Cumartesi, Mart 30, 2013

Öylesine bir yazı

Hayata nasıl baktığımız çok önemli. Bakış açısı her insana göre farklı. Bazı insanlar var ki hep kötü yönünden bakmaya alışmıştır. Oysa zorluklarla baş edebilmek için, yaşanan anların içindeki güzellikleri görmek gerek. Her şey son derece kötü de olsa mutlaka bir güzellikte vardır . Mesele onu bulup yaşamakta. Yeter ki bulmak isteyelim. Bir işte çalışıyorsunuz, başka da seçeneğiniz yok, o işe gidip gelmek zorundasınız. Yaptığınız işi yada ortamı yada  iş arkadaşlarınızı pek sevmiyorsunuz. Ne olacak peki ? Bu durum içinde hoşnut olduğunuz anlarda mutlaka vardır. İşte o anları not alır ve hoşnutsuz olduğunuzda o notlardaki hoşlandığınız şeyleri yaparsanız bir nebze de olsa rahatlayabilirsiniz. Veya, ben bu işi yapmak zorundayım ve bu durum içinde neyden daha mutlu olabilirim, kendime mutlu olabileceğim dakikaları nasıl yaratırım diye düşünüp, bir çözüm bulmakta bizi biraz rahatlatabilir. Mühim olan mutlu olmak için olanakları kendimize göre ayarlamak ve çözüm aramak. Bulunan çözümü de bu amaç için bilinçli olarak uygulamak. Zaten daimi mutluluk diye bir şey söz konusu değil. Olsaydı da yaşam sıkıcı olurdu. Tekamül iniş çıkışlarda gizli bana göre. 
Bu benim kendi hayatım için bulduğum bir çözüm. Bazen inişlere geçtiğimde zıplayacak halim yoksa, yukarıya ulaşabilmek için minik şeylere sarılıyorum. Benim çözümlerim, blogla uğraşmak, kısa  fakat son derece mutluluk verici kahve molam, bu mola arasında kitap okumak,D&R da geçirdiğim saatler.  Bunlara ayırdığım zamanda yaşadığım mutluluk günün geri kalan kısmını daha sakin ve stressiz geçirmemi sağlıyor. Çünkü bu zamanlarda her şeyden uzaklaşıyorum. Kahve içmek basit gibi görünebilir ama ben onu bir ritüele çevirdiğim için basit olmaktan çıkıyor ve hatta muhteşemleşiyor. Özenle hazırlıyorum, şık olmasına dikkat ediyorum, kendim için hazırlıyorum. Çalıştığım yıllarda da, o gün iş yerinde çok sıkılmışsam ya da tatsız bir şey yaşamışsam, moralim bozulmuşsa, iş çıkışı mutlaka kendime zaman ayırırdım. Karanfil sokakta Dost kitabevine uğrardım önce, sonrada oraya yakın bir cafede oturur aldığım kitapları inceler, yemeğimi yer veya bir şeyler içer sakinleşir eve öyle dönerdim. Herkese öneririm. 
Tüm bunlar için uzun zamanlar gerekmiyor, kısa ama nitelikli ve sadece kendiniz için bir şeyler yaptığınız bir zaman dilimi bu. 

Tüm bunları neden yazdın diyecek olursanız ? Klavyemden aktı gitti düşünmeden. Bugün de böyle olması gerekiyormuş demek ki. Bir şeye sebeptir , birisi okuyup örnekleme yapacaktır, birinin işine yarayacaktır. Var ya her şeyde bir sebep, bununda mutlaka olumlu bir sebebi vardır. Belki de kendime yazmışımdır.



Bu sabah bir yazı okudum internette. Tolstoy'dan kısa bir bölüm diye geçiyor. Doğru mudur bilemiyorum. Artık bu ortamdaki bilgilerin çoğuna inanmıyorum. Her şey birbirine girdi. Mevlana'nın olmayan sözlerin altında Mevlana yazmakta. Neyse yazının ana teması en başta yazdığım satırlarla örtüşüyor. Herkesin hayata bakışı farklı. 


Köyün tek çeşmesi başında üç kadın sıraya girmiş kaplarına su doldurmaktaymış. Kadınlar aralarında çene çalarken yanlarına yaşlı bir adam yaklaşmış ve kadınların konuştukları ile yakından ilgilenmiş. 
Birinci kadın şöyle demiş; 
'Bakınız benim bir oğlum var. Becerikli mi becerikli, yetenekli mi yetenekli. İnanın örnek bir delikanlıdır o.' 
İkinci Kadın; 
'Benim de bir oğlum var. Bülbül gibi şakır, sesi insanlara gözyaşı döktürür.' 
Üçüncü kadın ise oğlu hakkında hiçbir şey söyleyememiş. 

Kadınlar serçe parmağı kalınlığında bile su akmayan çeşmeden kaplarını zorlukla doldurduktan sonra oradan uzaklaşmaya hazırlanırken yaşlı adan onları izlemekteymiş. Bir ara, birinci kadının oğlu görünüp grubun önünde mükemmel bir takla atmış. Annesi 'jimnastik gösterileri de yapabilir' diyerek oğlunu pohpohlamış. Derken ikinci oğul gelmiş. O kadar güzel, o kadar yanık türkü söylemiş ki, dinleyenler hayranlıklarından neredeyse küçük dillerini yutacaklarmış. En son üçüncü kadının oğlu onlara yaklaşmış. İlk ikisinin aksine hiçbir şey yapmamış sadece annesine koşmuş ve su kabını onun elinden alarak kendisi taşımış. 
Bundan sonra üç kadın yaşlı adama sormuşlar. 'işte şimdi oğullarımızı gördünüz değil mi? 

"Ben sadece bir tek oğul gördüm. Annesinin elinden su kabını alarak kendisi taşıyan oğulu" yanıtını vermiş yaşlı adam.


Bugün hava çok güzel, bütün ağaçlar muhteşem çiçeklerini sundu, neşeyle gülümsüyorlar. Güneş pırıl pırıl parlıyor. Sizlerin hafta sonu da bugünkü gibi pırıl pırıl, neşe içinde geçsin.
Günün olumlamasını da  yapalım son olarak

Hatalarımı seviyorum ruhumu eğitip geliştirmeme katkıda bulundukları için, Düşmanlarıma teşekkür ediyorum özüme dönüp kendimi keşfedip yenilenmeme yardımcı oldukları beni güçlendirdikleri savaşmayı ve kendimle barışmayı sevgime daha da güçlü bir şekilde sahip çıkmam gerektiğini fark etmemi sağladıkları için. Rabbim sana teşekkür ediyorum sağlıklı bir bedenle beni dünyaya gönderip nimetlerinle mükafatlandırdığın için. Kaynak 

4 yorum:

  1. Füsun, en ihtiyacım olan zamanda en ihtiyacım olanları yazdığın için sonsuz teşekkür sana. Bahsettiğin kahve ritüelleri, D&R gezintileri, kitap karıştırmalar hepsi benim için de çok özeldir. Ama sen kelimelerle ve duyguları yine çok güzel buluşturmuşsun. Hep sevgiyle kal:)

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel :) mutlu oldum şimdi Esracım. Ben de şimdi kahve içmeye bahçeye kaçıyorum. Benimde ihtiyacım varmış bu yazıya, yazıp bitirince anladım :))
    Kocaman sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. ne güzel bir yazıydı !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Buketcim, doğaçlamaydı :)

      Sil

İki Kum Tanesi , zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumda bulunduğunuz için teşekkür eder.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...