Sinir oluyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinir oluyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Kasım 20, 2015

Reklamlar

Bu reklamlar beni sinir ediyor. Hem de her türlüsü. Artık internette rahatça bir şeyler okumak mümkün değil. Bir sayfayı açıyorsunuz, tam okumaya dalmışken ,  sayfayı kocaman bir reklam kaplıyor bir anda. Reklam öylece size bakıyor siz reklama. Varsa şayet, bilmem ne kadar süre sonra kendiliğinden kapanıyor ve bu arada o reklamı izlemek zorunda kalmanız sağlanıyor. Ya da  "kapat " işaretinin reklamın hangi köşesine gizlendiğini bulup , tıklamanız gerekiyor. O işaret bazen o kadar minnacık ki, denk getiremezseniz doooğru reklam sayfasına yol alıyorsunuz. Bir de sesliler ki, car car car kulaklarınızı tırmalıyor. Tüm bunlar olurken de , şahsen ben, okuduğum şeyden uzaklaşıyor, asabileşiyor ve hevesimi yitiriyorum. 

Bu konu ile ilgili kanuni bir hakkım var mı çok merak ediyorum. Zira  internette gezinirken yaşanmıyor bu olay sadece . Cep telefonlarında da çok sıkıcı hale gelmeye başladı. Daha dün gece bir sağlık merkezinden aranan babamla yaşadık bir sinir harbi. Kibar adam ya babacığım, falanca yerde sunum yapılacak sizi de bekleriz falan gibi sözler söyleyen reklamcı arkadaşa " ben gelemem evladım, zaten zor yürüyorum " dedi ve en sonunda o kibar adam asabi bir şekilde telefonu kapattı. Çünkü reklamcı lafı uzattıkça uzatıp, "neyin var amca", " ben seni sırtımda taşırım" "sen gelemezsen arkadaşını yolla " gibi bir sürü laf salatasına başvurunca, anlıkta olsa sinir katsayımız artmış oldu. Kim bilir belki o sinirle  kan dolaşımımız bile değişti. Belki tansiyonumuz yükseldi. 

" Beni taciz etti , sinirlenmeme sebep oldu hakim bey " diyesimiz  geldi, geliyor, gelecek. 

Buna benzer bir sürü telefonla uğraşıyoruz son günlerde. Geçenlerde bana açılan böyle bir telefonda, istemediğimi belirtmeme rağmen hala konuşmayı sürdüren ısrarlı satıcıya biraz sert çıkınca, " biraz nazik olsanız " gibi bir azara da muhatap olmuşluğum var. 

Bu husustaki en tuhaf anımsa , bir elektrik süpürgesi satan bayanın beni aylarca araması. İstemiyorum dediğim halde çok çok çok ısrar edince, daha fazla vaktimi almasın diye , çünkü susmuyordu "tatile gidiyorum uygun değilim " demiştim de, tatil boyunca arayıp "daha dönmediniz mi" demiş, en sonunda da " ne bitmez tatilmiş " diye beni sorgulamıştı. E, sonunda bende  taşan sabrımla cevaplamıştım. Anladınız siz onu....

Kim bilir bu konu ile ilgili sizde ne anılar var.

Gelelim bu internette ki karşımıza  aniden çıkan reklamların faydasına. Bilgisayar başında daha az zaman geçirmeme sebep oluyorlar sağ olsunlar. Öfkelenip kapatıyorum  bilgisayarı. Dışarı çıkıyorum, yürüyüş yapıyorum, Ankarayı dolaşıyorum. Hemde sonbaharın  en güzel yaşandığı şehirde, sonbaharın en güzel hallerini görüyorum. 

Bir de gazete haberleri hakkında  yazacağım. Onlara da sinir oluyorum. Ama bugünlük bu kadar yeter. Yollar, temiz hava, güneş ve sonbaharın tüm güzellikleri beni bekliyor. Görüşürüz, hoşçakalın.










Cumartesi, Ocak 17, 2015

Sinir oluyorum

Sanırım geri kafalıyım ben. Yada fazla tutucu. Hiçbir şeyci olmamama rağmen, milliyetçiyim de haberim mi yok acaba. Gördükçe öfkeleniyorum, okudukça öfkeleniyorum, duydukça öfkeleniyorum. Bünyeme zarar verecek ölçüde öfkeleniyorum hatta bazen. Tansiyonum fırlıyor resmen. 
Sorun şu. Memleketimde Türkçe kelimeler yerine İngilizce kelimeler kullanılması. Bir kaç kez yazdım bu sinir olma durumumu. Bugün yine yazacağım, en azından rahatlarım biraz. 

