Cuma, Aralık 30, 2016

Çarşamba, Aralık 28, 2016

Kelebeğin hayat sırları



Gençliğime Sevgilerimle
Zaman makinesi olsaydı ve kendi gençliğime, mesela 17 yaşıma, dönseydim, kendime şunları söylerdim:
En önemli şey aşk. Onu doya doya yaşa bu bir.Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. Yapamıyorsan, boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın. Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, dilini ısır, kimseye söyleme.
Sevdiğin insanlar bul. İşlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat ‘yap et çalış başar’la geçiyor ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, iş yapmamış, sürekli aşk yapmış olursun.
Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde, senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Senin yolun başka. Yokuşların başka.
‘Konu komşu ne der’ diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak. Sense ölene dek, onu yaşayacaksın. 
Hareket et. Her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bir spora kafayı tak. Dansa kafayı tak. Satranca kafayı tak. Kafayı taktıkların ileride yaldız olup üzerine yağacak.
Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Van Gogh olmak nasıldır, İkinci Dünya Savaşı’na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Bir gün hepsi, bir yapboz gibi, birleşip sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
Kızlar zekadan, çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır. Erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan, başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et. Neyi alışkanlık yaparsan, hayatın ondan oluşacak unutma.
Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama ‘erken kalkan yol alır’hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30’da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma. Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun... Böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. Ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. Gül geç. Hem dedikodu yapanların başına mutlaka, ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları şey gelir, unutma. Hayatın mizah anlayışı böyle.
Kızlar! Güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda, kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla, boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dörtnala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler! Yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda, kadınlara, çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. O güç güç değil. Kaba kuvvet o. Korkudan kaynaklanır. Kaybetme korkusundan. Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. Tam tersi, avucu apaçık tutacaksınız.
Kendinden başka kimseyi suçlama. Suçlamak, nasıl diyeyim, zehirli bir duygu. İnsanı frenler. İnsanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara ‘kendimi suçlu hissetmiyorum’ yaz. Çok faydasını göreceksin.
Ceplerden, bilgisayarlardan, televizyonlardan uzak 1 saat ayır kendine. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle, deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme.
Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. Çünkü reklamda dediği gibi, ‘hayat paylaşınca güzel’.
Her gün şükret. Teşekkürü dualarından asla eksik etme. Teşekkür kadar insana iyi gelen şey yoktur. Bir şey istemekten, dilemekten bile iyidir. Sıcacık yapar ruhunu. ‘Bendeki bana yeter, hatta artar bile’ dünyanın en güzel felsefesidir.
Birinden bir şey isteme. Onun yerine birine bir şey ver. Bak neler olacak seyret sonra.
Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın.
Sevdiklerine bıkıp usanmadan, seni seviyorum, seni çok seviyorum de. Hatta sen ne yaparsan yap, kim olursan ol çok seveceğim de.
Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri bir taş döşemiştir kim bilir.
Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme.
Abart. Çoğalt. Parlat.
Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin?
İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.


Nil Karaibrahimgil şarkılarını beğenirim. Yukarıdaki  yazı  geçen yıl çıkarmış olduğu Kelebeğin Hayat Sırları kitabından bir bölüm. Bu yazısını seslendirmişti ayrıca. TIK   Bu sabah bir şekilde karşıma çıktı. Okumak ve dinlemek bana iyi geldi. 

Cuma, Aralık 16, 2016

Çocuklar için etkinlikler

Yeşil, kırmızı, sarı, mavi ....

Kıpır kıpır kıpraşan bu dört renk ışığın bana mutluluk verdiğinden eminim. Daha da çocuk gibi (zaten çocuk gibiyim de ) oluyorum onların kıpraşmasına baktıkça . Çocuk mutluluğuna erişiyorum. Saf , temiz, her şeyden bi haber. Bence bir iksir, bu yemyeşil çam ağacı üzerinde kıpraşan renkli ışıklar. Ve çam ağacının tepesindeki neol babanın kırmızı rengi "haydi canlan " der gibi. 

