Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 31, 2015

Pazar neşesi

Günler yağmurlu geçiyor. Yarın yaz başlıyor ama hava bahar havası. Mevsimler kaydı. 2010 yılı 24 Haziran, NTV hava durumu sayfasında şöyle yazıyor " Haziran ayı kuvvetli yaz sağanakları ile devam ediyor. " Yıl 2015 , durum benzer. Kısacası Haziran ayını da serin ve yağışlı geçirme ihtimalimiz  yüksek. An itibari ile evde kalorifer  yanıyor sabah akşam.  Bu da tarihe not olsun.

Ben halimden çok memnunum. Fazla sıcak sevmem. Limonata tadındaki bu havalara da aşığım. Yeşilin bin bir tonu taptazedir şimdi. Ve; güller, çiçekler  açtı her yerde rengarenk. Hava da doğal klimalı, insan başka ne ister diyorum; ama deniz, güneş, kumlar diye hayal eden çok kişi var tabii.

Onları bugün bir  video  ile selamlıyorum. Nasılsa yaz gelecek, ben  birazcık daha  baharımla ve yağmurlarımla mutlu olayım izninizle diyorum. Yok inatla ,  ille de deniz, güneş  ve incecik kumlar diye ısrar ediyorsanız ...  TIKTIK

nerede olursanız olun gününüzü keyifli geçirin, sevdiklerinize sıkıca sarılın..
iyi pazarlar


Küçük Moiz ilkokul çağına gelmiş. Okulda ilk günün akşamı eve dönmüş.
Annesi: “Oğlum öğretmenin bu gün neler anlattı size bakayım ?” diye sormuş.
Moiz: “Anne, Musa diye bir adam varmış, bir gün Ramses diye biriyle kapışmış, adamlarını alıp kaçmaya başlamış.
Kaçmışlar, kaçmışlar bir nehrin kenarına gelmişler. Arkadan Ramses’in ordusu geliyormuş.
Musa hemen cep telefonundan Mossad, CIA, Ordu, vs.. herkesi aramış.
Hemen helikopterlerle askerler gelmiş, nehrin üzerine bir köprü yapmışlar.
Musa ve adamları geçmiş. Ramses’in adamları köprüye girerken savaş uçakları gelmiş, köprüyü bombalamış, hepsi suya düşüp boğulmuş…”
Diye anlatırken, Anne: “İnanamıyorum !.. Öğretmenin cidden böyle mi anlattı ?” demiş.
Oğlan da: “Yaw Anne, ben sana öğretmenin anlattığı şekliyle anlatsam hiç inanmazsın..”…



Pazar, Haziran 22, 2014

Erim de derim de

Erkekler genelde eşlerine karşı pek bir havalıdırlar. Höt pöt görünürlerde, iş ciddiye binince çok erkek eşinden tırsar hafiften. Geçenlerde internet üzerinden çok sevdiğim bir abimle, bir sohbet sırasında eşine atıp tutarken, bende ona " Ayten  ablam seni öldürür " deyince , "sorma yahu bizimkisi kuru gürültü"  diye takıldı ve bununla ilgili hoş  bir hikaye aktardı. Aynen onun ağzından, bende size naklediyorum. Çok hoşuma gitti zira.


Adamın biri ufak tefek, karısı da azman ve de eli maşalı. Kadın birgün bulamaç pişirmiş, bulgurdan. Akşam eve biraz bozuk gelen adam sofraya oturunca çatası tutmuş karısına, "avrat bu bulamaç cıvık olmuş" diye bir hörlemiş. Kadın zaten elimaşalı, "ne diyon herif sen! diye terliği kapıp yürümüş adamın üstüne.
Gürültüye konu komşu yetişmiş. İçeri girdiklerinde manzara şu, adam kendini dar atmış yatağın altına, kadın da eğilmiş adama doğru sallıyor terliği. Adam yatağın altında büzüştüğü köşeden hala horozlanıyor, "erim de, derim de, bulamacın cıvık ta cıvık ta".



