Günaydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günaydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 26, 2015

Günaydın

Yanınızda "günaydın" diyen birinin olması, bir günaydın öpücüğü, ne kadar kıymetlidir bir bilseniz. Bazen bunu bilmek için yalnız kalmak gerekir. Hele ki uzun süreli yalnızsanız bunu çok acı bir şekilde anlarsınız. 

Çok şeyin kıymeti, kaybedilince anlaşılıyor. Kaybetmeden sahip çıkmayı bilmenin hazzı inanılmaz lezzetli. Günaydın pek sıradan bir kelime geliyorsa, yanına bir öpücük ilave edebilirsiniz. Yeter ki şükrederek, iyi ki varsın diyerek , içinizin en derininden hissederek yapabilin bunu. Böyle başlanan bir gün kötü olabilir mi ?  Üstelikte yaşam her sabah, hatta her an yeniden başlarken.



Yaklaşan dolunaya rağmen, içten gelen bir günaydın beni iyimser yapmaya yetti. Belki son günlerde Heidi çizgi film izlememde etkili olmuştur bu iyimserliğime. Annemde çizgi filmleri severdi. Bazen, eve geldiğimde onu Redkit izlerken bulurdum. Heidi bitince onu da izleyeceğim. 

Heidi izlemeyen, yada okumayan yoktur sanırım. Bir şekilde hayatınıza mutlaka dahil olmuştur. Bilirsiniz Heidi'nin  ayakları çıplaktır çizgi filmde. Peki bunun sebebini biliyor musunuz ? Bilmeyenlerin okumasını öneririm.  TIKTIK   

Çıplak ayaklı çocukların olmadığı bir dünyada yaşamak ümidiyle, güzel bir hafta, güzel bir gün geçirmenizi dilerim.


Pazartesi, Ekim 19, 2015

Günaydın


Bu mevsimde genelde doğduğum toprakları ziyarete giderdim. Bu yıl olmadı ne yazık ki. 

Her sabah uyandığımda kendimi orada hissediyorum bugünlerde. Sabahın o güzel  sessizliğini yaşıyorum hayalimde. Kokusu geliyor burnuma toprağın. Bağ yollarında yürüyorum huzurla. Sonbaharın sarı yaprakları görünüyor çok yerde. Çalı çırpı yakılmış, salçalar kaynıyor, pekmezler yapılıyor sanki. Dumanın kokusu bile hoş. Sessizliğin muhteşem güzelliğinde ilerlerken, bir yavru kedinin cılız miyavlamasını duyuyorum. Bir kuş ötüyor dalda ve bir arı kulağımın dibinde vızıldıyor. Karşıdan bir teyze geliyor elinde güğümler, belli ki çeşmeye gidiyor. Tozlu yollarda huzurla ilerlerken bu sefer de heybeleri elma dolu bir eşeğin tıkır tıkır ayak sesleri yankılanıyor kulağımda . Dumanı tütüyor bacanın incecik, ve dumanı tüten çaydanlığı elinde bir kadın sesleniyor sanki ev halkına " dudun altına geliiinn " . 



Tüm bu huzurlu hayalin bir de buruk yanı var ki, o ana gelince doluyor işte gözlerim. Yitirdiklerimi hatırlıyorum hasretle. Onlarla yaşanan anlar bugün huzurla bu hayale dalma sebebim. Onlarla yaşanan o şahane, yeri doldurulamayan dakikalar olmasaydı, bu kadar hasretle ve huzurla dalarmıydım hayallere. Sonra tek tek hatırlıyorum hepsiyle geçen günleri. İşte bu karmaşık duygu başka nerede yaşanır bilmiyorum. Hem çok mutlusun hem çok üzgün. 

                                     
Sonbahar romantiklere, duygusallara daha bir ağır gelir. 

Cumartesi, Mayıs 16, 2015

Günaydın

Günaydın, gününüz aydın olsun desem, bunu siz okuduğunuzda belki de gün çoktan geçmiş gitmiş olacak. Her gününüz, her anınız arzuladığınız gibi geçsin diyerek başlayım en iyisi. 