Geçen pazar babam çağırdı yanına. Gazetede bir inşaat ilanının, sunulan hizmetler kısmı  takılmış gözüne. Concierge, Housekeeping,Vale hizmeti, Lounge, bellboy, reception,spa gibi bir sürü yabancı kelime. Bunlar ne demek diye sordu. Valla bir kısmını bende bilmiyorum dedim. Bilebildiklerimi izah ettim. Sorduğu kelimeler sunulan hizmetler kısmında yazıyordu.  
İnşaat isimleri ise ayrı bir güzelleme ..Crystal Towers, Diamond Tower, Akkent Paradise Gardens Recidance  vs.vbg

Az önce gördüm. Bir Recidance ilanında  şuna benzer bir şey yazıyordu. Girişte sizi Picasso'nun eseri karşılayacak. Beni Hoca Ali Rıza'nın bu eseri karşılasın mümkünse. Tamam Picasso'da olsun ama bu da olsun. 

Kaynak : Fotoya tıklayın

İnstagram'ı, twitter'ı  açıyorum. Good morning, Hello, Happy weekend le başlayıp, İngilizce kelimelerle devam eden cümleler. Takip ettiğim kişi Türk, ben Türk'üm ama onun ne yazdığını anlamıyorum. Bir sürü yabancıyı takip ediyorum, kendi dillerinin dışında bir tek kelimeye rastlamadım. Kimse bize "günaydın" demiyor.

Şehir içinde sürekli yabancı tabelalar. Açılan lokantaların , pastanelerin , tamamının adı yabancı. Türkçe isim koyanları sarılıp öpesim geliyor. Menüler deseniz ayrı tantana. Hayalimde, her şeyi Türk olan bir mekan açmak var. O kadar hırslanıyorum.

Yabancı dile , gelişime, ilerlemeye, küreselleşmeye karşı değilim. Sadece üzülüyorum. Yabancı dil bilmiyorum. İngilizce bir kaç cümleyi zor kurarım. Kendi vatanımda okuduklarıma  bön bön bakmak gücüme gidiyor. Herkes istediği dilde yazma hakkına sahip. Sadece ,bana sunulan şeylerin Türkçe olmasını istiyorum. Yanlış mıyım ?




Perşembe, Aralık 11, 2014

Günaydın

Asabiyim bu sabah. Bu gündemle sakin , mutlu, huzurlu olabilmek büyük bir başarı zaten. Kendimi gündemden ne kadar uzak tutmaya gayret etsem de, bir yerlerden yakalanıp huzurumu bozuyorum. Bu kaçış için bazı dostlarım beni kınasalar da, kimse beni düşünmediği için ben kendimi düşünmek zorundayım. Bunu da kirli haberlere kulağımı tıkayarak yapmaya çalışıyorum. 

Neden asabiyim ?

Bir tüccar çocuğuyum ben. Kendimde uzun bir süre hem imalatçı, hem de  perakendeci  olarak ticaretin içindeydim. Tam zamanında işi bırakan şanslı gruptayız çok şükür. İnsan doğasında olan bir durum sanırım suçu başkalarına atmak. İşte ticareti de tüccarlar kendileri krize sokup, sonrada suçu başkalarına attılar bana göre. Mesela, ucuzluk denen kavramı abartarak insanları alışverişten uzaklaştırdılar. Normal fiyatlarla satış yapamaz oldular böylelikle. Ve düzen allak bullak oldu. Müşteride "nasıl olsa ucuzlatacaklar , neden alayım ki " psikolojisine sebep oldular. Hatta birinci ucuzlukta da iş yapılamaz oldu. İkinci üçüncü ucuzluklar beklenir oldu. Sonrasında esnaf zorlanmaya başladı. Bu konuda uzun uzun yazabilirim ama bu da değil asabiyet sebebim.

Şimdilerde her yerde salgın gibi  AVM yapılıyor. Bazıları dip dibe, bazıları kısa mesafe aralıklarla. Yeni açılanlar müşteri merakı ile bir süre dolup taşıyor, sonrasında sadece pazar günleri ailece gezi alanına  dönüyor. Pazartesi günleri ise üç beş müşteriye tahsis edilmiş kadar boş oluyor. Bu konuda da sayfalarca yazabilirim. 

