Pazar, Haziran 14, 2020

Ondan Bundan Şundan

Eskiciyim ben. Eski olan şeyleri sever, onların yaşanmışlığından hikayeler uydururum kafamda. Birkaç parça eskinin de sahibiyim. 

1949-1950 yılları arasında çıkmış Yaprak dergisi varmış. Bilmiyordum , öğrendim. Orhan Veli Kanık öncülüğünde çıkmış dergi. Orhan Veli; derginin yayını sürdürebilmesi için önce ceketini, sonrada Abidin Dino'nun kendisine hediye ettiği resimleri satmış. İşte bu eski derginin tüm sayıları erişime açılmış. Edebiyatın eskisi yenisi olmaz ama derginin eski, tozlu sayfaları arasında dolaşmak isterseniz buradan  erişebilirsiniz. Derginin son sayısı Orhan Veli öldükten sonra  Son Yaprak olarak yayınlanmış. Ve şairin ölümünden sonra ele geçen bir şiirini basmışlar bu son sayıda. Eski dedik madem , eskilerden bir ses okusun o zaman bize şiiri, hem de şiirin hikayesini. Aşk resmi geçidi  Dinleyelim 


Restorasyon baya emek ve zevk isteyen bir iş  benim gözümde. Bazen öyle tuhaf örneklere denk geliyorum ki, eski sever olarak hayal kırıklığımı anlatmam zor . Haydarpaşa garının restorasyon sonu halini çok merak ediyorum mesela ve korkuyorum. Eskiyi olduğu gibi korumak çok mu zor acaba ? Mesela söylentiye göre Eyüp ve Balat semtinde bulunan tarihi eserlerin sayısı, Floransa'dan fazlaymış. Acaba korunur mu, bir Floransa olur mu turistik  açıdan.? İyi restore edilir mi oradaki binalar ve tarih ? Yapılaşma önlenebilir, hatta yasaklanır mı ? Kalır mı olduğu gibi acaba ? Gezmek isterseniz burada 



Eski güzeldir. Eski insanlarda güzeldi. Sahiciydi. Şimdiki insanlar gibi tek tip değildi. Kültürel zenginlik  vardı. Çok çeşitli karakterler ve fiziki görüntülere sahiptiler. Şimdi çoğunluk birbirinin benzeri her açıdan. Eski fotoğraflara bakarken ruhum dinleniyor benim. Sevdiğim şeylerden biri de eski sanatçıların siyah beyaz fotoğrafları. Kartpostallarını alırdım gençken. Özellikle de  Kadir İnanır kartpostallarını. Eski Türk filmlerini de severim. Buraya bir tanesinin linkini bırakacağım. İyi seyirler. Buradan izleyin 





 Eski diye diye sıra eski oyuncaklara geldi. Sakladığınız oyuncaklarınız var mı ? Benim iki plastik bebeğim var sakladığım. Zaten fazla oyuncağım da yoktu. Sokakta oynamayı severdim ben, bisiklete binmeyi, lastik atlamayı, misket,  top oynamayı. Eski oyuncakları toplayıp değerlendiren bir anne oğul var. Harika insanlar. Sizi onlarla tanıştırarak noktalıyorum yazıyı. Buradalar    






Pazar, Mayıs 31, 2020

Geceler

Bir gece ansızın değişti her şey. Sabaha uzanan saatlerde , sonsuz seyahatin için hazırlıklara başladın. Ve on gün sonra gittin, dönmemek üzere. Gideceğini bilmeme rağmen, zor oldu kabullenmek. 

Bir gece ansızın girdin hayatıma. Tam da bal kabağına dönüşmek üzereydi arabam, o saatlerdi. Kimse görmedi, kimse bilmedi. Bir ben. 

Bir gece ansızın maskelendi dünya. O kadar kötü konuşuyorduk ki, kapandı ağızlar, iyi söz söylemek üzere açılana kadar. 

