Çarşamba, Şubat 22, 2017

Bugün ağlayacağız

Ağlamak güzeldir, süzülürken  yaşlar gözünden sakın utanma..

Sabahları ilk işim radyoyu açmaktır. Gün boyu hiç kapanmaz radyom. Genellikle, sadece müzik çalan Radyo İlef'i dinlerim. İnsanı biraz fazla relax yapar ama benim için mahsuru yok, çünkü alıştım. İkinci radyomda NTV radyo. Oradan bir çok şey öğrendim yıllardır. Denk gelirsem haberleri de orada dinlerim. Normalde haber dinlemiyorum. Türkçe pop çalan radyoları ise  dinlemiyorum, onlar beni bunalıma sokuyor nedense. Sıkılıyorum bir süre dinledikten sonra. İnsan kendine iyi gelen şeyleri tercih edip, hayatına onları dahil etmeli. Bir tanecik yaşamımız var ve güzelliklerle doldurmaktan yanayım. 

Radyom açık. Bu sabah NTV ile başladım. Ve az önce enteresan bir haber vardı, Japonlar ağlamayı öğrenmek için kursa gidiyormuş.O kadar çok çalışıyor ve az uyuyorlarmış ki, stres oranları çok yükseliyormuş bunu azaltabilmek için ağlamaları sağlanıyormuş. Ana amaç ise çalışmalarında daha verimli olmalarını sağlamak. Dünya ne garip bir yer olmaya başladı. Bu kursta, duygusal bir film izletiliyor ve katılımcıların ağlaması sağlanıyor. Bir kişi de ağlayanların göz yaşlarını siliyor. Bu kişiyi internetten kendiniz seçebiliyorsunuz ama o zaman kurs ücreti artıyor. Yeni meslek, gözyaşı silicisi. 

Uzmanlar ağlamak stresi azaltıyor ve aynen uyuma gibi beyni rahatlatıyor diyor.  Allah ağlatmasın bu kısım ayrı, ama Japonların tekniğini uygulayıp , duygusal bir şeyler izleyip azcık gözyaşı dökmenin faydasından yararlansak mı, ne dersiniz ?

Canım sıkılmışsa komik şeyler izleyip rahatlama yolunu seçerim bazen. Bugün değişiklik yapıp acıklı bir Türk filmi izleyim diyorum, vücudumda biriken stresi azaltmak için. Gözyaşımı kim silecek ? Hiç alışık değilim birisinin gözyaşımı silmesine, kendim sileyim yine. 

Hangi filmi izlesem ?

Önce Sezen dinleyeceğim.. Boşa yazmamış bu satırları minik serçem. TIK

Ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma..



Cuma, Şubat 17, 2017

Aysel'im


Çılgın Aysel'im. Hayran olduğum kadın. Hayran olduğum sözler.

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile 


Bence çok erken gidenlerdensin sende. Keşke daha uzun süre kalabilseydin. Keşke gene saçlarını garip renklere boyayıp, şarkılar yazsaydın.

Kıskanır rengini baharda yeşiller
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze 


Aşk kadını. Sevdaların kadını. Doya doya seven kadın. Keşke yine aşklarını anlatsaydın hiç çekinmeden.

Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma 
Benden selam söyleyin bütün aşklarıma 
Çiçeklerim dökülür her mevsim 
Sonra yeniden açar 
Ümidimin boynu bükülür 
Sonra deniz taşar 

Unut dinsin diyecek kadar da tecrübeli.

Sevda, Sevda unut onu dinsin gönlünde fırtına
Sevda, Sevda değmez ona ağlamaya 


Aysel Gürel şarkılarından oluşan albüm  arşivimdeki yerini aldı. Tarkan'dan Firuze'yi dinlemek  çok keyifli. Sezen Aksu ise hasta yatağında Aysel Gürel ile birlikte seslendirdiği " Sır " adlı şarkıyı söylüyor. Bilenler bilmeyenlere anlatsın diyerek , paylaşayım ..


