Perşembe, Eylül 07, 2017

Ortaya karışık

Karnımı az önce doyurmuş olsam bile, başlığı yazınca, gözümde ortaya karışık bir et tabağı canlandı. Öğlen için hiçte fena bir tercih olmaz. Bu aralar iki öğün yemek yiyorum. Sabah ve öğlen. Akşam meyve ve bol su ile geçiyor. Özellikle mi yapıyorum ? Hayır, canımın sesini dinliyorum, bakıyorum öyle istiyor,  bende canıma uyuyorum. Kilo verdim,  sanırım bu sebepten. Tabii birazda hareketli yaz günlerinin etkisi. ***Fiziki görünümümle pek bir problemim olmadı şimdiye kadar. Çünkü kadınlara özel sitelere pek uğramam. Alakası ne derseniz, bu sitelerde her şey estetik üzerine. Saçlarınızın rengi şöyle olmalı, parfümünüz şu olsun, kırışıklıkları önlemenin yolları , günde 5 cm incelmek için şunları yapmalısınız, ünlülerin birbirinden fotoşoplu fotoğrafları vs,vbg bilgilerle ile dolu bu sitelere girince, insan bunalıma da girebilir. Aynaya bakmak bile gelmez içinden o güzel kadın fotoları ve standardından sonra.  Şaka bir yana, temiz, bakımlı ve kültürlü olmaktan yanayım. Kadın sitelerine de elbette ara sıra uğruyorum. Bilgilenmek iyidir daima. 
O kadın sitelerinden birinde sonbaharın favori parfümlerini sıralamış. Bir göz atayım dedim, birde batım benim parfüm hariç bütün parfümler var. Favori bunun neresinde ? Parfüm fiyatlarıda almış başını gitmiş. 500 TL.  olmuş kullandığım parfüm. Artık sadece düğünlerde bayramlarda sıkarım herhalde. 

Dünya  kadın _ erkek ve üreme üzerine kurulmuş. Her şeyin bir ucu üremeye odaklı. Yaşamın devamı için bu şart elbette. Hal böyle olunca parfümlerde buna odaklı olabiliyor. Parfümlerin afrodizyak olanları  var,  bilirsiniz. Parfüm fiyatları bu kadar pahalıyken, size çok ucuz  afrodizyak iki parfüm önereceğim. Bende, dün bir psikiyatrisin konuşmasını izlerken öğrendim. Erkekler kulak arkalarına birazcık bebe pudrası sürecek, kadınlar ise tarçın. Nasıl ?
Konu madem kadın_erkek meselesine geldi , okuduğum bir dergiden aldığım notu buraya aktarıp, birazcık düşünmenizi isteyim.

Neden bazı anneler şikayet ettikleri erkeği tekrar yaratırlar ?
Kültegin Ögel / Psikeart 2017 Nisan / Erkeklik 

Alıntı yapmış olduğum PSİKEART adlı dergiyi öneririm. Beğenerek okuyorum her sayısını. İki ayda bir çıkıyor. Son sayı ERGENLİK. Çağımızda 10' lu yaşlara inen ergenlikle ilgili bakalım neler öğreneceğiz. 

 *** Aslında oldu. 
Burnum biraz büyük ve kemerli. Ergenlik çağında vücut gelişimi orantısı dolayısı ile burnum daha bir büyüktü sanki. Ortaokulda, başka sınıflarda öğrenci bir kız  burnumla sürekli alay eder, koridorda her gördüğünde laf atardı. Kendimi seven ben o zaman fark ettim burnumu ilk olarak. O zamana kadar  benim için nefes alan bir organ iken, birden farklı bir niteliğe kavuştu. Beni çirkinleştiren bir nesne oluverdi. Karga burunluydum. Estetik ameliyat olma hayallerine başlamışken,  sınıf arkadaşım, benim böyle güzel olduğumu ve kesinlikle estetik olmamam gerektiğini, o zaman daha çirkin olacağımı söyledi bana. Çok çabuk kavradım bu sözleri ve kendimi sevmeye kaldığım yerden  devam ettim sayesinde. Adı, sözleri kadar güzeldi arkadaşımın. Kelebek. 