Tam bunları hissederken bir anda Beşiktaş'ta ki patlamaya gidiyor aklım. Ölenlerin geride bıraktıkları geliyor aklıma. Onların acıları sarıyor içimi. Nasıl kabullenecekler bu kabullenilmezi diyorum. Ardından  "Halep" i düşünüyorum. Tüm mutluluğum alt üst oluyor. 15 Temmuz gecesine gidiyor aklım.  Biz, yaşadığımız o korku dolu "bir" geceyi ne zor geçirdik derken, her gün ateş altında yaşayan, ölen insanlar geliyor  aklıma. Kıpraşan ışıkları seyrederken yudumladığım sıcacık çay, boğazımdan zor geçiyor. Hakkım yok gibi geliyor onlar acı çekerken bu mutlu anı yaşamaya. Bir an aklımdan  daha da tuhaf düşünceler geçiyor. Türkiye'nin başına böyle bir şey gelse , kaç Avrupalı, kaç Asyalı benim düşündüklerimi yaşar , içtiği çay boğazına düğümlenirdi, diyorum. 

Biliyorum, pek çoğumuz aynı durumdayız. Bir tahterevalliye binmişiz, sürekli bir tepedeyiz bir altta. 

Bu blogda hep iyi şeyler paylaştım. Zaten içimiz dışımız kasvet ve acı olmuşken, bloguma geldiğinizde azcık da olsa tüm bunlardan uzaklaşın istedim. Evet hepimiz zor günlerden geçiyoruz, bunlardan çocuklarımız etkilenmesin. Tüm umutsuzluklara rağmen onlara umut ve mutluluk verelim, çocukluğun o güzel , saf duygularını yaşasınlar. 


Benimde minicik bir yeğenim var. Onunla ne yapabiliriz diye araştırırken bunları buldum. Üstteki resmi görür görmez de ilkokul yıllarıma doğru bir yolculuk yapıverdim. Severdim ben bu yerli malı haftasını. 😊 Bunu da kim yaptıysa ellerine sağlık, harika olmuş. 


Kar da yağmışken, bir karton ve iki renk gazlı kalemle yapılabilecek bu şirin kardan adamı severler diye düşündüm. 


Yılbaşı gecesi minik misafirleriniz varsa ( büyük ama ruhu miniklere bile olabilir ) onlara kağıt tabaklardan yapılmış bu şapkalarla sürpriz yapabilirsiniz belki. 


Bir miktar sert plastik bardaklarla yılbaşı gecesini keyifli ve sizden biraz olsun uzak geçirmelerini de sağlayabilirsiniz bu etkinlikle. 

Bizim minik ancak bunu yapabilir diye düşündüm. Henüz 1.5 yaşında çünkü. Bu onu en azından beş dakika oyalar. 

Yeşil, kırmızı, sarı , mavi kıpraşan ışıkların etrafında çoluk çombağınızla keyifli dakikalar geçirmeniz dileğimle. 

                                                                         Malum;
HAYAT KISA, KUŞLAR UÇUYOR


** Fotoğrafların üzerine tıklayıp kaynağına ulaşabilirsiniz. Pintersetten alınmıştır.

Salı, Aralık 13, 2016

İllüstrasyon / Burak Ağdemir

İllüstrasyon her zaman ilgimi çekmiştir. Kitaplardaki çizimlere bayılırım mesela. Karikatürde aynen. Lise yıllarımda Gırgır dergisi alır ve Oğuz Aral 'ın Avanak Avni çizimlerine bakarak, bende çizmeye çalışırdım. Bir yerlerde Avni çizimlerim olacak , bulursam paylaşırım. Ayrıca; belki grafik sanatının bu  dalını da öğrenmeyi denerim bir gün.

