiyorum önlerinden, yada durup onlara yol veriyorum geçsinler diye, hep saygıdan bunlar.!
Sahipli köpeklere de saygı duymak istiyorum, tasmalı olduklarında duyuyorum da, ama tasmasız sahipli köpeklere pek o kadar saygı duyamıyorum açıkçası. Kusura bakmasınlar. Bu kadar saygı yeter.
 Onların bana saygı duymasını istiyorum. Korkuma saygı duymalılar. Onları sevmem korkmadığım anlamına gelmiyor çünkü. Üstelikte onlar; sahipleri ile olan yakın ilişkilerinden dolayı, benim üzerime gelmeleri, atlamaları daha olası köpekler oluyor. İnsanlarla böyle  yakınlaşılır diye öğrenmişler çünkü. Sahibimin üstüne atlıyorum beni çok seviyor , bu ablanın yanına gitsem, hatta patilerimi dizlerine koysam,belki o da beni sevebilir, diye düşünebiliyorlar maalesef bazen.
Geçen baharda Dikmen vadisine  inmiştim. Bir cafede oturdum kahvemi içmek için. Yan masama bir bayan geldi köpeği ile beraber. Köpeğin tasması yok. Neden takmadığını sorduğumda nefret ettiğim klasik cevabı aldım " bir şey yapmaz ". Ve bana öyle kötü bakıp ters ters devam etti ki konuşmasına. Edebimle oturmayı tercih ettim. Bu örnekleri onlarca yüzlerce çoğaltabilirim. Parkta "tasmasız köpek gezdirmeyiniz" yazısı altında bile yaptık bu konuşmaları.
Sevgili hayvan sevenler, lütfen benim köpeğim yapmaz demeyin. Yapar ! Öyle bi yapar ki sizde şaşar kalırsınız ! Ama o anda iş işten geçmiştir.! Buna dair de tonlarca, onlarca örnek yazabilirim ama ne gerek var, çünkü bunun böyle olduğunu siz tasmasız köpek gezdirenler de iyi biliyorsunuz. Takın köpüşünüzün tasmasını, güzel güzel gezdirin, olacaklara ne siz üzülün ne de biz üzülelim. Ama genede örnek yazacağım, bazen yazdıklarım anlaşılamıyor örneksiz. Yazım hatası yani, yoksa siz akıllısınız anlarsınız. Geçen sene yolda yürürken bir arkadaşımı, bacağından hart diye kapıverdi bir tasmasız ev köpeği. Sahibi "çok şaşırdım, hiç yapmazdı böle bir şey" demişti. Yapası tutmuş canikom !..... Bahçe komşum köpeğini salıveriyor bazen sokağa, arabadan inip bahçeme giremiyorum. Kocaman bir kangal köpeği. Tasmasız iken bir şey yapmıyormuş , öyle diyor, tamam diyor da , KORKUYORUM sayın komşum kor ku yo rum.!!!!
Parklarda , yollarda, bahçelerde, orda burda şurda  gördüğüm köpekleri şikayet etsem diyorum. Şikayetçiyim hakim bey diyeceğim. Parkta rahat dolaşamıyorum. Tedirgin oluyorum, korkuyorum ! Ben söylüyorum dinlemiyorlar, bir de sen söyle. Hakim amcada bana söyle diyecek diye umuyorum.!

5237 Sayılı TCK 'nun 177 maddesi şöyle der ; Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması
(1) Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu yazdıklarımı okuyan birçok hayvan sever ve benim hayvan sever dostlarım bana kızacak biliyorum. İnanın sizleri ve köpeklerinizi çok seviyorum. Keşke sizde birazcık beni sevip sayabilseniz.