Pazar, Eylül 03, 2017

Pazar şarkısı

Uzun zamandır pazar şarkısı paylaşmadım, bugün hasret giderelim. Bir süredir  müzikten uzak kaldım. "Geldi bahar ayları oynar gönül yayları"  diye başladı hikaye. Bahar ve arkasından yaz gelince, dışarılarda geçen zaman arttı doğal olarak ve müziğe ayırdığım süre azaldı. "Bu yaz mevsimi neden bu kadar çabuk tükeniyor anlamış değilim" hissiyatımı da buraya iliştireyim.

Hazan hüzün romantizm mevsimine ulaştık. O yüzden ilk paylaşım biraz AŞK koksun istedim. Can Atilla'nın, Şems_i Rumi albümünden ilk eser. Mercan dedenin çok çok sevdiğim 800 adlı albümüne götürdü beni paylaşacağım parça. Orada da Dede, araya sözler eklemiş ve şahane bir eser ortaya koymuştu yıllar önce. 800 Can Atilla'da aynı uygulamayı yapmış. Hoşuma gitti, demek ki bu tür uygulamaları seviyorum ben. Bunu da çok sevdim.

                                                           Mesnevi Dinle-ney'den 

D&R
Aşktan devam edelim. Güfte Hüsamettin Olgun Beste Avni Anıl beni etkileyen sesiyle  Vedat Kaptan Yurdakul  seslendiriyor.

                                                        Bir Eylül getirdi sevgini bana 

Diğer şarkıları için fotoğrafa tıklayınız
Son olarak Romantizmin dibine vuran bir şarkı ..... Teoman'ın altını çizdiği dizenin olasılığını düşününce insan şöyle bi titriyor. Her daim içinizi titreten biri ve bir şarkı olsun yaşamınızda.
Bülent Ortaçgil ve Teoman birlikte seslendiriyor.

                                                                   Eylül Akşamı 




Perşembe, Ağustos 31, 2017

Öylesine bir yazı



Biri çıksa ve dese ki, çöpleri yerlere atmak şu hastalığa sebep oluyor. Acaba korkar vazgeçer miyiz etrafımızı kirletmekten ? Kapıkuleden geçiş yapan gurbetçilerin ardından temizlik yapılmış ve toplanan çöp 9 ton. Haberi okuyunca dedim ki, gittiğin Avrupa şehrinde at bakayım o çöpü yollara .

Ülkemde, yabancı isimli mekanlara, menülere , tabelalara, ürün adlarına ne kadar takıntılıysam , yerlere çöp atanlara da aynı ölçüde takıntılıyım. Geçenlerde önümdeki araçtaki kadın yırttığı kağıt parçalarını  hoop fırlattı camdan. İstemsizce deli gibi kornaya bastığımı fark ettim. Yanımdakiler noluyo dediler, anlattım. Neticede bizim arabada yorum şu oldu " aman sakin ol, herkes bıçakla geziyor, inip saldırabilirler " . Doğru. Daha iki gün önce bir yol verme kavgasına şahit oldum, ki hemen bıçaklar çekildi. Yıllar öncede  şahsen yaşamışlığım var benzer bir kabadayılığı, o yüzden tırsarım ve yapmamaya çalışırım bu tür kornaya basma olaylarını ama istemsiz dedim ya.

Araçtan çöp atmanın cezası da var aslında ama kim görecek , kim uygulayacak. 95 TL.  ceza kesiliyor. Yere çöp atma hususunda söyle de  bir mantık var !! Bi göz atın TIK 

Çok pis insanlar olduk çok. Her yer pis. Deniz kenarları ayrı pis. Offf sıkıldım, bi dertleşmek istedim, döktüm buraya kendi çöpümü. Ben de pisim ...

Atmayın kardeşim çöplerinizi oraya buraya. Temiz tutun ülkemizi.


Pazar, Ağustos 27, 2017

İnstagram hayatlar

Uyanır uyanmaz telefonuma baktım önemli bir mesaj var mı diye . Yok. Sonra Facebook'a baktım önemli bir şey var mı diye. Yok. İnstagram'a geldi sıra. O anda beynimde bir şimşek çaktı. (öyle olmak zorunda, o şimşek illaki çakacak ) kendimi dikizci gibi hissettim. Bu arada dikizci kelimesinin Türk Dil Kurumu karşılığına link verdim ama vermesem dahamı iyiydi bilemedim. Oradaki örnek cümle pek hoşuma gitmedi. Refik Halit Karay'ın bir romanından alınmış sanırım. Başka örnek mi bulamamışlar acaba. "Bitişik yalının taze gelini sabah işlerini görürken yan pencereden gözetlemek esaslı keyiflerimden biriydi."