Yoğun bir günde  olmama rağmen , aklımın bir köşesinde de hep, iki arada bi derede hangi filmi izlesem diye düşünüyorum. Bu cümleyi kurmayı nasıl becerdim bilemedim ama eminim anladınız ne demek istediğimi. Aklımda Dustin Hoffman dolaşıyor. Geçenlerde Roald Dahl's Essio Trot filmini severek izlemiştim. Belki bugün onu tekrar izlerim. İzlemeyenlere de öneririm.


Filmlerde neler oluyor neler. Sinema sevenler şimdi vereceğim linkteki görselleri görünce, filmleri bir başka gözle izleyecekler. Ben öyle olmuştum ilk gördüğümde. Sonrasında da ,teknolojinin bu derece gelişmemiş olduğu yıllarda , bin bir zahmet ve yetersizlikle film çekenlerin kulaklarını , sonsuz saygıyla çınlatmıştım. Bakalım siz de ne gibi duygular oluşacak . Bu arada unutmayalım ki sosyal medyada paylaşılan kişisel fotoğraflarımızın başına  da her daim bir şeyler  gelebilir. Çünkü bazı şeyler o kadar basite indirgendi ki, herkes bu programları kullanabiliyor gibi bir hatırlatmayı da ilave edeyim hemen buraya. 

Görsel efektler olmadan filmler ve diziler nasıl olurdu bakalım mı ?

TIK TIK

Keyfi bol bir gün yaşayın. Sevgiler.

Perşembe, Nisan 02, 2015

Günaydın

Sanal alemle tanışalı bir hayli uzun zaman oldu. İlk kullanıcılarından sayılırım. İşte o ilk  zamanlar çekingen bir tutum vardı bu alemde. Çoğunluk gerçek hayatta nasıl davranıyorsa ,sanalda da onu yansıtıyordu . Azınlıktı ilk yıllarda bu alemi kullananlar.  Çünkü herkeste bilgisayar ve internet yoktu. İnternet cafeler kullanılıyordu çoklukla. Zaman içinde çığırından çıkarak sanal aleme yayıldı insanlar bir anda. Artık evinde ve elinde internet bağlantısı ile bu alemde olmayan, sadece yaş olarak bir hayli büyük insanlar kaldı. Ki onlar içindede çağa ayak uyduranlar çok. Yine ilk zamanlar bir saygı vardı karşılıklı, şimdilerde ise saygısızlık almış başını gidiyor.  Şimdi bu alemde insanlar hiç tanımadığı, yaşamını bilmediği  insanlara istediği sözü söyleme hakkı varmışcasına yorumlar yapabiliyor, çekinmeden. Her şeyi kendine hak bulur oldu. Biz , bu sanal alem insanları, gerçek hayatta rol mü yapıyormuşuz da , sanalda kendimiz oluverdik çözmeye çalışıyorum kendimce. 

Özellikle instagram'da ünlülerin fotoğrafları  altındaki yorumlar bazen o kadar hadsizce olabiliyor ki, aklım şaşıyor. Bir de karşı tarafı keyfince taciz edenler var. Misalen, güncel bir olay hakkında herhangi bir şey paylaşmazsanız, bir izleyiciniz sizi " neden paylaşmadınız " diye sorgulayabiliyor. Siz de ona cevap verme zorunluğu hissedebiliyorsunuz, daha doğrusu bunu size yaptığı tacizle hissettirebiliyor. Okuma ve izleme özrümüzün vahimliği de burada ortaya çıkıyor. Bazen üst yorumları okumadığımız için verilen cevabın tekrar verilmesini istiyoruz, bazen de o kişinin genel paylaşımlarını izlemediğimiz , tarzını tam bilmediğimiz ya da anlamadığımız için fütursuzca eleştiriyoruz, "neden falanca olaydan  bahsetmedin " diye. 