Bir gecede olmuştu  olanlar. Bir gece de olacaktı olacaklar.
Hiçbir şey bilmeden, çok şey bildiğimizi sanıyoruz. Bildiklerimizi de unutturuyor bazı geceler. 

Gerçek bizi  kaybettiğimizden  beri sahte hayatlar yaşıyoruz. Mutsuz olunca da kendimizi  arıyoruz ama biz bizden gideli çok olmuş.  Oysa ne kolaydı yaşamak az ve özle, sadece kendin olarak. O yüzden beyaz maskeler; maskeli, sahte yüzlerimize bir damga gibi takılı kaldı  belkide. 
"Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. " diyerek şifreyi vermişti oysa Hz. Mevlana. 

Gözümüzün önünde dolarlar uçuşuyordu sıkça. Kapanınca evlere aylarca, işsiz kalınca anladık ki, para en başta karın doyurmak içindi . "Azıcık aşım kaygısız  başım" atasözünündeki gibi azıcık aşlarımızla dört duvar içinde huzuru bulduk. Dışarısı huzursuzdu. 

Ve geceleri paylaştık canlı yayınlarla BİZ

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözü dilden dile söylenip, kulaktan kulağa yayılmakta. Öyle çok isterim ki; her şey eskisi gibi değil ama çok eskisi gibi olsa. 



Bir gece ansızın sen gelsen, mesela


 Füsun T. 31.05.2020, Ankara
           Corona Günlükleri







Cuma, Mayıs 01, 2020

Benden şeyler

Gün aydı...

Derin sessizlik biraz ürkütsede , bir yandan da hoşuma gidiyor. Ne yaman çelişki. Sakinliği ile özlenen sahil kasabası şehrime gelmiş, ama mutlu etmiyor. Sarılamıyorum sevdiklerime, gülüşleri uzakta, yüreğim buruk. Biliyorum geçecek. Tek tek çıkartıyorum hayatımdan gereksiz şeyleri. Çıkardıkça fazla geliyor kalanlar. Sadeleşelim. Gün aydı.

Sevgi ...

Koşulsuz sevdiklerimi, koşullara bağlıyorum. Kendime döndükçe bu sessizlikte, kendi kıymetimi buluyorum. Almadan vermeye alışmışken, alma isteğine kapılıyorum derinlerde. Sen bana bir değil, artık beş adım gel diyorum. Ben yorgunum  yol almaktan. Kırıklarımı tamir etmeye çalışmıyorum. Kaldırıp çöpe atıyorum. Açılmayan telefonları, dönülmeyen mesajları siliyorum rehberimden. Çünkü benim için  önemlisin, severim yaratılanı yaratandan ötürü ne de olsa. Rahatsız etmek istemem bir daha. Üzülüyorum çok üzülüyorum, kimsenin olmadığı yerlerde "seni seviyorum" diye seslenenlere. Çocuklar güzel günler görmeli, sevgi dolu güneşli günler görmeli  diye, tüm sevgimi onlara veriyorum. Sevgi.

Yaşamak...

Ne kalıyor geriye bizden, yaşanmışlıklardan başka . Yaşadığım değil  ama yaşayamadıklarım pişmanlığım oluyor hep. Alacaklıyım kalan zamandan ve daima alacaklı kalacağım biliyorum. Yine de  "Gelsin hayat bildiği gelsin, işimiz bu yaşamak" diyorum, yaşayabilmek ümidiyle.



      Füsun T. 01.05.2020, Ankara
           Corona Günlükleri

Pazartesi, Nisan 06, 2020

Ondan Bundan Şundan

"Hayat sürprizlerle dolu" sözünü  kanıtlamak için geldi sanırım bu yıl Mart ayı  .  Unuttuysanız hatırlatayım dedi, bu hayatta her an her şey olabilir. Birçok şeyi unutmuşuz meğer, sadece sürprizleri değil. Hepsini bol bol hatırladık. Sınava çekti bizi. Bu sınavı en kısa zamanda tamamlarız inşallah ve daha kötüleriyle sınanmayız, tek dileğim bu.