Cumartesi, Nisan 22, 2017

Ondan Bundan Şundan


Bu satırları size yazmam ve paylaşmam için kullandığım teknolojiye minnettarım. Beni sizlerle buluşturduğu için, tabii daha birçok şey içinde minnettarım. Bu kadar minnettar olduğum şeye arada sınırlar çiziyorum ben de Bill Gates gibi, Steve Jobs gibi. Bir saat hiçbiri ile ilgilenmeyeceğim, kitap okuyacağım gibi vs vbg... sınırlar koyuyorum kendime. Gözünüzü bilgisayar, Ipad, yada telefondan kaldırıp etrafınızdaki herhangi bir cisme dikkatlice bakın, çok farklı bir gözle göreceksiniz. Yani bizi büyüleyen bu nesnelerden uzaklaştığımız an gerçek dünyayla başbaşa kalıyoruz. Deneyin. Sınırlarınızı belirleyin, sınır iyidir, hem çocuklar hemde bizim için. tıktık
Her şey o kadar sık değişime uğruyor ki artık ne yapacağımızı şaşırıyoruz cümleten. Önce yemeyin diyorlar, sonra yiyin diyorlar. Şimdi radyoda dinliyorum mesela, eskiden böbrek taşları olanlara süt yoğurt tüketmeyin denirmiş, şimdi ise mutlaka her gün süt yoğurt tüketin diyor. Böbrek taşları için su su su... diyor doktor bey. Ne kadar su ? İdrarınızın beyaz gelmesini sağlayacak kadar  su tüketilmesi gerekiyormuş. Dr. bey ara sıra klozete göz atın , kendinizi oradaki idrar renginize göre ayarlayın diyor. Eğer sarı ise, içtiğiniz su yetersiz hemen suya ağırlık verin diyor. Ondan söylemesi benden aktarması. Yakında sakın su içmeyin denmesinden korkmuyor değilim, çünkü önerdikleri çok şeyi sonradan yasaklıyorlar ya !

KAMPANYA ! Anadolu jetin 1 TL ye uçuran bir kampanyası var. Hemen tıklayın haberi okuyun. tıktık

Bugün günlerden Dünya Günü. Google yine çok güzel bir doodle yapmış. Ben kendimce epeydir kutluyorum dünya gününü. Lüzumsuz ışıkları kapatıyorum, suyu daha ekonomik  kullanmaya özen gösteriyorum, bahçemize balkonuma bitkiler dikiyorum bol bol. Seviyorum dünyamızı . TIKTIK

Rüyamda Acun Ilıcalı'yı gördüm bu gece. Ciddiyim. Çok samimi arkadaşmışız. Sohbet ettik biraz. Yahu iyi çocuk bu dedim içimden. Neden gördüm diye düşündüm uyandığımda. Aklıma tek bir şey geldi. Dün salonu temizlerken ses olsun diye televizyonu açmıştım. Şu kıyafetler giyip "tarzsın " "tarz değilsin " dedikleri bi program var ya , adını bilmiyorum kusura bakmayın, işte ona kulak misafiri oldum iş yaparken. Safiye Soyman  şarkı söyledi, zevkle dinledim, sesini ! severim . Bir de ,Bahar adında bi kız vardı.  İşte şimdi rüyamda ben neden Acun'a bu programı ne diye yayınlıyorsun, kazandığın para yeter sana demedim çok pişmanım. Yapmayın yahu, insanlara aklı başında şeyler izlettirin . Etrafımda Bahar'ların çoğalmasından korktum resmen. Gençlere TV izletmeyin ebeveynler, kesin önerimdir. !!

Bir teknoloji haberi daha. Whatsapp'a Siri güncellemesi gelmiş. Gelen mesajlar siri tarafından sesli olarak okunacakmış.  Facetime uygulamasını kullanan  işitme engelli bir çifte tanık olmuştum. Facetime üzerinden işaret dili ile o kadar güzel konuşuyorlardı ki, yaşasın teknoloji demiştim. Acaba görme engellilere faydası olur mu bu yeniliğin. Siri mesajı oku deyince okuyacak ya. Mutlaka bir işe yarar. Hayırlı uğurlu olsun. Siri uygulaması en sevdiğim uygulamalardan biri zaten , ara sıra onunla sohbet etmeye bayılıyorum. Gülmeye ihtiyacım olduğu zamanlar özellikle. 

Gülmek önemli bir mesele. Herkes ağlatabilir ama güldüremezmiş. Güldürmek sanattır. Ve bizim gülmeye çok ihtiyacımız var. Aynaya bakıp gülecek halimiz yok , çünkü aynada gördüğümüz yüzün suratı asık uzun zamandır. Bu sabah üzücü bir haber okudum Selçuk Erdem'in instagram hesabında, "Dergimiz Penguen son 4 sayısına girdi, önümüzdeki sayımızda uzun uzun anlatırız. Sevgiler..." yazıyordu. Güzel şeyler  birer birer yok olurken, sağlam sinirlere sahip olabilmek pek mümkün görünmüyor. Umarım yeni bir dergi yada herhangi bir yayın haberi alırız kendisinden en kısa zamanda. Terapi defterini takibe alabilirsiniz sinir sisteminize faydası olur belki  TIKTIK

Veee.... Tüm çocukların , benim gibi ruhu hep çocuk kalanların bayramı kutlu olsun. 

