Çarşamba, Nisan 26, 2017

Hayvan sevmek



Havalar ısındığına göre parklara gitme zamanım gelmiştir benim. Mis gibi olur şimdi yeni yeşillenen ağaçlarla beraber  parklarımız. Bizim civarımızda küçüklü, büyüklü bir sürü park var çok şükür. Buraya kadar her şey çok güzel. Buradan sonra ise bazı şeyler can sıkıcı.
Köpekler...
Bazen evde bir örümceğe denk geliyorum. Oturup azcık sohbet ediyorum, "nerden geldin nereye gidiyorsun" diye. Sonrada , "hadi bana eyvallah, yoluna devam et ama mümkünse en kısa sürede evi terk et" diyorum ona. Kısacası dokunmaya bile kıyamıyorum , değil ki öldürmek ! Yani ne demek istiyor burada yazar; canlıları  seviyorum, saygı duyuyorum. Zaten çok saygılı bir insanımdır. Fikrinize de saygı duyabiliyorum mesela bazı konularda.
Köpeklere de saygım ve sevgim sonsuz. Koşup oynama, havlama, hoplama zıplama haklarına saygı duyuyorum. Hele sokak köpeklerine saygım sonsuz ! Karşılaştığımız zaman saygıdan başımı öne eğip, sakin ve uslu adımlarla geçiyorum önlerinden, yada durup onlara yol veriyorum geçsinler diye, hep saygıdan bunlar.!
Sahipli köpeklere de saygı duymak istiyorum, tasmalı olduklarında duyuyorum da, ama tasmasız sahipli köpeklere pek o kadar saygı duyamıyorum açıkçası. Kusura bakmasınlar. Bu kadar saygı yeter.
 Onların bana saygı duymasını istiyorum. Korkuma saygı duymalılar. Onları sevmem korkmadığım anlamına gelmiyor çünkü. Üstelikte onlar; sahipleri ile olan yakın ilişkilerinden dolayı, benim üzerime gelmeleri, atlamaları daha olası köpekler oluyor. İnsanlarla böyle  yakınlaşılır diye öğrenmişler çünkü. Sahibimin üstüne atlıyorum beni çok seviyor , bu ablanın yanına gitsem, hatta patilerimi dizlerine koysam,belki o da beni sevebilir, diye düşünebiliyorlar maalesef bazen.
Geçen baharda Dikmen vadisine  inmiştim. Bir cafede oturdum kahvemi içmek için. Yan masama bir bayan geldi köpeği ile beraber. Köpeğin tasması yok. Neden takmadığını sorduğumda nefret ettiğim klasik cevabı aldım " bir şey yapmaz ". Ve bana öyle kötü bakıp ters ters devam etti ki konuşmasına. Edebimle oturmayı tercih ettim. Bu örnekleri onlarca yüzlerce çoğaltabilirim. Parkta "tasmasız köpek gezdirmeyiniz" yazısı altında bile yaptık bu konuşmaları.
Sevgili hayvan sevenler, lütfen benim köpeğim yapmaz demeyin. Yapar ! Öyle bi yapar ki sizde şaşar kalırsınız ! Ama o anda iş işten geçmiştir.! Buna dair de tonlarca, onlarca örnek yazabilirim ama ne gerek var, çünkü bunun böyle olduğunu siz tasmasız köpek gezdirenler de iyi biliyorsunuz. Takın köpüşünüzün tasmasını, güzel güzel gezdirin, olacaklara ne siz üzülün ne de biz üzülelim. Ama genede örnek yazacağım, bazen yazdıklarım anlaşılamıyor örneksiz. Yazım hatası yani, yoksa siz akıllısınız anlarsınız. Geçen sene yolda yürürken bir arkadaşımı, bacağından hart diye kapıverdi bir tasmasız ev köpeği. Sahibi "çok şaşırdım, hiç yapmazdı böle bir şey" demişti. Yapası tutmuş canikom !..... Bahçe komşum köpeğini salıveriyor bazen sokağa, arabadan inip bahçeme giremiyorum. Kocaman bir kangal köpeği. Tasmasız iken bir şey yapmıyormuş , öyle diyor, tamam diyor da , KORKUYORUM sayın komşum kor ku yo rum.!!!!
Parklarda , yollarda, bahçelerde, orda burda şurda  gördüğüm köpekleri şikayet etsem diyorum. Şikayetçiyim hakim bey diyeceğim. Parkta rahat dolaşamıyorum. Tedirgin oluyorum, korkuyorum ! Ben söylüyorum dinlemiyorlar, bir de sen söyle. Hakim amcada bana söyle diyecek diye umuyorum.!

