Dış dünya ile bağlantım zaten sınırlıydı kış geldi daha da sınırlandı. Ankara soğuk ve ıslak. Hava ise çok zaman gri. Evde vakit geçirmek hem pek kolay hem de pek zor. Yemek,bulaşık ev işi yaparsanız çabucak geçip gidiyor ama hem sıkıcı hem de insana bir şey katmıyor. Ben de bu yüzden ne yapsam diye araştırıyorum . Neler yapıyorum sıkılmamak, kendimi hayatın içinde tutmak ve de bilgilenmek, güncel kalabilmek için.
Film izliyorum bol bol mesela. Daha çok da gece geç saatte. Film için
Sade ve derin blogundan, yani Deep'den fikir alıyorum. Fikirlerini de çok beğeniyorum genellikle. En son onun sayesinde , bildiğim ama daha önce izlemediğim "Cahil Periler" i izledim. Pek beğendim, müzikleri de çok hoşmuş. Ondan önce de yine
Deep' in sayfasında görüp aklıma gelen " Mutluluk asla yalnız gelmez " adlı filmi izledim. Sinemada izleyememiştim. Kesinlikle izleyin. Bayıldım ben bu filme, bir kaç tekrar yapabilirim. Hoş, film zevki herkesin farklıdır, belki siz beğenmezsiniz ama deneyin derim.
Birkaç aydan fazla zamandır, zaman algılamamız değişti farkında mısınız bilmem. Hiç bir şeye yetişemez olduk. Zaman çok kısaldı gibi bir his var bende. Konuştuğum başka arkadaşlarımda da var aynı duygu. Bu yüzden de baktım olmayacak, günü saatlere ayırdım. Çay saati 16:00 -17:00 arası mesela. Bu saati resim yapmaya da ayırıyorum. Hem çayımı yudumlayıp , hem de boyama yapıyorum.
Bazen sabah , bazen öğlen her gün , ilave olarak da her gece istisnasız Türk kahvesi keyfim var. Kendime ayırdığım en özel zaman o benim. Onu da kah dağları izleyerek, kah yanında kitap okuyarak, kah internette sörf yaparak , kah çok sevdiğim müziklerle taçlandırıyorum.
Fırsat bulduğumda soluğu D&R da alıyorum. Okuyamasam da kitap alıyorum. Yazamasam da defter alıyorum. Ve mutlaka bir müzik Cd si alarak çıkıyorum oradan. Bir de bu aralar kitap ayraçlarına takmışlığım var. Neredeyse her kitaba bir ayraç olacak yakında.
Defterleri alıp alıp sonrada ne yapacağımı bilmeden oturup onları izliyorum. Şimdilerde kahve seanslarında okuduğum kitap sayfalarından notlar düşüyorum bu defterlere. Boş boş durmasını istemiyorum çünkü. Hatta yeniden şiir yazmayı da denemeliyim. Rahatlatır belki biraz beni.
Elmadağ'ı görüyorum penceremden. Onu seyrediyorum sık sık. Baktıkça dağların ardına gidesim gelse de bayılıyorum onun her haline. Hele bazen öyle güzel bulut geçişleri oluyor ki, camdan ayrılasım gelmiyor.
G
Güzel aileme kahvaltı sofrası hazırlayıp , onlarla bir arada keyifli bir pazar sabahı geçiriyorum bazen. Çok sık yapamasam da.. Biraz fazla kaçıyor o günlerde yeme faslı ama onlarla bir arada olmak her şeye değer tabi ki. Kahvaltının olmazsa olmazı Ankara simidi sofrada yerinin alıyor ilk önce .
Cafe Nohut'un sıkı takipçisiyim. Bayılıyorum onun yaptıklarına. Onun yaptıklarını yapamıyorum ama ondan edindiğim fikirle alelacele evde olan malzemelerle peçetelere bu şekli veriyorum gecenin bi körü , ertesi günkü kahvaltı için hazırlıyorum bunları mesela.
Fotoğraf çekiyorum, onlarla oynuyorum. Farklı versiyonlar deniyorum. Makine elimde o camdan o cama geziniyorum, bulutlar, dağ, şehir derken geçiyor zaman. Yanan ışıklarla böyle eksantrik çekimler deniyorum bazen.
Sabah erken ve gün batarken bulutlar daha bir güzel renklere bürünüyor. Bulutları takip ediyorum. Renklerini izliyorum. Fotoğraflıyorum o anları. Kendimi onlarla oyalıyorum. Dalıp gidiyorum onlara, unutmam gerekenleri unutuyorum biraz o anda.
Balkon mevsimi bitti , çiçeklerimi içeri aldım. Onlarla konuşuyorum, suluyorum, bakımlarını yapıyorum. Konuşmasam da ne dediğimi anlıyorlar. Bakışarak anlaşıyoruz biz bazen.
Üretimde yapıyorum. Yapraktan menekşe yetiştiriyorum. Çok zevkli oluyor onların yetiştiğini görmek. Biraz sabır işi fakat. Öyle hemen büyümüyor. Büyüyünce de sevindirik oluyor insan .
Tiyatroya gidiyorum ara sıra. Yakın zamanda yine gideceğim inşallah.Yeni bir oyun. Ben ödüyorum. Önümüzdeki hafta gideceğim, bilgi veririm ayrıca.
Neredeyse 7/24 müzik dinliyorum. Radyom devamlı açık. Müzik setimdeki cd'lerim akşama kadar bir kaç posta dönüyor. Son günlerde ise yeni aldığım üç şahane cd çalıyor devamlı. Birisi Sıla, birisi Gripin ve bir diğeri Erkin Koray. Anlatacağım bir ara size bu cd'leri.
Tv izlemiyorum onun yerine sık sık
İstanbul'u izliyorum bilgisayarımdan. Hoşuma giden görüntüleri kaydediyorum, onlarla oyalanıyorum. Özlem gideriyorum.
Uygun zamanı yakalarsam yürüyüşe gidiyorum. Uzun süredir parka gidemedim. Kar çok yağdığında ilk işim parka gitmek olacak. Bir tek karlı hali kaldı resmetmediğim. Park demişken,
Deli Anne'nin parklarda çektiği fotoğraflara baktınız mı, şahane , bayılıyorum ben. Hayran hayran ve hayallere dalarak izliyorum. Çok güzel çekiyor çokkkk.
Ne bulursam okuyorum. Bilgileniyorum. Kitap çok okuyamıyorum bu ara. Okusam da az az okuyabiliyorum. Zaten tek bir kitap okuduğum nadirdir. Üç dört kitabı okuyorum bir arada. Dergi ve internetten okuma yapıyorum bol bol.
Issuu sitesinden dergilere bakıyorum, anlamasam da fotoğrafları bile bilgi veriyor.
Bu dergiye bakıyorum mesela, görsellerine bayılıyorum.
Ve tespihim. Yaşadıklarım, yaşamakta olduklarım ve yaşayacaklarım için, rabbimin bana sabır vermesi için ,bol bol tespih çekiyorum.
*dibin notu.. Bu anlattıklarımı hiç tereddütsüz 365 ile çarpabilirsiniz.