Corona ve sonrası...
Günler evde, gönüllü karantina ile geçiyor. Yaşamımızdaki  birçok şeyden mahrum kaldık malumunuz. Yapılması gerekenler dijital ortama kaydı. Enteresan şeyler de ortaya çıkmaya başladı dolayısı ile. Bunlar içinde beni mutlu eden şeylerden birisi, İnstagram'da yapılan canlı yayınlar. Konserlerine gidemeyeceğim sanatçıları canlı olarak izleme olanağı buluyorum. Güzel sohbetlere tanık oluyorum. Bir diğeri ; Kültür bakanlığı bazı tiyatro oyunlarını, opera ve baleyi YouTube'a yükledi. Oradan izleme şansına sahip oldum. Ünlü Bolşoy Tiyatrosu bile gösterilerini YouTube'da bizlere sunmaya başladı ki bu da ayrı bir şans. Bazı şeyleride şaşkınlıkla karşılıyorum. Hastaneye gitmeden, ücret karşılığı doktorunuzla telefonda görüşüp danışabiliyorsunuz. Kendi divanınıza uzanıp, psikoterapistinizle online seans yapıyorsunuz.

Bu ara bloglarda da bir canlanma oldu. Ondan bundan şundan serisi ile bende katılayım istedim  bu canlılığa. Az önce internet sörfü yaparken  Prenses Qajar çıktı karşıma. Corona günlerinde hem stresten , hemde aşırı yeme içmeye düşmekten dolayı bir çok kişi kadınların sonunun bu şekilde olacağını resmetti. Üzülmeyelim. Prenses Qajar; adına şiirler yazılmış, uğruna intiharlar  edilmiş bir kadınmış. Kim bilir Corona sonrası  belki moda değişir. Yemeye ve boş vermişliğe  devam derim ben. 


Corona günleri sonunda evlerine kapanan insanlar , kişiye özel zamanların kıymetini daha da çok anladı herhalde. Evlerde şiddet ve kavgalar çoğalmış. Benim tahminim boşanmalar artacak yönünde. Umarım yanılırım. Tabii büyük bir ümitle evlenenler hala var bu hayatta. Alınmış tarihlerin bir kısmı ertelenirken, bir kısmı da düğünlerine değişik organizasyonlar hazırlamışlar. Amerikalı çiftimizin erkek olanı, nişanlısının boş kilise koridorunda yürümesini istemediği için kartondan davetliler hazırlatmış. Bir yastıkta kocasınlar. 




Coronanın kısıtladığı şeyler arasında seyahat de var malum. Bir çok yüreğin kıpır kıpır ettiğini ben uzaklardan bile duyuyorum. Sabır. Az kaldı inşallah özgürce yol alınacak günlere. Ben pek seyahat edemiyorum bazı sebeplerden dolayı. Genelde sanal seyahat yapar ve seyahat edenleri izlerim. Dışarı çıkma engelim olmasa da kendi engelimi kendim koydum tabii ki. Ve evde kalıyorum.  Bu dönemde tek üzüldüğüm şey baharı kaçırıyor olmak. Şehrimdeki rengarenk çiçeklenen ağaçları görememek üzüyor beni. O zaman buraya bir kaç güzel bahar fotoğrafı ,iliştireyim. Gözümüz şenlensin. 










 Siz yine de hazır tutun piknik sepetlerini, inşallah bir ucundan yakalarız baharı...

Çocukluğumdan beri bir sürü arkadaşım oldu. Ama içlerinde biri var ki onunla bağım hiç kopmadı. Ve bu Corona günlerinde yine, her daim benimle. KENDİM. Kendimle  çok iyi arkadaştık her zaman. Çok kahveler içtik , çok kitaplar okuduk, çiçekler yetiştirdik, bir sürü  manzaraya birlikte baktık  hayran hayran , ve çok sevdik. O yüzden genelde kendimi  yalnız hissetmedim. Tabii onunda benden bezip uzaklaştığı dönemler olmadı değil. O zaman da yalnızlığımızı yaşadık. Corona günlerinde herkes çok sıkıldı. Biz henüz çok sıkılmadık şükür. Kendimize yetmeyi çok küçük yaşta öğrendiğimizden sanırım. Ondan bundan şundan derken bu da benden olsun istedim. 