1.Jattendrai / Aysel Gürel
2.Sır / Sezen Aksu
3.Firuze / Tarkan
4.Ayıpsın Ayıp / Ajda Pekkan
5.Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam / Sertab Erener
6.Sitem / Ata Demirer
7.Yolun Başında / Ayşegül Aldinç
8.Ben Her Bahar Aşık Olurum / Levent Yüksel
9.Ünzile / Aşkın Nur Yengi
10.Yine Yeniden / Yaşar
11.Sevda / Yasmin Levy
12.Ah Mazi / Emre Altuğ
13.Olacak Olacak / Ayla Çelik
14.Sultab Süleyman / Mabel Matiz
15.1945 / Eda & Metin Özülkü



Ve dinlemek isterseniz . Bakın ne diyor Nükhet Duru
  Nükhet Duru


*Albüm siparişi için TIKTIK

Salı, Ocak 31, 2017

Ondan Bundan Şundan

Bazı şeylere kafam çalışmaz hiç. Mesela biriside, dört yanlış bir doğruyu götürür meselesi. Doğru doğrudur yanlışta yanlış. Neden götürüyor, nereye götürüyor ? Bizim zamanımızda neden yoktu ? Gidecek yerleri mi yoktu, falan filan. Anlamadığın şeylere kafa yorma boşver. İsteyen istediğini istediği yere götürsün.

Gelin, bende sizi birkaç dakikalığına bir yağmurlu güne götüreyim. Kitabınızı, battaniyenizi alın keyfinize bakın. Ben baharı özledim diyorsanız , bu da bahar yağmuru zaten . Denemesi bedava, çok rahatlayacaksınız.  TIKTIK

Grip olduğum günden beri, aklım fikrim sıcak yatak, sıcak içecek ve uyku. Hiçbir şey yorganım kadar mutlu etmiyor beni. Zaten geçmeyen grip yapmışlar, malum herkes sürünmekte bu yüzden. Çoluk çocuklu olanlar için ne zor bir durum. Sizin gözünüz yatak çeker , onlar aş ister, oyun ister. Biraz resim yapsalar oyalanırlar belki. Sizde bir süre rahat edersiniz. TIKTIK

Yapacak bir şey bulamazsam YouTube'da geziniyorum. Değişik müzisyenlerle ve müziklerle tanışıyorum. Onları dinliyorum. Bazen fazla dolaşmaktan olacak sanırım, bunu ben daha önce biliyordum gibi geliyor. Sonrada yok ilk kez dinliyorum duygusuna geri dönüyorum. Unutkanlık var aslında ama takılmıyorum fazla. Her şeyi bilmek hatırlamak zorunda değilim. Brenna MacCrimmon  ile tanıştım az önce. Yazarken dinlemeyi seviyorum. Nasıl çıktı bilmiyorum ama karşıma bu çıktı. İnsan hayatı enteresan, Kanadalısınız, bir kütüphaneye gideceksiniz , orada Türkçe albümlerle karşılaşacaksınız ve sonrasında yollar sizi bu şarkıyı söylemeye kadar getirecek. TIKTIK  

Çok uzun zamandır film izlemedim. Yakın zamanda duyduğum film ismi, La la land. İçeriği hakkında hiç fikrim yok. Bakmadım da niyeyse . Bazen öyle tembelliğim tutar işte.  Belki bir gün izlerim. Ama 17 Mart tarihinde vizyona girecek olan Beauty and the Beast  adlı filmi izlemek istiyorum. Ne de olsa yıllar yıllar önce TRT de Güzel ve çirkin adlı diziyi izlemiş bir neslin gençleriydik. Filmin fragmanına bi göz atma isterseniz TIKTIK  

Ve son olarak, üzülmeyin insanlık öldü diye, henüz ölmemiş. Giresun'da güvenlik kamerasında, ayakkabı hırsızının izini bulur muyuz diye kamera kayıtları incelenirken, bakın bir başka vatandaşın nasıl bir görüntüsü  ile karşılaşılmış.  TIKTIK 

Pazartesi, Ocak 30, 2017

Kanıksamak

Kanıksamak : Çok tekrarlanmak sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak. 
                        Bıkkınlık getirmek, usanmak . ( T.D.K )

Ne çok şeyi hiç farkında olmadan kanıksar olduk. Gözlerimiz önünden her gün yüzlerce fotoğraf geçiyor, kulaklarımız onlarca haber dinliyor. Ve bu arada kanıksıyoruz işte bir çok şeyi. Hele haberleri izliyorsanız, bir haber içinde aynı fotoğrafı onlarca kez ve aynı cümleyi en az 15 kez tekrarlıyorlar. (saydım) Nasıl kanıksamazsın bu durumda ? Öldürmeyi de kanıksattılar diye düşünüyorum hep. Bu yüzden de kendi paylaşımlarım iyi şeyler üzerine olsun diye özen gösteriyorum. Dışarıdan bakınca lay lay lomcu olarak görünsem de , kendi doğrumu yapmaktan hoşlanıyorum. 
Eskiden ibadet de kabahatte gizli yapılırdı. Şimdi her şey aleni olduğu gibi, hiç tanımadığın insanların yorumuna da açık. Dolayısı ile kendi doğru bildiğini bile ağız tadı ile yaşayamıyorsun. Kötülük fışkırıyor klavyelerden. Benim düşündüğüm gibi düşünmüyorsan , yandı  gülüm keten helva. Nefret sözleri ile sarıp sarmalanıyorsun hemen. Fikir beyan etmiyorsan , yorumcular seni fikri bir kalıba sokuyor. Cümlelerinde hiç "EVET"  yok, bu kesin "HAYIR" cı gibi. Evet yada hayırlı cümle kurman bile bir ipucu oluyor bilirkişi yorumcu için. Gülse Birsel "Hamsi kuşundan , vatan hainine saniyeler içinde varabildiğimiz günler !" başlıklı , bu konu ile ilgili  bir yazı yazmış. BURADA