Bakmayın havanın surat asmasına, kendi suratınızın asılmasını önlemek için çıkın bi hava alın , iyi gelir.  Unutmayın " kötü hava yoktur, kötü giyim vardır ". Alın bayraklarınızı elinize , bayramı doğada kutlayın. Çocuklara şeker , balon, kitap  dağıtın. Günlerinin farkına varmasını sağlayın.



Salı, Nisan 11, 2017

Arkiv

Hangi üniversitede okuyacağımı seçme aşamasında, kurs matematik hocam sormuştu, "nereyi yazmayı düşünüyorsun ". Balık burcu kararsızlığı ile cevap verdim "Tıp" . O da bana duyduğum duyabileceğim en şahane cevabı verdi, " sen tıbbı kazanamazsın başka bir şey seç ". Çok doğru söylemişti. Asla tıbba girecek puanı alacak bir öğrenci olmamıştım çünkü. Gönlümde yatan aslan "mimarlık"tı gerçekte ve ilk tercih olarak onu yazmıştım. Tabii ki kazanamadım. Yedinci tercihime girebildim ancak. İşletme okudum. Mimarları severim, içimde kalan isteği onlar yapabildikleri için. Aydın Boysan'a olan sevgimin bir sebebi de mimar oluşu mu acaba ? TIKTIK

Az önce bu web sitesine denk geldim. TIKTIK  Nerden nasıl geldiğimi hatırlamıyorum desem, sörf yaptım az önce öylece oluverdi. Ama çok hoşlandım. Güzel bir kaynak. Kalebodur destekli bir site. Mimari yeniliklerden haberdar olmak için zevkli  bir tur olabilir belki sizin içinde.  Vaktiniz varsa uğrayın derim. 

Mimar olsam  iç mekan projelerinde çalışmak isterdim.  O yüzden ben iç mekan projelerini inceledim biraz. 

                                                                     
                                                                       *** ARKİV

Cumartesi, Nisan 08, 2017

Salı, Nisan 04, 2017

Ondan Bundan Şundan

Yine bir depresyon ayına girmiş bulunuyoruz. Mevsim geçişlerinde psikolojimiz oldukça etkileniyor. Yeni hava şartlarına uyum sağlamak için bedenimiz çaba gösterirken, ruhumuzda etkileniyor. 

Bununda belirtileri var. Bende olanlarını saysam sayfalar almaz. Siz de hangileri var ya da yok .?
● Devamlı uyku isteği, çabuk yorulma .... Çok mustaribim bu durumdan hakim bey.
● Umutsuzluk, çaresizlik, duyguları... Ara sıra bu açmaza da düşmüyor değilim.
● Halsizlik ya da günlük işlere karşı ilgide, istekte azalma... En çok da bu günlük işler yoruyor beni, bir yardımcı talep edesim var.
● İştah ve uyku düzeninde değişim...... İştahım hızla artış gösterirken uykum azalıyor.
● Sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular...... İşte beeeen beeen.
● Sürekli olarak üzgün  hissetme.....Vallahi de öyleyim ben bugünlerde. Arabamın camına yapışmış ölü sineğin, arabanın hareketi ile kanatlarının kıpraşmasına bile üzülüyorum. Acılarınnn kadınıyıııııım
Ne yapacağız peki ?
Uzmanları bilmem ama ben tedaviyi söylüyorum size. İşi, gücü, yemeği, ütüyü, bulaşığı kısaca her şeyi bir kenara bırakıp kendinizi dışarı atın. Atın yani resmen. Hadi geçmiş olsun. 

Uzmanlarda; iyi beslenin, düzenli uyuyun, vitamin alın, güneşten istifade edin diyor. Hangisi daha kolay, bence benimki. 