İllüstrasyonun en eski ismi İhap Hulusi Görey. Türkiye de bu sanatın öncüsü. 1932 yılında Atatürk'ün isteği ile, okullarda okutulan Alfabe'nin kapak tasarımını yapmış dersem, eminim gözünüzün önüne gelecektir eseri.

Son tanıdığım illüstratör  ise Burak Ağdemir.  Yeşilçam Üniversitesi çizimleri ile gündemde epeydir. Kafa dergisi yazar ve çizeri kendisi.  Yazımı okur belki diyerek, kendisini tebrik ediyor ve Yeşilçam çizimlerinin hayranı olduğumu belirtiyorum . Başarıları ödüllenir umarım yaşamı boyunca.

O kadar çok ki beğendiğim, hangisini paylaşacağım bilemedim. Benim paylaşmadıklarımı siz İNSATGRAM ve FACEBOOK hesaplarından görebilirsiniz.

BABA

















**Ülkemizin içinde bulunduğu son derece üzüntülü bu günlerde, ben yine sanata tutunup, "güzel günler göreceğiz çocuklar ,güneşli günler göreceğiz " diyen Nazım Hikmet dizelerinde umut buluyorum.

Pazar, Aralık 04, 2016

Benden şeyler

Sabah, güzel ve mutlu bir kahvaltının hemen ardından yolum salona düştü. Annemden yadigar orkidem iki daldan çiçeğe durmuşken onu sevmemek olmaz diye yanına gittiğimde bir de ne göreyim, pis Ziya ( cennet papağanım ) çiçeğimin bütün tomurcuklarını tek tek düşürmüş , bi dalıda ortasından koparmış atmış. Çok üzüldüm. Çiçeğin tomurcuklarını toplayıp elime aldığımda ağlayacaktım neredeyse. Döndüm kafese yüzümü , anlamasa da bağırdım, "cezalısın Ziya, kafesten çıkmak yok bir hafta ". 

Sonra anlık bir düşünceyle, hayat bu duruma öfkelenecek kadar uzun değil, n'apalım olmuş bi kere, boşa üzme kendini , boşa bağlanma bu kadar dünya hallerine deyip yoluma devam ettim. Öyle ya , zaman su gibi akıp gidiyor, bu kadar küçük bir şeye öfkelenecek zaman yok. Metin Hara'nın  Yol kitabında dediği gibi;
"Stres , tehlike varken seni yaşatır, yokken seni öldürür "

İnsan yaşamanın özünü küçük yaşlarda anlayabilse keşke. Yaş ilerleyince anladım ben birçok şeyin güzel ve kısalığını. Daha farklı bakıyorum şimdi , yapabildiğim kadarı ile tabii. Bazen rotadan çıkıyorum yinede. Yaşlılar gençlere öğütler verir  " gençliğinizin kıymetini bilin" diye, ne çok haklılarmış da geç anlamışız. Ve geç anlayacak yeni gençlikte. 

Yeni gençlikten hiç ümidim yok benim. Sizin var mı bilmem ? İnsan gözlemlemeyi çok severim, bakıyorum ve gördüğüm gençlerden korkuyorum. İnşallah göremediğim gençlerde vardır ümit. Sıfır küfürlü bir ailede büyüdüm belkide ondadır yadırgamam ama nedir bu kadar küfürlü konuşmak, kızlar erkeklerden daha küfürbaz olmuş. Evliliklerinde de küfürbazlar ve saygı bekliyorlar. Karmaşık.... İki gün önce şahit oldum bir AVM'nin yemek katında iki genç sevgilinin kavgasına. Birbirlerine o. çocuğu diyorlardı ve kız masanın altından oğlanın bacaklarını tekmeliyordu. Sizce evlendiklerinde ne yapar bu iki genç evin içindeki kavgalarında. ??

Pazar sabahı ruhunuzu daralttım di mi ? 

