benden şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benden şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 02, 2021

Beyin sisi

 


Zaman yine çok hızlı akıyor ve biz "yaşayamadan" yaşlanıyoruz. Daha ne kadar yaşamdan uzak kalacağız belirsiz.  

Yaşamak nedir ?

Göz göze gelmektir yaşamak. Dokunmaktır. Sevmektir. Doğanın sesini duymaktır. Nefes almaktır. Kısıtlanmadan , özgürce konuşmaktır.  Kısacası son bir yıldır yapamadığımız her şeydir artık  bana göre yaşamak. 

Yoruldum. Eminim siz de yoruldunuz. Bu arada beynimizde yoruldu. Güncel tabiri ile " beyin sisi " yaşıyoruz.  Herkes dalgınlıktan, unutkanlıktan şikayetçi. Beynin yorulduğunu, sislendiğini gösteren belirtilerin kaçı var sizde ?

Unutkanlık

Odaklanamama

Algılama eksikliği

Öğrenme ve ezberleme zorluğu

Çabuk sinirlenme 

Dikkatsizlik

Uyuklama

Peki tüm  bunlardan kurtulmak için ne yapmak lazım derseniz, bir an önce şu yasaklardan kurtulmak derim. Çünkü çare ve tedavi olarak önerilenlerin en başında günde 30 dakika yürüyüş geliyor, sevdiklerinizle bir arada olmak geliyor, stresten uzak olmak  geliyor. Beni bu güzel  havalar mahvetti der Orhan Veli , bizi de bu kısıtlamalar mahvetti . 

Önümüz yaz ve  çoğunluk yine evde kalacak. Gidenleri ise ; "Dönüşünüzde kapanırız yine büyük ihtimal, o yüzden bol enerji depolayın, iyi tatiller " deyip yolcu edeceğiz. Kalanlar olarak ne yapacağız peki ?



Benim listemde ilk olarak  Sırla seramik sırlama stüdyosunda bir workshop'a katılmak var. Bu objeye bayıldım mesela, bende yapmak istiyorum. Beynimde oluşan sise de iyi geleceğini düşünüyorum. Sizde katılmak isterseniz nerede olduğunuzun önemi yok, online katılımlar da gerçekleştiriyorlar. Kendi arkadaşlarınızla özel grup olarak katılabilirsiniz. Alternatif çok.  İnstagram'dan takibe alıp, bilgi edinebilirsiniz.Derslere katılmasanız  bile Sırla sahibi Ekin hanımın fırın açışını mutlaka izleyin hikayelerinden. İnstagram adresleri BURADA  

Listemdeki ikinci seçenek Astroloji... 

Astrolog olayım diyorum. Online derslere katılayım. İnstagram'da canlı yayınlar yapayım, burçları yorumlayım. Hatta an itibari ile başlıyorum yorumlara. Okuduktan sonra  sizde bana, astrolog olup olamayacağımı yorumla bildirin olur mu ? 

İlk olarak her zaman en sona kalan ve benim de burcum olan balık burcundan başlayacağım. O kadar torpil olsun. Yükselen burçlarınızı okumayı unutmayın.

Balık ve yükselen balık

En iyi burç sensin, en güzel insan senin burcunda, en en en her şeyin en iyisisin. Mayıs ayında gönülden dilediğin ne varsa hepsi gerçekleşecek. Bol paralı, az kilolu bir ay olacak Mayıs ayı senin için. Arkandan dedikodunu yapanlara aldırma, hepsinin ayağına dolanacak ve ifşa olacaklar. Sana büyük ve büyülü bir aşk görünüyor bu ay. Hadi yine iyisin.!

Koç ve yükselen koç

Ani bir haberle hayatında değişiklik yapacaksın. Büyük bir fırsat kapını çalacak, fazla bekletme hemen aç yoksa kaçabilir. Paraları da nereye koyacağını şimdiden planlasan iyi olur. Yastık altı her zaman güzel rüya gördürür, bi düşün derim. 

Boğa ve yükselen boğa

Bu aralar tartılmadın herhalde. Yemek düşünmeyi biraz ertelesen iyi olacak. Değişim seni bekliyor. Seks ve para içinde sörf yapacaksın bu ay. Söylemesi benden. 

İkizler ve yükselen ikizler

Yeni deneyimler bekliyor seni. Entelektüel yanın çok işine yarayacak. İş yerinde seni bir sürpriz bekliyor, terfi edebilirsin. Ayın yarısını kapalı geçirmek seni çok yoracak. Kalan yarısında şans ve keyif seninle. Tadını çıkar. 

Yengeç ve yükselen yengeç

Doğa canlanırken sen uyumayacaksın tabii ki. Bol gezmeli bir ay bekliyor seni . Meditasyon sana iyi gelecek şeyler arasında birinci sırada. Maddi manevi güçleniyorsun. Ommm.

Aslan ve yükselen aslan

Çevrene dikkat et. Arkandan  dolaşanlar var, gözünü dört aç. Egonun sırası değil. Bana bir şey olmaz deme , o ancak Gülben Ergen için geçerli. Para konusunda dikkatli ol su akarken testini doldur. Şanslısın. 

Başak ve yükselen başak

Yine obsesyon tavan. Bi sakin ol canım başak burcum. Her şey yoluna giriyor bu ay , endişeye gerek yok.  İlaçlarını aldın mı ? 

Terazi ve yükselen terazi

Paranın uzak durduğu tek burç sensin bu ay. Eski sevgililerinden hangisi geri dönsün istersin.? Geliyor gelmekte olan, kendine çeki düzen verme zamanı.

Akrep ve yükselen akrep

Bol bol derin nefes al ver , al ver. Sinirlenme , sakin ol. Bu ay bir sınavın içindesin. Para yok , aşk yok, sağlık desen ; bakarsan bağ bakmazsan dağ. Bu ayı da atlatırsan seni kimse tutamaz , sabır senin göbek adın, az daha sabır. 

Yay ve yükselen yay

İnancını pekiştirdiğin , psikolojik sıkıntılardan kurtulduğun bir ay olacak Mayıs ayı senin için. Fırsatlar önünden resmi geçit yapacak ama sana bir faydası olmayacak . Ama çoookk mutlu olacaksın bu ay. Deme di deme. 

Oğlak ve yükselen oğlak

Diyetteysen küçüleceksin, değilsen hemen diyete başla. Bu ay senin ayın. İşler yolunda, keyifler keka olacak. Etrafındaki işe yaramayan insanlar ve eşyaları temizleyeceksin bu ay. Kolay gelsin. 

Kova ve yükselen kova

Aldatılmaya müsaitsiniz bu ay. Gelen önerileri iyi dinleyin, dikkatli değerlendirin. Her şeye imza atmayın. Bu imzaya evlilik de dahil. Yavaş gitmekte fayda var.  Size eş mi yok akıllı kovalar.  Beklemede kalın. 




Pazar, Mayıs 31, 2020

Geceler

Bir gece ansızın değişti her şey. Sabaha uzanan saatlerde , sonsuz seyahatin için hazırlıklara başladın. Ve on gün sonra gittin, dönmemek üzere. Gideceğini bilmeme rağmen, zor oldu kabullenmek. 