Cumartesi, Şubat 01, 2020

Vintage










                                                                  ➤➤➤

Cumartesi, Aralık 21, 2019

Yılbaşı sofraları

Sofrada ufak tefek dokunuşlar bana keyif verir. Siz de sofralarınızı süslemeyi seviyorsanız bu videolar  yardımcı olacaktır . Yılbaşı sofralarınızı hazırlarken kullanabileceğiniz birkaç  pratik tarif var bu videolarda.  Sofralarımız bereketli ve neşeli olsun. Afiyet olsun.







Cuma, Temmuz 12, 2019

Ondan Bundan Şundan

Uzun zaman oldu ondan bundan şundan söz etmeyeli. Merhaba yeniden. Çok seri kitap okuyan biri değilim ama her gün birkaç satır da olsa okurum, üç dört kitabı bir arada okurum, yavaş okurum, iç sesle tiyatro sahneler gibi okurum. Bugünlerde İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı kitabını okuyorum ve İlber Ortaylı sesi ile okuyorum. İlber hocada ağır ağır konuşur malum, o yüzden kitapta ağır ilerliyor. Kitabı çok sevdim. Yaşanmışlıkları seviyorum çünkü. Kitapları ve dergileri kağıt baskı okumaktan hoşlanırım ama bugün neden bilmem ücretsiz online dergi arayışına girdim. Bir kaç dergi buldum ama henüz detaylı bir araştırma yapamadım. Beğendiğiniz , bildiğiniz ücretsiz online dergi varsa lütfen yoruma ilave eder misiniz. Benim bulduklarım Sis Dergi , Rıhtım dergi ve issuu.com daki bir sürü ücretsiz yayın.


Sigara sağlığa zararlıdır sloganı ile başlayalım bu fotoğrafı anlatmaya. Hollanda da  sigara ve kötü hava koşullarına bağlı hastalıklar ön sıradaymış. Hava kalitesini artırmak amaçlı olarak, Utrecht şehrinde bir çok otobüs durağının çatışına belediye  mini bahçeler oluşturmuş. İnsanlarda kendi çatılarını yeşillendirmeye başlamışlar ve bu konu için vatandaşlara maddi destek sağlanıyormuş. Buna en çok arılar sevinmiş  bitkiler arıların hoşlandığı bitkilerden seçilmiş. Çünkü arıları da mutlu etmekmiş amaçlardan biri. Ve elektrikli otobüslerle hava kalitesini artırmak için destek sağlanıyormuş.Kullanılan elektrikli otobüslere yenileri eklenecekmiş.Çok sevimli bir proje değil mi ? Memleketimde kesilen ağaçlar, yakılan ve yanan ormanları düşününce içim de cayır cayır yanıyor. Bir başka sloganla bitirelim bu kısmı. Ağaçları koruyalım.




Babalar ve oğulları. Çok şirin baba-oğullardan birine denk geldim. Dom ve Tom . Dom  resim yapmayı seviyor. Babası da reklam sektöründe çalışıyor . İkisi bir araya gelince ortaya şahane görüntüler çıkıyor. Dom çiziyor, babası da o çizimleri photoshop ile gerçeğe dönüştürüyor. Yukarıda gördüğünüz ailenin kedisi. Dom'un gözünden diğerlerini görmek için bi tık tık yeterli. TIKTIK


Bir süredir ekmek, tatlı ve hamur işi yememeyi tercih ediyorum. Çünkü ekmek yediğim zaman, malum tabirle davul gibi şişiyorum. Tatlı ise çikolata yemeyi fazla abarttığım için çıktı hayatımdan.   Ama bazen özlüyorum ve kendime bir ziyafet çekiyorum. Arada insanın kendini şımartması harika oluyor. Kendinize önem verin , kendinizin sesini dinleyin. İstekleriyle ilgilenin.  Bugün kendime kulak verdim , "canım kek çekti" dedi  ve farklı bir kek tarifi bakarken karşıma bu portakallı kek  tarifi çıktı . Edd Kimber tarifi. İnstagram hesabına da göz atın derim.