Emre Aydın şarkılarını severim. İki gün önce yeni single'ı çıktı. Sen beni unutamazsın. Blogumda sağ sütunda "müzik ruhun gıdasıdır" başlığı altında yayınladım. O, bugünün bonus şarkısı olsun. Malum, pazar günü müzik günü bu blogda. Neler seçtim sizin için dinlemek için şarkı adlarına tıklamanız yeterli. 

Bryan Adams / You Belong To Me   Bu parçada sesi biraz fazla açıp, tüm aile piste fırlayıp dilediği gibi şımarıp dans edecek, böyle bir şart var !!

John Legend / Love me Now  Şimdi sev beni ... Bu şarkının şartı da herkes birbirini sevdiğini söyleyip sarılacak. !!

Rihanna / This is What You Came Bu şarkı ise , güncel olanı takip etmeyi ihmal etmeyin öğüdünde bulunan sevgili Betül Mardin'in bu şahane önerisine uymak için. !!

Vücudunuz yaşlansa da siz daima genç bir ruha sahip olun. Mutlu pazarlar. 
                                                          


Pazartesi, Kasım 28, 2016

Ondan Bundan Şundan

Gabriel Garcia Marquez ünlü veda mektubunun bir yerinde şöyle der:

Yeni doğan küçük bir bebeğin , babasının parmağını sıkarken  aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.

Aileye katılan her bebek, sadece babaya değil tüm aileye kelepçe takıyor bence. Bir buçuk yıl önce ailemize katılan minik Eylül hepimizi kendine kilitledi. Eylül, yeğenimin kızı. İki yeğenimde doğduklarında kelepçeledi beni yıllar önce. Şimdide aynı şeyi çocukları yapıyor. "Yaşlanıyorum" diyorum onların çoğaldıklarını gördükçe.

Marquez bir de şöyle diyor mektubunda :
Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır .
Çok şükür hala içimde bitmeyen bir aşk var. Demek ki yaşlandığımı düşünmem yanlış. Bir yanlış daha varmış, bu alıntılar yaptığım veda mektubunu, aslında pek tanınmamış bir vantrilok olan Jhonny Welch yazmış, Marquez değil.  İnternette okuduğunuz şeylere kesin bilgiye erişmeden inanmayın. Özellikle yayınlanan yalanlar bile var çünkü.

Uniqe İstanbul da Astroloji festivali vardı. Siyaset astrolojisi uzmanı Dinçer Güner 2017 yılında terörle ilgili olacaklara ilişkin demiş ki :
1 Şubat
15 Temmuz
7 Ağustos
Bu tarihlere (+ / - 6 ) terör bakımından dikkat.
Astroloji ile aranız nasıl neye ne kadar inanırsınız bilmem ama BURADA detaylar ve burçlar için 2017 ye ilişkin bir sürü yorum var. Benim burcum Balık . 2017 'nin  balıklar için Sakın Ha ! durumu şu :
Aşk seni değiştirecek. Sakın direnme ve bunu kaçırma.
Balıklar dikkat.


Bu da selfie'cilerin dikkatine. Selfie  çubukları da tarihe karışıyor sonunda. Bu ne hız bu teknolojide, ben daha selfie çubuğu bile almamışken uçan selfie kameraları çıkmış. İyi olmuş , özellikle toplu çekimleri ben yapıyor ve kurbağa gibi görünüyordum, üstelikte tüm kırışıklarımla beraber.
Uçan kameramızın adı AİRSELFİE . Kamera özel bir kılıf içinde, kılıfından çıkartıp özel Android yada IOS uygulaması ile çalıştırıp kontrol ediyor, uçuruyorsunuz. Sonra işiniz bitince yine program sayesinde elinize indiriyor ve kılıfına geri koyuyorsunuz. Çektiğiniz fotoğraflar anında akıllı telefonunuzda yerini alıyor. Nasıl kullanılıyor diyenler videoyu izleyecek.