Geçelim yeni paragrafa.

İnstagram dünyasının insanlarını dikizledim sabah sabah. Ne hayatlar var, ne çeşit insan var, ne güzeller, ne çirkinler, ne küfürbazlar, ne sevişgenler, ne artizler, ne artistler, ne bebekler, ne anneler, ne FüsunT. 'ler, ne Aliler ne Veliler ne Deliler....   vs, vbg çok uzun bir liste . Evet, gün boyu , sık sık, bize sunulan hayatları gözetliyoruz. Bazılarını gizli, bazılarını aleni. Gizli diyorum, çünkü bazı hesapları takibe almıyoruz  ama sık sık girip ne yapmış diyede kontrol ediyoruz. Takibe alırsak, onu takip ettiğimizi görürse olmaz. Biz çok cool'uz. Niye takip edelim ki onu. Hıh. Ama dikkat, yanlışlıkla fotoğrafın üstüne çift tıklamayın sakın !!. Beğendiğinizin raporu anında gider karşı tarafa. Cool'luğunuzdan eser kalmaz.

Ne hayatlar var dedim ya. İşte o hayatlar gerçek hayat mı sizce ? Ben bir çok paylaşımda yazarım " hiçbir şey göründüğü gibi değildir " diye. Mesela mutfakta her şey  dağınıktır, bulaşıklar birikmiştir tezgahta, ocakta tencereler tavalar, mutfak "kalk gidelim " der ama masada duran meyve tabağını mutfağın en temiz köşesine koyup bir foto çekersin, sanılır ki her şey, her yer pırıl pırıl.  Yada; giyinip kuşanırsın , süslenip püslenirsin, tam evden çıkacaksın , hemen bir selfie yaparsın, az önceki saç baş dağınık, pijamalı yada eşofmanlı halini bilmez kimse, ay ne bakımlı kadın olursun. Çok mutsuzsundur, yalnızsındır , bir başına deniz kenarında söylenir dururken, turkuaz suların fotoğrafını paylaşırsın, üzerine gülen emojiler ekleyerek, herkes seni dünyanın en mutlu insanı sanır. Buna benzer binlerce örnek.Yani instagram hayatların * bir çoğu aldatır insanı. Yaşamın sadece birkaç saniyesinden en iyi örneklerle aldatıcı olabilir. Oysa bütünde durum senin hayatından çok da farklı değildir. Acısı , tatlısı, hüznü, güzelliği, çirkinliği ile bir hayatın bütünü. Yani gerçek hayat.
İşte hem dikizledim hem de bunları düşündüm bu sabah. Paylaştığım fotoğrafsa gerçeğin ta kendisiydi.

*Ben tamamen gerçekleri paylaşıyorum diyenlere  biz de ne deriz " istisnalar kaideyi bozmaz " . Bir çoğu diye belirttik. Kalan bir çoğuda gerçek hayatlarını paylaşanlar zaten. Zaten bu yazdıklarımız kimseyi tenkit amaçlı değil. Zaten tamamen bu sabahki hislerimiz. Zaten niye çoğul kullanıyorsam. Zaten biz kimiz ki. Çölde iki küçük kum tanesi. 

Cumartesi, Ağustos 26, 2017

Ondan bundan şundan

Az önce bir reklama denk geldim. Mercedes diyor ki " sizi bir "C" serisi sahibi yapmaya kararlıyız. Tercihim her zaman BMW'den yana ama bu kararlılığa itiraz edemeyeceğim, bekliyorum sevgili Mercedes. Sabırlıyımdır. Minicik bir genç kızken, okul yolu üzerindeki BMW galerisinden aldığım gri  bir 5.20 serisi posterini odama asmış, sonrasında da yıllarca o resmi saklamıştım ki, bir baktım bir gün kapıma gelmiş. O "C" serisi buraya gelecek. Nokta.


Uzun zamandır Boğaz'da bir yalı dışında pek bir şey istemediğimi fark ettim. Oysa istemeli insan, yoksa ota dönüyor benim gibi. Bak şimdi yukarıda yaptığım istek bile, kaslarımda bir gevşemeye sebep oldu. Yaşıyorum galiba.

