öylesine bir yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öylesine bir yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 28, 2018

Hayat kısa kuşlar uçuyor

Cer Modern / Dizelerin Renkleri sergisinden
Bir gün gelir geçmişe yolculuk yaparsın. Bir de bakarsın ki hayat boşa geçmiş gitmiş. İşte o zaman yukarıdaki Cemal Süreya dizeleri gelir aklına. Belki şair de böyle bir geçmiş yolculuğunda yazmıştır bu dizeleri.

Hayatın anlamını, yaşamayı öğrenmek çok kıymetli. İçi doldurulmuş bir yaşam ise çok leziz. Sınırları zorlamak gerekebiliyor buna ulaşmak için bazen. Bazende şartlar el vermez, istesen de yaşayamazsın. Nerede  yakalıyorsan yaşamayı , oradan devam etmeli. Doldurmak için bomboş bir gün var önümüzde bugün. Bakalım ne kadarını lezzetle doldurabileceğiz, ne kadarını boşa geçireceğiz, ne kadar kısa yada uzun bir gün olacak. Ve söylenir ya hep " hayat bir gündür o da bu gündür". Belkide kısalığı bu yüzdendir.

Gelip geçici olana, kalıcı eserler bırakabilen insanlara gıpta ederim. Her insan bir şekilde iz bırakıp geçiyor bu yaşamdan. Kitlelere değil ama kendi ailemize dostlarımıza kalıyor bizim izlerimiz. O izler bazen yüreğini yaksa da insanın, iz işte hatırlatıyor kendini en olmadık zamanda. Bazen de neşe kaynağınız oluveriyor, keyiflendiriyor sizi. En kıymetli izler ise yüreğinizi ısıtanlar, sevgiyi anımsatanlar.

Sevginizi bol kullanın, kendinize saklamayın ki kıymetli ve yürek ısıtan  izler kalsın sizden geriye. 💓


Cumartesi, Ekim 13, 2018

Ne kadar ekmek o kadar köfte

Köfte yapmayı pek beceremem, ekmeğe göre köfteyi de beceremedim bu yaşıma kadar. Sabırla yoğurduğum köfteleri bol bol dağıttım etrafıma. Hayatı anlamak çok mümkün olmuyor, çünkü her daim değişken, sürprizli ve  yenilikçidir. Mümkün olan şey, bu hayatın içinde kendini anlayabilmek. Onu da başarmak meziyet bence. Akışa kapılmış giderken bazen insan kendinin farkına da geç varabiliyor. Bazı sözler ya da olaylar bir anda hayatınızı ve sizi değiştirebiliyor. Kendinizi anlamanıza olanak sağlıyor. Ne istediğinizi daha net görebiliyorsunuz. Bir aydınlanma yaşıyorsunuz ve  hoş oluyor bu durum. İşte o zaman kimin ekmeğine ne kadar köfte koyacağınız da değişiveriyor aniden.

Özlü sözler , atasözleri bazı durumlara cuk oturuyor. Bazı cümlelerde illaki not alınası oluyor. Bende okuduklarımdan bol bol notlar almaya çalışıyorum. Bir yerlere cuk oturmasa da paylaşmak istediğim iki paragraf var.  Andrey Platonov / Dönüş adlı kitabındaki Potudan nehri  öyküsünün bir yerinde şöyle der ;

"yakında düzeleceksin ... İnsanlar tek başlarına hastalık çektikleri ve kendilerini sevecek kimse bulunmadığı için ölürler, sense şimdi benimlesin .. "

Bir başka yazar, Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan adlı kitabında şu satırları yazar ;

"Çalışmak ve üzülmekten ibaret sandığı hayatına küçükte olsa yeni bir mananın gelmesi ona kâfi bir mükafattı. Sonra; dertlerini, düşüncelerini ondan sakladığı halde  gene yakınlığını muhafaza eden Macide ile ara sıra böyle karşı karşıya oturmak ... Hep beraber gezmeye çıkmak . Göz göze geldikleri zaman eski ahbap olduklarını bildiren bir bakış ve bir gülümseme ile iktifa etmek ve buna rağmen hayatının daha maksatlı , daha canlı bir yol tuttuğunu vahmetmek ... Bunlar az şeyler miydi ? "

Sevginin gücünü kim yadsıyabilir ?  Sevgide saygının gücünü nereye koymalı peki ?  Bence en başa. Sağlıklı bir  ilişki devam ettirmek istiyorsak, ailede, okulda, trafikte, iş hayatında, özel ilişkilerde vbg.  vazgeçilmez tek  kural saygı .