Kafa meşgulse, bahar depresyonu da tuz biber ekmişse size,  söylenenleri anlamak yada duymak zaman alabiliyor. Bu yüzden karşımızdaki anlatırken, anlamayıp sürekli "hı" diyoruz. Yoksa kulağımız duymadığından değil bu "hı". Kulağınızdan şüpheniz varsa, test etmek isterseniz , gizli bir işitme kaybınız var mı öğrenmek isterseniz BURADA test edebilirsiniz. 

Teknoloji her şeyi akıllı hale getirdikçe sorunlarda artıyor. Bilim Teknik Dergisinin bu ayki sayısında okudum , aktarayım. Akıllı evlerimizde kullandığımız akıllı cihazlarımız şayet ikinci else, ve ilk kullanıcıyı sıfırlamadan sistemi evimize kurduysak, bir gece ansızın evin tüm perdelerinin kendi kendine açıldığını görebilirmişiz mesela. Aman komşular görmesin ! İlk kullanıcı size cee a yapabilir.Tabii bu sadece perdelerle sınırlı değil.   O yüzden sistemi kullanmaya başlamadan önce ilk yapmanız gereken şey, fabrika ayarlarına geri dönmek olsun, unutmayın. Akıllı ev henüz bana çok uzak. Ben anne babamın kurduğu evde ikamet ediyorum. O da en son, 80'lerin  ruhunu yansıtıyor diyebilirim. Ağzım tatlı, ruhum huzurlu, sağlığım yerinde ise en güzel ev benim evim.

Youtuber ; Youtube da kanalı olan ve video yayınlayan kişilere deniyormuş. 
Geçenlerde canım kakaolu süt istedi. O kadar uzun zaman olmuş ki yapmayalı, nasıl yapılıyordu diye google amcaya sordum. Kaynatılıyor muydu, yoksa sıcak süte ilave mi ediliyordu bilemedim. Youtube'a yönlendirdi google amca. Bi de ne göreyim bütün çocuklar youtuber olmuş, kakaolu süt yapmış. Valla bir saat onları izleyip gözlemledim, gülümsedim. Bir nokta var o düşündürdü beni, bu minnaklar kendilerini ekranda görmeye sınır koyabilecekler mi ?? Yoksa büyük sorunları da beraberinde getirecek canlı yayınlara yönelme ihtimalleri var mı ?? Ya da ünlülerin yaşadığı "unutulmak" bunalımını  yaşayacaklar mı ? Özel hayat nereye kadar paylaşılmalı ? Youtuber olmaya da bir sınır konmalı mı acaba ? Size yakın zamanda izlediğim birkaç  youtuber link vereceğim, yeni meslek bu galiba. Bundan çok büyük paralar kazananlar varmış. Her şeyin suyunu çıkarmayı severiz, bunun da suyu çıkmış gibi geldi bana ...

Birazcık gülümsemek bile her derde devadır. Birinin size mouse' unuzun yerini göstermesini ister misiniz. Mouse'u hareket ettirmeniz yeterli olacak. TIKTIK 

Bende yazının suyunu çıkarmadan sonlandırıp, depreşen bahar depresyonumu en aza indirmek için kendimi dışarı atayım.... 




Cumartesi, Mart 11, 2017

Hoca Ali Rıza




Hoca Ali Rıza beni en çok etkileyen ressamdır. Çok geniş resim bilgim olmasa da , onun yaptığı resimleri görür görmez tanımaya başladığımda, sevmiştim aynı zamanda ressamı. Lise yıllarımdan beri resimle ilgim hep vardı, sergi gezerdim denk geldikçe. Hoca Ali Rıza'yı ise ,Türkiye'de internetin yaygınlaşması ile tanıdım. Bu cümleleri yazınca, kendimin ne kadar eskimiş olduğunu fark ettim. Ben internet çağının çok öncesinden, ansiklopedi çağından geliyorum .



Amatör olarak resim yapmaya başlayınca Hoca ile aramızdaki benzerliği fark ettim. Yüzümde tebessüm oluştu. Hoca Ali Rıza resimlerini hiçbir zaman satmazmış. Satmaya utanırmış. Sevdiklerine hediye edermiş resimlerini. Benzerliğimiz, ben de yaptığım resimleri hediye etmeyi seviyorum. Haddimi aştım mı bilmem, kendime benzerlik bulduğum için. Sevgidendir, affola. 