Bir gece ansızın girdin hayatıma. Tam da bal kabağına dönüşmek üzereydi arabam, o saatlerdi. Kimse görmedi, kimse bilmedi. Bir ben. 

Bir gece ansızın maskelendi dünya. O kadar kötü konuşuyorduk ki, kapandı ağızlar, iyi söz söylemek üzere açılana kadar. 

Bir gecede olmuştu  olanlar. Bir gece de olacaktı olacaklar.
Hiçbir şey bilmeden, çok şey bildiğimizi sanıyoruz. Bildiklerimizi de unutturuyor bazı geceler. 

Gerçek bizi  kaybettiğimizden  beri sahte hayatlar yaşıyoruz. Mutsuz olunca da kendimizi  arıyoruz ama biz bizden gideli çok olmuş.  Oysa ne kolaydı yaşamak az ve özle, sadece kendin olarak. O yüzden beyaz maskeler; maskeli, sahte yüzlerimize bir damga gibi takılı kaldı  belkide. 
"Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. " diyerek şifreyi vermişti oysa Hz. Mevlana. 

Gözümüzün önünde dolarlar uçuşuyordu sıkça. Kapanınca evlere aylarca, işsiz kalınca anladık ki, para en başta karın doyurmak içindi . "Azıcık aşım kaygısız  başım" atasözünündeki gibi azıcık aşlarımızla dört duvar içinde huzuru bulduk. Dışarısı huzursuzdu. 

Ve geceleri paylaştık canlı yayınlarla BİZ

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözü dilden dile söylenip, kulaktan kulağa yayılmakta. Öyle çok isterim ki; her şey eskisi gibi değil ama çok eskisi gibi olsa. 



Bir gece ansızın sen gelsen, mesela


 Füsun T. 31.05.2020, Ankara
           Corona Günlükleri







Cuma, Mayıs 01, 2020

Benden şeyler

Gün aydı...

Derin sessizlik biraz ürkütsede , bir yandan da hoşuma gidiyor. Ne yaman çelişki. Sakinliği ile özlenen sahil kasabası şehrime gelmiş, ama mutlu etmiyor. Sarılamıyorum sevdiklerime, gülüşleri uzakta, yüreğim buruk. Biliyorum geçecek. Tek tek çıkartıyorum hayatımdan gereksiz şeyleri. Çıkardıkça fazla geliyor kalanlar. Sadeleşelim. Gün aydı.

Sevgi ...

Koşulsuz sevdiklerimi, koşullara bağlıyorum. Kendime döndükçe bu sessizlikte, kendi kıymetimi buluyorum. Almadan vermeye alışmışken, alma isteğine kapılıyorum derinlerde. Sen bana bir değil, artık beş adım gel diyorum. Ben yorgunum  yol almaktan. Kırıklarımı tamir etmeye çalışmıyorum. Kaldırıp çöpe atıyorum. Açılmayan telefonları, dönülmeyen mesajları siliyorum rehberimden. Çünkü benim için  önemlisin, severim yaratılanı yaratandan ötürü ne de olsa. Rahatsız etmek istemem bir daha. Üzülüyorum çok üzülüyorum, kimsenin olmadığı yerlerde "seni seviyorum" diye seslenenlere. Çocuklar güzel günler görmeli, sevgi dolu güneşli günler görmeli  diye, tüm sevgimi onlara veriyorum. Sevgi.

Yaşamak...

Ne kalıyor geriye bizden, yaşanmışlıklardan başka . Yaşadığım değil  ama yaşayamadıklarım pişmanlığım oluyor hep. Alacaklıyım kalan zamandan ve daima alacaklı kalacağım biliyorum. Yine de  "Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak" diyorum, yaşayabilmek ümidiyle.



      Füsun T. 01.05.2020, Ankara
           Corona Günlükleri

Pazartesi, Şubat 11, 2019

Yine Akşam

Mutfakta yemek hazırlıyorum.  İçeride derin bir sessizlik, dışarıda yoğun bir kakofoni. Akşam, yine akşam. Gözüm camdan dışarı kaydı bir an. Hafif ıslak , koyu gri yollar üzerinde ,arabaların ışıkları gözüme çok güzel göründü. Kırmızı. Her girdiği yere yakışıyor. Fren lambaları yanıp sönüyor. Aklım çok eskilere gidiyor. Yıllar önce bir ramazan akşamına.

Ailece oruç tutardık. Sahur saati biraz uykulu da olsa , zorla yense de sofradaki yiyecekler, keyifli geçerdi o saatler. Babam tahin severdi. Ona bir kase tahin hazırlardı annem, bir de yumurta. Ezan okunmadan içilecek son sigara ise en heyecanlı kısımdı. Ya ezan okunur son fırtı çekemezsen. Çünkü o son fırt en  tatlıydı, derince çekilirdi içe, sanki tüm gün tadı kalacak gibi.  Cep telefonları henüz çıkmamışken, çalar saatler ramazan ayının en nadide eşyası  olarak yatağın başucunda yerini alır, canhıraş bir sesle tam zamanında tüm aileyi ayağa kaldırırdı. Aslında, o zembereğin son ana kadar tırrr diye çıkardığı ses bile güzelmiş. Şimdi öyle hissediyorum. Güzel olan bir başka şeyde, ev telefonundan akrabaların telefonunu çaldırıp kapatmaktı. Biz uyandık demekti.  Onlarda karşılık olarak bizim telefonu çaldırırlar ve böylece, konuşmadan, sevgi dolu  bir iletişim kurardık, yan yanaymış gibi. İçimiz ısınırdı. Gülüşürdük. Bazende sadece çaldırıp kapatmaz, konuşur şakalaşırdık gecenin o saatinde. Asıl amaçsa, uyanamayan varsa uyandırmaktı.

Az önce aklımın kayıp gittiği ramazan akşamı ise bir daha asla yaşanmayacak, otuzlu yaşlarımın en  güzel akşamlarından biriydi.

Annem; iftar için yemekleri pişirmiş, onları iftar saatine kadar sıcak tutma çabası içinde mutfaktaydı. Bir taraftan, salata yapıyor, bir taraftan sofrayı kuruyordu. Pidemizi ve tatlımızı babam alır gelirdi. Ben camdan dışarı bakıyor, telaşla evine iftara yetişmeye çalışan insanlara hikayeler yazıyor ve camda babamın gelişini bekliyordum. Arabamızın farını tüm araçlar içinden seçerdim. Gözüm araçların farlarında, kulağım ezan sesinde, Ankara üzerinde oluşan kızıl akşam bulutlarını seyirde idim bir taraftan.

Çok mutluydum.

                                                                                                                                 

Cumartesi, Aralık 01, 2018

Kar küresi

60-70 kuşağı çocukları olarak kısıtlı imkanlarla geçirdik çocukluğumuzu. Paranın ve alınacak şeylerin sınırlı olması şimdi ile kıyaslandığında, bayağı bir yoksun hayat yaşamışız o yıllarda. Sokaklarda çelik çomak oynayarak avutmuşuz yoksunluğumuzu. 1.5 metre don lastiği ile oyalanmışız, bacaklarımıza geçirip hoplayıp zıplayarak. Patlak meşin toplar mahalle aralarında bir o yana bir bu yana savrulurken, yepyeni bir top hayali kurmuş erkek olanlarımız. Almancı akrabası olanların bebekleri ile oynadığımız evciliklerde, plastik bebeklerimizden soğumuştuk. Ancak anne izni ile evden çıkarabildiğimiz kap kacak ve yere serilecek bir örtü ile evciliğin evini meydana getirebiliyorduk apartmanların arka  bahçelerinde. Ne bulursak oyuncak yapma potansiyeline sahiptik ve onlarla oyun kurabiliyor saatlerce oynayabiliyorduk. Şimdi bakıyorum da yüzlerce oyuncak içindeki çocuklar oyunsuz, hızlı ve doyumsuz.