Hatta bu gevşemeyi artırmak bile mümkün. Mesela C serisi kapıya gelmiş şimdi, havada limonata tadında, binmişim Mercedes'ime düşmüşüm yollara. Ver elini Bozcaada diyecektim ki, bir habere denk geldim "Bozcaada'da yemek yiyecek  yer dahi kalmadı. ". TIK
Gökçeada'ya gitsem ? Anlaşılan orası da yoğun ki, Çanakkale'den günde iki kez deniz uçağı seferleri yapılacakmış bayram süresince. Uzuuun bayram  tatili dolayısı ile yollara düşmüş herkes. Otur oturduğun yerde Füsun. Park et arabayı kapının önüne, seyret. "Yolda olanlara kazasız belasız yolculuklar" diye dua et cam önünde, haminneler gibi.

Gerçekten iyice haminneliğe doğru yol alıyorum. Twitter'da Ahmet Hamdi Tanpınar trend topic olmuş. Tıkladım; bakayım neden öyle olmuş diye, ilk karşıma çıkan paylaşım , 24 yaşında bir genç kadının fotoğrafı oldu. Üzerinde de şöyle yazıyor; Merve, yaş 24, %100 gerçek, Buca 0553******
Hiçbir şeyi usulüne uygun yapmıyoruz, trend topic'leri bile. Pencere önünde gelen geçene bakıp, "nıck nıck nıck ne olacak bu gençlerin hali " diye akşama kadar bırbırlanan bir haminne işte sana. Malum; sanal dünyada, sanal pencerelerden bakıyor bu haminnede.  Neyse, siz vereceğim linke bir tıklayın da, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1974 yılından beri, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları bölümü tarafından muhafaza edilen kişisel koleksiyonu, dijital ortama aktarılarak okur ve araştırmacıların ziyaretine açılmış, ona bir göz atın. http://www.tanpinarmerkezi.com/

Bıdı bıdı ettim ne olacak gençlerin bu hali diye ama umudu hiç yitirmemek lazım. Hatta umuda umut katmak gerek. Dünyada her an , her dakika iyi şeyler olabilir. Ayla'ya olduğu gibi. Sen yeter ki içindeki sevgiyi diri tut. Sevmek bulaşıcıdır. En iyi yabancı film dalında Oskar  adayı bir filmimiz var. Ayla. Gerçek bir yaşam hikayesi. İçinde sevgi ve merhamet barındıran bir film. Hayatta en çok ihtiyacımız olan iki duygu.  Ben fragmanı izleyip, konuyu okuyunca , kendi gönlümün Oskar'ını  sayın Süleyman Dilbirliği'ne verdim. Rabbim ömrüne ömür katsın. Film Ekim ayında sinemalarda.







Salı, Ağustos 15, 2017

Sendrom

Bizler tarafından en  bilineni Pazartesi sendromudur. İkincisi Tükenmişlik sendromu.  Ardından Huzursuz bacak sendromu gelir. Hemen hepimiz bu üçünden birinin bünyemizdeki varlığından söz ederiz. Artık bu üçü, sadece  sendrom olmaktan çıkmış , popüler sendrom haline gelmiştir. Bu aralar bende huzursuz bacak sendromu var mesela. 

Bunların dışında bildiğimiz / bilmediğimiz  bir sürü sendrom var. Sendromlar genelde onu ilk bulanların adı ile adlandırılmıştır ya da coğrafi bölge isimleri ile adlandırırlar. 

Sevimli bir sendromla tanıştım yakın zamanda. Stendhal sendromu / Floransa sendromu / Sanat zehirlenmesi 
Sendroma bu isimlerin verilme sebebi, yazar Stendhal'in 1817 'de Floransa'yı ziyareti sırasında ,Santa Croce Bazilikasını gezerken , kalp çarpıntısı ve halsizlik, baygınlık hissi yaşaması ve bunu bir yazısında belirtmesi. 

Floransa
Bu sadece yazarın ifadesi değil, Floransa'da gezen  başka kişilerde benzer duygular yaşıyor ve bu sebeple, İtalya'da bir sanat araştırmaları merkezi konuyu araştırıyor. Medici Riccardi sarayının ziyaretçileri gözlemleniyor. Deneyde; bazı ziyaretçilerin kalp atış hızının değiştiği, göz bebeklerinin küçüldüğü, nefes alış hızında değişiklikler olduğu, hatta kimilerinin hastanelik olduğu gözlemlenmiş. 