Başta söylemiştim okuduğum kitabı. Kitaptan alıntılarla  bitirelim yazıyı.

"Nitekim her zaman kendi akranlarınızla buluşursanız , çok şey kazanamazsınız. Tecrübelileri de dinlemeniz gerekir "

" Her dostumun hayat görüşünü paylaşmam ama görüşlerinden faydalanırım "

"Mesele hayattan ne kadar aldığına bakar. Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır. İnsanın  yüzü bir kitap gibi okunabilir. İfadeniz bomboşsa da hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir. Bundan kurtulmak mümkündür. Yaşayın, monotonluktan uzaklaşın, gezin, görün , keşfedin, başkalarıyla ilgilenin ,okuyun, sevin. Bunları dolu dolu yapın ki izleri yüzünüze  yansısın. Yüzünüz ifadesiz kalmasın. "


Salı, Temmuz 02, 2019

Betül Mardin


Betül Mardin, Türkiye'yi halkla ilişkiler mesleği ile tanıştıran kişi. 1926 yılında İstanbul'da doğmuş. Mardin'li bir ailenin kızı. Video da kendisi hakkında detaylı  bilgiler veriyor. Kendi sesinden dinlemek için tık tık

Betül Mardin'in gençler için bir dizi öğüdü var. İşte bu öğütler:

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. 
2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.
3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini "update" et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.
4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)
5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun, değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.
6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!
7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç üşenmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hala acayip okuyorum ve çok faydalanıyorum.
8. Olumlu olacaksın. 
9. Bazı şeyleri kabul edeceksin: Bütün kadınların seni sevmesine imkan yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.
10. Erkeklere  gelince, aynı anda bir kaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği olduğunu bileceksin!!!

Kaynak ve diğer fotolar için tık

Yukarıdaki 10 maddeye aynen katılıyorum. Haldun Dormen ile halen devam eden ilişkisine bayılıyorum. Betül Mardin'i tanımak için bir kaç röportaj okumanızı  isterim. Hayata bakışı, azmi, duruşu, benim için örnek alınabilir şeyler. Belki faydalanmak istersiniz sizde. Ben hayranım .







Pazartesi, Şubat 11, 2019

Yine Akşam

Mutfakta yemek hazırlıyorum.  İçeride derin bir sessizlik, dışarıda yoğun bir kakofoni. Akşam, yine akşam. Gözüm camdan dışarı kaydı bir an. Hafif ıslak , koyu gri yollar üzerinde ,arabaların ışıkları gözüme çok güzel göründü. Kırmızı. Her girdiği yere yakışıyor. Fren lambaları yanıp sönüyor. Aklım çok eskilere gidiyor. Yıllar önce bir ramazan akşamına.

Ailece oruç tutardık. Sahur saati biraz uykulu da olsa , zorla yense de sofradaki yiyecekler, keyifli geçerdi o saatler. Babam tahin severdi. Ona bir kase tahin hazırlardı annem, bir de yumurta. Ezan okunmadan içilecek son sigara ise en heyecanlı kısımdı. Ya ezan okunur son fırtı çekemezsen. Çünkü o son fırt en  tatlıydı, derince çekilirdi içe, sanki tüm gün tadı kalacak gibi.  Cep telefonları henüz çıkmamışken, çalar saatler ramazan ayının en nadide eşyası  olarak yatağın başucunda yerini alır, canhıraş bir sesle tam zamanında tüm aileyi ayağa kaldırırdı. Aslında, o zembereğin son ana kadar tırrr diye çıkardığı ses bile güzelmiş. Şimdi öyle hissediyorum. Güzel olan bir başka şeyde, ev telefonundan akrabaların telefonunu çaldırıp kapatmaktı. Biz uyandık demekti.  Onlarda karşılık olarak bizim telefonu çaldırırlar ve böylece, konuşmadan, sevgi dolu  bir iletişim kurardık, yan yanaymış gibi. İçimiz ısınırdı. Gülüşürdük. Bazende sadece çaldırıp kapatmaz, konuşur şakalaşırdık gecenin o saatinde. Asıl amaçsa, uyanamayan varsa uyandırmaktı.