Kar küresi bunun neresinde derseniz; o yoksun yıllarda , cam bir küre  içinde, müzik eşliğinde  dans eden balerinle beraber, mahallemizin  zengin bir ailesinin komodini üzerindeydi. Komşu teyze, saf temiz duygularla mahzun mahzun balerine bakan  kedicik için, arada bir müzik kutusunu kurup balerinin dönmesini , arada bir de kar küresini sallayıp karların uçuşmasını sağlardı sağ olsun.  Çünkü her ikisine de, kedinin ciğere baktığı misal bakar, hayalimde o balerin gibi döner dururdum. Hayalim balerin olmaktı o yıllarda. Bu yıllardaki hayalimi hiç sormayın !

Yıllar yılları kovaladı , yıllar tabana kuvvet kaçtı ve büyüdüm. Kendime bir kar küresi satın aldım. İçinde uçuşan kar tanelerinde huzuru, mutluluğu, çocukluğumu seyrettim durdum.






Cuma, Kasım 09, 2018

Pencere önü


Çocuktum , ufacıktım
Top oynadım acıktım
Buldum yerde bir erik
Kaptı bir ala geyik ....
Dizeleri ile başlayan Ziya Gökalp'in Ala Geyik  şiirindeki gibi, bir zamanlar çocuktum, ufacıktım ve  aynen bu penceredeki kız gibi bende  ayaklarımı sallandırıp otururdum dedemin kasabadaki evinin penceresinde. O zamanlar yazlık açık hava sinemaları olurdu kasabalarda, dedemin evininde bir iki sokak ötesinde  bir yazlık sinema vardı. Sinema perdesi  çok net görünürdü pencereden, fakat  ses o kadar net gelmezdi.. Hele birde rüzgar varsa arada gelir giderdi ses. Yine de oturur pencere içine, sesini tam duymasak bile , büyük bir heyecanla izlerdik filmi. Dedemse durumdan hiç memnun olmaz, düşeceğiz diye çok korkardı. Ayşecik'le ilk o pencerede tanışmıştık mesela.

Büyüdüm.

Annem kahve tiryakisi idi. Mutlaka her öğleden  sonra bir Türk kahvesi içerdi. Kahve içecek yaşa geldiğimde anneme eşlik etmeye başladım. Lisenin bitmesine yakın yıllardı. Annemle devam etti pencere önü sevgim. Birlikte Ankara'ya karşı oturur, pikaba  Seçil Heper  plağımızı koyar , kahvemizi yudumlar, sohbet eder,  dışarıda olan biteni izlerdik pencereden.

Daha da büyüdüm.

Şimdi tek başıma mutfak penceresinin  önünde geçiyor yaşamımın belli saatleri. Çiçeklerim, kitaplarım ve kahvemle. Hayattan soyutlandığım, kendime odaklandığım, kendimle sohbette olduğum saatler.

 İşte bu yaşanmışlıklardan gelen bir sevdadır bende pencere önleri, pencere içleri. O yüzdendir ara ara bu tür fotoğraflara bakmam.











Pazar, Ekim 28, 2018

Hayat kısa kuşlar uçuyor

Cer Modern / Dizelerin Renkleri sergisinden
Bir gün gelir geçmişe yolculuk yaparsın. Bir de bakarsın ki hayat boşa geçmiş gitmiş. İşte o zaman yukarıdaki Cemal Süreya dizeleri gelir aklına. Belki şair de böyle bir geçmiş yolculuğunda yazmıştır bu dizeleri.

Hayatın anlamını, yaşamayı öğrenmek çok kıymetli. İçi doldurulmuş bir yaşam ise çok leziz. Sınırları zorlamak gerekebiliyor buna ulaşmak için bazen. Bazende şartlar el vermez, istesen de yaşayamazsın. Nerede  yakalıyorsan yaşamayı , oradan devam etmeli. Doldurmak için bomboş bir gün var önümüzde bugün. Bakalım ne kadarını lezzetle doldurabileceğiz, ne kadarını boşa geçireceğiz, ne kadar kısa yada uzun bir gün olacak. Ve söylenir ya hep " hayat bir gündür o da bu gündür". Belkide kısalığı bu yüzdendir.

Gelip geçici olana, kalıcı eserler bırakabilen insanlara gıpta ederim. Her insan bir şekilde iz bırakıp geçiyor bu yaşamdan. Kitlelere değil ama kendi ailemize dostlarımıza kalıyor bizim izlerimiz. O izler bazen yüreğini yaksa da insanın, iz işte hatırlatıyor kendini en olmadık zamanda. Bazen de neşe kaynağınız oluveriyor, keyiflendiriyor sizi. En kıymetli izler ise yüreğinizi ısıtanlar, sevgiyi anımsatanlar.

Sevginizi bol kullanın, kendinize saklamayın ki kıymetli ve yürek ısıtan  izler kalsın sizden geriye. 💓


Cumartesi, Ekim 13, 2018

Ne kadar ekmek o kadar köfte

Köfte yapmayı pek beceremem, ekmeğe göre köfteyi de beceremedim bu yaşıma kadar. Sabırla yoğurduğum köfteleri bol bol dağıttım etrafıma. Hayatı anlamak çok mümkün olmuyor, çünkü her daim değişken, sürprizli ve  yenilikçidir. Mümkün olan şey, bu hayatın içinde kendini anlayabilmek. Onu da başarmak meziyet bence. Akışa kapılmış giderken bazen insan kendinin farkına da geç varabiliyor. Bazı sözler ya da olaylar bir anda hayatınızı ve sizi değiştirebiliyor. Kendinizi anlamanıza olanak sağlıyor. Ne istediğinizi daha net görebiliyorsunuz. Bir aydınlanma yaşıyorsunuz ve  hoş oluyor bu durum. İşte o zaman kimin ekmeğine ne kadar köfte koyacağınız da değişiveriyor aniden.

Özlü sözler , atasözleri bazı durumlara cuk oturuyor. Bazı cümlelerde illaki not alınası oluyor. Bende okuduklarımdan bol bol notlar almaya çalışıyorum. Bir yerlere cuk oturmasa da paylaşmak istediğim iki paragraf var.  Andrey Platonov / Dönüş adlı kitabındaki Potudan nehri  öyküsünün bir yerinde şöyle der ;

"yakında düzeleceksin ... İnsanlar tek başlarına hastalık çektikleri ve kendilerini sevecek kimse bulunmadığı için ölürler, sense şimdi benimlesin .. "

Bir başka yazar, Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan adlı kitabında şu satırları yazar ;

"Çalışmak ve üzülmekten ibaret sandığı hayatına küçükte olsa yeni bir mananın gelmesi ona kâfi bir mükafattı. Sonra; dertlerini, düşüncelerini ondan sakladığı halde  gene yakınlığını muhafaza eden Macide ile ara sıra böyle karşı karşıya oturmak ... Hep beraber gezmeye çıkmak . Göz göze geldikleri zaman eski ahbap olduklarını bildiren bir bakış ve bir gülümseme ile iktifa etmek ve buna rağmen hayatının daha maksatlı , daha canlı bir yol tuttuğunu vahmetmek ... Bunlar az şeyler miydi ? "

Sevginin gücünü kim yadsıyabilir ?  Sevgide saygının gücünü nereye koymalı peki ?  Bence en başa. Sağlıklı bir  ilişki devam ettirmek istiyorsak, ailede, okulda, trafikte, iş hayatında, özel ilişkilerde vbg.  vazgeçilmez tek  kural saygı .