Cumartesi, Eylül 28, 2013

Bir gün Temel . . .

Temel vize kuyruğunda. Her zamanki gibi vize vermemekte direnen yabancı ve tipik suratsız elçilik çalışanlarından biri sıra Temele gelince,
- Size bir bilmece soracağım, bilirseniz vizenizi vereceğim demiş ve sormuş 
Bilin bakalım.. Karşıdan karşıya geçerken üzerinize gelen 2 adet far gördünüz, bu nedir?..
Temel Otomobil diye sevinerek cevaplamış.
-Tamam ama olmadı demiş vize memuru, Nasıl bir otomobil?.. Opel?.. Ford?.. Mercedes?.. Hangisi?..
Temel ,  durun bana bir şans daha verin diye atılmış.
-Ama bu son şansınız.. Bilemezseniz sıradakini alırım.. 
Yine karşıdan karşıya geçiyorsunuz, bu sefer tek bir far gördünüz.. Nedir bu?..
Temel .Motosiklet..! diye cevaplamış.
-Bakın yine aynı hatayı yaptınız.. Tabii ki motosiklet.. Ama ne?.. Honda?.. Suzuki?.. Harley?.. Hangisi?.. Özür dilerim, sıradakiiii..
Temel hafif sinirli biçimde..
Vizeyi boş verin ama madem meraklısınız izin verirseniz ben de size minik bir bilmece sormak istiyorum demiş. Tamam demiş vize memuru oturduğu camekanın arkasında heyecanlanarak.
-Vakit gece yarısı, kırmızı fenerli bir sokaktasınız, elektrik direğine yaslanmış, file çoraplı, kıpkırmızı rujlu bir kadın gördünüz.. Bu nedir?..
Vize memuru Hahaha.. Kolay.. Bir Fahişe..! diye cevaplamış.
-Aaaa, olmadı.. Olmadı ama demiş Temel, Tamam da kim?.. Ebeniz mi?.. Anneniz mi?.. Kız Kardeşiniz mi? .. Hangisi?.. 

Perşembe, Ağustos 22, 2013

Sayın Banka Yetkilisi

Geçmiş günlerden birinde mailime gelmişti bu yazı . Bazen gerçekten bankalar insanı çileden çıkarabiliyor. Sadece bankalarda değil, bir çok kurumda telefon da dakikalarca  bekliyoruz. Benim de aradığım bazı yerlerde telefondan, "o tuşa basın, bu tuşa basın" sesleri gelmeye  başlandığında  telefonu yiyesim geliyor. Gerildiğimi hissediyorum. Bu Amerikalı müşteri hepimizin hislerine bakın ne güzel tercüman olmuş.