İşte bu açılan bir sürü AVM yüzünden asabiyim. Küçücük Ankara'da onlarca AVM. Pastayı böle böle çatala alınamayacak duruma getirdiler. Bu furyanın sonucunun tüccar açısından pek hayırlı olabileceği kanaatinde değilim. Ne yapsın benim küçük esnafım diyen yok. Asabiyet sebebim ise bu yatırımlar yerine; yeşil alanlar, kültür alanları, insanların hafta sonunu ailesi ile birlikte hem eğlenip, hem hava alabilecekleri alanlar yapsalar ya. Yok, ille de insanları buralara mecbur edecekler. Sinir oluyorum.

Milli piyango bana çıksa ; içinde sinemalar, tiyatrolar, sergi salonları, minik göletler, minik sevimli yiyecek_içecek mekanları, koca koca ağaçlar altında şezlongunuzu açıp oturabileceğiniz yerler, oyun alanları olan bir park yaparım. 

                                         AVM'ler sizin olsun bana PARK'lar lazım.

Yerine yenisi yapılacak olduğu için yıkılan Atakule AVM


Perşembe, Mart 13, 2014

Sinir oluyorum

Dün alışveriş sonrası  sinir olmuş bir vaziyette eve geldim. Alışveriş için markete gitmiştim. Kaldırımda ellerimde paketlerle eve doğru yürümekte iken , koskoca bir içecek kamyonu hışımla kaldırıma çıktı ve yanımda durdu. Kamyon kaldırıma çıkarken, arkası dönük yürümekte olan bir başka şahsa da bana da   hemen hemen iki insan yakınlıkta idi. Yani burnumuzun dibi.  O kişi "n'oluyoruz ya" diyebildi, bense irkildim yana kaçtım. Çünkü kamyonun oraya çıkacağından haberdar değildik. Üstelikte kaldırımda yürümekteyiz, üstümüze araba gelir mi diye düşüneceğimiz bir yer değil.  Şoför aşağı inince ben söylenmeye başladım
 "sen ne yapıyorsun, nasıl çıktın öyle kaldırıma" diye.
 "N'oldu ki" dedi.
"Bu ne hız , bi sakin yanaş, bizi kornayla falan uyar bari" dedim.
"Ben normal çıktım, ne var ki" gibi sözlerle  söylenmeye başladı.
Oysa aşırı hızlı idi, paldır küldür çıktı kaldırıma ve biz  yürürken kamyonu görmediğimiz için azcık yana  doğru hareket etmiş olsak ikimize de çarpardı.
Yanlış yanaştığını anlatırken "ayrıca burası kaldırım , buraya çıkmaya hakkın yok" dedim.
Cevap aynen şöyle ,
"Ben sağa sinyalimi verdim, arabaları uyardım öyle yanaştım, sadece kendinizi düşünüyorsunuz, yola park etseydim de trafik mi tıkansaydı . Bu kadar insan  yolda beklese miydi. Size yürüyecek yerde bıraktım park ederken, daha ne ? "
Uzatmamak için yürümeye devam ettim, çünkü onun için yoldaki arabalar kadar değerimiz yoktu. Bizi değil, sinyal vererek arabaları uyarmıştı. Kendince bu yeterliydi. Koca kamyon ya, yukarıdan bizi böcek gibi falan gördü herhalde. Daha çok şeyler söylemek istedim de, söylesem ne faydası olacaktı.

Bitmedi sinirlerim. Bugünlerde çok şeye sinir oluyorum.

Memleketin hali malum. Son günlerde yaşananlar yüreklerin daha da acımasına yol açtı. Dolayısı ile de sosyal medyada herkes bir şekilde son olanlardan  söz etmekte. Etmeyenlerde var benim gibi. Falanca facebook'unda / blogunda / instagramda  Berkin'den  bahsetmiş/ bahsetmemiş,  Berkin'den bahsettiği / bahsetmediği için takip etmeyeceğim, filanca Berkin'den bahsetmiş / bahsetmemiş bu kesin filan partili gibi  bir sürü yazı okuyorum. Takip edip etmemek kişisel bir karar, ama o kişiyi taciz etmek, o kişiye , ailesine küfürler yağdırmak, beddualar etmek neden.? Bu beni çok üzüyor. Anlamda veremiyorum. Neden böyle olduk. Dünden önce , takipleşip "beğen" tuşuna sık sık bastığınız kişiye, bugün böyle  davranmak.! Ve kendimce diyorum ki, bu kalıplarla, bu kafayla gideceğimiz yer sınırlı olur, herkes aynı olmak ya da aynı şeyi yapmak zorunda değildir. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bunu unutmamak gerek. Bahsedersen suçlusun, bahsetmedin yine suçlusun. Durumdan söz etmeyen kişinin , edenden daha az  üzüldüğünü bilemeyiz ki. Belki çok daha fazla üzülüyor ama dışa vurmayı sevmiyor.! Ama ne yazık ki herkeste bir suçlama havası hakim bugünlerde, hem de hiç tanımadıkları insanlara.