Sevip, saygı duyanlara selam olsun bugün. Bol köfteli günler dilerim.




Perşembe, Ağustos 31, 2017

Öylesine bir yazı



Biri çıksa ve dese ki, çöpleri yerlere atmak şu hastalığa sebep oluyor. Acaba korkar vazgeçer miyiz etrafımızı kirletmekten ? Kapıkuleden geçiş yapan gurbetçilerin ardından temizlik yapılmış ve toplanan çöp 9 ton. Haberi okuyunca dedim ki, gittiğin Avrupa şehrinde at bakayım o çöpü yollara .

Ülkemde, yabancı isimli mekanlara, menülere , tabelalara, ürün adlarına ne kadar takıntılıysam , yerlere çöp atanlara da aynı ölçüde takıntılıyım. Geçenlerde önümdeki araçtaki kadın yırttığı kağıt parçalarını  hoop fırlattı camdan. İstemsizce deli gibi kornaya bastığımı fark ettim. Yanımdakiler noluyo dediler, anlattım. Neticede bizim arabada yorum şu oldu " aman sakin ol, herkes bıçakla geziyor, inip saldırabilirler " . Doğru. Daha iki gün önce bir yol verme kavgasına şahit oldum, ki hemen bıçaklar çekildi. Yıllar öncede  şahsen yaşamışlığım var benzer bir kabadayılığı, o yüzden tırsarım ve yapmamaya çalışırım bu tür kornaya basma olaylarını ama istemsiz dedim ya.

Araçtan çöp atmanın cezası da var aslında ama kim görecek , kim uygulayacak. 95 TL.  ceza kesiliyor. Yere çöp atma hususunda söyle de  bir mantık var !! Bi göz atın TIK 

Çok pis insanlar olduk çok. Her yer pis. Deniz kenarları ayrı pis. Offf sıkıldım, bi dertleşmek istedim, döktüm buraya kendi çöpümü. Ben de pisim ...

Atmayın kardeşim çöplerinizi oraya buraya. Temiz tutun ülkemizi.


Pazar, Ağustos 27, 2017

İnstagram hayatlar

Uyanır uyanmaz telefonuma baktım önemli bir mesaj var mı diye . Yok. Sonra Facebook'a baktım önemli bir şey var mı diye. Yok. İnstagram'a geldi sıra. O anda beynimde bir şimşek çaktı. (öyle olmak zorunda, o şimşek illaki çakacak ) kendimi dikizci gibi hissettim. Bu arada dikizci kelimesinin Türk Dil Kurumu karşılığına link verdim ama vermesem dahamı iyiydi bilemedim. Oradaki örnek cümle pek hoşuma gitmedi. Refik Halit Karay'ın bir romanından alınmış sanırım. Başka örnek mi bulamamışlar acaba. "Bitişik yalının taze gelini sabah işlerini görürken yan pencereden gözetlemek esaslı keyiflerimden biriydi."

Geçelim yeni paragrafa.

İnstagram dünyasının insanlarını dikizledim sabah sabah. Ne hayatlar var, ne çeşit insan var, ne güzeller, ne çirkinler, ne küfürbazlar, ne sevişgenler, ne artizler, ne artistler, ne bebekler, ne anneler, ne FüsunT. 'ler, ne Aliler ne Veliler ne Deliler....   vs, vbg çok uzun bir liste . Evet, gün boyu , sık sık, bize sunulan hayatları gözetliyoruz. Bazılarını gizli, bazılarını aleni. Gizli diyorum, çünkü bazı hesapları takibe almıyoruz  ama sık sık girip ne yapmış diyede kontrol ediyoruz. Takibe alırsak, onu takip ettiğimizi görürse olmaz. Biz çok cool'uz. Niye takip edelim ki onu. Hıh. Ama dikkat, yanlışlıkla fotoğrafın üstüne çift tıklamayın sakın !!. Beğendiğinizin raporu anında gider karşı tarafa. Cool'luğunuzdan eser kalmaz.