"New York Times'da yayınlanan, bir müşterinin bankasına yazdığı mektup

Sayın Banka Yetkilisi,
Ben 86 yaşında bankanızda hesabı olan bir müşterinizim.
Geçen gün, tesisatçıma 100 dolar'lık bir çek yazdım.
Bu çeki kendisi her nasılsa 3 nanosaniyede bankanıza iletmiş olmalı ki, bankanızda değerlendirdiğim fonlardan bu miktar kadarını bozduramadan hesabımdan karşılığı alınmış.
Tabii ki hesabımda o an için para olmadığından 30 dolar da faiz ve ceza alınmış. Oysa fonlarımda 1.000.000 dolar vardı.
Bu durumu şikayet etmek istediğimde, bankanız telefonunda kişiliksiz, terbiyesiz, banda kaydedilmiş ve yüzsüz bir hanım sesiyle yarım saate yakın boğuştum.
Arada müzikler dinledim ve 28 kere değişik tuşlara basmak zorunda kaldım. Ama kimseye ulaşamadım.
Bildiğiniz gibi her ay binlerce dolarlık faturalarım, mortgage kesintilerim, kredi kartı ödemelerim var.
Bunların hepsinin hesabımdan yapılan otomatik ödemelerini şu andan itibaren İPTAL ediyorum.
Bundan böyle, sizden etten kemikten yapılmış dediğimi anlayan ve ingilizce bilen bir müşteri temsilcisi istiyorum.
Anlayışla karşılarsınız ki, karşınızdakine en iyi iltifat, onu taklit etmektir.
Ben de sizin gibi yapacağım.
Müşteri temsilciniz her ödeme için beni arayacak, ve 28 haneden az olmayan benim vereceğim bir şifreyi tuşlayacak.
Sonra da, eğer 1 tuşlarsa benden randevu alacak, 2 tuşlarsa bir ödeme ile ilgili mesaj bırakabilecek, 3 tuşlarsa oturma odama bağlanacak, oradaysam cevap vereceğim, 4 tuşlarsa ve uyumuyorsam yatak odama bağlanacak ve benimle görüşebilecek, 5 tuşlarsa tuvalete, 6 tuşlarsa cep telefonuma ulaşacak, 7 tuşlarsa bilgisayarıma bir mesaj bırakabilecek. 8'e tuşlarsa bunları yeniden dinleyebilir.
Arada beklemeler olursa, size söz, elimdeki eski plaklardan ve gramofonumdan güzel bir müzik parçası da dinleteceğim ona.
Yalnız sizden ricam, bu işlemler için seçeceğiniz personelinizin kimlik bilgisini, anne kızlık soyadını, noterden alınmış imza sirkülerini ve tapuları dahil mali bilgilerini bana iletmeniz.
Bir de sizin gibi bir sözleşme hazırladım. 8 sayfa. Sizinki 42 sayfaydı, ben insaflı davrandım. Bu sözleşmeyi de bana atayacağınız müşteri temsilcisi, bankanız şube müdürü ve bankanız yönetim kurulunun imzalaması ve bana iadeli taahhütlü göndermesi.
Bu sözleşme elime geçtikten sonra müşteri temsilcinize kendi belirleyeceğim 28 haneli şifreyi göndereceğim. Bu şifre de her ay değişecelk pek tabii ki.
Özür dileyerek bu sözleşme ve işlemler için sizden masraf olarak her ay 20 dolar da talep edeceğim.
İşbu şartları yerine getirememe durumunuz varsa, lütfen 1.000.000 dolarımı nakit olarak hazırlayın, yarın alıvereyim.
Size hayırlı işler diler, en kısa zamanda bana ulaşmanızı rica ederim.
Saygılarımla,"

Yazı internetten alıntıdır.

Pazartesi, Ağustos 19, 2013

Trendeki Sinek

Fly by George Milabo on 500px.com
Fly by George Milabo

Bir Türk, bir Fransız, bir de İngiliz trenle yolculuk yapıyorlarmış. Trendeki odaları fazla  sıcak olunca Fransız pencereyi açmış ve içeri bir tane sinek girmiş. Fransız hünerini göstermek için kılıcını çekmişşş ve sineğe bir tane vurmuş. Sinek ortadan ikiye ayrılmış.  Diğerleri hayretle bakarken, Fransız cebinden kartvizit çıkartmış ve İngiliz'le bizim Türk'e vermiş.  Kartvizitte;
- "Fransa'nın en iyi kılıç ustası" yazıyormuş. 
Bunu gören İngiliz hemen pencereyi açmış ve içeri bir tane daha sinek girmiş. Hemen okunu çekmiş bir fırlatmış sinek duvara yapışmış. Cebinden kartvizitini çıkartmış ve diğerlerine vermiş. 
- "İngiltere'nin en usta okçusu". 
Tabi Türk altta kalır mı. Hemen pencereyi açmış içeri bir tane daha sinek girmiş. Bizim Türk cebinden bıçağı çıkarttığı gibi sineğe fırlatmış, sinek yere düşmüş . Fakat  sinek bir kaç dakika sonra yerden kalkmış ve geri uçmuş. Bunu gören İngilizle Fransız basmış kahkahayı .Bizim Türk cebinden kartvizitleri çıkartmış ve İngiliz'le Fransız'a vermiş.
- "fenni sünnetçi remzi"