Bir de aklıma gelmişken kendi fikrimi belirtmek istiyorum şuracıkta. Çocuklarınızın fotoğrafını , fotoğraflarını, hatta kendi profil fotoğraflarınızı , umuma açık hesaplarınızda, bloglarınızda  paylaşmayın derim ben. Bu kadar genele açılmanın sonucunu henüz bilemiyoruz. Ve unutmayalım ki, bu sanal alemde paylaştığımız fotolar ömür boyu orada kalacaklar. Çocuklarınız büyüyecek, iş hayatına atılacak, hayata atılacak, evlenecek. Okuduğum bir şey vardı bu hususta, bazı işadamları sanal alemdeki geçmişini sildirmek için yüklüce paralar ödüyormuş programcılara.

Tüm bunlar olurken , birbirimizi sıkı sıkıya takip edip, bol bol eleştirirken, bu eleştirilerden etkilenirken , onlara cevap verirken, ya da yapılan hadsiz eleştirilere üzülürken,  yaşamı ıskalıyoruz. Farkında mısınız. ?


*NOT: Yazdıklarımın tamamı takip ettiğim ünlü kişilerin hesaplarındaki genel bir gözlemdir. Kendi hesabım ve kendi takipçilerim bu yazılanlar içinde yer almamaktadır. 


Cumartesi, Ocak 10, 2015

Günaydın

Günaydın . Yine soğuk bugün Ankara, inceden kar da yağıyor. Güvercinlere ikramiye çıktı bugün. Kuru ekmek yerine buğday attım bugün onlara. Sevindiler tabii. Saniyede tükettiler. Arkasından bulgur koydum. Şimdi onu yiyecekler. Yiyecekler karların altında kaldı ulaşamıyorlar, açlar, lüffen siz de cam önlerine, balkonlara bir şeyler bırakın. Benimki de laf, siz zaten yapıyorsunuzdur. 

Şimdi bir masal anlatacağım size. Daha önceden paylaştığım bir yazıyı yeniden paylaşmak istedim bugün.  Bazen tekrarlar iyidir derim ben. 

"Evvel zaman içinde kalbur saman içinde , eski eski zamanlar içinde bir zamanda, insanlar birbirine yardım ederdi yine. Bayramda seyranda değil, her an her zaman yapılan bir yardım şekli vardı o zamanda. Müslümanlara sadaka farzdır. Ve Allah rızası için ihtiyacı olanlara verilen paraya "sadaka" denir. Makbul olanı sadakanın gizli olarak verilmesidir. İşte o eski zamanlarda bu gizliliği sağlayabilmek ve fakir olan insanlara erişebilmek için yollara Sadaka taşı denilen taşlar koyarlarmış. Bir buçuk ,iki metre yüksekliğinde , yanında basamaklar bulunan , ortasında paranın konulacağı çanak biçiminde bir oyuk olan mermer taşlardı bunlar. Yardımda bulunmak isteyenler bu mermer taşın üzerindeki oyuğa para koyar, yardıma ihtiyacı olanlarda oradan para alırlardı. İşte o zamanlarda insanlar hala vicdanlı ve iyi niyetli olduğu için, para alacak olan fakir orada bulunan paranın hepsini değil, sadece ihtiyacı olan kadarını alırdı. Burada içimden hey yurdum insanı neden böyle oldun diyesim geldi! 


foto kaynak için üzerine tıklayınız
O zamanlarda bir başka yardım şeklide zimem (borç) defterleri vasıtası ile yapılan yardımdı. Bayram öncesi varlıklı kişiler kendi semtleri dışında , bakkal yada manavlara, tenha oldukları zamanları tercih ederek girer ve sorarlarmış, " zimem defteriniz var mı?" diye. Zimem defteri esnafın müşteriden alacaklarını tuttuğu , şimdilerde "bakkal defteri"  ya da " veresiye defteri " diye geçen defter. Eğer defter varsa, varlığa göre defterin ya tamamında yazılı olan borcu  ya da kendi imkanlarının elverdiği kadar kısmı defterden sildirirmiş bu varlıklı insanlar. Başka mahallede olduğu için, borçtan kurtulan, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borçları ödeyen, kimleri borçtan kurtardığını bilmezdi tabii. Dolayısı ile kimse incinmeden sadaka verilmiş ve alınmış olurdu." 