Az önce aklımın kayıp gittiği ramazan akşamı ise bir daha asla yaşanmayacak, otuzlu yaşlarımın en  güzel akşamlarından biriydi.

Annem; iftar için yemekleri pişirmiş, onları iftar saatine kadar sıcak tutma çabası içinde mutfaktaydı. Bir taraftan, salata yapıyor, bir taraftan sofrayı kuruyordu. Pidemizi ve tatlımızı babam alır gelirdi. Ben camdan dışarı bakıyor, telaşla evine iftara yetişmeye çalışan insanlara hikayeler yazıyor ve camda babamın gelişini bekliyordum. Arabamızın farını tüm araçlar içinden seçerdim. Gözüm araçların farlarında, kulağım ezan sesinde, Ankara üzerinde oluşan kızıl akşam bulutlarını seyirde idim bir taraftan.

Çok mutluydum.

                                                                                                                                 

Çarşamba, Ocak 30, 2019

Zemherir'in sonu Hamsin'in başı

Yazıya ; yok olmayacak sözler dizisine Hülya Uğur tarafından eklenmiş olan,  " havalar nasıl olursa olsun , sizin havanız iyi olsun "  cümlesi ile  başlasam, bozuk olan her tür hava düzelir mi acaba ? Denemekten zarar gelmez.

Yakın tarihte yaşanan hava olayları şaşırttı. Ülkemizde pek rastlanmayan hortum, can kaybıyla birlikte ağır hasarlar bıraktı arkasında. İnşallah bir daha yöremize yurdumuza uğramaz. Kış kıymetli bir mevsim, yazı besler. O karlar , yağmurlar olmazsa nasıl beslenir toprak. Tüm bunlara rağmen ne yazık ki pek sevilmez ve bir an önce gitsin isteriz. İşte bende bugün onun müjdesini vereceğim size.

Halk takviminde bir yıl, Kasım ve Hızır günleri olarak ikiye ayrılıyor. Kasım günleri de, Kasım, Zemherir ve Hamsin olarak üç bölüme ayrılıyor .Toplamda Kasım günleri 186 gün sürüyor .  İşte bugün, yani 30 Ocak günü, Zemherir sona eriyor  ve yarın yani 31 Ocak günü Hamsin (31 Ocak _ 21 Mart ) başlıyor. Uzun lafın kısası, kısanın da müjdesi bu;  son düzlüğe girdik sayılır,  21 Mart'ta Hamsin'i de geride bırakacağız inşallah. Arada güdük Şubat var ki, o da vız diye geçiverir zaten. Üstelikte içinde en sevdiğim hava olaylarını barındırır. Cemreleri.. O cemrelerin üçüncüsü düştüğünde doğarım bende. Ama Hızır aylarına erişmek için 6 Mayıs'ı bekleyeceğiz mecburen; ılık, limonata tadında geçen günlerde inşallah.