Sevip, saygı duyanlara selam olsun bugün. Bol köfteli günler dilerim.




Cuma, Eylül 14, 2018

Fesleğen


Çocuktuk;  60'lı yıllardı, kendi halimizde, küçük mahallemizde, sayılı komşularımızla, mahalle esnafımızla ,sınırlı yiyeceklerle, yakındaki okulumuzla, mahallenin delisiyle , komşunun kedisiyle  huzurlu, küçük bir dünyada yaşardık bir zamanlar. Çoğumuz köyden gelip, şehirli olmuştuk. Dünyanın büyük olduğunu bilir ama dünyaya erişemezdik kolayca. Paris bizim için, isim şehir bitki hayvan oyununda P harfi çıkınca yazılan bir şehirdi. İlkokulda, ders aracı olarak aldığımız minik küreden bakardık dünyaya. Sonra televizyonla tanıştık, çok sonra internetle  ve  bir anda dünya mahallemiz oluverdi. Dertlerimiz arttı, kaygılarımız çoğaldı, mutluluğumuz azaldı. Geldiğimiz köye geri dönüp , küçük dünyamızda yaşamanın  hayalini kurar olduk. "Keşke"lerimiz arttı, huzurumuz azaldı.

"" Değişen dünyayla birlikte, hiçbir yerin güllük gülistanlık olduğunu düşünmüyorum ama bir yandan da korkunun az olduğu yerler arıyor insan . Belki köy, belki bir balıkçı kasabası, belki başka bir toprak parçası. Sonuç sende bitiyor ama " hayatlarımız tercihlerimizdir " lafı tam da bu durum aslında. Hayat bir kere ne de olsa . Üstelik ilgisi yok bunun parayla pulla ; dokunduğun fesleğenin eline bıraktığı koku bile sebep yaşamaya. Sen bu sebebi nerede bulabiliyorsan,  hadi oraya ! ""
Meltem Yılmazkaya'nın,  Pulbiber dergisindeki bir yazısından almıştım bu notu. Çok sever ve sık okurum.

Mahallemiz dünyamız olsa yada dünyamız mahallemiz, hep aradığımız, huzur ve mutluluk. Belkide yanlışımız burada. İnsan hep mutlu ve huzurlu olamaz bunu unutuyoruz. Dokunduğumuz fesleğenin kokusunu alabildiğimiz anı yaşayabiliyorsak servet sahibiyiz bana göre. Ve paylaşabiliyorsak zamanı bir sevdiğimizle iki kat servet sahibiyiz.

"Kırmızı süs balığına gerçek anlamda bağımlı olmanın acısını çekiyordu. Genç adam , komodinini süsleyen o sessiz ve renkli varlıktan artık vazgeçemiyordu. Bunu daha önce yaşadığı için ,yalnız yaşamakla, kırmızı bir balıkla yalnız yaşamak arasında muazzam bir fark olduğunu biliyordu. "
Bu da notlarım arasındadır. 6.27 treni adlı kitaptan. Daha güzel nasıl anlatılırdı yalnızlık bilmiyorum.

Yaşadığımız zamanın acısını  tatlısını kabullenip , akışa göre, yolumuza sevdiklerimizle devam etmenin bir yolunu buluruz umarım. .  Zaman akıyor tüm hızıyla, fesleğenin elimizde bıraktığı kokulu anlara sahip çıkalım.

Pazartesi, Eylül 10, 2018

Yaşamamız mucize

Düğünde havaya ateş açılmış, gelin ve misafirlerden bir kaçı yaralı.
Düğünde havaya ateş ederken kendini vuran doktor hayatını kaybetti.
Düğünde havaya ateş etmek isterken kardeşini vurdu.
Düğünde havaya ateş açtı, bir çocuk öldü, bir çocuk yaralı.

"Kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” 

Yeter mi ?

Ben anlamakta zorlanıyorum. Anlayan bana anlatsın. O silahı ; nereden, hangi geçerli sebeple alıyorlar, kim satıyor ? Hele ki, herkesin az / çok kafayı sıyırmış bir vaziyette gezdiği ülkemde silah satışının serbest olması, yaşamımızın mucize olmasını daha bir anlamlandırmıyor mu sizce de ?

Kocaeli'de şarbon vakası, üç köy karantina altında.
İstanbul ve Ankara'da şarbon alarmı. Üç büyük marketin etleri toplatıldı.
Hastanede şarbon tedavisi gören vatandaşlar var.

Şarbon (antraks) sporları biyolojik silah olarak laboratuvar ortamında ya da yapay koşullarda üretilebilmektedir. Üretiminin kolaylığı, zorlu koşullara dirençli oluşu ve solunum, deri teması gibi kolay yollarla enfekte etme özelliği şarbonun biyolojik silah olarak kullanılmasının sebepleridir. ( AFAD Biyolojik tehditler bilgilendirmesinden alıntıdır)

Üç büyük marketin kimler olduğu açıklansın diyenler var, zaten belli değil mi ? Türkiye'de kaç büyük market var ki ? O büyük marketlerden birinin kasap reyon görevlisi bana " abla hafta sonu kuzu etinde büyük indirim olacak, bilgine " dedi. Üstelikte safça et alıyordum. Bendeki de cesaret.

Et yemedik, sebze yiyelim, olmadı tavuk yiyelim,  en iyisi balık yiyelim; bile diyemiyoruz. Sebze ilaçlı, tavuk antibiyotikli, balık civalı. Şarbon havadislerinden sonra büyük bir tavuk şirketinin hisseleri değer kazanmış hemen. N'oldu bizim tu kaka tavuğa. Ona mı muhtaç olduk.

 Şu anda gözümün önünde Canan Karatay bıdı bıdı yapıyor bana. Şeker yeme, un yeme, tuz yeme diye. Hepsini de yiyorum.

Yaşamam(ız) mucize değil de ne ?

Bu mucize nereye kadar devam eder ?









Pazar, Eylül 02, 2018

Pazar

Bana her gün Pazar olmasına rağmen, Pazar gününü sevmememe rağmen, Pazar sabahlarının uyku mahmurluğu ile karışık çay ve okuma saatlerini seviyorum. Özellikle ; uykuyu okumalarla mayalayıp, ikinci uykuya geçmeyi daha çok seviyorum.