Sinir oluyorum....

Bitmedi.

İnstagramda, her fotoğrafın altına kendi sayfasının reklamını yapan, "sayfama beklerim" " ürünlerimize bi göz atın " mesajı bırakan  insanlara sinir oluyorum. Her şeyin bir yeri, zamanı var yahu.! Başka yolları vardır mutlaka bu reklamların. Cenaze fotoğrafı paylaşılmış, fotoğrafın altına "takiiiipppp" "sayfama beklerim " diye mesaj bırakıyor. Nasıl bir şey bu ?

Sinir oluyorum....

Bitmedi.

Telefon numaralarımızı para karşılığı başkalarına satan ve telefonuma kendi talebim olmadan, siyasi partilerden, bazı firmalardan reklam mesajları  gelmesine sebep olan kurumlara çok öfkeliyim ve sinir oluyorum. 

* şahsi sinirlerimdir,  herkes istediğini yapmakta özgürdür :)


Perşembe, Haziran 20, 2013

Sinir oluyorum

Epeydir sinir olmamıştım dimi. Bir kaç gündür çok sinir oluyorum. Neye mi ? Görevini gereği gibi yapmayanlara. Aldığı parayı hak etmeyenlere sinir oluyorum. Üstelikte yapılan işlemler o kadar basit iken. Bu ne yılgınlık gençler, bu ne lakaytlık, bu ne salla başı al maaşı halleri. Bu vatan size emanet diyoruz ama ufacık bir işi bile yapamıyorsunuz. Bi titreyin, bi kendinize gelin, bi çalışın, bi okuyun öğrenin kendinizi geliştirin !!!!!

Yeni bir telefon aldım. Onun işlemleri için Turkcell bayileri  ile muhatabım bir kaç gündür. Ivır zıvırı sayıp uzun uzun mu yazsam yoksa tek bir şeye mi odaklansam. Hepsini yazayım en iyisi , belki bir işe yarar. 
Turkcell'in  365 AVM deki şubesine girdiğimde dün sabah, sesi sonuna kadar açılmış bir müzikle genç personel keyif yapıyordu. Keyiflerini bozmamak adına "ohh keyfiniz iyi " diyebildim. Ancak bu sözüm üzerine müziğin sesi kısıldı. Bizde sabahları böyle dedi, gencecik bir delikanlı. O da iyi ama, müşteri mağazaya girmişse oradaki personel kendine çeki düzen vermek zorundadır bana göre. Kendimi aynen şöyle hissettim ilgisiz bakışlar altında .. Heyyy, sen de nerden çıktın sabah sabah !!
Sabah sabah orada bulunma sebebim ise bir başka komedi. Bir gün önce  Panora'daki Turkcellden almış olduğum yeni sim kartıma ait hiç bir belge ve bilgiyi bana vermedikleri için kapanan telefonumu açamıyordum. Sağolsun işlemi yapan arkadaş !!! İşim bitti mi tamam mı, gidebilir miyim  dediğim de bana tamam diyebildi. !! Oysa vermesi gereken şeyleri bana vermemiş. En önemlisi de yeni pin kodumu. Ertesi sabah telefon ettim ne yapabilirim diye , en yakın bayiye yönlendirdiler. En yakın 365 AVM olduğu içinde oraya gittim. Neyse, telefonumu açtılar. Gelmişken telefonumu film kaplatayım dedim. 30 TL. dediler. Diğer taraf 20 TL. ye yapacağını söyledi deyince de hepsi bir sonraki arkadaşına sordu " Yapar mıyız ? " diye. En sondaki çocuk, olur yaparız dedi. Sonra kendi aralarında sen yapabilir misin gibi bir muhabbet oldu. Sonunda birisi telefonumu aldı ve yapmaya başladı. Hiç canı istemiyor gibi bir bezgin hali vardı. Arada tuhaf bakışlar atıyordu çevreye.Bir de ağır hareket ediyor, elinden alasım geldi, " ver ver, ben yaparım " diyecektim.  Sabırlıyım ya , sabırla bekledim yine de. Sonunda yaptı. Fakat gün içinde bir de baktım ki, film sürekli elime takılıyor ve çıkıyor. Eğri yapıştırmış sağolsun. 
Gün boyu dışarıdaydım, içimden söylene söylene gezdim. Eve döndüğüm sırada cebime Turkcell 'den bir mesaj geldi. Paketinizi aştınız , borcunuz şu an 45 TL. diye. Hasbinallah. Hattı faturalıya geçireli olmuş bir hafta. Ben telefonla konuşmam pek, mesajlaşmam. Nasıl aştım. Üstelikte hala paketimde kullanabileceğim miktar var görünüyorken. Turkcell bayinden yeterli bilgiyi alamadım. Faturanın gelmesini bekleyin dedi. Kendim Turkcell web sitesi online işlemlerden araştırınca anladım ki. Panora'da bana sim plus kartı 16 TL. nakit alarak takmışlardı. Bir de baktım ki aynı ücreti faturama da yansıtmışlar. 
Oradaki insanlar bir şekilde benim paramla çalışıyorlar. Ben işlem yaptırıyorum , ben telefona para veriyorum onlar bunun üzerinden kazanç sağlıyor. En iyi şekilde hizmet istemek hepimizin hakkı. Unutkanlıkları anlayabilirim, insanlık halidir olabilir. Fakat bir telefon açtırmak için yaşadıklarım bunlarsa,ufacık, basit bir işlem için bunları yaşıyorsam  burada sinirlenmeyi hak ediyorum demektir. Şimdi yapılan yanlışları düzelttirmek için tekrar yollara düşeceğim. Zamanım gidecek, benzin param gidecek, asabım belki daha da bozulacak. Mecbur muyum bunları yaşamaya sizin yüzünüzden.! Bu yazdıklarımı aynen Turkcell'e de yollayacağım. 