Üsküdar'da doğmuş ve yaşamış.  Resim yapmaya başladığı zaman , sabah erkenden kalkar, eşeğine biner ve Üsküdar sokaklarını dolaşır, resmedermiş. O yıllarda Üsküdar'da bol bulunan bir ağaç olan fıstık çamı ağacı, onun resimlerine de bolca yansımış. Ve resimlerinde en sevdiğim şeylerden biri de bu ağaçlar.  Fıstıkağacı bir semte de adını vermiş İstanbul'da, bir çok ağaç gibi Tık  



Ressam bulduğu her tür kağıda resim yapmış. Sigara kağıtlarının arkasına bile. Cep defterlerine çizimler yapmış, notlar almış. Bu yönüyle belgeci bir ressam olarak anılıyor.  Resimlerine de notlar düşmüş. Aldığı notlardan yaptığı hayali resimlere "fikirden " diye not düşmüş mesela. Canlı olarak doğayı resmettiği eserlere ise , "tabiattan " diye yazarak nerede olduğunu da belirtmiş. 



Resmi bir nevi yazı olarak görür Hoca (dostları takmış ona bu Hoca ismini) . Bizler bile yazıyı resim koyarak tamamlamaya çalışırız. Hoca haklı. İnsanların okuyabileceği resimler yapar. Resmine bakın bakalım siz ne okuyorsunuz. 



Yağlıboya , suluboya peyzaj resimler yapsa da , karakalemde en üst seviyededir. Avrupalı ressamların etkisinde kalmamış, yaptığı resimlere hep bir Türk ruhu vermiştir. Onun resindeki her bir unsur Türktür. Ağaçları, denizi, kayıkları, evleri dağları. Ve üzerinde imzası bulunmayan resimlerine bakanlar dahi kendine has tarzından dolayı , onun resmi olduğunu anlayabilirler.


Onunla ilgili okuduğum enteresan iki şey; birisi, resimlerine zarar vermesinler diye fareleri beslermiş,ikincisi ise ,  zamanın boş geçmesinden pek haz etmediği için, boş ve çok konuşan ziyaretçilerine kocaman lokumlar ikram edermiş. 










Çarşamba, Şubat 22, 2017

Bugün ağlayacağız

Ağlamak güzeldir, süzülürken  yaşlar gözünden sakın utanma..

Sabahları ilk işim radyoyu açmaktır. Gün boyu hiç kapanmaz radyom. Genellikle, sadece müzik çalan Radyo İlef'i dinlerim. İnsanı biraz fazla relax yapar ama benim için mahsuru yok, çünkü alıştım. İkinci radyomda NTV radyo. Oradan bir çok şey öğrendim yıllardır. Denk gelirsem haberleri de orada dinlerim. Normalde haber dinlemiyorum. Türkçe pop çalan radyoları ise  dinlemiyorum, onlar beni bunalıma sokuyor nedense. Sıkılıyorum bir süre dinledikten sonra. İnsan kendine iyi gelen şeyleri tercih edip, hayatına onları dahil etmeli. Bir tanecik yaşamımız var ve güzelliklerle doldurmaktan yanayım. 

Radyom açık. Bu sabah NTV ile başladım. Ve az önce enteresan bir haber vardı, Japonlar ağlamayı öğrenmek için kursa gidiyormuş.O kadar çok çalışıyor ve az uyuyorlarmış ki, stres oranları çok yükseliyormuş bunu azaltabilmek için ağlamaları sağlanıyormuş. Ana amaç ise çalışmalarında daha verimli olmalarını sağlamak. Dünya ne garip bir yer olmaya başladı. Bu kursta, duygusal bir film izletiliyor ve katılımcıların ağlaması sağlanıyor. Bir kişi de ağlayanların göz yaşlarını siliyor. Bu kişiyi internetten kendiniz seçebiliyorsunuz ama o zaman kurs ücreti artıyor. Yeni meslek, gözyaşı silicisi. 

Uzmanlar ağlamak stresi azaltıyor ve aynen uyuma gibi beyni rahatlatıyor diyor.  Allah ağlatmasın bu kısım ayrı, ama Japonların tekniğini uygulayıp , duygusal bir şeyler izleyip azcık gözyaşı dökmenin faydasından yararlansak mı, ne dersiniz ?