Ben sıkılırım kalıplardan, kalıba sokulmaktan. Beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen. 

İnternet ortamında yalan yanlış bir sürü fotoğraf dolaşıyor. Bu sabah şahit oldum birine daha. Suudi Arabistan'daki bir doktor kadının peçeli resmi, altındaki yazıyla "yer Kayseri,  yeni doktorumuz" diye lanse edilmiş. Oysa yer Kayseri falan değil. Suudi Arabistan. İnsanları çıkmaza sürüklemek, ve birbirine düşürmek için ellerinden geleni yapıyor birileri. Okuduğunuz ve gördüğünüz şeyleri araştırmadan inanmayın ve paylaşmayın ne olur. Gençlerimizin, olan umudunu da bu yalan haberlerle yok etmeyin. Ümit bitmez. Ümitsizlik iyi değildir. İnsanı yapacaklarını yapmaktan alıkoyar.  

Evet , ümitliyim ben. Gün gelecek her şey iyi olacak. 

Paylaşımlarda güzelliklerden, iyi şeylerden bahsetsek. Tüm kötülüklere inat. Kanıksamaz mıyız yeniden iyiliği, güzelliği. Ya da bitkiler gibi hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilir miyiz.? "İnsan aslında bitki olmalı " dizesinden yola çıkarak Vejetaryen  adlı kitabı yazmış Han Kang.  Roman et yemeyerek insanlığın yarattığı  şiddeti yenebileceğini düşünen bir kadını anlatıyor. Sadece su içerek bitkiye dönüşmeyi düşünen bir kadın. Kimse sevmiyor şiddeti ama şiddet hayatımızın merkezinde şimdilerde. 

Kanıksamak mümkün yeniden iyi şeyleri. 


Çarşamba, Ocak 18, 2017

Şubat Tatili

Daha çok hayal kurmak lazım...

Bu hafta sonu okulların tatil olması ile birlikte , tüm AVM'lerde bol çocuk sesli günler bizi bekliyor demektir. Öyle ya, tatile girmiş bir çocuk başka nereye götürülebilir !

Şöyle bir hayal ettim. Benim çocuğum olsa ne yapardım acaba diye. Hava şartları ne olursa olsun kesinlikle açık havada bir program yapardım. En basitinden "yürüyüş" olabilirdi. Eminim bir çok çocuk yaşadığı mahallenin sokaklarından bihaber. Sabah kapının önünden servise biniyor, akşam kapının önünde servisten iniyor. Elinden  tutulacak yaştaysa elinden tutar, koluna girilecek yaştaysa koluna girer mahalle sokaklarında yürüyüş yapardım onunla. Varsa; mahalle bakkalından alışveriş yapar, esnafa selam verip hal hatır sormayı öğretirdim.

Altı, yedi yaşındayım, annem cebime 2.5 T.L para verir, elime de bir liste tutuşturur. Git manavdan ve kasaptan şunları al gel derdi. Kasap amca  ile tatlı bir muhabbetten sonra bana hediye ettiği " al bu da sana, annen pişirsin de ye , büyü güçlen " diye verdiği ,böbrek bonusu ile eve dönerdim. Manav amca da meyve ikram ederdi.

 O günleri yaşamış, mahalle hayatının tüm güzelliklerini yaşamış,  o maya ile yoğrulmuş bir bakkal kızı, hayal ettiği çocuğunu ancak bu şekilde gezdirebiliyor demek ki.