Ne kadar güzelmişsiz di mi bir zamanlar. Hala güzellerimiz, güzelliklerimiz var tabii ki, ama eskisi kadar fazla değil gibime geliyor. Ne dersiniz ?

Cuma, Ocak 09, 2015

Buz tuttuk

Günaydın. Ankara bu sabah _ 20 'leri gördü. Güneş var ama çok çok soğukta var. Kar yağarken iyide ,sonrası buz, soğuk. Bir lodos lazım. Lodos için de şu söz söylenir halk arasında "Lodos karı kor , adamı kar gibi yapar". Her şekilde insanlar kar gibi oldu bu soğukta zaten. Bir Reşadiye atasözü okudum pek sevdim, onunla noktalayalım bu kısmı.

Baktın kar havası, eve gel kör olası.

Okullar tatil, dolayısı ile bizim kursta tatil. Tatil  olsa bile bugün günlerden sanat. Doğanın kendi sanatından örneklemeler yapalım istedim , ruhumuz dinlensin bugün. Bu muhteşem görüntülerle görmediklerimizi görelim, bir kez daha şükredelim bize sunulan bu şahane yaşam için. Sen sus gözlerin konuşsun diyen şarkı misali artık ben susayım görseller konuşsun.














Fotoğraflar sahiplerine aittir. Pinterestten alınmıştır. 

Perşembe, Ocak 08, 2015

Karda melek yapmak

Unuttuğumuz kışlar geri geldi. Donuyoruz sanırım. İçim hiç rahat değil. Dört başı mamur evimde hafiften ayaklarım üşüdüğünde, yüreğim donuyor. Sokakta yaşayanları düşünüyorum, evinde kısıtlı yakacağı olanları düşünüyorum, naylonlarla camlarını kapattıkları, terk edilmiş gecekonduda yaşayan komşularımı düşünüyorum, donuyorum. Dün arabamı temizlerken giydiğim süet botum su aldı, çoraplarım ıslandı,ayaklarım buz kesti. İçimden söylenmeye başlarken bir anda kendime  geldim. Televizyonlarda gördüğüm , karda kışta terliklerle okula giden köy çocukları geldi aklıma. "Sus" dedim kendime. "sus". Ajitasyon değil yazı amacım, içimi döktüm yazıya sadece. Biliyorum bir çoğunuz benimle aynı duyguları yaşıyorsunuz. Hayatın her türlü yüzü var işte ne yazık ki. Elimizden geldiği kadar yardımlaşmaya çalışmak bize düşen görev. Bağış Yapmak İsterseniz Bir TIK lütfen



Çocuklar üşümesin, hep keyifle oynasın karda diyor içim. Bende oynamak istiyorum onlarla. Kar yağdığı gece apartmanımızın bahçesinde kar oynayan bir aile vardı. Bir süre onları izledim. Sonra bir baktım çocuk yattı karların üzerine , ellerini kollarını yukarı aşağı doğru, hızlıca ve ritmik bir şekilde  açıp kapamaya  başladı. Allah allah garip bir eğlence herhalde dedim. Yerden kalkınca bir de ne göreyim, yattığı yerde bir melek oluştu. Anladım ki kar modasından uzak kalmışım . Neyse ki, bilmemek değil öğrenmemek ayıp .




Dışarısı ne kadar soğuk olursa olsun, içimiz daima sevgi dolu kalsın. Pozitif düşünmeyi elden bırakmayalım.  O zaman her şey hallolur. Olur di mi ?

