bir pazar günüydü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir pazar günüydü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 03, 2012

Bir pazar günü ibibik kuşu

Bu pazar bahçeye kaçma fırsatım oldu. Yanıma yumurta ve peynir aldım. Yoldan da domates alırım , bahçeden de  maydonoz, yeşil soğan toplarım, nefis bir piknik yaparız dedim . Ama olmadı. Yol arkadaşlarım köfte yemek istedi. "Peki" dedim aklım yumurtalarda kalsa da. Cambo'ya ( kara listeme aldım cambo'yu ) uğradık giderken. Köfteleri söyledik. Yanına bir de fasulye piyazı. Beklemeye başladık. Beklerken fasulye piyazında ki yumurtalar, yumurta arzumu gidermesi için  diğerleri tarafından  hemen bana verildi. Biraz sonra garson bir tabağın içinde 10 adet köfte getirdi önümüze koydu. Sofraya bir de zamanı geçmiş biber turşusu ve ekmek  koydu . Tabağa bakakaldım. Garsona "hani bunun patatesi, garnisi " dedim ama aldığım cevabın ne olduğunu bile hatırlamıyorum. Yuh yahu diyorum sadece . İnsan bir dilim domates koyar bari köftenin yanına tabağa. Bembeyaz bir tabakta köfteler fena halde sırıtıyordu. Bu mevzu bende uzar, o yüzden Cambo'yu şiddetle kınıyor, kara listeme alıyor ve son kez gittiğimi onlar bilmeyecek olsa da buradan söyleyerek konuyu acilen kapatıyorum. 


Bahçeye ulaşır ulaşmaz elime eldivenleri takıp, daha güzel açmaları için , sardunyaların geçmiş çiçeklerini toplamaya başladım. Ne kadar güzel bir çiçek bu sardunya Allah'ım. Bütün bir yaz bizi rengarenk şenlendiriyor. Hemen hemen hiç çiçeksiz kalmayan bir bitki. Suyunu vermeyi ihmal etmediğimiz sürece , fazla bir isteği de olmuyor. Ama ben onları sevindirmek için arada sırada bitki besini veriyorum. Konuşuyoruz biz :)) Anlaşabiliyoruz. 

Geçen hafta aradaşımla gittiğimizde kuşları izledik bol bol biliyorsunuz. O gün bahçede gezen sağır karatavuğu anlatmıştım size. Bir de ibibik kuşumuz var bahçede. Bu sefer sadece ibibik kuşu ile meşgul oldum. Seviniyorum bizim bahçede yuvası olduğu için. Geçmiş yıllarda sadece iki tane idi. Bu yıl daha çok göreceğiz çünkü bizim küçük evin çatısına yuva yapmış. Yavrularını büyük bir özenle besliyor. Ben de dört gözle o yavruların uçuşlarına şahit olmak istiyorum.
İbibik kuşundan söz edeceğim için hemen wikipedia'ya bir göz attım. Ben de hakkında çok fazla bilgiye sahip değilim çünkü.  Okuduğum şu satırlar ibibiği daha bir sevmeme sebep oldu.

"Eşine olan bağlılığı, eşi ölünce yeni bir eş aramaması, yaşlandıklarında anne ve babasının yiyeceklerini temin etmesi, annesi öldüğünde uygun bir yer buluncaya kadar onu başında taşıması özellikleri bulunan hüthüt hakkında, İslami gelenekte başındaki tepeliğin anne-babasına karşı olan bu hürmetkârlığı sonucu verildiği inancı görülür. Benzer inanışlar Yunanlılar ve Romalılar’da da görülür. "
Devamını ve diğer bilgileri de okumanızı öneririm. TIKTIK

Tüm gün onu izledim bu pazar işte. Yuvaya gelişini, ağzındaki böceği yavrularına verişini, sonra acele ile uçup yeniden avlanmaya gidişini. Tabii poz poz da foto almak için çabaladım durdum. Onun yuvasının hemen altında oturduğumuz için, geliş gidişlerinde birazcık çekingendi. Önce yuvanın biraz uzağına iniyor. Sonra etrafı kollayıp birazcık yanaşıyor, uygun anda da yiyeceği bırakıp kaçıyordu. İşte o dakikalardan oluşan bir kolaj .

Kuş fotoğrafı çekmek birazcık zor oluyor. Tam odaklama yaparken , pırrrr kaçıveriyor kerata. Hatta makinayı elime almam bile yetiyor bazen kaçmasına.  Ama yılmadım gün boyu uğraştım onun poz poz fotosunu çekebilmek için.  Ağzındaki böcekte kocaman maşallah. Çocuklar bir öğünde doyacaklar. Ve çocuklar bu olukların içinde cik cik cik onun gelişini kutluyorlar. 