İçimde uzun zamandır bir köy özlemi var. Bu hafta sonu bir köye gitsem diye düşlerken, nereye gidebilirim araştırması yaptım. Ankara civarındaki köylerden habersizim. Tıpkı sabah kapıdan servis alıp, sonra eve servisle bırakılan çocuklar gibi. Köylerimizde şehrimizin mahalleleri sayılmaz mı ? Bunlar iç sesim. Özetle, Nallıhan kuş cennetine gitmeye karar verdim hayalen. E bir ön araştırma şarttı tabii. Bu ön araştırmada çok hoş bir bilgi edindim işte.

Bir varmış bir yokmuş Nallıhan'da Hoşebe Mesire yeri varmış. Burada da asırlık ardıç ağaçları varmış. Bu ardıç ağalarının yetişmesi için ardıç kuşuna ihtiyaç varmış. Çünkü ardıç ağacı tohumlarını yere dökermiş ama tohumlar kendi kendine  çimlenemezmiş. Çimlenmesi için; tohumları bir ardıç kuşu yiyecekmiş. Sonra o tohumların kabukları  ardıç kuşunun sindirim sisteminde açılacakmış. Sonrada ardıç kuşu pırt yapıp toprağa pisleyecek, açılan o tohum toprakla buluşacak ve  düştüğü yerde çimlenecek, ağaç olacakmış. Sırf bu ağacı görme için bile gidilir Hoşebe'ye.

Foto: http://www.kuslar.gen.tr/
Bir hayal insana neler öğretebiliyor. Ne güzel maceralara, serüvenlere sürüklüyor. Ne der Yahya Kemal Deniz Türküsü adlı şiirinde;

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

Daha çok hayal kurmak lazım.

Cumartesi, Ocak 14, 2017

Hafta sonu

Olaylar olaylar....

Bazen öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki gözlerimiz fal taşı gibi açılıyor. Özellikle şu bir kaç gündür hepimizin gözleri yuvalarından fırlamak üzere artık.  Hafta sonu geldi de şükür, belki şu iki günü biraz rahat geçiririz.

Şimdi bir önerim var mesela rahatlamanız için. Sadece iki dakikanızı ayıracaksınız. Ayy çok rahatladım bi iki dakika daha lütfen derseniz , fareyi oynatmanız yeterli. Nasıl rahatlayacağız TIKTIK

Dalga sesleriniz açık kalsın , siz bu arada dalgalar eşliğinde biraz sanatsal çalışmalar yapın. Sol üst köşede bir kontrol paneli var orayı kurcalayın biraz. Renkleri değiştirin mesela. Vee siz kalkın pc başından, birazda evdeki gençler yapsın .. TIKTIK

BBC One bir program yapıyormuş. Bu programda, hazırladıkları robot hayvanları  gerçek hayvanlar arasına bırakıp, robota yerleştirdikleri kamera ile hayvanları izliyorlarmış. İzleyince şunu düşündüm. Bence hala ümit var, her şey için. İçimizdeki duygu yok olmadığı sürece tabii.  Benim bugünkü programım belli oldu. Spy in the wild'ın diğer videolarını izlemek.


Bu aralar Pete Murray dinliyorum ben. Gitar vokal seviyorsanız tam isabet. Neil Young şarkılarını çalarak kendini geliştirmiş, belkide beni o yüzden etkiledi. Çünkü Neil Young da favorilerimdendir. Birer şarkı dinleyin isterim.

Güzel geçsin gününüz. Çok güzel haberler alın. Arkadaşlarınızı arayın, buluşun bi kahve için birlikte. Kahvenin sohbeti bir ayrıdır. O arada biraz dedikodu yapın bence. Ruha şifa diyorlar. Beni bile çekiştirebilirsiniz. Söze şöyle başlamak süper olur dedikodu yaparken.

Olaylar, olaylar.....



Salı, Ocak 10, 2017

Mannequin Challenge

Bana bunlarla gel...

Eskilerde çok eskilerde söylenmişti " Make Love Not War "  " Savaşma, seviş"

O zamanlarda şimdiki gibi, insanlar kötülüklerden, savaşlardan bıkmış demek ki ve bu sloganı oluşturmuşlar. Vietnam savaşı sonrası Amerika'da kullanılmaya başlanmış slogan ,  sonrasında gençler tarafından "özgür aşk" olarak bir cinsel devrim sloganı olmuş.

Bob Marley ve Jhon Lenon şarkılarında kullanmışlar bu sloganı. Uzun zamandır şarkı paylaşmadım sizinle. O zaman bu zaman olsun.