Sinir oluyorummmmmmm , işini gerektiği gibi yapmayanlara sinir oluyorummmmm. !!!!!!!

Foto: Füsun T.
                                             Siz sinir olmuyor musunuz ?

Perşembe, Aralık 15, 2011

Sinir oluyorum

Bugün yine "sinir oluyorum" hallerindeyim. Türkiye de, gereksiz yerlerde  yabancı dil kullanılmasına sinir oluyorum. Kelimelerin bölünmesine, kısaltılmasına da sinir oluyorum. Baby shower denen kutlamalara adından dolayı sinir oluyorum. Gerçekten takıntı yaptım bu konuyu. Hoşgeldin bebek kutlaması olsa olmaz mı ? Neden baby shower ? Yabancı mağaza ismi, yabancı yiyecek ismi görmek istemiyorum. Minibüsle yada otobüsle bir yere giderken tabelalara bakıyorum. Sanırım herkes yabancılarla iş yapıyor sadece. Anlamadığım tanıtımlar görmek istemiyorum. Tabela da yabancı isim, ne iş yaptığına dair açıklayıcı bilgide  yabancı dille anlatım.
Neredeyiz ? Burası Türkiye mi ?

Türkiye sınırları içinde inşaat yapan bir firma , o kadar çok yabancı kelime kullanmış ki tanıtımında ; bu inşaatı hangi ülkede yapıyor acaba diye incelemek durumunda kaldım. Falanca city. Ne demek kardeşim "city". ? Tansiyonum fırlıyor resmen.
DIY  diye bir kısaltma var mesela . Tahmin ettim ne olduğunu  bu kısaltmanın ama nereden geldiğini anlamamıştım ilk duyduğumda. Araştırdım, ne olduğunu öğrendim.
"Do it yourself " in baş harfleri imiş. El emeği ile üretilen şeyler için kullanıyorlarmış. Neden ama neden ? " El emeği , göz nuru" gibi mükemmel bir sözcük dururken neden DIY.  Daha bunun gibi binlerce örnek.

Sinir oluyorsun da, sen her şeyin en doğrusunu mu yapıyorsun denilebilir. Elbette hayır. Ben sadece sinir olma hakkımı kullanıyorum. Sizin de vardır mutlaka sinir olduklarınız.

  Gereksiz yabancı dil kullanımına SİNİR OLUYORUM !


Pazartesi, Ekim 24, 2011

Sinir oluyorum

Her büyük deprem sonrası toplumca ; ev alırken nelere dikkat etmeliyiz, binalarımızı nasıl inşa etmeliyiz , deprem anında neler yapmalıyız konuşmalarını yapıp, depremin güncelliği geçip normal yaşama döndüğümüzde  her şeyi unutma huyumuza sinir oluyorum. !!!!

Salı, Eylül 13, 2011

Perşembe, Ağustos 11, 2011

Sinir oluyorum

Bugünkü sinir olma hakkımı Mehmet Coşkundeniz için kullanıyorum.... Bu şarkı da onun  ''aşk doktoru'' olarak , aşk ve ilişkiler üzerine  tüm söylemlerine karşılık ona gelsin. :)

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...