Floransa bu konuda tek değil. Kudüs , Mekke ve Roma gibi dini şehirlerde de , dini ve mistik kültüre fazla maruz kalmaktan dolayı, anksiyete, gergin bir ruh hali, temizlik takıntısı gibi durumlara rastlanabiliyor. 

Paris sendromu ise ayrı ilginç. Daha çok Japon turistlerde rastlanıyor bu sendroma. Nedeni; şehrin aşırı yüksek beklentileri karşılayamaması. Paris'in ve yaşam tarzının bekledikleri kadar güzel olmadığına kanaat getiren bazı turistlerde stres seviyesi o kadar yükseliyor ki,  tatillerini yarıda kesip evlerine dönüyorlar. 

Halamı rahmetle anacağım burada. Memlekette bahçe içinde bir evde yaşardı. Hayat dediğimiz yerde bir kuyusu vardı. Çalışmazdı ama orada bir kuyu olduğunu bilirdik hepimiz. Ve halam Ankara'ya gelip bizde birkaç gün kaldıktan sonra, gideyim artık demeye başlar, bir mani söylerdi.

Evim evim
Evimdeki kuyum
Kuyumdaki suyum
İki şekerli çayım...

Japon turistlerde Paris'ten eve döndüklerinde buna benzer bir mani söylüyordur belki. İnsanın evi hep başka. 


Pazartesi, Temmuz 03, 2017

Ondan Bundan Şundan

Yanıyoruz a dostlar.!  Hava 40 derece bugün Ankara'da. Tamam hava çok sıcak ama radyolardaki sıcak uyarıları bendeki sıcaklık hissini ikiye katlıyor. Dışarı çıkmayın uyarıları yapılıyor sık sık. Korku filmi gibi geliyor bana o zaman . Yollarda kavrulan insanlar, yanan ağaçlar, suuu suuu diye sürünenler. Tamam , abarttım susuyorum. Bu, yazılı ve sözlü basının gücü işte. E biraz düşünüp yazıp, söylemek lazım demek ki. ! Hal böyle olunca , üstüme vazife gibi herkese, aman dikkat dışarı çıkmayın, su için, ara sıra başınızı ıslatın  demeye başlıyorum. Sorunluyum galiba .

Hollanda, Rotterdam'da benden daha sorunlu insanlar yaşıyormuş, hem de  bolca. Onların sorunu benimkinden farklı. Etrafı tedirgin ve rahatsız edecek davranışlarda bulunmak, kavga etmek, gürültü yapmak, kısacası uyumsuz davranışlarda bulunmak sorunları. Bunu önlemek için belediye , prefabrike 11 evden oluşan bir mahalle kurmuş. Bu evlere "tuhaf ev " demişler. Sorunlu olan kent sakinleri,  24 saat gözetim altında tutulacak olan  bu mahallede yaşayıp, uzmanlardan eğitim alacaklarmış. Sosyalleşip, sorunsuz insan olabilmek için. Eğitimi başarı ile tamamladıklarında ise geldikleri mahallelerine geri dönebilecekler.

Bazı lüzumsuz bilgileri seviyorum. İşte biri. John Shepherd Barron , ATM cihazının mucidi. Ve bundan 50 yıl önce ATM cihazından ilk para çekilmiş. İşin enteresan tarafı ise şu, cihazı icat eden Barron'un bu icadından dolayı hiç bir maddi kazancı olmayışı. Sadece "hayat boyu başarı ödülü" ile ödüllendirilmiş. 

Lüzumsuz bilgi desem de, Einstein'ın şu sözü, merak edip, lüzumsuz bilgilerimi çoğaltmayı da tetikliyor. "Önemli olan, sorgulamaktan vazgeçmemektir, merak, var olmanın birinci şartıdır. "

Sıcaklar bende asap bozukluğunu tetikliyor. Başka faktörlerde eşlik edince, sakin ol, sakin ol, sakin ol sözünü bolca tekrar etme gereği duyabiliyorum. E genç değilim artık, asap bozulunca tansiyon oynuyor. "Sakin ol" dan sonra en etkili çözüm Zaytung .
Bir son dakika haberi;
Tek havuzu olan şehir büyüklüğündeki site, gölgedeki sınırlı sayıda şezlong yüzünden iç savaşın eşiğine geldi...