Cuma, Kasım 25, 2016

Suluboya / Ruhiye Yalgın

Resim yapmak güzeldir. Sizde deneyin . 💓

Birkaç yıldır resim yapıyorum . Belediyelerin açmış olduğu ücretsiz kurslarda eğitim aldım. En çok suluboya çalışıyorum. Hobi olarak yapıyorum resmi. Çalışmalarımın bir kısmı BURADA

Resim sergilerini gezmeye üniversite yıllarında başladım. Zafer çarşısındaki sergileri takip ederdim en çok. Şimdilerde de fırsat buldukça resim sergilerini dolaşırım. En büyük kaynak olan internet ortamında da sürekli resim ve fotoğraf bakarım. Görsel hafızam bunlarla dolu. Sizinle, baktığım resimlerin bazılarını paylaşmaya karar verdim. Ara ara bu seride yayınlar yapacağım. 

Bugün Ruhiye Yalgın'ın birkaç suluboya eserini paylaşıyorum. 



Diğer resimlerini görmek için FACEBOOK sayfasını ziyaret edip takibe alabilirsiniz. 

Biraz ilginiz varsa lütfen sizde resim yapın. Gönlünüze göre yapın sizin resminiz olsun. Çerçeveletip duvarınıza asın keyfini çıkarın. Suluboya için malzemeler , iyi bir suluboya fırçası, 300 gr. ağırlığında suluboya kağıdı, bir bardak su ve suluboya. Çocuk olan her evde suluboya vardır. Çocuklar okula gidince hemen geçin başına. Çocuksuz evlerde, doğru kırtasiyeye suluboya malzemesi almaya. Hatta ona bile gerek yok. Azcık nescafe klasiği, birazcık su ile sulandırın, başlayın boyamaya. 

Resim yapmak güzeldir. Sizde deneyin . 💓

Pazar, Kasım 20, 2016

Tiny House

Felix ve Selma eski bir okul otobüsünü kendilerine yaşam alanı yaparak Alaska'dan Arjantin'e bir yola çıkmışlar. Ben otobüslerine bayıldım. Yaşayabilir miyim ? Ancak bir kaç  gün sanırım. Ama çok hayalim olan bir şey. Ne tezat di mi ? Hayallerimde bir karavanla Türkiye'yi gezmek oldu hep. Hayalleri de bu yüzden seviyorum işte, sınırı yok .

Felix ve Selma gibi bir sürü insan otobüsleri karavana dönüştürmüşler. Youtube'da bununla ilgili bir sürü video izledim. Hepsi de birbirinden şirin, hemen hepsininde yanlarında bir başka canlı var. Kedi ,köpek gibi. Buradan bakınca çok çok hoş görünüyor gözüme.

Bu minicik yaşam alanlarına , yani eve "TINY HOUSE" deniyor. Küçük ev diyebiliriz . Bazıları baya bir küçük gerçekten . Ama yaşamak için gereken her şeye sahipler.

İlginizi çektiyse BURADA bir sürü örnek var.



 Felix ve Selma'nın diğer videolarını izlemek için BURAYA  tıklamanız yeterli. Videolarda doğa ile iç içe oldukları öyle güzel yerlerde konaklıyorlar ki, imrenmemek ne mümkün. Ankara bugün güneşli bende  küçük evimize gideceğim birazdan. Bizim küçük ev hareket etmiyor ama orada doğa ve güneşle buluşmam mümkün oluyor. İşte bizim küçük evimiz.



Bugün Pazar ise müzik günüdür bu blogda. Bu konuya en güzel Country müzik gider diye düşündüm ve sevdiğim bir kaçını paylaşıyorum. Siz de termosunuza sıcacık çayınızı kahvenizi doldurup kendinizi açık ve ağaçlıklı bir parka götürün bence. Nefes almak, güneş depolamak için mükemmel bir kış günü çünkü. Mutlu Pazarlar.