Sonunda bahçeden ayrılma saati gelmişti ki, en net fotoyu çekebildim. Kıyamadı herhalde çabalarımdan dolayı beni ödüllendirdi. İşte benim güzel ibibik kuşumun son pozu. Yuvasının önünde dikkatlice beklerken.


Börtü böceklerle muhabbet bitmedi aslında. Serçeler, arılar da benimle beraberdi. Onlarında fotolarını çektim. Bir başka gün , bir başka  post da paylaşırım. Gününüzün kalanı sevgi bolluğu içinde geçsin. Neşeniz ve ümidiniz hiç bitmesin derken, nıoktayı Bekir Sıtkı Erdoğan dizeleri ile koyuyorum.


       Kara gözlüm efkarlanma gül gayrı
İbibikler öter ötmez ordayım
        Mektubunda diyorsun ki gel gayrı
        Vatan borcu biter bitmez ordayım.

Perşembe, Nisan 12, 2012

Bir Pazar günüydü

Pazar günlerini çok sevmem. Baktım bu pazarda evde vakit zor geçecek. Bari bahçeye gideyim dedim. Düştüm yollara. İki hafta kadar önce gittiğimde, gördüğünüz çam ağacı şarkı söylüyordu. Nasıl mı ? Fotoğrafta görmüş olduğunuz kozalaklar kapalı halde idi ve yavaş yavaş açılıyordu. Açılırken de çıt , çıt ,çıt ses çıkarıyorlardı. Uzun süre durup dinlemiştim. Bu hafta baktım, bütün kozalaklar tamamen açılmış . Çok güzel olmuşlar. Kocaman kocaman. Değerlendirmek lazım bu kozalakları. Araştırayım bakalım neler yapılabiliyor. Fikriniz varsa bildirirseniz mutlu olurum.
Güneşli ve ılık havayı görünce kendimi kaybettim desem yeridir. Derin derin nefes mi alsam, bitkileri mi dolansam, güneşlensem mi, yoksa bir sade kahve yapıp içsem mi . Kısacası ne yapacağımı şaşırdım. İlk heyecanı ve buldumcuk halleri üzerimden atınca, sırayla hepsini yaptım. Önce bir genel tur yaptım, bitkileri kontrol ettim. Neler canlanmış, neler uyuyor diye. Leylaklar yapraklanmaya başlamış mesela. Açtıklarında koklamak ve güzelliklerini seyredebilmek üzere , bir poz alıp yanından ayrıldım.


Dolaşırken yerdeki çakıl taşlarının arasında, bu  minicik sarı çiçekleri gördüm. Çok minik ama çok güzellerdi. Minikliğini çakıl taşları ile kıyaslarsanız daha iyi anlarsınız. Kendi kendine çıkan kır çiçeklerine bayılıyorum.


Budama makasları çıktı ortaya. Budanacak şeyler var. Fakat günün kahvesini henüz içmemiştim. Sıra kahve faslına geldi. Kahvesiz olmaz tabii ki. İki gündür mide problemi çektiğim için ara verdim kahveye. Onsuz çok canım sıkılıyor ama sabretmek zorundayım. İyi ki pazar gün o keyfi yapmışım.


Şanşlıymışım. Sade kahvemin yanına minik kurabiyeler de buldum. Kurabiye_kahve ikiliside hoş oluyor.
Bir kahve deyişi geldi aklıma.
Ehl_i keyfin keyfini ne tazeler ?
Taze elden , taze pişmiş, taze kahve tazeler.
Bizim taze eller evde olsalarda , taze pişmiş, taze kahve kısmı ile idare ettik durumu. 


 Sıra geldi budamaya. Asmaların budanması gerekiyordu. Sen_ ben kavgasında yenildim. Budama işini elimden aldılar. İyide olmuş. Bir hayli uzun sürdü o iş. Bana, yere düşen dalları toplamak ve fotoğraf çekmek kaldı. 
Bağ bahçe işinden anlayanlar bilirler. Asma budanırken kesilen yerlerden su akmaya başlar. "Asmanın gözyaşı" denir buna. Saçlara iyi geldiği bir rivayettir. Annem öğretmişti küçükken. O damlayan asma suyunun altına durun , saçınıza düşsün ki, hem gür olsun saçınız hemde çabuk uzasın demişti. O gün bugündür, denk gelirsem eğer yaparım bu işlemi. İşte bir damla , hemen yakalamam lazım. 

Zaman kısalmaya başlamıştı artık. Eve dönmek gerekiyordu. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Bulutlara seslendim. "Eyyyyy, bulutlarrrr" (Burdan sonrasını size söyleyemem, bulutlarla benim aramda )

Minik ördeğime veda ederek bir pazar gününü bu şekilde noktaladım. Eve döndükten sonra ise kendimi toparlamam bir hayli zaman aldı. Çünkü, açık ve temiz hava çarpmıştı beni.


.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...