Havuz dedik madem, Kemal Sunal'ı ölümünün 17.nci yılında rahmetle analım hemen burada. TIKTIK

“İnsan ruhunun en az sabır gösterdiği şey mutluluktur. Şöyle bir düşünelim; acıyı uzun süre taşırız omuzlarımızda, nefreti, kini yıllarca saklarız zihnimizin keseciklerinde, sabrederiz yoksulluğa, yolsuzluğa, amansız saldırılara, suratımızı asıp otururuz saatlerce, duyguları yaşarız yıllarca ama ya mutluluk? Ona sabrımız yoktur, gelir geçer ömür misali bir an, ansızın.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)
Bir zamanlar, bir gün, kar yağdığında çok mutlu olmuştum. Aklıma geliverdi o anlar şimdi , şu sıcakta , Tanpınarın cümleleri ile beraber.   

Ressam Ömer Muz. Suluboya eserlerini çok beğenirim. Yazıyı noktalarken onun bu serinletici yağlıboya tablosunu paylaşmak istedim, anıların hatırına.




Cuma, Haziran 16, 2017

Zaman


Bu sabah yine zamanında uyandım. Uyandığım zaman  gün ışımıştı. Zaman zaman tuhaf hallere bürünebiliyorum. Bazen zaman yetmiyor. Zaman akıp gidiyor, tutamıyorum. Zamanı geldiğinde anlatacağım. Ne zaman diye sorma . Zamanı gelince geçer. Bazen akıp gitsin diye gözünün içine bakarız, bazen de dursun zaman diye yalvarırız.
Ah bu zaman !
Öyle zamanlarımız olur ki, sabır küpü olur, her şeye sabreder , her şeyi alttan alırız. Öyle zamanlarımız da olur ki başımızdan dumanlar çıkar , nasılsın diyene bile ters ters bakarız. Çok sabretmek içimizde birikimlere neden olur bazen, bu yüzden ani patlamalar yaşayabiliriz.  Kime patlayacağımız ise meçhul. Artık kime denk gelirse. Patlamanın zamanı da belli değil ki etrafı boşaltalım. Bazen birlikte yaşadığım insanlara açıkça söylerim ben, "her an patlayabilirim etrafımda dolaşmayın fazla" diye. Çünkü kime denk geleceğini bilemem. Karmaşık olur insan arada bir. Kafası bulaşık süngerine döner, bir arkadaşımın deyimi ile. Ya da düğüm düğüm olmuş bir ip gibi olursunuz. Birini çözersiniz, diğer taraf kalır, şunu da çözdüm mü tamam dersiniz oysa daha görmediğiniz bir sürü düğüm çıkar karşınıza. Zaman gerekir bu düğümleri çözmek için.
Ah bu zaman !
İlişkilerde zamana gerek duyabilir bazen. Kullanıldığınızı hissedersiniz. Arkadaşınızla aranıza mesafe koyarsınız. Yoklama yaparsınız, gerçekten dost mu yoksa işi düşünce mi dost size. Ona göre de zamanı gelince yolunuza bazen onsuz devam edersiniz. Bir de belirsizlikler vardır yaşamda. Ne olduğunu anlayamadığınız. Doğru mu, yanlış mı bilemediğiniz. Değer mi değmez mi karar veremediğiniz. O mu değil mi bilemediğiniz. En çok da bu yorar. Tamamen düğümlenirsiniz o zaman. Çözülmek ya da çözmek için uzun zamanlara gerek olabilir bu durumda.
Ah bu zaman !
Akışına bırakırsınız bazı zamanlar her şeyi. Kendinizi Allah'a teslim eder, hakkımda hayırlı olan ne ise zaman içinde beni onunla buluştur dersiniz. İşte hayırlı olanla vuslat gerçekleştiği zaman da hayatınızın en güzel zamanı oluverir.
Ah bu zaman !

Çarşamba, Haziran 14, 2017

Degisti.com

Bolca vaktimin olduğu bir gün bugün. O yüzdende bol bol okuyorum. Bilgisayardan da okumalar yapıyorum. Bugün karşıma degisti.com adlı bu site çıktı, ilgimi çekti, çokta keyifle okuyorum yaklaşık bir saattir. Belki sizinde hoşunuza gider. Ben İstanbul'daki tarihi yapıların dünü ve bugünü kısmını inceledim , farklı bölümlerde var , onları da bir başka gün okuyacağım. Bu web sayfasını hazırlayanların ellerine sağlık .