Salı, Kasım 15, 2016

Rüya tabirleri



Öyle yorgunum ki bu sabah yine...


Bu dolunayla aramı nasıl düzelteceğim bilmiyorum. Gerim gerim geriyor beni. Oluşan gerilmenin cildimde ki  kırışıklıklara bir faydası olsa, tamam uzlaşacağım onunla ama hiçbir faydası yok. O zaman neden uzlaşalım di mi ? 😏

Sadece dolunayla değil sorunum. Rüyalarla da başım dertte. Her gece muntazam rüya görüyorum. Uzmanların ifadesine göre 2-3 saat  rüya görüyoruz, benim ifademe göre ise , sabaha kadar. Evet, bence ben sabaha kadar rüya görüyorum sayın uzmanlar. Ve uyandığımda bir çoğunu en ince detayına kadar hatırlıyorum. Yaşıyorum resmen ben o rüyaları. Yeni olan bir şey değil bu , çocukluğumdan beri çok rüya görürüm. Hatta bir ara gördüğüm rüyalardan bir roman yazmayı bile düşünmüştüm. Ama son zamanlarda sanki daha çok rüya görüyorum. Ve bu beni yoruyor.

Sözüm ona çok rüya gören insanların  IQ değeri yüksekmiş. Avunsam mı bununla. Çünkü rüyalarıma da kızgınım. Birde rüyalarım çıkardı bir zamanlar. Rüya görmeye korkardım o yüzden. Şimdilerde o yetim kayboldu , en azından o açıdan rahatım. E buna da şükür.

Gözleri gören insanların %12 si rüyasını siyah beyaz görüyormuş. Geri kalanlar ise renkli. Bu oran renkli televizyona geçtikten sonra değişmiş. Şimdilerde herkes rüyasını renkli görüyormuş. %4.4 dışında. O kısım hala siyah beyaz görüyor.

Horlayan insanlar daha az rüya görüyor ve hatırlamıyormuş. Demek ki ben horlamıyorum.

Depresyondaki kişi, karışık ve çok rüya görürmüş. Şimdi anladım ve başka söze gerek yok. Depresyondayım ....

Bu kadar çok rüya görünce bir zamanlar başucu kitabımda rüya tabirleri kitabıydı. Sonra baktım ki baş edemeyeceğim her sabah tabir okumak bünyeme zarar. Kitabı yok ettim. Ama bu geceki rüyam keşke kitabım dursaymış dedirtecek cinstendi. Anlatayım hemen. Rüya anlatmaya da bayılırım.

Rüyamda Demet Akalın bizdeymiş. Bize konser vermiş, üzerinde sağ bacağını tamamen ortada bırakan krem rengi işlemeli bir elbise vardı. Konser bitimi çıktı arabasına binecek, şoförü kapıyı açtı, arabaya bindi ve geri indi anında. Yerlerde su birikintisi ve çamur var .  Demet ise bunlara aldırmadan ,yaşlı, baş örtülü bir teyzenin ayaklarına kapandı başladı bağırmaya, "anneanneciğim canım anneannem " diye. Teyze onu reddetti, ben senin anneannen değilim diye. Demet gülümseyerek, yerden kalktı ve arabasına bindi , bana da gülümsedi ve gitti. Bu gece gördüğüm rüyanın minicik bir kısmı bu.

Rüyada görülen şeyler birer sembol. Ve farklı anlamları var malum. Rüyada ünlü birini görmek ne demek ?

Rüyanızda çok ünlü bir kimse ile karşılaşıp onunla konuştuğunuzu görmek, Aile hayatınızda daima söz sahibi olacağınıza, esinizle aranızda hiç bir geçimsizlik ve anlaşmazlık bulunmadığına, eğer bekar iseniz, bulunduğunuz işinizde çok sevildiğinize ve hayatta daima başarılı olacağınıza delalet eder. rüya tabiri  böyle imiş. Çok şükür kötü bir şey değilmiş. 