Canım sıkılmışsa komik şeyler izleyip rahatlama yolunu seçerim bazen. Bugün değişiklik yapıp acıklı bir Türk filmi izleyim diyorum, vücudumda biriken stresi azaltmak için. Gözyaşımı kim silecek ? Hiç alışık değilim birisinin gözyaşımı silmesine, kendim sileyim yine. 

Hangi filmi izlesem ?

Önce Sezen dinleyeceğim.. Boşa yazmamış bu satırları minik serçem. TIK

Ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma..



Cuma, Şubat 17, 2017

Aysel'im


Çılgın Aysel'im. Hayran olduğum kadın. Hayran olduğum sözler.

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile 


Bence çok erken gidenlerdensin sende. Keşke daha uzun süre kalabilseydin. Keşke gene saçlarını garip renklere boyayıp, şarkılar yazsaydın.

Kıskanır rengini baharda yeşiller
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze 


Aşk kadını. Sevdaların kadını. Doya doya seven kadın. Keşke yine aşklarını anlatsaydın hiç çekinmeden.

Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma 
Benden selam söyleyin bütün aşklarıma 
Çiçeklerim dökülür her mevsim 
Sonra yeniden açar 
Ümidimin boynu bükülür 
Sonra deniz taşar 

Unut dinsin diyecek kadar da tecrübeli.

Sevda, Sevda unut onu dinsin gönlünde fırtına
Sevda, Sevda değmez ona ağlamaya 


Aysel Gürel şarkılarından oluşan albüm  arşivimdeki yerini aldı. Tarkan'dan Firuze'yi dinlemek  çok keyifli. Sezen Aksu ise hasta yatağında Aysel Gürel ile birlikte seslendirdiği " Sır " adlı şarkıyı söylüyor. Bilenler bilmeyenlere anlatsın diyerek , paylaşayım ..


1.Jattendrai / Aysel Gürel
2.Sır / Sezen Aksu
3.Firuze / Tarkan
4.Ayıpsın Ayıp / Ajda Pekkan
5.Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam / Sertab Erener
6.Sitem / Ata Demirer
7.Yolun Başında / Ayşegül Aldinç
8.Ben Her Bahar Aşık Olurum / Levent Yüksel
9.Ünzile / Aşkın Nur Yengi
10.Yine Yeniden / Yaşar
11.Sevda / Yasmin Levy
12.Ah Mazi / Emre Altuğ
13.Olacak Olacak / Ayla Çelik
14.Sultab Süleyman / Mabel Matiz
15.1945 / Eda & Metin Özülkü



Ve dinlemek isterseniz . Bakın ne diyor Nükhet Duru
  Nükhet Duru


*Albüm siparişi için TIKTIK

Salı, Ocak 31, 2017

Ondan Bundan Şundan

Bazı şeylere kafam çalışmaz hiç. Mesela biriside, dört yanlış bir doğruyu götürür meselesi. Doğru doğrudur yanlışta yanlış. Neden götürüyor, nereye götürüyor ? Bizim zamanımızda neden yoktu ? Gidecek yerleri mi yoktu, falan filan. Anlamadığın şeylere kafa yorma boşver. İsteyen istediğini istediği yere götürsün.

Gelin, bende sizi birkaç dakikalığına bir yağmurlu güne götüreyim. Kitabınızı, battaniyenizi alın keyfinize bakın. Ben baharı özledim diyorsanız , bu da bahar yağmuru zaten . Denemesi bedava, çok rahatlayacaksınız.  TIKTIK

Grip olduğum günden beri, aklım fikrim sıcak yatak, sıcak içecek ve uyku. Hiçbir şey yorganım kadar mutlu etmiyor beni. Zaten geçmeyen grip yapmışlar, malum herkes sürünmekte bu yüzden. Çoluk çocuklu olanlar için ne zor bir durum. Sizin gözünüz yatak çeker , onlar aş ister, oyun ister. Biraz resim yapsalar oyalanırlar belki. Sizde bir süre rahat edersiniz. TIKTIK