5237 Sayılı TCK 'nun 177 maddesi şöyle der ; Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması
(1) Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu yazdıklarımı okuyan birçok hayvan sever ve benim hayvan sever dostlarım bana kızacak biliyorum. İnanın sizleri ve köpeklerinizi çok seviyorum. Keşke sizde birazcık beni sevip sayabilseniz.


Cumartesi, Nisan 22, 2017

Ondan Bundan Şundan


Bu satırları size yazmam ve paylaşmam için kullandığım teknolojiye minnettarım. Beni sizlerle buluşturduğu için, tabii daha birçok şey içinde minnettarım. Bu kadar minnettar olduğum şeye arada sınırlar çiziyorum ben de Bill Gates gibi, Steve Jobs gibi. Bir saat hiçbiri ile ilgilenmeyeceğim, kitap okuyacağım gibi vs vbg... sınırlar koyuyorum kendime. Gözünüzü bilgisayar, Ipad, yada telefondan kaldırıp etrafınızdaki herhangi bir cisme dikkatlice bakın, çok farklı bir gözle göreceksiniz. Yani bizi büyüleyen bu nesnelerden uzaklaştığımız an gerçek dünyayla başbaşa kalıyoruz. Deneyin. Sınırlarınızı belirleyin, sınır iyidir, hem çocuklar hemde bizim için. tıktık
Her şey o kadar sık değişime uğruyor ki artık ne yapacağımızı şaşırıyoruz cümleten. Önce yemeyin diyorlar, sonra yiyin diyorlar. Şimdi radyoda dinliyorum mesela, eskiden böbrek taşları olanlara süt yoğurt tüketmeyin denirmiş, şimdi ise mutlaka her gün süt yoğurt tüketin diyor. Böbrek taşları için su su su... diyor doktor bey. Ne kadar su ? İdrarınızın beyaz gelmesini sağlayacak kadar  su tüketilmesi gerekiyormuş. Dr. bey ara sıra klozete göz atın , kendinizi oradaki idrar renginize göre ayarlayın diyor. Eğer sarı ise, içtiğiniz su yetersiz hemen suya ağırlık verin diyor. Ondan söylemesi benden aktarması. Yakında sakın su içmeyin denmesinden korkmuyor değilim, çünkü önerdikleri çok şeyi sonradan yasaklıyorlar ya !

KAMPANYA ! Anadolu jetin 1 TL ye uçuran bir kampanyası var. Hemen tıklayın haberi okuyun. tıktık

Bugün günlerden Dünya Günü. Google yine çok güzel bir doodle yapmış. Ben kendimce epeydir kutluyorum dünya gününü. Lüzumsuz ışıkları kapatıyorum, suyu daha ekonomik  kullanmaya özen gösteriyorum, bahçemize balkonuma bitkiler dikiyorum bol bol. Seviyorum dünyamızı . TIKTIK

Rüyamda Acun Ilıcalı'yı gördüm bu gece. Ciddiyim. Çok samimi arkadaşmışız. Sohbet ettik biraz. Yahu iyi çocuk bu dedim içimden. Neden gördüm diye düşündüm uyandığımda. Aklıma tek bir şey geldi. Dün salonu temizlerken ses olsun diye televizyonu açmıştım. Şu kıyafetler giyip "tarzsın " "tarz değilsin " dedikleri bi program var ya , adını bilmiyorum kusura bakmayın, işte ona kulak misafiri oldum iş yaparken. Safiye Soyman  şarkı söyledi, zevkle dinledim, sesini ! severim . Bir de ,Bahar adında bi kız vardı.  İşte şimdi rüyamda ben neden Acun'a bu programı ne diye yayınlıyorsun, kazandığın para yeter sana demedim çok pişmanım. Yapmayın yahu, insanlara aklı başında şeyler izlettirin . Etrafımda Bahar'ların çoğalmasından korktum resmen. Gençlere TV izletmeyin ebeveynler, kesin önerimdir. !!