Bu aralar  iki edebiyat dergisi okudum. Bunlardan birisi  Masa Dergi . Ağustos sayısını çok beğendim. Dergiyi daha önce okudum mu hatırlamıyorum. Eylül sayısını da alıp, olumlu fikrimi pekiştirmek istiyorum bu dergi hakkında. Bir diğer dergi ise Ot Dergi . Daha öncede birkaç kez almıştım. Çok sevdim diyemeyeceğim. Masa'yı okurken su gibi akıp gitti, ama Ot'un  yeşillikleri boğazıma tıkandı. Derginin sağ üst köşesinde "maksat yeşillik olsun " diyen bir inek var da . İki dergi içerik açışından birbirinin benzeri. Bir yazar / şair / sanatçı belirleyip, onun üzerinden ilerleyen bir şablon oluşturmuşlar. İnsan farklı şeyler görmek istiyor. İki benzer dergi benim için fazla, o yüzden ben şimdilik Masa ile yoluma devam etmeye karar verdim. Ot dergisini sevenlere sevgilerimle.   Amacım ahkam kesmek değil , sadece kişisel fikrimi beyan etmektir.

Şimdide biraz dertleşmek istiyorum sizinle.

Dergi okurken  bir reklama gözüm, aklım takıldı. İSTANBUL COMİCS & ART FESTIVAL reklamı. Bu yabancı kelime / dil  hayranlığımızı anlamadım, anlayamıyorum, sanırım anlamakta istemiyorum. Hatta anlamayacağım. İstanbul çizgi roman ve  sanat festivali mi demek istiyorlar ? Neden Türkçe söylemiyorlar. Neden Türkçe yazmıyorlar. Festivale katılanlar yabancı mı ? Öyle bile olsa bu festival kimlere yapılıyor, incilizlere mi ( Türk olmakla İngiliz olmak arasında kalanlar ) . Adının, içeriğinin Türkçe yazılması festivale katılım oranını değiştirir mi ?  

 İCAF adı altında bir web sayfaları var. "İstanbul Comics and Art Festival, kamusal alan yerleştirmeleri, çizgi roman ve illüstrasyon stand* ve sergileri, atölye programları, seminerler ve sanatçı konuşmalarını içeren, şehir, çizgi dünyası ve farklı sanat disiplinleri üzerinden yaratıcı deneyim alanları sunan bir açık hava festivalidir." diyor sayfanın başında. (*Stand değil stant olmalı o kelime. ) İşte o kadar karman çorman oldu ki Türkçe'miz , iki dili karıştırıp cümle kuruyoruz. Onu da yanlış kuruyoruz. Site içinde daha başka yanlışlarda var. Ben çok üzülüyorum ve benim en büyük  takıntılarımdan birisi bu. Kendi ülkemde bambaşka bir dilde yazılara maruz kalıyorum. Birçoğunu anlamıyorum. Anlamak zorunda da değilim. Bana hizmet veriyorsan , verdiğin hizmetin adını Türkçe yaz lütfen. Avukatlık bürosu bile yabancı dilde yazmış ne iş yaptığını. Memleketimize yerleşen yabancılar gözümüze batıyor da bu yabancı dil sevdası batmıyor sanırım pek çoğumuza. Lokantalarımızın, çay/kahve mekanlarımızın adları hep yabancı. Ne yiyeceğime karar verirken menüdeki isimlerin kendi dilimde olmasını istiyorum. Çok şey mi istiyorum ben acaba ?. Ulus'ta ara sokaklarda dolaşırken karşıma bir tabela çıkmıştı  .İçeri  girip sahibini tebrik etmek istemiştim ama yapamadım. Özetle, dilimize sevginin ve adı Türkçe olan  çay/ kahve evlerinin çoğalmasını diliyorum.






Pazartesi, Şubat 12, 2018

Benden şeyler

Yine, dünya ile olan dengemi yitirdim.

Bir sabah uyanıyorum , aylardan Şubat , oysa dışarısı Mayıs. Oh lay lay loom bahar geldi derken, ruhum kışta. Şehitler; analar, babalar, bacılar, kardeşler, yarlar, yarenler, canlar ciğerler yanıyor da yanıyor. Ocağımın içine düşmese de kapımın önünde ateş , nasıl uyanayım mutlu baharlara. Bir lokma bir hırka diyor bilenler, her yer benim olsun , hükümdar ben olayım demekte bilmeyenler. Sabrı tükenmiş bir ana gibi iki şamar aşk edip , bi susun bi durun diyesim var bu kargaşaya. Onlar dursa yaşam durmuyor ki. Üçüncü sayfa haberleri art arda patlıyor kulağımda, gözümde. Kanlara zerk edilmiş bir öfke, bir şiddet , salınmış sokağa ruhlar, çeşit çeşit tenlerde. Tüm kesiciler, deliciler, vurucular  ellerde oyuncak. Street Fighter oynayanlar mı bunlar zamanında ? Bu gürültü ortasında yetişiyor çocuklar küçücük odalarda, kapalı kutularda. Doğasız. Tonlarca kurallar silsilesi ile. Ve, kuralları öğrendikçe yaşamayı unutmuyor muyuz ? Ben bunları düşünürken, dünyanın bir yerlerinde depremler oluyor, uçaklar düşüyor, volkanlar patlıyor. Fazla üst üste gelmiyor mu bu aralar çok şey ? Çekirdek aile sorunlarını saymıyorum. Onlar başını almış gidiyor zaten aylardır.

Eyy dünya biraz sükunet, dengemi yitirdim.

Perşembe, Ocak 25, 2018

Benden şeyler

Kar yağmayan bir kışı  neredeyse  geride bırakmak üzereyiz, ne kaldı ki bahara. Evlerimizin ısısı sebebiyle gökyüzünde oluşan  ısı adası  karın yere inmesine engel oluyormuş. Evlerdeki sıcaklık derecesini  aşağı mı çeksek ne yapsak da yağsa bu kar. Ne çok özledim şahsen ben. Dizlerime kadar kara batıp yürümek istiyorum ama nafile. Dün Ankara'da birazcık yağdı ama birazcık, çok azcık. Ailemizin küçük prensesi Eylül'le kartopu yapabilecek karı toparlayabilmek  için epeyce uğraştık. Kar duası yapalım çare kalmadı. Çocuklarımız karı sadece fotoğraflarda görmesin .


Bana 24 saat yetmiyor bu aralar. Siz de durum ne acaba ? Hiçbir istediğimi tam anlamıyla yapamıyorum. Zaman çok hızlı akıp gidiyor. Gezmek istediğim bir sürü sergi var gidemiyorum. Görmek istediğim filmleri kaçırdım. Tiyatro iki yıldır hayatımdan çıkmış vaziyette. Evin içi almış başını gidiyor toparlayamıyorum. Örgüler bitirilmeyi , resimler tamamlanmayı bekliyor dolapların içinde. Yemek yapmayı , güzel sofralar kurmayı bile aksatıyorum bu aralar sıklıkla ve gelsin akşam kahvaltıları. Ayılar kış uykusuna yatar ya, bazen kendimden şüphe ettiğim oluyor aynaya bakıyorum, fırsat buldukça hep uyuyum hep uyuyum istiyorum. N'olucak bu Füsun'un hali.


İnstagram'da bugün  #tbt günü. Neden blogda tbt olmasın. İşte size geçen yıldan bir yazı TIKTIK ve geçtiğimiz yıllardan bir fotoğraf bahara ait. Çok özledim bahçemizi, açık havada geçen günleri, çiçekleri, böcekleri çok özledim.