Yapacak bir şey bulamazsam YouTube'da geziniyorum. Değişik müzisyenlerle ve müziklerle tanışıyorum. Onları dinliyorum. Bazen fazla dolaşmaktan olacak sanırım, bunu ben daha önce biliyordum gibi geliyor. Sonrada yok ilk kez dinliyorum duygusuna geri dönüyorum. Unutkanlık var aslında ama takılmıyorum fazla. Her şeyi bilmek hatırlamak zorunda değilim. Brenna MacCrimmon  ile tanıştım az önce. Yazarken dinlemeyi seviyorum. Nasıl çıktı bilmiyorum ama karşıma bu çıktı. İnsan hayatı enteresan, Kanadalısınız, bir kütüphaneye gideceksiniz , orada Türkçe albümlerle karşılaşacaksınız ve sonrasında yollar sizi bu şarkıyı söylemeye kadar getirecek. TIKTIK  

Çok uzun zamandır film izlemedim. Yakın zamanda duyduğum film ismi, La la land. İçeriği hakkında hiç fikrim yok. Bakmadım da niyeyse . Bazen öyle tembelliğim tutar işte.  Belki bir gün izlerim. Ama 17 Mart tarihinde vizyona girecek olan Beauty and the Beast  adlı filmi izlemek istiyorum. Ne de olsa yıllar yıllar önce TRT de Güzel ve çirkin adlı diziyi izlemiş bir neslin gençleriydik. Filmin fragmanına bi göz atma isterseniz TIKTIK  

Ve son olarak, üzülmeyin insanlık öldü diye, henüz ölmemiş. Giresun'da güvenlik kamerasında, ayakkabı hırsızının izini bulur muyuz diye kamera kayıtları incelenirken, bakın bir başka vatandaşın nasıl bir görüntüsü  ile karşılaşılmış.  TIKTIK 

Pazartesi, Ocak 30, 2017

Kanıksamak

Kanıksamak : Çok tekrarlanmak sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak. 
                        Bıkkınlık getirmek, usanmak . ( T.D.K )

Ne çok şeyi hiç farkında olmadan kanıksar olduk. Gözlerimiz önünden her gün yüzlerce fotoğraf geçiyor, kulaklarımız onlarca haber dinliyor. Ve bu arada kanıksıyoruz işte bir çok şeyi. Hele haberleri izliyorsanız, bir haber içinde aynı fotoğrafı onlarca kez ve aynı cümleyi en az 15 kez tekrarlıyorlar. (saydım) Nasıl kanıksamazsın bu durumda ? Öldürmeyi de kanıksattılar diye düşünüyorum hep. Bu yüzden de kendi paylaşımlarım iyi şeyler üzerine olsun diye özen gösteriyorum. Dışarıdan bakınca lay lay lomcu olarak görünsem de , kendi doğrumu yapmaktan hoşlanıyorum. 
Eskiden ibadet de kabahatte gizli yapılırdı. Şimdi her şey aleni olduğu gibi, hiç tanımadığın insanların yorumuna da açık. Dolayısı ile kendi doğru bildiğini bile ağız tadı ile yaşayamıyorsun. Kötülük fışkırıyor klavyelerden. Benim düşündüğüm gibi düşünmüyorsan , yandı  gülüm keten helva. Nefret sözleri ile sarıp sarmalanıyorsun hemen. Fikir beyan etmiyorsan , yorumcular seni fikri bir kalıba sokuyor. Cümlelerinde hiç "EVET"  yok, bu kesin "HAYIR" cı gibi. Evet yada hayırlı cümle kurman bile bir ipucu oluyor bilirkişi yorumcu için. Gülse Birsel "Hamsi kuşundan , vatan hainine saniyeler içinde varabildiğimiz günler !" başlıklı , bu konu ile ilgili  bir yazı yazmış. BURADA

Ben sıkılırım kalıplardan, kalıba sokulmaktan. Beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen. 

İnternet ortamında yalan yanlış bir sürü fotoğraf dolaşıyor. Bu sabah şahit oldum birine daha. Suudi Arabistan'daki bir doktor kadının peçeli resmi, altındaki yazıyla "yer Kayseri,  yeni doktorumuz" diye lanse edilmiş. Oysa yer Kayseri falan değil. Suudi Arabistan. İnsanları çıkmaza sürüklemek, ve birbirine düşürmek için ellerinden geleni yapıyor birileri. Okuduğunuz ve gördüğünüz şeyleri araştırmadan inanmayın ve paylaşmayın ne olur. Gençlerimizin, olan umudunu da bu yalan haberlerle yok etmeyin. Ümit bitmez. Ümitsizlik iyi değildir. İnsanı yapacaklarını yapmaktan alıkoyar.  