Çarşamba, Ağustos 07, 2013

Borç

Adamın biri  tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu  almış olarak  kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili  çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak  bir tartışma sonrasında kadın pes eder.  Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı  iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı  x'tir. Kadın  daha selam veremeden x , "havlunuzu üzerinizden  yere düşürürseniz  size anında 300 Euro veririm" der. Kadın bir müddet  tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü  açarak havlunun  düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir  ve söze devam  eder:
"Antrede doğabilecek ufak bir  tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de  derhal" der.
Önce şaşkın, fakat daha sonra  adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile  yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir  duraksamadan  sonra kabul eder.
Yaşamış olduğu  olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş  olduğu ufak servetin  heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya  geri  döner.
Hala duşta olan eşi ona kimin  geldiğini sorar.   "Arkadaşın  x" diye cevap verir kadın.
"Çok iyi, ona borç  verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti,  onu getirdi o  zaman."

Cuma, Nisan 26, 2013

Postacı


  İki velet karar vermişler , bütün büyüklerin hayatlarında sakladığı en azından bir büyük sır var. Bir tanesi bu varsayımı denemeye kalkmış..
- "Anne ben her şeyi biliyorum." Annesi:
- "Tamam anladım, al şu 10 lirayı babana hiçbir şey söyleme" demiş. Ufaklık çok memnun, babasına gitmiş:
- "Baba ben her şeyi biliyorum!" Babası:
- "Sus tamam, al şu 50 lirayı annene hiçbir şey söyleme" demiş. Bizimki zevkten dört köşe, bütün büyüklere işleyen bir sistemi keşfetmenin keyfinde......
Ertesi sabah kapı çalınmış postacı gelmiş, ufaklık açmış kapıyı:
- "Postacı amca ben artık her şeyi biliyorum." Postacı dizleri üzerine çöküp, kollarını iki yana açmış, gözlerinden yaş süzülerek :
- "Madem öyle, gel bakalım baban sana bir sarılsın!"

konu mankeni posta güvercini

Cumartesi, Mart 02, 2013

Kua nini

Bir çinli karısına demiş ki 
_ "tiki taki" 
karısı da ona
_"kua nini " diye cevap vermiş...
Çinli adam üzülerek demiş ki
_"taka anji radiyumba yaku... "
Karisi ağlaya ağlaya demiş ki
" mimi takuni kakubinda misa mihi "

Ya, sanki bişi  anlıyorsun da okuyorsun, sana ne başkalarının aile sorunundan...


Perşembe, Şubat 28, 2013

Ufaktan ufaktan kaçıyorum

Delinin biri her gün vücudundan bir parça kesip tımarhanenin penceresinden aşağı atıyormuş .Bunu fark eden doktor deliye sormuş:
 -- Sen ne yapıyorsun ?
 -- Ufaktan ufaktan kaçıyorum  ..
foto: Füsun T.

Pazar, Aralık 23, 2012

İyi pazarlar


NAZİK HANIM
     İstanbul'a gurbete giden Erzurumlu, dönüşte karısına İstanbul'lu hanımların, akşam eve dönen kocalarını, kapıda nasıl karşıladıklarını "Hoş geldin kocacığım, üşümüşsün, yorulmuşsun!" gibi kibar, nazik laflar ettiklerini anlatmış. Belli ki o da karısının kendisini öyle karşılamasını istiyor....
     Akşam eve gelmiş, kar, tipi, soğuk, karısı kapıyı açmış :
     -Uy kocacığım, it gibi titriyisen...