Ne hayatlar var dedim ya. İşte o hayatlar gerçek hayat mı sizce ? Ben bir çok paylaşımda yazarım " hiçbir şey göründüğü gibi değildir " diye. Mesela mutfakta her şey  dağınıktır, bulaşıklar birikmiştir tezgahta, ocakta tencereler tavalar, mutfak "kalk gidelim " der ama masada duran meyve tabağını mutfağın en temiz köşesine koyup bir foto çekersin, sanılır ki her şey, her yer pırıl pırıl.  Yada; giyinip kuşanırsın , süslenip püslenirsin, tam evden çıkacaksın , hemen bir selfie yaparsın, az önceki saç baş dağınık, pijamalı yada eşofmanlı halini bilmez kimse, ay ne bakımlı kadın olursun. Çok mutsuzsundur, yalnızsındır , bir başına deniz kenarında söylenir dururken, turkuaz suların fotoğrafını paylaşırsın, üzerine gülen emojiler ekleyerek, herkes seni dünyanın en mutlu insanı sanır. Buna benzer binlerce örnek.Yani instagram hayatların * bir çoğu aldatır insanı. Yaşamın sadece birkaç saniyesinden en iyi örneklerle aldatıcı olabilir. Oysa bütünde durum senin hayatından çok da farklı değildir. Acısı , tatlısı, hüznü, güzelliği, çirkinliği ile bir hayatın bütünü. Yani gerçek hayat.
İşte hem dikizledim hem de bunları düşündüm bu sabah. Paylaştığım fotoğrafsa gerçeğin ta kendisiydi.

*Ben tamamen gerçekleri paylaşıyorum diyenlere  biz de ne deriz " istisnalar kaideyi bozmaz " . Bir çoğu diye belirttik. Kalan bir çoğuda gerçek hayatlarını paylaşanlar zaten. Zaten bu yazdıklarımız kimseyi tenkit amaçlı değil. Zaten tamamen bu sabahki hislerimiz. Zaten niye çoğul kullanıyorsam. Zaten biz kimiz ki. Çölde iki küçük kum tanesi. 

Cumartesi, Ağustos 26, 2017

Ondan bundan şundan

Az önce bir reklama denk geldim. Mercedes diyor ki " sizi bir "C" serisi sahibi yapmaya kararlıyız. Tercihim her zaman BMW'den yana ama bu kararlılığa itiraz edemeyeceğim, bekliyorum sevgili Mercedes. Sabırlıyımdır. Minicik bir genç kızken, okul yolu üzerindeki BMW galerisinden aldığım gri  bir 5.20 serisi posterini odama asmış, sonrasında da yıllarca o resmi saklamıştım ki, bir baktım bir gün kapıma gelmiş. O "C" serisi buraya gelecek. Nokta.


Uzun zamandır Boğaz'da bir yalı dışında pek bir şey istemediğimi fark ettim. Oysa istemeli insan, yoksa ota dönüyor benim gibi. Bak şimdi yukarıda yaptığım istek bile, kaslarımda bir gevşemeye sebep oldu. Yaşıyorum galiba.

Hatta bu gevşemeyi artırmak bile mümkün. Mesela C serisi kapıya gelmiş şimdi, havada limonata tadında, binmişim Mercedes'ime düşmüşüm yollara. Ver elini Bozcaada diyecektim ki, bir habere denk geldim "Bozcaada'da yemek yiyecek  yer dahi kalmadı. ". TIK
Gökçeada'ya gitsem ? Anlaşılan orası da yoğun ki, Çanakkale'den günde iki kez deniz uçağı seferleri yapılacakmış bayram süresince. Uzuuun bayram  tatili dolayısı ile yollara düşmüş herkes. Otur oturduğun yerde Füsun. Park et arabayı kapının önüne, seyret. "Yolda olanlara kazasız belasız yolculuklar" diye dua et cam önünde, haminneler gibi.