Evet , ümitliyim ben. Gün gelecek her şey iyi olacak. 

Paylaşımlarda güzelliklerden, iyi şeylerden bahsetsek. Tüm kötülüklere inat. Kanıksamaz mıyız yeniden iyiliği, güzelliği. Ya da bitkiler gibi hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilir miyiz.? "İnsan aslında bitki olmalı " dizesinden yola çıkarak Vejetaryen  adlı kitabı yazmış Han Kang.  Roman et yemeyerek insanlığın yarattığı  şiddeti yenebileceğini düşünen bir kadını anlatıyor. Sadece su içerek bitkiye dönüşmeyi düşünen bir kadın. Kimse sevmiyor şiddeti ama şiddet hayatımızın merkezinde şimdilerde. 

Kanıksamak mümkün yeniden iyi şeyleri. 


Çarşamba, Ocak 18, 2017

Şubat Tatili

Daha çok hayal kurmak lazım...

Bu hafta sonu okulların tatil olması ile birlikte , tüm AVM'lerde bol çocuk sesli günler bizi bekliyor demektir. Öyle ya, tatile girmiş bir çocuk başka nereye götürülebilir !

Şöyle bir hayal ettim. Benim çocuğum olsa ne yapardım acaba diye. Hava şartları ne olursa olsun kesinlikle açık havada bir program yapardım. En basitinden "yürüyüş" olabilirdi. Eminim bir çok çocuk yaşadığı mahallenin sokaklarından bihaber. Sabah kapının önünden servise biniyor, akşam kapının önünde servisten iniyor. Elinden  tutulacak yaştaysa elinden tutar, koluna girilecek yaştaysa koluna girer mahalle sokaklarında yürüyüş yapardım onunla. Varsa; mahalle bakkalından alışveriş yapar, esnafa selam verip hal hatır sormayı öğretirdim.

Altı, yedi yaşındayım, annem cebime 2.5 T.L para verir, elime de bir liste tutuşturur. Git manavdan ve kasaptan şunları al gel derdi. Kasap amca  ile tatlı bir muhabbetten sonra bana hediye ettiği " al bu da sana, annen pişirsin de ye , büyü güçlen " diye verdiği ,böbrek bonusu ile eve dönerdim. Manav amca da meyve ikram ederdi.

 O günleri yaşamış, mahalle hayatının tüm güzelliklerini yaşamış,  o maya ile yoğrulmuş bir bakkal kızı, hayal ettiği çocuğunu ancak bu şekilde gezdirebiliyor demek ki.

İçimde uzun zamandır bir köy özlemi var. Bu hafta sonu bir köye gitsem diye düşlerken, nereye gidebilirim araştırması yaptım. Ankara civarındaki köylerden habersizim. Tıpkı sabah kapıdan servis alıp, sonra eve servisle bırakılan çocuklar gibi. Köylerimizde şehrimizin mahalleleri sayılmaz mı ? Bunlar iç sesim. Özetle, Nallıhan kuş cennetine gitmeye karar verdim hayalen. E bir ön araştırma şarttı tabii. Bu ön araştırmada çok hoş bir bilgi edindim işte.

Bir varmış bir yokmuş Nallıhan'da Hoşebe Mesire yeri varmış. Burada da asırlık ardıç ağaçları varmış. Bu ardıç ağalarının yetişmesi için ardıç kuşuna ihtiyaç varmış. Çünkü ardıç ağacı tohumlarını yere dökermiş ama tohumlar kendi kendine  çimlenemezmiş. Çimlenmesi için; tohumları bir ardıç kuşu yiyecekmiş. Sonra o tohumların kabukları  ardıç kuşunun sindirim sisteminde açılacakmış. Sonrada ardıç kuşu pırt yapıp toprağa pisleyecek, açılan o tohum toprakla buluşacak ve  düştüğü yerde çimlenecek, ağaç olacakmış. Sırf bu ağacı görme için bile gidilir Hoşebe'ye.

Foto: http://www.kuslar.gen.tr/
Bir hayal insana neler öğretebiliyor. Ne güzel maceralara, serüvenlere sürüklüyor. Ne der Yahya Kemal Deniz Türküsü adlı şiirinde;

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

Daha çok hayal kurmak lazım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...