Pazar, Kasım 25, 2012

Meyhaneci


Of'lu hoca Cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu:
- " Paranızı sokağa atıyorsunuz ! Kazanan kim ? Meyhaneci...
En büyük dükkan kimin ? Meyhanecinin...
En güzel ev kimin ? Meyhanecinin...
Ya en güzel araba ? Meyhanecinin.
Bu paraları veren kim ? Ha sizin gibi kafasızlar..."
Aradan 2 hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek:
- " Allah razı olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu.."
Hoca memnun:
- " Aferin, içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum." der. Adam düzeltir:
- " İçkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım ! "


t

Cumartesi, Ekim 20, 2012

Bugün Cumartesi

En sevdiğim günlerden birisi. Çalıştığım dönemlerde boş günüm olduğundan severdim. Lise yıllarımda gezme günü olduğu için severdim. Arkadaşlarla etkinlikler yapardık. Öylece bende güzel bir gün olarak kaldı Cumartesi. Yani severim Cumartesileri. Neşeli ve hareketli gelir bana hep. Sokaklar şenlenir, insanlar daha bir canlıdır, daha bir heyecanlıdır. Sevgililer buluşur bugün. Anne babalar minnik çocuklarına kalır bugün. Daha ne olsun dimi .

Bugün benim içinde güzel bir gün . Üyesi olduğum  Ağaçlar sitesindeki gıyaben tanıdığım dostlarla tanışacağız. Toplantımız var öğleden sonra. 60 kişi kadar olacağız sanırım. Heyecanlıyım onlarla bir arada olacağım için. Gün için hazırlanmadan önce bu neşeli güne neşeli paylaşımlar yakışır dedim.

 İşte ilki. Ne çok izledik onu tek kanalı TRT yıllarında. Şeker adam. Jerry Lewis

Bu da tüm gaza gelenlere benden gelsin.

Çocuk dedesine sorar.
_ Dedeciğim, sen evlendiğin zaman babanemdem elektrik almış mıydın ?
Dede babaneye bakarak cevaplar.
_ Hayır yavrucuğum, bizim zamanımızda gaz lambası vardı, gaza geldim !!

Ve son olarak nefis bir video izleyelim beraber. Ben çok beğendim. Tam ekran izlemenizi öneririm.

Video için bir tık lütfen

Hepinizin neşeli, bol  keyifli , sevgi dolu, şahane bir Cumartesi günü geçirmenizi diliyorum. Bu çiçeklerde benden size. Sevgi ile.

Fotoğraf: Füsun T
foto: Füsun T



Cumartesi, Ekim 06, 2012

Neşeli ol ki genç kalasın

SİNEK !!!

Farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, şehir merkezinde bir cafeye gitmişler ve birer kola ısmarlamışlar. Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu görmüşler.
İngiliz yeni bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İsveçli ayni bardakta yeni bir kola istemiş.
Finlandiyalı sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
Rus kolayı sinekle birlikte içmiş.
Çinli sineği yemiş, kolayı içmemiş.
Yahudi sineği yakalayıp Çinli'ye satmış.
Yunanlı  kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
Norveçli kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
İrlandalı sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngiliz'e içirmiş.
Amerikalı cafeye tazminat davası açmış ve 10 milyon dolar kazanmış.
Türk ise olayı şiddetle kınamış.



Cuma, Eylül 07, 2012

Temel ve Dursun

Temel ile Dursun bir gün ava gitmişler. İri bir geyik avlayıp geri dönerlerken, çok ağır olan geyiği birer boynuzundan beraberce tutarak köylerine doğru yola koyulmuşlar. Köye beşyüz metre kala köyün yaşlılarından biri ile karşılaşmışlar. Adam geyiği görüp Temel ile Dursun'u tebrik ettikten sonra, geyiği böyle taşımaları halinde etinin sertleşeceğini söyleyerek kuyruğundan çekerek taşımalarını önermiş. Temel ile Dursun da kuyruğundan çekerek taşımaya
başlamışlar. Bir süre sonra çok yorulmuşlar ve Dursun Temel'e dönüp : 
- "Ula Temel biz yine eskisi gibi taşısak iyi olur. Baksana köyden epeyce uzaklaştık.



Biliyorum hiçbirimizin gülecek hali kalmadı. Sadece iki saniyede olsa tebessüm edip moral kazanmanızı istedim. Bizim, bize ihtiyacımız var çünkü. 