Cumartesi, Aralık 01, 2018

Kar küresi

60-70 kuşağı çocukları olarak kısıtlı imkanlarla geçirdik çocukluğumuzu. Paranın ve alınacak şeylerin sınırlı olması şimdi ile kıyaslandığında, bayağı bir yoksun hayat yaşamışız o yıllarda. Sokaklarda çelik çomak oynayarak avutmuşuz yoksunluğumuzu. 1.5 metre don lastiği ile oyalanmışız, bacaklarımıza geçirip hoplayıp zıplayarak. Patlak meşin toplar mahalle aralarında bir o yana bir bu yana savrulurken, yepyeni bir top hayali kurmuş erkek olanlarımız. Almancı akrabası olanların bebekleri ile oynadığımız evciliklerde, plastik bebeklerimizden soğumuştuk. Ancak anne izni ile evden çıkarabildiğimiz kap kacak ve yere serilecek bir örtü ile evciliğin evini meydana getirebiliyorduk apartmanların arka  bahçelerinde. Ne bulursak oyuncak yapma potansiyeline sahiptik ve onlarla oyun kurabiliyor saatlerce oynayabiliyorduk. Şimdi bakıyorum da yüzlerce oyuncak içindeki çocuklar oyunsuz, hızlı ve doyumsuz.

Kar küresi bunun neresinde derseniz; o yoksun yıllarda , cam bir küre  içinde, müzik eşliğinde  dans eden balerinle beraber, mahallemizin  zengin bir ailesinin komodini üzerindeydi. Komşu teyze, saf temiz duygularla mahzun mahzun balerine bakan  kedicik için, arada bir müzik kutusunu kurup balerinin dönmesini , arada bir de kar küresini sallayıp karların uçuşmasını sağlardı sağ olsun.  Çünkü her ikisine de, kedinin ciğere baktığı misal bakar, hayalimde o balerin gibi döner dururdum. Hayalim balerin olmaktı o yıllarda. Bu yıllardaki hayalimi hiç sormayın !

Yıllar yılları kovaladı , yıllar tabana kuvvet kaçtı ve büyüdüm. Kendime bir kar küresi satın aldım. İçinde uçuşan kar tanelerinde huzuru, mutluluğu, çocukluğumu seyrettim durdum.






Cuma, Kasım 09, 2018

Pencere önü


Çocuktum , ufacıktım
Top oynadım acıktım
Buldum yerde bir erik
Kaptı bir ala geyik ....
Dizeleri ile başlayan Ziya Gökalp'in Ala Geyik  şiirindeki gibi, bir zamanlar çocuktum, ufacıktım ve  aynen bu penceredeki kız gibi bende  ayaklarımı sallandırıp otururdum dedemin kasabadaki evinin penceresinde. O zamanlar yazlık açık hava sinemaları olurdu kasabalarda, dedemin evininde bir iki sokak ötesinde  bir yazlık sinema vardı. Sinema perdesi  çok net görünürdü pencereden, fakat  ses o kadar net gelmezdi.. Hele birde rüzgar varsa arada gelir giderdi ses. Yine de oturur pencere içine, sesini tam duymasak bile , büyük bir heyecanla izlerdik filmi. Dedemse durumdan hiç memnun olmaz, düşeceğiz diye çok korkardı. Ayşecik'le ilk o pencerede tanışmıştık mesela.

Büyüdüm.

Annem kahve tiryakisi idi. Mutlaka her öğleden  sonra bir Türk kahvesi içerdi. Kahve içecek yaşa geldiğimde anneme eşlik etmeye başladım. Lisenin bitmesine yakın yıllardı. Annemle devam etti pencere önü sevgim. Birlikte Ankara'ya karşı oturur, pikaba  Seçil Heper  plağımızı koyar , kahvemizi yudumlar, sohbet eder,  dışarıda olan biteni izlerdik pencereden.

Daha da büyüdüm.

Şimdi tek başıma mutfak penceresinin  önünde geçiyor yaşamımın belli saatleri. Çiçeklerim, kitaplarım ve kahvemle. Hayattan soyutlandığım, kendime odaklandığım, kendimle hemhal olduğum saatler.

 İşte bu yaşanmışlıklardan gelen bir sevdadır bende pencere önleri, pencere içleri. O yüzdendir ara ara bu tür fotoğraflara bakmam.











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...