Gerçekten iyice haminneliğe doğru yol alıyorum. Twitter'da Ahmet Hamdi Tanpınar trend topic olmuş. Tıkladım; bakayım neden öyle olmuş diye, ilk karşıma çıkan paylaşım , 24 yaşında bir genç kadının fotoğrafı oldu. Üzerinde de şöyle yazıyor; Merve, yaş 24, %100 gerçek, Buca 0553******
Hiçbir şeyi usulüne uygun yapmıyoruz, trend topic'leri bile. Pencere önünde gelen geçene bakıp, "nıck nıck nıck ne olacak bu gençlerin hali " diye akşama kadar bırbırlanan bir haminne işte sana. Malum; sanal dünyada, sanal pencerelerden bakıyor bu haminnede.  Neyse, siz vereceğim linke bir tıklayın da, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1974 yılından beri, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları bölümü tarafından muhafaza edilen kişisel koleksiyonu, dijital ortama aktarılarak okur ve araştırmacıların ziyaretine açılmış, ona bir göz atın. http://www.tanpinarmerkezi.com/

Bıdı bıdı ettim ne olacak gençlerin bu hali diye ama umudu hiç yitirmemek lazım. Hatta umuda umut katmak gerek. Dünyada her an , her dakika iyi şeyler olabilir. Ayla'ya olduğu gibi. Sen yeter ki içindeki sevgiyi diri tut. Sevmek bulaşıcıdır. En iyi yabancı film dalında Oskar  adayı bir filmimiz var. Ayla. Gerçek bir yaşam hikayesi. İçinde sevgi ve merhamet barındıran bir film. Hayatta en çok ihtiyacımız olan iki duygu.  Ben fragmanı izleyip, konuyu okuyunca , kendi gönlümün Oskar'ını  sayın Süleyman Dilbirliği'ne verdim. Rabbim ömrüne ömür katsın. Film Ekim ayında sinemalarda.







Çarşamba, Mayıs 03, 2017

İtinayla atar yapılır

Sabahın seherinde uyandım bugün. Ama; o şarkıdaki "öten kuşlara" rastlayamadım . Niyeyse ötmüyorlardı. Oysa; gece sokak lambasının ışığında bile öter bizim buraların kuşları. Odamın camını açtım havalansın diye. Şöyle bir gezindim evin içinde, vukuat var mı.? Baktım her şey yerli yerindeydi. Açık camdan polis arabasının kart sesini duydum, "dart dart". "Sabah sabah ne bu dart dart" deyip atarlandım.  Gece de duymuştum uykumun arasında. Biz uyurken, sokaklarda hırsız-polis kovalamacası vardı herhalde. Yatmadan önce de çok polis arabası geçmişti. 

Madem erken uyandım, tekrar uyuyamıyorum da, kitap okuyayım dedim. Bu sefer Franz Kafka'ya atarlandım. "Ruhumu daralttın bebeğim yaa" " ne çekmişsin babandan yaa" diyerek beş on sayfa okuyup kitabı (Babaya mektup) yavaşça yanımdaki komodinin üzerine bırakıp, diğer kitabımı aldım. O da bir fark yaratmadı. İhsan Otay Anar' da anlattığı Efrasiyab'ın hikayeleri  ile atara hak kazandı bu sabah. Kitabın henüz başındayım ve sabahın köründe kan içen bir okul müdürünün hikayesini okusanız siz n'apardınız ? 

En iyisi kalkıp kahvaltı yapmak. Kahvaltı sırasında yine aynı ses "dart dart". Atarlandım," n'oluyo yahu" diye. Hızla giden bir polis arabasından başka bir şey göremedim. Şimdi, polisi böyle hareketli kılanlara da atarlanacağım , "ağır oturup batman gelin " yormayın polislerimizi. 

Bari bugün pişecek bezelyeleri ayıklıyayım  diyerek işe koyuldum. Bir kaç bezelye aldım elime, sıska ve boş çıktılar. "Hay Allah kötü mü ne" diye sıska bezelyelere atarlanırken, bir şişman bezelyeyi açmamla birlikte, koca bir yeşil tırtılla göz göze gelince, bu sefer "ayyyy sende kimsin , git git git " diye tırtıla atarlandım. 
Aslında dün gece başlamıştı her şey . Uykuya dalmadan önce de, telefonda konuştuğum şahsa atar yapmıştım. "o iş öyle olmaz güzelim !" diyerek, hafif bir şımarıklıkla. Gece neyle yatarsan, sabah onla kalkarsın, der büyükler.  