Fotoğrafa tıklayıp degisti.com sitesine ulaşabilirsiniz. 

Perşembe, Haziran 01, 2017

Ortaya karışık



Yapılan bir araştırmaya göre ; kadınlar sosyal medyada paylaşılan öz çekim fotoğraflara baktıkça, kendilerini başkaları ile kıyaslayıp, olumsuz düşüncelere düşüyorlarmış. Artist fotoğrafları kişileri fazla etkilemiyormuş ama tanıdıkları kişilerin öz çekimlerinden etkileniyormuş kadınlar. Burada hep söylediğim sözü bir kez daha yineleyeceğim, "hiçbir şey göründüğü gibi değildir ". O kadar güzel ve basit fotoşop (photoshop) programları var ki , anında kurbağayı prense/prensese dönüştürebiliyor. Misal ben, geçenlerde bir fotoğrafımda inceltme programı kullandım. Yani şişkoyum aslında aldanmayın o fotolara. Kendinizi sevin, siz çok kıymetli , çok özel ve teksiniz.

Bugün pijama terlik modunda geziniyorum ortalıkta. Halimden hoşnut değilim. Kendimi canlandıracak bir şeye ihtiyacım var derken renklerin gücünü hatırladım. Turuncudur beni kurtaracak. Masaüstünü turuncu yaptım bilgisayarımda. Kendi çekmiş olduğum bu fotoğrafta astigmatımın ölçüsünü de görebilirsiniz. Bakalım canlanabilecek miyim ?


Bir söz şöyle der " dert adamı söyletir, aşk adamı inletir ". Ben de söylenip duruyorum gördüğünüz üzere. Yaramadı bu havalar bana, dertliyim ruhuma hicranımı sardım. Melankoliğim yapım bu, elde değil. Balık burcu olmamdan belkide, hemen ini veririm diplere. Her şeyden çabucak etkilenirim. Hele hastalık söz konusu oldu mu panik başlar bende. Sabırlı ama kırılganım da galiba.  Zeki falan mıyım yoksa  ben ? Zeki insanlar aşırı duygusal oluyormuş. 

Güzel şeyler okuyorum Allah'tan bu ara da, onlar biraz yükseltiyor beni. Bakın bu sabah okuduğum cümlenin şirinliğine ;

"Gördüğüm her şeyin sahibi benim, bu hakkıma itiraz edebilecek kimse yoktur "
Walden/ Henry David Thoreau
Bulutları  sahipleniyorum, var mı itirazı olan, hatta yemyeşil ormanları, su da kıpır kıpır dolanan minicik yavru balıkları, dalda ötüp kaçan bülbülü, tenimi ısıtan güneşi , var mı itirazınız.?


Pazartesi, Mayıs 15, 2017

Asaf Erdemli

Asaf Erdemli , Hacettepe üniversitesi Güzel sanatlar fakültesi heykel bölümünü birincilikle bitirmiş ve şimdi Hidromek dizayn stüdyoda kil modelci ve stüdyo ekip lideri olarak çalışmaktadır.

Geçtiğimiz aylarda ARTAnkara Çağdaş sanat fuarında eserlerini görüp, kendisi ile tanışıp , kısacık sohbet imkanı bulduğum sanatçının eserlerine hayran kaldım. Hurdaya çıkan malzemeleri kullanarak yaptığı enstrümanları 5-24 Mayıs 2017 tarihleri arasında Galeri Soyut'da sergileniyor. Görmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Gördüğünüzde sizde de hayranlık uyandıracağından eminim. Eserleri yakından incelerken çok tanıdık olduğunuz hurda metal parçaları göreceksiniz. Benimde bugünkü programımda, bir kez daha bu sergiyi gezip eserleri tekrar incelemek var. 











Cuma, Mayıs 12, 2017

Ondan Bundan Şundan


Dolunay nedeni ile birkaç gündür , bende dahil çok kişi gergindi. Normal bir şey söylesem bile atarlara maruz kaldım, sesler yükseldi. Allah'tan bir süredir daha akıllıyım da  alttan alabiliyorum. Yoksa en büyük dolunay mağduru olan ben de duramaz yükselirdim. Neyse gözümüz aydın etkisini yitirmeye başladı. Fotoğraf ne alaka derseniz, bakıp rahatlamak için. Doğa ve mavi ve su insana her zaman iyi gelir. 