Salı, Ağustos 07, 2012

Oruçsal hallerim

Evettt, açım , susuzum ama mutlu ve huzurluyum. İlk günü bir hayli kötü geçen oruçsal hallerim normale bindi de çok şükür, bende orucumu tutabiliyorum. Nefsimi  onarmakla meşgulüm, terbiye edemiyorum henüz. Canım  bir şeyler çekmeye başlıyor , yapmamaya gayret ediyorum, aklıma neler neler geliyor o anda ama yine de tam olarak başaramıyor, bazılarını yapıyorum. Geçenlerde böğürtlenli muhallebiye takıp kafayı , Zeynel'den sipariş vererek isteğimi yerine getirmiştim. Dünde kendi böğürtlenli muhallebimi yapmaya karar verdim. Anne eli gibi blogunda tarifi vardı, daha önce paylaşmıştım sizinle de, oradaki tarifi uygulayacaktım sözde, ama yapamadım. Baktım biraz  karışık, onu pişir bunu ekle , o malzeme , bu malzeme derken, o formda olmadığımı anladım ve kendi böğürtlenli muhallebimi yapmaya karar verdim. Deneme amaçlı olduğu için fazla yapmadım, bir daha ki sefere tam anlamıyla yaparım inşallah. Yani benimkini değil , anne elinin tarifini .Çünkü benim yaptığım olmadı. Tadı nefisti ama sadece muhallebi tadı vardı. Böğürtlenin o ekşimsi tadı olmadı.Kısacası istediğim lezzet bu değildi fakat çok hoş bir renk elde ettim. İki renkli muhallebi oldu benimki. Nasıl yaptım ? Muhallebiyi pişirdim, kaselere bir miktar koydum, bir kısmını tencerede bıraktım. O tencerede kalan muhallebinin içine ezilmiş böğürtlenleri atıp, bi fırt kaynattım ikisini beraber. Leylak rengi oldu. Onu kaselerin içindeki muhallebilerin üzerine boşaltıp, birer de böğürtlen koydum üstlerine. Oldu Füsun usulü böğürtlenli muhallebi. İstediğim tadı bulamayınca yerken de işi iyice sapıtarak ne kadar böğürtlen varsa içine doldurdum kasenin öyle yedim . Şimdi canım fena halde sigara böreği istiyor. İlk hedef onu yapmak. Komşumda tatilde, yoksa bir ümit o bana börek getirirdi. Kısmet.

Temel'le Dursun'da oruç tutmuşlar benim gibi.
Dursun Temel'e sormuş:
 - Uşağum oruç`lu oruç`lu kaç hamsi yiyepilursun?
Temel 100 tane demiş.
 Dursun ," Hadi oradan yesen yesen 1 tane yersin geriye kalan 99 hamsiyi oruçsuz yersin" demiş .
Bu espri Temel'in çok hoşuna gitmiş.  Yolda Cemal'i görmüş ve hemen sormuş:
 - Uşağum oruç`lu oruç`lu kaç hamsi yiyepilursun ?
Cemal 50 demiş.
"Ha uşağum 100 deseydun sana müthiş bir espiri yapacaktum" .

Cumartesi, Haziran 23, 2012

5 dakika

İki sarhoş mezarlığın duvarına yaslanmış, içmeye devam edip, sohbet ediyorlarmış, birden karşıdan bir cenaze görünmüş.
Sarhoşlardan biri merak edip, gidip sormuş:
 -"Nesi vardı? Neden öldü?"
 -"Bu adam hep içerdi, hep sarhoş gezerdi, ayyaşın biriydi!" cevabı üzerine, hemen arkadaşının yanına gidip, 
 -"O da bizim gibi çok içiyormuş" der. 
Korkan iki arkadaş içmeye ara verirler. Canları da sıkılır.Biraz sonra  başka bir cenaze görünür köşeden, yine aynı sarhoş merak edip koşar cenazenin yanına ve sorar:
 -"Neden öldü?"
 -"Takdir-i ilahi, hiç içki içmez- sigara bilmez bir adamdı!" der beriki..
 Sarhoş, koşa koşa arkadaşının yanına gelir: 
 -"İçelim anasını satayım! İçenle içmeyenin arasında 5 dakika fark var!"