Savaşlardan bende çok sıkıldım sizin gibi. Uzmanlarda benim gibi düşünüyor. Hiç değilse belli zamanlarda iyi ve güzel olan şeylerle ruhumuzu rahatlatalım. Ve ne enteresan bir duruma düşürüldük ki, mutlu olmak "ayıp" oldu şu günlerde. İnsanlar iyi, mutlu, güzel bir şeyler paylaşacakları zaman yanına bir de dip not iliştiriyorlar, "aslında moralim çok bozuk, yurdumun durumuna çok üzülüyorum "vbg şeyler. Bu vatanda yaşayıp , duruma üzülmeyen birinin olabileceğini sanmıyorum. Ayrıca mutlu olmak hepimizin en doğal hakkı ve gereksinimi. Eğer anlık da olsa mutlu olmaz isek halimiz ne olur. Psikolojimiz ne olur. Vatan için sorumluluklarımızı bilip, elimizden geleni yerine getirip , kalanında mutlu da olacağız.Yoksa nasıl başa çıkarız tüm bu olanlarla. Enerjimiz tükenir, nasıl savaşırız ruhumuza işleyen kötülüklerle. Devam etmek zorundayız yaşamaya.

Yeni bir moda çıkmış sanal dünyamızda.  Aslında uzun zamandır varmış ama bugünlerde yeniden gündemde. Mannequin Challenge .  İlk olarak ABD'de bir lisede öğrenciler tarafından bir video çekilmiş. Sonrasında sevilip herkesler tarafından yapılmaya başlanmış.

Olay şu; zamanı  dondurmak. Her ne yapıyorsanız donup kalıyorsunuz ve bir kişide sizi videoya çekiyor. Böylece zaman durmuş oluyor ! ( bugünlerde duygularım çok yoğun, benim için zaman , annemle kucaklaştığım,ona sarıldığım anda durabilseydi keşke ) Öyle ki bizim Jandarma Ekiplerine kadar sıçramış bu çılgınlık. Bir çok video izledim ama ben en çok aslan Jandarmalarımızın videosunu  sevdim.


Vakti bol olanlar için Mannequin Challenge videolar.




Yaşama renk katmak lazım. Bırak savaşmayı. Hayatın akışıyla da savaşma. Kendinle de savaşma. İşinle, aşkınla savaşma. Ülkelerle savaşma. Sev sevil. Huzura teslim et kendini. Keyifle geçsin günler . Aşkla geçsin günler. Endişe etme , inan. Güzel günler mutlaka gelecek. 


Bana bunlarla gel. 

Salı, Ocak 03, 2017

Kan bağışı hayat kurtarır

"Kış şartları sonucu azalan bağışlar ve stoklarımız nedeniyle tüm vatandaşlarımızı kan bağışına davet ediyoruz."  diyor Türk Kızılay'ı.

KAN BAĞIŞ NOKTALARI BURADA 
                                                                                                                                        💓💓

💓 FACEBOOK 

Pazar, Ocak 01, 2017

2017

Güzel hatırlayalım seni 2017...

Bu sabah, facebook  tarihte bugün hatırlatmaları beni tuhaf duygulara yönlendirdi. 1 Ocak 2013 günü şöyle bir paylaşım yapmışım facebook'ta ;
"2013'le gayet mutlu bir kucaklaşma yaşadık. Umarım tüm yıl bu mutluluk devam eder :)"
Olacaklardan habersiz temennilerde bulunmuşum. 19 Ocak'ta annemin ölümüyle bu temenni, kısa sürede, bir balon gibi patlayıp yok oldu. 2013 ve sonrası yıllar zor geçti benim için. Bu sabah 2017'nin ilk günü bununla bir kez daha yüzleşince, önümde var olduğunu düşündüğüm 365 gün için ( ki bu sadece bir varsayım )  hiçbir planlama, temenni yapamadım şahsi olarak. Hayat benim temennilerime pek kulak asmıyor, öğrendim.

O yüzden bir kez daha "hayat çok kısa , kuşlar uçuyor" ve bir kez daha " hayat bir gündür o da bugündür " diyebiliyorum.

2017' nin ilk sabahına da hiç  iyi uyanmadık zaten. Ki onlarda eminim birbirlerine sarılıp ne güzel şeyler dilemişlerdi saat 00:00 olduğunda. Önlerinde koca bir yıl var sanıyorlardı sevinçle ama ne yazık ki yeni gelen yılda çok kısa bir saat dilimi yaşayabildiler. Yurdumda olan tüm kötü şeyler için, çok üzgünüm.!