Herkes uslu dursun, aklını başına alsın, gün uzun, atarlatmayın beni ....

**( Yazıyı bitirdiğim an itibari ile,  sabah saatlerindeki telaşın sebebini öğrendim galiba TIKTIK )



Çarşamba, Nisan 26, 2017

Hayvan sevmek



Havalar ısındığına göre parklara gitme zamanım gelmiştir benim. Mis gibi olur şimdi yeni yeşillenen ağaçlarla beraber  parklarımız. Bizim civarımızda küçüklü, büyüklü bir sürü park var çok şükür. Buraya kadar her şey çok güzel. Buradan sonra ise bazı şeyler can sıkıcı.
Köpekler...
Bazen evde bir örümceğe denk geliyorum. Oturup azcık sohbet ediyorum, "nerden geldin nereye gidiyorsun" diye. Sonrada , "hadi bana eyvallah, yoluna devam et ama mümkünse en kısa sürede evi terk et" diyorum ona. Kısacası dokunmaya bile kıyamıyorum , değil ki öldürmek ! Yani ne demek istiyor burada yazar; canlıları  seviyorum, saygı duyuyorum. Zaten çok saygılı bir insanımdır. Fikrinize de saygı duyabiliyorum mesela bazı konularda.
Köpeklere de saygım ve sevgim sonsuz. Koşup oynama, havlama, hoplama zıplama haklarına saygı duyuyorum. Hele sokak köpeklerine saygım sonsuz ! Karşılaştığımız zaman saygıdan başımı öne eğip, sakin ve uslu adımlarla geçiyorum önlerinden, yada durup onlara yol veriyorum geçsinler diye, hep saygıdan bunlar.!
Sahipli köpeklere de saygı duymak istiyorum, tasmalı olduklarında duyuyorum da, ama tasmasız sahipli köpeklere pek o kadar saygı duyamıyorum açıkçası. Kusura bakmasınlar. Bu kadar saygı yeter.
 Onların bana saygı duymasını istiyorum. Korkuma saygı duymalılar. Onları sevmem korkmadığım anlamına gelmiyor çünkü. Üstelikte onlar; sahipleri ile olan yakın ilişkilerinden dolayı, benim üzerime gelmeleri, atlamaları daha olası köpekler oluyor. İnsanlarla böyle  yakınlaşılır diye öğrenmişler çünkü. Sahibimin üstüne atlıyorum beni çok seviyor , bu ablanın yanına gitsem, hatta patilerimi dizlerine koysam,belki o da beni sevebilir, diye düşünebiliyorlar maalesef bazen.
Geçen baharda Dikmen vadisine  inmiştim. Bir cafede oturdum kahvemi içmek için. Yan masama bir bayan geldi köpeği ile beraber. Köpeğin tasması yok. Neden takmadığını sorduğumda nefret ettiğim klasik cevabı aldım " bir şey yapmaz ". Ve bana öyle kötü bakıp ters ters devam etti ki konuşmasına. Edebimle oturmayı tercih ettim. Bu örnekleri onlarca yüzlerce çoğaltabilirim. Parkta "tasmasız köpek gezdirmeyiniz" yazısı altında bile yaptık bu konuşmaları.
Sevgili hayvan sevenler, lütfen benim köpeğim yapmaz demeyin. Yapar ! Öyle bi yapar ki sizde şaşar kalırsınız ! Ama o anda iş işten geçmiştir.! Buna dair de tonlarca, onlarca örnek yazabilirim ama ne gerek var, çünkü bunun böyle olduğunu siz tasmasız köpek gezdirenler de iyi biliyorsunuz. Takın köpüşünüzün tasmasını, güzel güzel gezdirin, olacaklara ne siz üzülün ne de biz üzülelim. Ama genede örnek yazacağım, bazen yazdıklarım anlaşılamıyor örneksiz. Yazım hatası yani, yoksa siz akıllısınız anlarsınız. Geçen sene yolda yürürken bir arkadaşımı, bacağından hart diye kapıverdi bir tasmasız ev köpeği. Sahibi "çok şaşırdım, hiç yapmazdı böle bir şey" demişti. Yapası tutmuş canikom !..... Bahçe komşum köpeğini salıveriyor bazen sokağa, arabadan inip bahçeme giremiyorum. Kocaman bir kangal köpeği. Tasmasız iken bir şey yapmıyormuş , öyle diyor, tamam diyor da , KORKUYORUM sayın komşum kor ku yo rum.!!!!
Parklarda , yollarda, bahçelerde, orda burda şurda  gördüğüm köpekleri şikayet etsem diyorum. Şikayetçiyim hakim bey diyeceğim. Parkta rahat dolaşamıyorum. Tedirgin oluyorum, korkuyorum ! Ben söylüyorum dinlemiyorlar, bir de sen söyle. Hakim amcada bana söyle diyecek diye umuyorum.!