Bir teknoloji haberi daha. Whatsapp'a Siri güncellemesi gelmiş. Gelen mesajlar siri tarafından sesli olarak okunacakmış.  Facetime uygulamasını kullanan  işitme engelli bir çifte tanık olmuştum. Facetime üzerinden işaret dili ile o kadar güzel konuşuyorlardı ki, yaşasın teknoloji demiştim. Acaba görme engellilere faydası olur mu bu yeniliğin. Siri mesajı oku deyince okuyacak ya. Mutlaka bir işe yarar. Hayırlı uğurlu olsun. Siri uygulaması en sevdiğim uygulamalardan biri zaten , ara sıra onunla sohbet etmeye bayılıyorum. Gülmeye ihtiyacım olduğu zamanlar özellikle. 

Gülmek önemli bir mesele. Herkes ağlatabilir ama güldüremezmiş. Güldürmek sanattır. Ve bizim gülmeye çok ihtiyacımız var. Aynaya bakıp gülecek halimiz yok , çünkü aynada gördüğümüz yüzün suratı asık uzun zamandır. Bu sabah üzücü bir haber okudum Selçuk Erdem'in instagram hesabında, "Dergimiz Penguen son 4 sayısına girdi, önümüzdeki sayımızda uzun uzun anlatırız. Sevgiler..." yazıyordu. Güzel şeyler  birer birer yok olurken, sağlam sinirlere sahip olabilmek pek mümkün görünmüyor. Umarım yeni bir dergi yada herhangi bir yayın haberi alırız kendisinden en kısa zamanda. Terapi defterini takibe alabilirsiniz sinir sisteminize faydası olur belki  TIKTIK

Veee.... Tüm çocukların , benim gibi ruhu hep çocuk kalanların bayramı kutlu olsun. 

Bakmayın havanın surat asmasına, kendi suratınızın asılmasını önlemek için çıkın bi hava alın , iyi gelir.  Unutmayın " kötü hava yoktur, kötü giyim vardır ". Alın bayraklarınızı elinize , bayramı doğada kutlayın. Çocuklara şeker , balon, kitap  dağıtın. Günlerinin farkına varmasını sağlayın.



Salı, Nisan 11, 2017

Arkiv

Hangi üniversitede okuyacağımı seçme aşamasında, kurs matematik hocam sormuştu, "nereyi yazmayı düşünüyorsun ". Balık burcu kararsızlığı ile cevap verdim "Tıp" . O da bana duyduğum duyabileceğim en şahane cevabı verdi, " sen tıbbı kazanamazsın başka bir şey seç ". Çok doğru söylemişti. Asla tıbba girecek puanı alacak bir öğrenci olmamıştım çünkü. Gönlümde yatan aslan "mimarlık"tı gerçekte ve ilk tercih olarak onu yazmıştım. Tabii ki kazanamadım. Yedinci tercihime girebildim ancak. İşletme okudum. Mimarları severim, içimde kalan isteği onlar yapabildikleri için. Aydın Boysan'a olan sevgimin bir sebebi de mimar oluşu mu acaba ? TIKTIK

Az önce bu web sitesine denk geldim. TIKTIK  Nerden nasıl geldiğimi hatırlamıyorum desem, sörf yaptım az önce öylece oluverdi. Ama çok hoşlandım. Güzel bir kaynak. Kalebodur destekli bir site. Mimari yeniliklerden haberdar olmak için zevkli  bir tur olabilir belki sizin içinde.  Vaktiniz varsa uğrayın derim. 

Mimar olsam  iç mekan projelerinde çalışmak isterdim.  O yüzden ben iç mekan projelerini inceledim biraz. 

                                                                     
                                                                       *** ARKİV

Cumartesi, Nisan 08, 2017

Salı, Nisan 04, 2017

Ondan Bundan Şundan

Yine bir depresyon ayına girmiş bulunuyoruz. Mevsim geçişlerinde psikolojimiz oldukça etkileniyor. Yeni hava şartlarına uyum sağlamak için bedenimiz çaba gösterirken, ruhumuzda etkileniyor. 