 Tabii ki kahvesiz geçmez bu hızla akıp giden gün. Günlük  zaman dilimi içinde en güzel dakikalar kahve içerken geçen , sadece bana ait olan dakikalar. Bakalım bugünün kahvesi nasıl ve nerede içilecek , eşlikçileri ne olacak ? İnstagram hesabımdan takip edebilirsiniz benim kahvelerimi.

Bugünlük bu kadar olsun günlük koşturmalar başlasın, yarım kalanlar tamamlanmaya çalışılsın hayat devam etsin gitsin. Keyifli geçsin gününüz.

Cuma, Kasım 17, 2017

Daldan dala

Yaşları 20 - 26  arasında olan 32 sağlıklı insanda  bir deney yapılmış. Grup, bir odada sessizce oturarak korku filmi izlemiş. Filmi izleyenlerin akyuvarları aktif hale gelmiş. Son üç aydır her gün korku filmi izler moddayım. Acaba akyuvarlarım ne durumda. Korku filmi izlemek kalori yakmaya da yardımcı oluyormuş. Yine yapılan bir deneyde , The Shining filmini izleyenler 184 kalori yakarken, Jaws  izleyenler 161 kalori yakmış. Benim film ne kadar korkunçsa 5 kilo yaktırdı bir iki ayda. Korku filmleri yerleşik korkulara neden olabiliyor. Mesela Jaws izleyenler yüzmekten korkmaya başlayabiliyor.  O yüzden siz, gülümseten şeyleri tercih edin isterseniz.

Google 40 dile anında çeviri yapacak kulaklığı satışa çıkarıyormuş. Benim gibi dil bilmeyenlere güzel haber. Tek kötü haber ise kulaklığın google translate servisini kullanacak olması. Oradaki çeviriler hakkında pek olumlu yorumlar duymadım ama hiç anlamamaktansa, tarzanca anlamak iyidir yinede.

İnternetten bir kitap okuyorum. İnsanın anlam arayışı / Victor Emil Frankl . Öneririm okuyun.

Bir başka önerim. İnstagramda Ajda Pekkan'ı takip etmeyin . Bunalıma girebilirsiniz hanımlar. Maşallah diyorum sadece.

Bugün bir kez daha "bu memleket adam olmaz " dedim. Neden dedim, çünkü büyük bir hastanenin koridorlarında iki gündür ciddi mesai harcıyorum. Bir ilaç raporu alacağım. Bugün tam dört saatimi o rapor için bekleyerek geçirdim. Bu kanıya sabah erken saatlerde hastaneye telefon açtığımda  varmıştım aslında. Çünkü sayın bölüm sekreteri çalan telefona asla cevap vermiyordu. Hastaneye gidince sordum neden cevap vermediğini. "Tek başımayım yetişemiyorum" dedi. Beklediğim iki saat süresince ise sayın sekreter öylece masasında oturdu ve toplamda 10 yada 15 kişi ile muhatap oldu. Çalışmayı sevmiyoruz......

İçiniz sıkılıyorsa keyifli bir şeyler izleyin. Ben öyle yapıyorum. Mesela fotoğrafçı Theron Humphrey ve köpeği Maddie bu konuda iyi bir seçim bence. Bakınız == >  İnstagram     thiswildidea.com




İnsan bazen birisine bir şey söylemek ister ama ne yazık ki bu mümkün değildir. İçimde kalacağına buraya dökeyim, rahatlarım biraz. Ayrıca size de öneririm söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyleri yorumla buraya bırakıverin. İyi geleceğine inanıyorum. En azından bana iyi geliyor.
İşte konuya ilişkin  sözüm.  " Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var " .

Valla rahatladım.




Perşembe, Eylül 07, 2017

Ortaya karışık

Karnımı az önce doyurmuş olsam bile, başlığı yazınca, gözümde ortaya karışık bir et tabağı canlandı. Öğlen için hiçte fena bir tercih olmaz. Bu aralar iki öğün yemek yiyorum. Sabah ve öğlen. Akşam meyve ve bol su ile geçiyor. Özellikle mi yapıyorum ? Hayır, canımın sesini dinliyorum, bakıyorum öyle istiyor,  bende canıma uyuyorum. Kilo verdim,  sanırım bu sebepten. Tabii birazda hareketli yaz günlerinin etkisi. ***Fiziki görünümümle pek bir problemim olmadı şimdiye kadar. Çünkü kadınlara özel sitelere pek uğramam. Alakası ne derseniz, bu sitelerde her şey estetik üzerine. Saçlarınızın rengi şöyle olmalı, parfümünüz şu olsun, kırışıklıkları önlemenin yolları , günde 5 cm incelmek için şunları yapmalısınız, ünlülerin birbirinden fotoşoplu fotoğrafları vs,vbg bilgilerle ile dolu bu sitelere girince, insan bunalıma da girebilir. Aynaya bakmak bile gelmez içinden o güzel kadın fotoları ve standardından sonra.  Şaka bir yana, temiz, bakımlı ve kültürlü olmaktan yanayım. Kadın sitelerine de elbette ara sıra uğruyorum. Bilgilenmek iyidir daima. 
O kadın sitelerinden birinde sonbaharın favori parfümlerini sıralamış. Bir göz atayım dedim, birde batım benim parfüm hariç bütün parfümler var. Favori bunun neresinde ? Parfüm fiyatlarıda almış başını gitmiş. 500 TL.  olmuş kullandığım parfüm. Artık sadece düğünlerde bayramlarda sıkarım herhalde. 

Dünya  kadın _ erkek ve üreme üzerine kurulmuş. Her şeyin bir ucu üremeye odaklı. Yaşamın devamı için bu şart elbette. Hal böyle olunca parfümlerde buna odaklı olabiliyor. Parfümlerin afrodizyak olanları  var,  bilirsiniz. Parfüm fiyatları bu kadar pahalıyken, size çok ucuz  afrodizyak iki parfüm önereceğim. Bende, dün bir psikiyatrisin konuşmasını izlerken öğrendim. Erkekler kulak arkalarına birazcık bebe pudrası sürecek, kadınlar ise tarçın. Nasıl ?
Konu madem kadın_erkek meselesine geldi , okuduğum bir dergiden aldığım notu buraya aktarıp, birazcık düşünmenizi isteyim.

Neden bazı anneler şikayet ettikleri erkeği tekrar yaratırlar ?
Kültegin Ögel / Psikeart 2017 Nisan / Erkeklik 

Alıntı yapmış olduğum PSİKEART adlı dergiyi öneririm. Beğenerek okuyorum her sayısını. İki ayda bir çıkıyor. Son sayı ERGENLİK. Çağımızda 10' lu yaşlara inen ergenlikle ilgili bakalım neler öğreneceğiz. 