5237 Sayılı TCK 'nun 177 maddesi şöyle der ; Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması
(1) Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu yazdıklarımı okuyan birçok hayvan sever ve benim hayvan sever dostlarım bana kızacak biliyorum. İnanın sizleri ve köpeklerinizi çok seviyorum. Keşke sizde birazcık beni sevip sayabilseniz.


Cuma, Eylül 26, 2014

Öylesine bir yazı



Birisine öfke duyduğunuzda onu sözlerinizle taciz etmeye başlarsınız. Her yaptığına kusur bulur, her sözünü duvarınıza çarptırır geri yollarsınız. Sizi öfkelendiren şey, karşınızdakinin çaresizliğidir bilirsiniz oysa. Buna rağmen bir sineği öldürmek ister gibi, sözlerinizle vurur da vurursunuz. Bir gün bir bakarsınız sinek ölmüş. Ne kadar dayanabilir ki  ? Öfkeniz dinmiştir o arada. Bu sefer sineğin başında durup, keşke bu kadar vurmasaydım der pişmanlık duyarsınız.

                                                            O çaresiz bir sinekti oysa.

Pazartesi, Nisan 22, 2013

Benden şeyler

Bilmiyorum ki size ne desem ne anlatsam bugün. Doğaçlama yapayım yine en iyisi. Klavyeme geldiği gibi yazayım. Beni resim yapmam için sürekli teşvik eden Çiğdemim, yazmam içinde her zaman teşvik eder sağolsun. Çiğdem, İstanbul'da yaşıyor.  Biz onunla yıllarca mektuplaştık. O zamanlar , mail, cep telefonu falan yoktu. Sık sık birbirimize mektup yazar, kart atardık. Hala da, çok seyrek olsa da yazarız birbirimize. Benim mektuplarım biraz komik, karışık olurdu. O da mektuplarımı okudukça bana " sen yaz muhakkak, hikaye yaz, roman yaz, yaz bişeyler " derdi. Ara sıra minicik bir şeyler yazdım ama çok çok az. Resimdeki yeteneğimi fark eden Çiğdem'im belki bunda da haklıdır. Yaz demek kolay ama yazmak zor. Yazmak demişken; canım babacığım bir süredir şiir yazıyordu, sonunda biriken şiirleri eşe dosta dağıtılmak üzere minik bir kitapçık olarak basıldı. 76 yaşında bir şiir kitabı oldu. Dün ilk imzasını yeğenime verdiği kitaba attı. Çokta güzel bir yazı yazmış , şimdi tam metni hatırlamıyorum ama içinde geçen bir kelime derin bir anlam taşıyor. "ebedi hatıra" Bu kitapçıkta bizlere yazdığı şiirlerde var. Anneciğime yazdıkları var. Onları okumaya pek kimse cesaret  ( Cesaret. Ben de annemin resimlerine bakmaya cesaret edemiyorum. Fotoğraflarla oynamayı çok severim. Onlarla uğraşırken arada annemin fotoğrafları çıkıyor. Hemen geçiyorum, bakamıyorum) edemiyor henüz. Bana da yazdı elbette. Paylaşırım belki bir gün sizlerle.  Ben de yıllarca şiir yazdım. Hemen hemen her Türk gibi genç yaşlarımda kağıtlar doldurdum. Her Türk biraz şair mi ne ? Eminim siz de yazmışsınızdır bir kaç satır bile olsa.
Şimdi defterimi aldım çekmecemden. Size, yazdıklarımdan birini aktarayım. Rastgele açtım bir sayfayı.