Cumartesi, Ocak 03, 2015

Oynamak istiyorum

Geçen haftalarda bir gün yakındaki bir markete gidiyordum alışverişe. Hava hafif yağmurlu idi ve yollarda su birikintileri vardı azda olsa . Hemen önümde bir bayan, elinden tuttuğu kız çocuğu ile ilerliyordu. Onlarda market sokağına saptılar . Çocuğun elinden tuttuğu kişi, kimdi bilmiyorum. Bakıcısı yada anne-baba annesi diye düşündüm. Kız çocukları bıcır bıcır konuşmayı çok sever malum. Bu da sürekli konuşarak ilerliyordu, neşe içinde. Minik bir su birikintisine gelince, durdu suyun içinde. Hafiften ayaklarını vurmaya başladığı anda ise yanındaki kişi sert bir sesle :
"Hayır yapma " dedi. 
Kız çocuğu:
"Ama suyla oynamak istiyorum " diye söylendi. 
Kocaman elleri ile minicik çocuğun ellerini tutan kadıncağız ise 
"Suyla oynanmaz " deyip çekti götürdü " ama oynamak istiyorum" diye mırıldanan minik kızı.

O an üzüntüyle düşündüm. Ne olur ki oynasa ? Ayakları ıslanır, üstü kirlenir belki biraz. Onlarda eve gidince değiştirilip yıkanır, temizlenir olur biter. O çocuk, o duyguyu hayatında bir daha ne zaman yaşayacak yada yakalayacak.  Büyüyünce suyla  o zevkle ve o şekilde  haşır neşir olabilecek mi ? vs, vbg gerisini siz tamamlayın işte. Büyüdünüz, biliyorsunuz. 

"An" geçip gidiyor hayatla beraber. Çocuklarımıza ufak tefek şeyler için engel koymasak diyorum. Hatta kendimize de.


Salı, Aralık 30, 2014

Günaydın

Günaydınnnnn güne yeni başlayanlar. İstanbul sonunda kara kavuşmuş. An itibari ile yüksek kesimlerde çok güzel bir kar yağışı var. Kuvvetli poyraz da var. Öğleden sonra rüzgar şiddetini artıracakmış. Dikkatli olunuz sevgili İstanbullular.

Ankara'da ise şeker şerbet, limonata tadında bir hava var. Yağmur yağıyor, güneş açıyor, yine yağmur yağıyor. Tüm gün böyle geçecekmiş.

İnsan ruhu da aynen havalar gibi. Bazen çok bulutlu, bazen parçalı. Uzun süredir bulutlu olan ruh halim çok şükür parçalı bulutluya geçmeyi başardı sonunda. Güneşli günlerin özlemi ise hala içimde bir yerlerde saklı duruyor.

Ben yıl sonlarında anlamsız şekilde duygusal oluyorum. Ayrılıklardan hoşlanmadığım için olabilir mi acaba ? Balık burcu olmak zordur işte böyle. Giden yıla bile üzülürsünüz. Osho'nun şu sözünü okudum az önce ne kadar güzel söylemiş.

Ayrılıklar kaçınılmaz bir sondur, kimse istemez ama gereklidir. Çünkü hayat olduğu gibidir, olması gerektiği gibi değil.

İşte benim hatamda burada başlıyor, mükemmeliyetçi kişiliğimden dolayı hayatın "olması gerektiği" kısmında takılıp kalıyorum. Oysa yapmam gereken tam da şu durum ki, bunu da Sezen Aksu çok güzel söylemiş.

Gelsin hayat bildiği gibi gelsin , işimiz bu. yaşamak ..

Foto: Füsun T.

Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez.Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır.Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen,eğer onları kaçırmazsan,eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin,artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin,artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun, tüm kaygı yok olur. [Osho]


Cumartesi, Aralık 27, 2014

Benden şeyler

Geldi yine bir yıl sonu daha. Hiç bir şey anlamadım ben bu yıldan. Boş geçti  benim için. Umarım bu yılı daha dolu dolu yaşama şansım olur.