Temennilerimi rafa kaldırdım. Yaşadığım süre içinde vatanım için, ailem için, kendim için ne yapabileceksem, en iyi nasıl davranabilecek, sükunetimi, aklımı, kendimi ve ailemi nasıl en iyi şekilde koruyabileceksem ona odaklanıp, başladığım günü bu doğrultularda tamamlamayı hedefliyorum sadece. Zaten kötülüklerden söz etmeyi pek sevmem, şimdi daha da çok sevgiye ve iyiliğe yönelmem gerektiğini  biliyorum.

Birbirinizin kıymetini bilin, ufacık sorunları büyütüp size verilen ömrü sıkıntılarla geçirmeyin, sevin çok çok sevin her şeyi , sevdiğinizi söyleyin içinizde hapsetmeyin, yardımlaşın, bana ne demekten uzak durun, iyi olan, güzel olan ne varsa onu tercih edin, sıkıca sarılın birbirinize, bencil olmayın , paylaşın...... Uzaarrr gider....

Ölmez sağ kalırsak, yani sıra bizde değilse ...
Güzel hatırlayalım seni 2017...









Cuma, Aralık 30, 2016

Çarşamba, Aralık 28, 2016

Kelebeğin hayat sırları



Gençliğime Sevgilerimle
Zaman makinesi olsaydı ve kendi gençliğime, mesela 17 yaşıma, dönseydim, kendime şunları söylerdim:
En önemli şey aşk. Onu doya doya yaşa bu bir.Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. Yapamıyorsan, boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın. Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, dilini ısır, kimseye söyleme.
Sevdiğin insanlar bul. İşlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat ‘yap et çalış başar’la geçiyor ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, iş yapmamış, sürekli aşk yapmış olursun.
Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde, senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Senin yolun başka. Yokuşların başka.
‘Konu komşu ne der’ diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak. Sense ölene dek, onu yaşayacaksın. 
Hareket et. Her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bir spora kafayı tak. Dansa kafayı tak. Satranca kafayı tak. Kafayı taktıkların ileride yaldız olup üzerine yağacak.
Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Van Gogh olmak nasıldır, İkinci Dünya Savaşı’na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Bir gün hepsi, bir yapboz gibi, birleşip sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
Kızlar zekadan, çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır. Erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan, başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et. Neyi alışkanlık yaparsan, hayatın ondan oluşacak unutma.
Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama ‘erken kalkan yol alır’hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30’da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma. Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun... Böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. Ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. Gül geç. Hem dedikodu yapanların başına mutlaka, ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları şey gelir, unutma. Hayatın mizah anlayışı böyle.
Kızlar! Güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda, kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla, boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dörtnala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler! Yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda, kadınlara, çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. O güç güç değil. Kaba kuvvet o. Korkudan kaynaklanır. Kaybetme korkusundan. Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. Tam tersi, avucu apaçık tutacaksınız.
Kendinden başka kimseyi suçlama. Suçlamak, nasıl diyeyim, zehirli bir duygu. İnsanı frenler. İnsanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara ‘kendimi suçlu hissetmiyorum’ yaz. Çok faydasını göreceksin.
Ceplerden, bilgisayarlardan, televizyonlardan uzak 1 saat ayır kendine. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle, deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme.
Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. Çünkü reklamda dediği gibi, ‘hayat paylaşınca güzel’.
Her gün şükret. Teşekkürü dualarından asla eksik etme. Teşekkür kadar insana iyi gelen şey yoktur. Bir şey istemekten, dilemekten bile iyidir. Sıcacık yapar ruhunu. ‘Bendeki bana yeter, hatta artar bile’ dünyanın en güzel felsefesidir.
Birinden bir şey isteme. Onun yerine birine bir şey ver. Bak neler olacak seyret sonra.
Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın.
Sevdiklerine bıkıp usanmadan, seni seviyorum, seni çok seviyorum de. Hatta sen ne yaparsan yap, kim olursan ol çok seveceğim de.
Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri bir taş döşemiştir kim bilir.
Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme.
Abart. Çoğalt. Parlat.
Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin?
İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.


Nil Karaibrahimgil şarkılarını beğenirim. Yukarıdaki  yazı  geçen yıl çıkarmış olduğu Kelebeğin Hayat Sırları kitabından bir bölüm. Bu yazısını seslendirmişti ayrıca. TIK   Bu sabah bir şekilde karşıma çıktı. Okumak ve dinlemek bana iyi geldi. 

Cuma, Aralık 16, 2016

Çocuklar için etkinlikler

Yeşil, kırmızı, sarı, mavi ....