21 / 03 / 1983  Way way way.. 30 yıl öncesine ait bir şiir. Yanına not düşmüşüm. Funda Pastanesi diye. Çankaya lisesinin yanında idi o yıllarda . O günü hatırladım evet. Bir veda şiiri . Bakalım 30 yıl önce neler hissetmişim.

SANA

İşte bitti diyeceğiz
Gözlerimizde anlamsız bakışlarla
"İşte gidiyorum" diyeceksin
Sonu gelmeyecek, sonsuza.
Ayrılık buysa eğer;
Anlamsız bakışlarla söylenen bir kaç kelime ise
İnanmıyorum ağlamak gibi bir şeye.
Unutulacak ve unutacağız
Geçmişin güzel hatıralarını
Yırtıp atacağız sararmış resimleri
Yıllanmış mektupları
Sadece bir burukluk saracak içimizi bir an
Güzeldi diyebileceğiz
Her şeyiyle güzeldi
Çok pek çok güzeldi
Söyleyemediklerimiz...




              Ne anladım biliyor musunuz şu an; o güne gittim ve şiirin gerçekten ebedi bir hatıra olduğunu.

konu mankeni:  kısa İstanbul kaçamağından 

Cumartesi, Mart 30, 2013

Öylesine bir yazı

Hayata nasıl baktığımız çok önemli. Bakış açısı her insana göre farklı. Bazı insanlar var ki hep kötü yönünden bakmaya alışmıştır. Oysa zorluklarla baş edebilmek için, yaşanan anların içindeki güzellikleri görmek gerek. Her şey son derece kötü de olsa mutlaka bir güzellikte vardır . Mesele onu bulup yaşamakta. Yeter ki bulmak isteyelim. Bir işte çalışıyorsunuz, başka da seçeneğiniz yok, o işe gidip gelmek zorundasınız. Yaptığınız işi yada ortamı yada  iş arkadaşlarınızı pek sevmiyorsunuz. Ne olacak peki ? Bu durum içinde hoşnut olduğunuz anlarda mutlaka vardır. İşte o anları not alır ve hoşnutsuz olduğunuzda o notlardaki hoşlandığınız şeyleri yaparsanız bir nebze de olsa rahatlayabilirsiniz. Veya, ben bu işi yapmak zorundayım ve bu durum içinde neyden daha mutlu olabilirim, kendime mutlu olabileceğim dakikaları nasıl yaratırım diye düşünüp, bir çözüm bulmakta bizi biraz rahatlatabilir. Mühim olan mutlu olmak için olanakları kendimize göre ayarlamak ve çözüm aramak. Bulunan çözümü de bu amaç için bilinçli olarak uygulamak. Zaten daimi mutluluk diye bir şey söz konusu değil. Olsaydı da yaşam sıkıcı olurdu. Tekamül iniş çıkışlarda gizli bana göre. 
Bu benim kendi hayatım için bulduğum bir çözüm. Bazen inişlere geçtiğimde zıplayacak halim yoksa, yukarıya ulaşabilmek için minik şeylere sarılıyorum. Benim çözümlerim, blogla uğraşmak, kısa  fakat son derece mutluluk verici kahve molam, bu mola arasında kitap okumak,D&R da geçirdiğim saatler.  Bunlara ayırdığım zamanda yaşadığım mutluluk günün geri kalan kısmını daha sakin ve stressiz geçirmemi sağlıyor. Çünkü bu zamanlarda her şeyden uzaklaşıyorum. Kahve içmek basit gibi görünebilir ama ben onu bir ritüele çevirdiğim için basit olmaktan çıkıyor ve hatta muhteşemleşiyor. Özenle hazırlıyorum, şık olmasına dikkat ediyorum, kendim için hazırlıyorum. Çalıştığım yıllarda da, o gün iş yerinde çok sıkılmışsam ya da tatsız bir şey yaşamışsam, moralim bozulmuşsa, iş çıkışı mutlaka kendime zaman ayırırdım. Karanfil sokakta Dost kitabevine uğrardım önce, sonrada oraya yakın bir cafede oturur aldığım kitapları inceler, yemeğimi yer veya bir şeyler içer sakinleşir eve öyle dönerdim. Herkese öneririm. 
Tüm bunlar için uzun zamanlar gerekmiyor, kısa ama nitelikli ve sadece kendiniz için bir şeyler yaptığınız bir zaman dilimi bu. 