 *** Aslında oldu. 
Burnum biraz büyük ve kemerli. Ergenlik çağında vücut gelişimi orantısı dolayısı ile burnum daha bir büyüktü sanki. Ortaokulda, başka sınıflarda öğrenci bir kız  burnumla sürekli alay eder, koridorda her gördüğünde laf atardı. Kendimi seven ben o zaman fark ettim burnumu ilk olarak. O zamana kadar  benim için nefes alan bir organ iken, birden farklı bir niteliğe kavuştu. Beni çirkinleştiren bir nesne oluverdi. Karga burunluydum. Estetik ameliyat olma hayallerine başlamışken,  sınıf arkadaşım, benim böyle güzel olduğumu ve kesinlikle estetik olmamam gerektiğini, o zaman daha çirkin olacağımı söyledi bana. Çok çabuk kavradım bu sözleri ve kendimi sevmeye kaldığım yerden  devam ettim sayesinde. Adı, sözleri kadar güzeldi arkadaşımın. Kelebek. 







Perşembe, Ağustos 31, 2017

Öylesine bir yazı



Biri çıksa ve dese ki, çöpleri yerlere atmak şu hastalığa sebep oluyor. Acaba korkar vazgeçer miyiz etrafımızı kirletmekten ? Kapıkuleden geçiş yapan gurbetçilerin ardından temizlik yapılmış ve toplanan çöp 9 ton. Haberi okuyunca dedim ki, gittiğin Avrupa şehrinde at bakayım o çöpü yollara .

Ülkemde, yabancı isimli mekanlara, menülere , tabelalara, ürün adlarına ne kadar takıntılıysam , yerlere çöp atanlara da aynı ölçüde takıntılıyım. Geçenlerde önümdeki araçtaki kadın yırttığı kağıt parçalarını  hoop fırlattı camdan. İstemsizce deli gibi kornaya bastığımı fark ettim. Yanımdakiler noluyo dediler, anlattım. Neticede bizim arabada yorum şu oldu " aman sakin ol, herkes bıçakla geziyor, inip saldırabilirler " . Doğru. Daha iki gün önce bir yol verme kavgasına şahit oldum, ki hemen bıçaklar çekildi. Yıllar öncede  şahsen yaşamışlığım var benzer bir kabadayılığı, o yüzden tırsarım ve yapmamaya çalışırım bu tür kornaya basma olaylarını ama istemsiz dedim ya.

Araçtan çöp atmanın cezası da var aslında ama kim görecek , kim uygulayacak. 95 TL.  ceza kesiliyor. Yere çöp atma hususunda söyle de  bir mantık var !! Bi göz atın TIK 

Çok pis insanlar olduk çok. Her yer pis. Deniz kenarları ayrı pis. Offf sıkıldım, bi dertleşmek istedim, döktüm buraya kendi çöpümü. Ben de pisim ...

Atmayın kardeşim çöplerinizi oraya buraya. Temiz tutun ülkemizi.


Pazar, Ağustos 27, 2017

İnstagram hayatlar

Uyanır uyanmaz telefonuma baktım önemli bir mesaj var mı diye . Yok. Sonra Facebook'a baktım önemli bir şey var mı diye. Yok. İnstagram'a geldi sıra. O anda beynimde bir şimşek çaktı. (öyle olmak zorunda, o şimşek illaki çakacak ) kendimi dikizci gibi hissettim. Bu arada dikizci kelimesinin Türk Dil Kurumu karşılığına link verdim ama vermesem dahamı iyiydi bilemedim. Oradaki örnek cümle pek hoşuma gitmedi. Refik Halit Karay'ın bir romanından alınmış sanırım. Başka örnek mi bulamamışlar acaba. "Bitişik yalının taze gelini sabah işlerini görürken yan pencereden gözetlemek esaslı keyiflerimden biriydi."

Geçelim yeni paragrafa.

İnstagram dünyasının insanlarını dikizledim sabah sabah. Ne hayatlar var, ne çeşit insan var, ne güzeller, ne çirkinler, ne küfürbazlar, ne sevişgenler, ne artizler, ne artistler, ne bebekler, ne anneler, ne FüsunT. 'ler, ne Aliler ne Veliler ne Deliler....   vs, vbg çok uzun bir liste . Evet, gün boyu , sık sık, bize sunulan hayatları gözetliyoruz. Bazılarını gizli, bazılarını aleni. Gizli diyorum, çünkü bazı hesapları takibe almıyoruz  ama sık sık girip ne yapmış diyede kontrol ediyoruz. Takibe alırsak, onu takip ettiğimizi görürse olmaz. Biz çok cool'uz. Niye takip edelim ki onu. Hıh. Ama dikkat, yanlışlıkla fotoğrafın üstüne çift tıklamayın sakın !!. Beğendiğinizin raporu anında gider karşı tarafa. Cool'luğunuzdan eser kalmaz.

Ne hayatlar var dedim ya. İşte o hayatlar gerçek hayat mı sizce ? Ben bir çok paylaşımda yazarım " hiçbir şey göründüğü gibi değildir " diye. Mesela mutfakta her şey  dağınıktır, bulaşıklar birikmiştir tezgahta, ocakta tencereler tavalar, mutfak "kalk gidelim " der ama masada duran meyve tabağını mutfağın en temiz köşesine koyup bir foto çekersin, sanılır ki her şey, her yer pırıl pırıl.  Yada; giyinip kuşanırsın , süslenip püslenirsin, tam evden çıkacaksın , hemen bir selfie yaparsın, az önceki saç baş dağınık, pijamalı yada eşofmanlı halini bilmez kimse, ay ne bakımlı kadın olursun. Çok mutsuzsundur, yalnızsındır , bir başına deniz kenarında söylenir dururken, turkuaz suların fotoğrafını paylaşırsın, üzerine gülen emojiler ekleyerek, herkes seni dünyanın en mutlu insanı sanır. Buna benzer binlerce örnek.Yani instagram hayatların * bir çoğu aldatır insanı. Yaşamın sadece birkaç saniyesinden en iyi örneklerle aldatıcı olabilir. Oysa bütünde durum senin hayatından çok da farklı değildir. Acısı , tatlısı, hüznü, güzelliği, çirkinliği ile bir hayatın bütünü. Yani gerçek hayat.
İşte hem dikizledim hem de bunları düşündüm bu sabah. Paylaştığım fotoğrafsa gerçeğin ta kendisiydi.

*Ben tamamen gerçekleri paylaşıyorum diyenlere  biz de ne deriz " istisnalar kaideyi bozmaz " . Bir çoğu diye belirttik. Kalan bir çoğuda gerçek hayatlarını paylaşanlar zaten. Zaten bu yazdıklarımız kimseyi tenkit amaçlı değil. Zaten tamamen bu sabahki hislerimiz. Zaten niye çoğul kullanıyorsam. Zaten biz kimiz ki. Çölde iki küçük kum tanesi. 

Perşembe, Haziran 01, 2017

Ortaya karışık

Yapılan bir araştırmaya göre ; kadınlar sosyal medyada paylaşılan öz çekim fotoğraflara baktıkça, kendilerini başkaları ile kıyaslayıp, olumsuz düşüncelere düşüyorlarmış. Artist fotoğrafları kişileri fazla etkilemiyormuş ama tanıdıkları kişilerin öz çekimlerinden etkileniyormuş kadınlar. Burada hep söylediğim sözü bir kez daha yineleyeceğim, "hiçbir şey göründüğü gibi değildir ". O kadar güzel ve basit fotoşop (photoshop) programları var ki , anında kurbağayı prense/prensese dönüştürebiliyor. Misal ben, geçenlerde bir fotoğrafımda inceltme programı kullandım. Yani şişkoyum aslında aldanmayın o fotolara. Kendinizi sevin, siz çok kıymetli , çok özel ve teksiniz.