Kıpır kıpır kıpraşan bu dört renk ışığın bana mutluluk verdiğinden eminim. Daha da çocuk gibi (zaten çocuk gibiyim de ) oluyorum onların kıpraşmasına baktıkça . Çocuk mutluluğuna erişiyorum. Saf , temiz, her şeyden bi haber. Bence bir iksir, bu yemyeşil çam ağacı üzerinde kıpraşan renkli ışıklar. Ve çam ağacının tepesindeki neol babanın kırmızı rengi "haydi canlan " der gibi. 

Tam bunları hissederken bir anda Beşiktaş'ta ki patlamaya gidiyor aklım. Ölenlerin geride bıraktıkları geliyor aklıma. Onların acıları sarıyor içimi. Nasıl kabullenecekler bu kabullenilmezi diyorum. Ardından  "Halep" i düşünüyorum. Tüm mutluluğum alt üst oluyor. 15 Temmuz gecesine gidiyor aklım.  Biz, yaşadığımız o korku dolu "bir" geceyi ne zor geçirdik derken, her gün ateş altında yaşayan, ölen insanlar geliyor  aklıma. Kıpraşan ışıkları seyrederken yudumladığım sıcacık çay, boğazımdan zor geçiyor. Hakkım yok gibi geliyor onlar acı çekerken bu mutlu anı yaşamaya. Bir an aklımdan  daha da tuhaf düşünceler geçiyor. Türkiye'nin başına böyle bir şey gelse , kaç Avrupalı, kaç Asyalı benim düşündüklerimi yaşar , içtiği çay boğazına düğümlenirdi, diyorum. 

Biliyorum, pek çoğumuz aynı durumdayız. Bir tahterevalliye binmişiz, sürekli bir tepedeyiz bir altta. 

Bu blogda hep iyi şeyler paylaştım. Zaten içimiz dışımız kasvet ve acı olmuşken, bloguma geldiğinizde azcık da olsa tüm bunlardan uzaklaşın istedim. Evet hepimiz zor günlerden geçiyoruz, bunlardan çocuklarımız etkilenmesin. Tüm umutsuzluklara rağmen onlara umut ve mutluluk verelim, çocukluğun o güzel , saf duygularını yaşasınlar. 


Benimde minicik bir yeğenim var. Onunla ne yapabiliriz diye araştırırken bunları buldum. Üstteki resmi görür görmez de ilkokul yıllarıma doğru bir yolculuk yapıverdim. Severdim ben bu yerli malı haftasını. 😊 Bunu da kim yaptıysa ellerine sağlık, harika olmuş. 


Kar da yağmışken, bir karton ve iki renk gazlı kalemle yapılabilecek bu şirin kardan adamı severler diye düşündüm. 


Yılbaşı gecesi minik misafirleriniz varsa ( büyük ama ruhu miniklere bile olabilir ) onlara kağıt tabaklardan yapılmış bu şapkalarla sürpriz yapabilirsiniz belki. 


Bir miktar sert plastik bardaklarla yılbaşı gecesini keyifli ve sizden biraz olsun uzak geçirmelerini de sağlayabilirsiniz bu etkinlikle. 

Bizim minik ancak bunu yapabilir diye düşündüm. Henüz 1.5 yaşında çünkü. Bu onu en azından beş dakika oyalar. 

Yeşil, kırmızı, sarı , mavi kıpraşan ışıkların etrafında çoluk çombağınızla keyifli dakikalar geçirmeniz dileğimle. 

                                                                         Malum;
HAYAT KISA, KUŞLAR UÇUYOR


** Fotoğrafların üzerine tıklayıp kaynağına ulaşabilirsiniz. Pintersetten alınmıştır.

Salı, Aralık 13, 2016

İllüstrasyon / Burak Ağdemir

İllüstrasyon her zaman ilgimi çekmiştir. Kitaplardaki çizimlere bayılırım mesela. Karikatürde aynen. Lise yıllarımda Gırgır dergisi alır ve Oğuz Aral 'ın Avanak Avni çizimlerine bakarak, bende çizmeye çalışırdım. Bir yerlerde Avni çizimlerim olacak , bulursam paylaşırım. Ayrıca; belki grafik sanatının bu  dalını da öğrenmeyi denerim bir gün.

İllüstrasyonun en eski ismi İhap Hulusi Görey. Türkiye de bu sanatın öncüsü. 1932 yılında Atatürk'ün isteği ile, okullarda okutulan Alfabe'nin kapak tasarımını yapmış dersem, eminim gözünüzün önüne gelecektir eseri.