Öyle yorgunum ki bu sabah yine ....

Siz olsanız yorulmaz mısınız ?

Cuma, Kasım 11, 2016

Kemal Sunal _ Leonard Cohen

Bazı insanları sadece bilirsiniz, tanımazsınız ama çok seversiniz. 

Bir insanı tanımak için onunla zaman geçirmek, bazı şeyleri beraber yaşamak gerekir. Sevgide bu tanıma sırasında oluşur ve yoğunlaşır. Sanatçılar, eser bırakanlar içinse durum farklıdır. Onları tanımazsınız ama bildiğiniz halini seversiniz. Kemal Sunal 'da onlardan biri benim için işte. Bugün doğum günüymüş. Bende anmak istedim bu sebeple. Çok isterdim hayatta bir eser bırakıp, anılabilmeyi. Henüz vakit geçmiş değil tabii ama bende o yetenek ve azim yok. Sadece istemekle kalıyor o yüzden. Hala Kemal Sunal filmleri izleyip gülebiliyoruz, yıllar geçse de unutulmayacak olması çok güzel bir duygu. Keşke daha uzun yaşasaydın...





Sabah instagrama bir göz atayım dedim , bu seferde iz bırakan bir başka sanatçının ölüm haberini okudum. Leonard Cohen. Bende şöyle bir duygu oluştu. Sanki o tok ve az rastlanan sesi , yorumu ile, şarkı söyleyerek yükseliyordu gökyüzüne.  Güle güle git yeni hayatına Cohen. Seni de bu güzel şarkınla anmak istedim. İlk albümünü aldığımda yıllar yıllar önce sesin ve yorumun aykırı gelmişti kulağıma ama sonrasında çok sevdim seni. 



"Hayat böyle işte " klasik sözünü buraya iliştiriyorum. Kimi doğar kimi ölür. Tek kalan anılar ve eserlerdir. 

Pazar, Kasım 06, 2016

Yılbaşı kartı








Yılbaşı yaklaşıyor, basit ve şirin kartpostallar  hazırlayabiliriz. Bir kaç örnek fikir  not aldım kendime.

*** pinterest

Cumartesi, Kasım 05, 2016

Sergiler Ankara

Kasım ayında Ankara'da hangi sergileri gezebilirim ?


  • Ustalardan seçkiler. Kale mahallesinde Atpazarı  sokakta Emin Antik sanat galerisinde olan sergi, bir çok usta sanatçının eserlerini bir arada bizlere sunuyor. Oraya kadar gitmişken bir de kale  civarı gezilebilir. Sergide; Güler Akalan, Adnan Turani, Hayati Misman , Mürşide İçmeli ve daha birçok sanatkarın eseri var. Sergi 17 Kasım 2016 tarihine kadar gezilebilir.


  • Nilüfer İnaltong - İzlenimler. Yine Kale'de bulunan bir başka galeride bu sergide .  Ata Sanat Galerisinde. Sergi 10 Kasım 2016 tarihine kadar açık.  Köy ve sokaklara bayılırım. 



  • Cer Modern.  Karşıtların Birliği adlı sergi ile Yves Gobart'ın resimlerini bizlere sunuyor. Yves Fransız bir sanatçı. Sergi 17 Kasım 2016 tarihine kadar açık.



Sanata doyduk, birazda karnımız doysun. Bir şeyler içip, biraz okuyalım. Kalede  bir mekan olsun. Bir yer buldum, daha önce hiç gitmediğim. And cafe. Çok şirin bir yere benziyor. Görmedim ama fotoğraflardan edindiğim izlenim tam benlik. Ruhum eski ben ne yapayım. O zaman burada konaklıyorum(z).


*** Bu ay ne yapsam projesinde, kendim için araştırdım, belki sizde uygulamak istersiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...