Cumartesi, Haziran 02, 2012

Sıraya geç



Geçenlerde emlak vergisi yatırmak için belediyenin bir yeri var pazar içinde, oraya gittim. İçeri girdim, sol tarafta  sandalyelerde insanlar oturuyor. Bir iki kişi danışmada soru soruyor. Bir iki kişi de vergi yatırma kuyruğunda. "Oh ne güzel sıra azmış" dedim ve vergi yatırma sırasına girdim. O anda bir beyefendi amca  yüksek sesle söylene söylene üzerime doğru gelmeye başladı. " Sıra var sıra, olmaz ki böyle, sırana geç " . Ben şaşırmış , utanmış ve ürkmüş bir hale geliverip "kem küm , burası değil mi sıra" felan derken bir kaç kişi daha peydah oldu o anda, yüksek sesle bir şeyler söylenerek. Meğerse efendim, sandalyede oturan şahıslarda sırada imiş. Ayaktaki hayali sıralarını görmediğim için ben zavallı araya kaynamış olmuşum. "Sakin olun" dedim, "tabii ki sırama geçeceğim. Ben sıra bu kadar zannettim" deyip sustum. Çünkü onlar hala söyleniyorlardı.  Oysaki bir balık burcu kadını olan ben kurallara uymayı zaten çok severim. Kendimce kurallara uyup sırama geçmiştim. Hayali sırayı atlamışım ne yazık ki.

Geçenlerde aldığım bir mailde, bu sıra olayına farklı yaklaşımları esprili bir biçimde anlatıyordu. Hoşuma gitti, beni gülümsetti. Belki sizi de gülümsetir. Kim hazırladı ise eline sağlık. Mailde kime ait olduğu yazmıyor ne yazık ki.

*Alıntıdır ....
Klasik tepki : " Sıraya geç kardeşim "
Neo klasik tepki : " Şeker kardeşim sıraya geçiver "
Realist tepki: " Sıra var "
Sürrealist tepki:  "Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay`da bak bir daha yapabiliyorlar mı? "
Romantik tepki :  " Beyefendi galiba sırayı görmediniz "
Natüralist tepki:  " Sırana geç "
Modern tepki :  " Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa da "
Post modern tepki :  'Sırana geç lan ayı!'
Uzlaşımcı tepki :  "Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi "
Devrimci tepki :  " Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek "
Kaderci tepki :   " iki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür "
Felsefeci (septik-kuşkucu) tepki : " Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir "
Kant'cı tepki :  " Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur "
Kötümser varoluşçu :  " Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek"
İyimser varoluşçu :  " Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor "
Hümanist tepki :   " İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz. "

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile... Hepinize sevgiler.

Cuma, Mayıs 25, 2012

Hidayet

OTOBÜS ŞOFÖRÜ  HİDAYET

 Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam pederdir. Kapıda bir melek beklemektedir.
 Melek pedere sorar:
- Hiç günahın var mı Peder?
 Peder;
-Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca hep tanrıma dua ettim. Karıma ve çocuklarıma sadık kaldım. İnsanlara ve hayvanlara hep yardım ettim.
Melek;
- Çok iyi, bunları zaten biliyorduk. Al sana cennetin gümüş anahtarı der.
 Ve sonra Hidayet'e döner:
- Senin hiç günahın var mı?
 Hidayet;
-Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım. Tanrıya dua etmedim açıkçası, İnancım da zayıftı ve bir günahım vardı. Çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.
 Melek Hidayet'e döner ve:
- Bunu! da biliyoruz. Çok iyi, al sana cennetin altın anahtarı, der..
 Peder bu olaya çok sinirlenir:
- Ben hayatımı tanrıya adadım siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz, bu haksızlık değil mi?!
 Melek  gülerek:
- Koçum sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu...

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...