Son tanıdığım illüstratör  ise Burak Ağdemir.  Yeşilçam Üniversitesi çizimleri ile gündemde epeydir. Kafa dergisi yazar ve çizeri kendisi.  Yazımı okur belki diyerek, kendisini tebrik ediyor ve Yeşilçam çizimlerinin hayranı olduğumu belirtiyorum . Başarıları ödüllenir umarım yaşamı boyunca.

O kadar çok ki beğendiğim, hangisini paylaşacağım bilemedim. Benim paylaşmadıklarımı siz İNSATGRAM ve FACEBOOK hesaplarından görebilirsiniz.

BABA

















**Ülkemizin içinde bulunduğu son derece üzüntülü bu günlerde, ben yine sanata tutunup, "güzel günler göreceğiz çocuklar ,güneşli günler göreceğiz " diyen Nazım Hikmet dizelerinde umut buluyorum.

Pazar, Aralık 04, 2016

Benden şeyler

Sabah, güzel ve mutlu bir kahvaltının hemen ardından yolum salona düştü. Annemden yadigar orkidem iki daldan çiçeğe durmuşken onu sevmemek olmaz diye yanına gittiğimde bir de ne göreyim, pis Ziya ( cennet papağanım ) çiçeğimin bütün tomurcuklarını tek tek düşürmüş , bi dalıda ortasından koparmış atmış. Çok üzüldüm. Çiçeğin tomurcuklarını toplayıp elime aldığımda ağlayacaktım neredeyse. Döndüm kafese yüzümü , anlamasa da bağırdım, "cezalısın Ziya, kafesten çıkmak yok bir hafta ". 

Sonra anlık bir düşünceyle, hayat bu duruma öfkelenecek kadar uzun değil, n'apalım olmuş bi kere, boşa üzme kendini , boşa bağlanma bu kadar dünya hallerine deyip yoluma devam ettim. Öyle ya , zaman su gibi akıp gidiyor, bu kadar küçük bir şeye öfkelenecek zaman yok. Metin Hara'nın  Yol kitabında dediği gibi;
"Stres , tehlike varken seni yaşatır, yokken seni öldürür "

İnsan yaşamanın özünü küçük yaşlarda anlayabilse keşke. Yaş ilerleyince anladım ben birçok şeyin güzel ve kısalığını. Daha farklı bakıyorum şimdi , yapabildiğim kadarı ile tabii. Bazen rotadan çıkıyorum yinede. Yaşlılar gençlere öğütler verir  " gençliğinizin kıymetini bilin" diye, ne çok haklılarmış da geç anlamışız. Ve geç anlayacak yeni gençlikte. 

Yeni gençlikten hiç ümidim yok benim. Sizin var mı bilmem ? İnsan gözlemlemeyi çok severim, bakıyorum ve gördüğüm gençlerden korkuyorum. İnşallah göremediğim gençlerde vardır ümit. Sıfır küfürlü bir ailede büyüdüm belkide ondadır yadırgamam ama nedir bu kadar küfürlü konuşmak, kızlar erkeklerden daha küfürbaz olmuş. Evliliklerinde de küfürbazlar ve saygı bekliyorlar. Karmaşık.... İki gün önce şahit oldum bir AVM'nin yemek katında iki genç sevgilinin kavgasına. Birbirlerine o. çocuğu diyorlardı ve kız masanın altından oğlanın bacaklarını tekmeliyordu. Sizce evlendiklerinde ne yapar bu iki genç evin içindeki kavgalarında. ??

Pazar sabahı ruhunuzu daralttım di mi ? 

Emre Aydın şarkılarını severim. İki gün önce yeni single'ı çıktı. Sen beni unutamazsın. Blogumda sağ sütunda "müzik ruhun gıdasıdır" başlığı altında yayınladım. O, bugünün bonus şarkısı olsun. Malum, pazar günü müzik günü bu blogda. Neler seçtim sizin için dinlemek için şarkı adlarına tıklamanız yeterli. 

Bryan Adams / You Belong To Me   Bu parçada sesi biraz fazla açıp, tüm aile piste fırlayıp dilediği gibi şımarıp dans edecek, böyle bir şart var !!

John Legend / Love me Now  Şimdi sev beni ... Bu şarkının şartı da herkes birbirini sevdiğini söyleyip sarılacak. !!

Rihanna / This is What You Came Bu şarkı ise , güncel olanı takip etmeyi ihmal etmeyin öğüdünde bulunan sevgili Betül Mardin'in bu şahane önerisine uymak için. !!

Vücudunuz yaşlansa da siz daima genç bir ruha sahip olun. Mutlu pazarlar. 
                                                          


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...