Tüm bunları neden yazdın diyecek olursanız ? Klavyemden aktı gitti düşünmeden. Bugün de böyle olması gerekiyormuş demek ki. Bir şeye sebeptir , birisi okuyup örnekleme yapacaktır, birinin işine yarayacaktır. Var ya her şeyde bir sebep, bununda mutlaka olumlu bir sebebi vardır. Belki de kendime yazmışımdır.



Bu sabah bir yazı okudum internette. Tolstoy'dan kısa bir bölüm diye geçiyor. Doğru mudur bilemiyorum. Artık bu ortamdaki bilgilerin çoğuna inanmıyorum. Her şey birbirine girdi. Mevlana'nın olmayan sözlerin altında Mevlana yazmakta. Neyse yazının ana teması en başta yazdığım satırlarla örtüşüyor. Herkesin hayata bakışı farklı. 


Köyün tek çeşmesi başında üç kadın sıraya girmiş kaplarına su doldurmaktaymış. Kadınlar aralarında çene çalarken yanlarına yaşlı bir adam yaklaşmış ve kadınların konuştukları ile yakından ilgilenmiş. 
Birinci kadın şöyle demiş; 
'Bakınız benim bir oğlum var. Becerikli mi becerikli, yetenekli mi yetenekli. İnanın örnek bir delikanlıdır o.' 
İkinci Kadın; 
'Benim de bir oğlum var. Bülbül gibi şakır, sesi insanlara gözyaşı döktürür.' 
Üçüncü kadın ise oğlu hakkında hiçbir şey söyleyememiş. 

Kadınlar serçe parmağı kalınlığında bile su akmayan çeşmeden kaplarını zorlukla doldurduktan sonra oradan uzaklaşmaya hazırlanırken yaşlı adan onları izlemekteymiş. Bir ara, birinci kadının oğlu görünüp grubun önünde mükemmel bir takla atmış. Annesi 'jimnastik gösterileri de yapabilir' diyerek oğlunu pohpohlamış. Derken ikinci oğul gelmiş. O kadar güzel, o kadar yanık türkü söylemiş ki, dinleyenler hayranlıklarından neredeyse küçük dillerini yutacaklarmış. En son üçüncü kadının oğlu onlara yaklaşmış. İlk ikisinin aksine hiçbir şey yapmamış sadece annesine koşmuş ve su kabını onun elinden alarak kendisi taşımış. 
Bundan sonra üç kadın yaşlı adama sormuşlar. 'işte şimdi oğullarımızı gördünüz değil mi? 

"Ben sadece bir tek oğul gördüm. Annesinin elinden su kabını alarak kendisi taşıyan oğulu" yanıtını vermiş yaşlı adam.


Bugün hava çok güzel, bütün ağaçlar muhteşem çiçeklerini sundu, neşeyle gülümsüyorlar. Güneş pırıl pırıl parlıyor. Sizlerin hafta sonu da bugünkü gibi pırıl pırıl, neşe içinde geçsin.
Günün olumlamasını da  yapalım son olarak

Hatalarımı seviyorum ruhumu eğitip geliştirmeme katkıda bulundukları için, Düşmanlarıma teşekkür ediyorum özüme dönüp kendimi keşfedip yenilenmeme yardımcı oldukları beni güçlendirdikleri savaşmayı ve kendimle barışmayı sevgime daha da güçlü bir şekilde sahip çıkmam gerektiğini fark etmemi sağladıkları için. Rabbim sana teşekkür ediyorum sağlıklı bir bedenle beni dünyaya gönderip nimetlerinle mükafatlandırdığın için. Kaynak 

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...