Bununda belirtileri var. Bende olanlarını saysam sayfalar almaz. Siz de hangileri var ya da yok .?
● Devamlı uyku isteği, çabuk yorulma .... Çok mustaribim bu durumdan hakim bey.
● Umutsuzluk, çaresizlik, duyguları... Ara sıra bu açmaza da düşmüyor değilim.
● Halsizlik ya da günlük işlere karşı ilgide, istekte azalma... En çok da bu günlük işler yoruyor beni, bir yardımcı talep edesim var.
● İştah ve uyku düzeninde değişim...... İştahım hızla artış gösterirken uykum azalıyor.
● Sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular...... İşte beeeen beeen.
● Sürekli olarak üzgün  hissetme.....Vallahi de öyleyim ben bugünlerde. Arabamın camına yapışmış ölü sineğin, arabanın hareketi ile kanatlarının kıpraşmasına bile üzülüyorum. Acılarınnn kadınıyıııııım
Ne yapacağız peki ?
Uzmanları bilmem ama ben tedaviyi söylüyorum size. İşi, gücü, yemeği, ütüyü, bulaşığı kısaca her şeyi bir kenara bırakıp kendinizi dışarı atın. Atın yani resmen. Hadi geçmiş olsun. 

Uzmanlarda; iyi beslenin, düzenli uyuyun, vitamin alın, güneşten istifade edin diyor. Hangisi daha kolay, bence benimki. 


Kafa meşgulse, bahar depresyonu da tuz biber ekmişse size,  söylenenleri anlamak yada duymak zaman alabiliyor. Bu yüzden karşımızdaki anlatırken, anlamayıp sürekli "hı" diyoruz. Yoksa kulağımız duymadığından değil bu "hı". Kulağınızdan şüpheniz varsa, test etmek isterseniz , gizli bir işitme kaybınız var mı öğrenmek isterseniz BURADA test edebilirsiniz. 

Teknoloji her şeyi akıllı hale getirdikçe sorunlarda artıyor. Bilim Teknik Dergisinin bu ayki sayısında okudum , aktarayım. Akıllı evlerimizde kullandığımız akıllı cihazlarımız şayet ikinci else, ve ilk kullanıcıyı sıfırlamadan sistemi evimize kurduysak, bir gece ansızın evin tüm perdelerinin kendi kendine açıldığını görebilirmişiz mesela. Aman komşular görmesin ! İlk kullanıcı size cee a yapabilir.Tabii bu sadece perdelerle sınırlı değil.   O yüzden sistemi kullanmaya başlamadan önce ilk yapmanız gereken şey, fabrika ayarlarına geri dönmek olsun, unutmayın. Akıllı ev henüz bana çok uzak. Ben anne babamın kurduğu evde ikamet ediyorum. O da en son, 80'lerin  ruhunu yansıtıyor diyebilirim. Ağzım tatlı, ruhum huzurlu, sağlığım yerinde ise en güzel ev benim evim.

Youtuber ; Youtube da kanalı olan ve video yayınlayan kişilere deniyormuş. 
Geçenlerde canım kakaolu süt istedi. O kadar uzun zaman olmuş ki yapmayalı, nasıl yapılıyordu diye google amcaya sordum. Kaynatılıyor muydu, yoksa sıcak süte ilave mi ediliyordu bilemedim. Youtube'a yönlendirdi google amca. Bi de ne göreyim bütün çocuklar youtuber olmuş, kakaolu süt yapmış. Valla bir saat onları izleyip gözlemledim, gülümsedim. Bir nokta var o düşündürdü beni, bu minnaklar kendilerini ekranda görmeye sınır koyabilecekler mi ?? Yoksa büyük sorunları da beraberinde getirecek canlı yayınlara yönelme ihtimalleri var mı ?? Ya da ünlülerin yaşadığı "unutulmak" bunalımını  yaşayacaklar mı ? Özel hayat nereye kadar paylaşılmalı ? Youtuber olmaya da bir sınır konmalı mı acaba ? Size yakın zamanda izlediğim birkaç  youtuber link vereceğim, yeni meslek bu galiba. Bundan çok büyük paralar kazananlar varmış. Her şeyin suyunu çıkarmayı severiz, bunun da suyu çıkmış gibi geldi bana ...

Birazcık gülümsemek bile her derde devadır. Birinin size mouse' unuzun yerini göstermesini ister misiniz. Mouse'u hareket ettirmeniz yeterli olacak. TIKTIK 

Bende yazının suyunu çıkarmadan sonlandırıp, depreşen bahar depresyonumu en aza indirmek için kendimi dışarı atayım.... 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...