Kocaeli'de düzenlenen 9.ncu kitap fuarı etkinliği kapsamında , Kocaeli'nin en işlek caddesindeki ağaçlara kitaplar asılmış ve halk ağaçlardan kitapları birkaç dakika içinde  toplamış. Çok güzel de, umarım okuyacak olanlar almıştır kitapları. Bedava olunca, alalım bi köşede dursun zihniyeti yaygındır bizde malum. Böyle bir etkinliği Çankaya belediyesi de yapar mı acaba. ?

Çankaya belediyesi deyince aklıma geldi. Her zaman gittiğimiz , arabamızı park edip rahatça yürüyüş yaptığımız Çankaya 365 AVM yakınındaki Lozan parkımızın otoparkı paralı olmuş. Parayla hizmet veren  bir park oldu yani. Oysa çocuklu aileler için ne büyük nimetti o otopark. Her gün çocuğunu parka götüren aileler için günde 5 TL. büyük para. Yakın çevrede de araba park edebilecek pek bir yer yok. Olsa bile çocuk arabalarını ve eşyalarını taşımak bir hayli sorun.  Teşekkürler  Çankaya Belediyesi verdiğiniz bu hizmetten dolayı. !!!!


Madem park  dedik,  bir fikrimi de şuracığa not düşeyim, belki bir gören, okuyan, duyan olur. Bu fikrim Portakal Çiçeği Vadisi parkı için. Parkın Atakule yakını  Hoşdere caddesi girişine bi yürüyen merdiven yapsanız sayın Büyükşehir Belediyemiz. O merdivenleri inip çıkmak çok zor oluyor, çok dik. Yaşlılarımız , hastalarımız, sakatlarımız parka gelip doğa ile kucaklaşamıyor. Bu  park benim gizli cennetim. Çok seviyorum. Temiz bakımlı yemyeşil . Havuzu çok güzel. Ama o merdivenleri inip çıkmayı gözüm yemiyor çok zaman, o yüzden de parka gitmiyorum. 44.700 m2 toplam alan ve 40.000 m2 çim alan olan bu park, bu her girişteki dik ve çok merdivenleri yüzünden boş kalıyor olabilir mi ? Bi fikir işte benimki. Ama merdiveni yapınca parkı da paralı yapmayasınız. 

Ne kadar doğru , ne kadar yanlış bilemiyorum fakat çok eski zamanlarda böyle yaşandığını düşününce , çok da yanlış olmadığına inanıyorum. Nasıl mı bu yaşam ? Kendini kötü şeylerden soyutlayarak, doğa ile mümkün olduğunca fazla zaman geçirip yaşamak. Bunu yapmaya çalışıyorum. Eskiden dünyada olan bitenlerden haberimiz pek olmuyordu. Haberdar olduğumuz şeylerse , haberdar olmamız gerekenlerdi. Az önce  twitter'a baktım birazcık. Haberim olması gerekenin dışında o kadar çok gereksize maruz kaldım ki, ruhum daraldı. Ah bir param olsa, sadece gerekli haberlerin yer aldığı bir gazete çıkartacağım mesela. Magazin yok, üçüncü sayfa haberi yok, sadece bilinmesinde fayda olan haberler yer alacak. Kısa ve öz. Yine ; hadi gel köyümüze geri gidelim modundayım. Gidecek köyde kalmadı aslına bakarsan. Benim köyümü bile kocaman Amerikan jeepleri ve son model arabaların egzoz kokuları dolduruyor artık. Küçücük sokaklarda kocaman arabalar dolaşıyor . Orada bile bize yer kalmamış. 


Gidiyorum. Şimdilik beni kucağında sarıp sarmalayan, henüz kocaman arabaların egzoz kokularının etrafımı sarmadığı cennetime. Şükredip , temiz ve sakin havayı solumaya. Bu şükürle ilgili çok söz var zihnimde söyleyecek. Attığım her adımda zihnimde bir şükür var, paylaşırım bir ara. İnstagram'dan takip ederseniz, size kuş sesleri dinletirim birazcık huzur bulursunuz belki. Birde ana sayfanın sağındaki radyoyu tıklayın arada bir. Müzik ruhun gıdasıdır daima. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...