Bugün pijama terlik modunda geziniyorum ortalıkta. Halimden hoşnut değilim. Kendimi canlandıracak bir şeye ihtiyacım var derken renklerin gücünü hatırladım. Turuncudur beni kurtaracak. Masaüstünü turuncu yaptım bilgisayarımda. Kendi çekmiş olduğum bu fotoğrafta astigmatımın ölçüsünü de görebilirsiniz. Bakalım canlanabilecek miyim ?


Bir söz şöyle der " dert adamı söyletir, aşk adamı inletir ". Ben de söylenip duruyorum gördüğünüz üzere. Yaramadı bu havalar bana, dertliyim ruhuma hicranımı sardım. Melankoliğim yapım bu, elde değil. Balık burcu olmamdan belkide, hemen ini veririm diplere. Her şeyden çabucak etkilenirim. Hele hastalık söz konusu oldu mu panik başlar bende. Sabırlı ama kırılganım da galiba.  Zeki falan mıyım yoksa  ben ? Zeki insanlar aşırı duygusal oluyormuş. 

Güzel şeyler okuyorum Allah'tan bu ara da, onlar biraz yükseltiyor beni. Bakın bu sabah okuduğum cümlenin şirinliğine ;

"Gördüğüm her şeyin sahibi benim, bu hakkıma itiraz edebilecek kimse yoktur "
Walden/ Henry David Thoreau
Bulutları  sahipleniyorum, var mı itirazı olan, hatta yemyeşil ormanları, suda kıpır kıpır dolanan minicik yavru balıkları, dalda ötüp kaçan bülbülü, tenimi ısıtan güneşi , var mı itirazınız.?


Çarşamba, Mayıs 03, 2017

İtinayla atar yapılır

Sabahın seherinde uyandım bugün. Ama; o şarkıdaki "öten kuşlara" rastlayamadım . Niyeyse ötmüyorlardı. Oysa; gece sokak lambasının ışığında bile öter bizim buraların kuşları. Odamın camını açtım havalansın diye. Şöyle bir gezindim evin içinde, vukuat var mı.? Baktım her şey yerli yerindeydi. Açık camdan polis arabasının kart sesini duydum, "dart dart". "Sabah sabah ne bu dart dart" deyip atarlandım.  Gece de duymuştum uykumun arasında. Biz uyurken, sokaklarda hırsız-polis kovalamacası vardı herhalde. Yatmadan önce de çok polis arabası geçmişti. 

Madem erken uyandım, tekrar uyuyamıyorum da, kitap okuyayım dedim. Bu sefer Franz Kafka'ya atarlandım. "Ruhumu daralttın bebeğim yaa" " ne çekmişsin babandan yaa" diyerek beş on sayfa okuyup kitabı (Babaya mektup) yavaşça yanımdaki komodinin üzerine bırakıp, diğer kitabımı aldım. O da bir fark yaratmadı. İhsan Otay Anar' da anlattığı Efrasiyab'ın hikayeleri  ile atara hak kazandı bu sabah. Kitabın henüz başındayım ve sabahın köründe kan içen bir okul müdürünün hikayesini okusanız siz n'apardınız ? 

En iyisi kalkıp kahvaltı yapmak. Kahvaltı sırasında yine aynı ses "dart dart". Atarlandım," n'oluyo yahu" diye. Hızla giden bir polis arabasından başka bir şey göremedim. Şimdi, polisi böyle hareketli kılanlara da atarlanacağım , "ağır oturup batman gelin " yormayın polislerimizi. 

Bari bugün pişecek bezelyeleri ayıklıyayım  diyerek işe koyuldum. Bir kaç bezelye aldım elime, sıska ve boş çıktılar. "Hay Allah kötü mü ne" diye sıska bezelyelere atarlanırken, bir şişman bezelyeyi açmamla birlikte, koca bir yeşil tırtılla göz göze gelince, bu sefer "ayyyy sende kimsin , git git git " diye tırtıla atarlandım. 
Aslında dün gece başlamıştı her şey . Uykuya dalmadan önce de, telefonda konuştuğum şahsa atar yapmıştım. "o iş öyle olmaz güzelim !" diyerek, hafif bir şımarıklıkla. Gece neyle yatarsan, sabah onla kalkarsın, der büyükler.  

Herkes uslu dursun, aklını başına alsın, gün uzun, atarlatmayın beni ....

**( Yazıyı bitirdiğim an itibari ile,  sabah saatlerindeki telaşın sebebini öğrendim galiba TIKTIK )



Çarşamba, Şubat 22, 2017

Bugün ağlayacağız

Ağlamak güzeldir, süzülürken  yaşlar gözünden sakın utanma..

Sabahları ilk işim radyoyu açmaktır. Gün boyu hiç kapanmaz radyom. Genellikle, sadece müzik çalan Radyo İlef'i dinlerim. İnsanı biraz fazla relax yapar ama benim için mahsuru yok, çünkü alıştım. İkinci radyomda NTV radyo. Oradan bir çok şey öğrendim yıllardır. Denk gelirsem haberleri de orada dinlerim. Normalde haber dinlemiyorum. Türkçe pop çalan radyoları ise  dinlemiyorum, onlar beni bunalıma sokuyor nedense. Sıkılıyorum bir süre dinledikten sonra. İnsan kendine iyi gelen şeyleri tercih edip, hayatına onları dahil etmeli. Bir tanecik yaşamımız var ve güzelliklerle doldurmaktan yanayım. 

Radyom açık. Bu sabah NTV ile başladım. Ve az önce enteresan bir haber vardı, Japonlar ağlamayı öğrenmek için kursa gidiyormuş.O kadar çok çalışıyor ve az uyuyorlarmış ki, stres oranları çok yükseliyormuş bunu azaltabilmek için ağlamaları sağlanıyormuş. Ana amaç ise çalışmalarında daha verimli olmalarını sağlamak. Dünya ne garip bir yer olmaya başladı. Bu kursta, duygusal bir film izletiliyor ve katılımcıların ağlaması sağlanıyor. Bir kişi de ağlayanların göz yaşlarını siliyor. Bu kişiyi internetten kendiniz seçebiliyorsunuz ama o zaman kurs ücreti artıyor. Yeni meslek, gözyaşı silicisi. 

Uzmanlar ağlamak stresi azaltıyor ve aynen uyuma gibi beyni rahatlatıyor diyor.  Allah ağlatmasın bu kısım ayrı, ama Japonların tekniğini uygulayıp , duygusal bir şeyler izleyip azcık gözyaşı dökmenin faydasından yararlansak mı, ne dersiniz ?

Canım sıkılmışsa komik şeyler izleyip rahatlama yolunu seçerim bazen. Bugün değişiklik yapıp acıklı bir Türk filmi izleyim diyorum, vücudumda biriken stresi azaltmak için. Gözyaşımı kim silecek ? Hiç alışık değilim birisinin gözyaşımı silmesine, kendim sileyim yine. 

Hangi filmi izlesem ?

Önce Sezen dinleyeceğim.. Boşa yazmamış bu satırları minik serçem. TIK

Ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma..



.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...