Bayanların toplantıları meşhurdur. Bir fırsatını bulur, bir araya gelir, sofralar kurar, yer içer, sohbet eder, mutlu mesut evlerine dönerler. Biz de kurs arkadaşlarımla bu etkinliği yapıyoruz. Sıra bana gelmişti. Pek alışık değilim bu işlere. Şimdiye kadar  bu tür günlere iştirak etmedim. Pasta , börek uzmanlığım yok. O yüzden hafiften elim ayağıma dolaşsa da, sanırım başardım. 


Ben eksik kalır mıyım günün modasından. Çam ağacı yaptım tabii ki. Üzerlerine de Paşabahçe'den aldığım dore boncuklu kürdanları  ışık niyetine koyunca, süslenmiş de  oldu ağacım.



Hediyeleşmek sünnettir dedim arkadaşlarıma , kabul ettiler, birbirimize hediyeler götürüyoruz toplandığımız zaman. Bir sürü hediyem oldu sayelerinde ve çok güzeldi hepsi de. Bende onlara minicik bir yılbaşı hediyesi hazırladım ellerimle. Fikir aklıma gelince, evdeki yemeği ocakta bırakıp hemen bahçeye indim malzeme toplamaya. Sonuç böyle oldu. Sofrada her bir tabağın önüne hediyeleri koyunca, şirin oldu bence. Minik kartlar kestim, çam dallarını yapıştırdım, birde minicik kutlama yazdım kağıtlara, ojeler böyle oldu sonuçta. 


Yılın son haftasını neşeli ve mutlu geçirdim çok şükür. Benim için değişik bir tecrübe oldu aynı zamanda. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Yok olmadı. Bu güzel günde yanımda, bana destek olan canım ablama  çok teşekkür ederim. Seviyorum seni.

                   

Cuma, Aralık 26, 2014

Günaydın

                 Bugün günlerden sanat.. Yaptığım resimler içinde en sevdiklerimden bu at.
Toz  pastel çalışma ( Reprodüksiyon )

Çarşamba, Aralık 24, 2014

Günaydın

Foto : Füsun T.

Dün mutfak alışverişi için bir AVM'ye gittim. Piyasadaki kriz fena. Mağazalar boş. Her zaman sıra beklediğim koskoca market bile bomboştu. 

Alışveriş sonunda yine, bir şeyleri kasada unutup geldim çok şükür. Bu nasıl bir dalgınlıksa. Eve gelince aldıklarımı yerleştirdim ama ayılamadım. Taa neden sonra, "yahu ben hurma almıştım nerede peki " dedim ama tabii ki iş işten geçmişti. Hurma kasadan geçti mi geçmedi mi bilemiyorum. Çünkü kıvırıp çöpe attığım fiş ıslanmış ve yazılar silinmiş. Her şeyin bir bedeli var, unutkanlığında elbette.

Alışveriş sonu, AVM garajında arabama doğru ilerlerken, karşıdan gelen araba dikkatimi çekti. İçinde yamulmuş bir genç kız vardı. Bir de baktım ki, bir elinde kutu meyve suyu, bir eli direksiyonda, direksiyonu tuttuğu taraf kulağı ile omzu arasında ise cep telefonu var ve araba hareket halinde, garajdan çıkıyor. Ayakta olmanın verdiği avantajla oracıkta içimden ayakta alkışladım genç kızımızı, bunca şeyi bir arada yapabildiği için. Ve içimden seslendim , duydu mu acaba. "telefonu öyle kullanma boyun fıtığı olursun ".  Umarım trafikte de o şekilde ilerlememiştir !

Gençlerle ilgili söylemek istediğim bir sürü şey var. Dıv dıv'cı yaşlı teyze olup, bizim zamanımızda diye söz başlamamak  için yazmıyorum buraya. Bana teyzee teyze teyzee  dedilerrr diye sokaklarda şarkı söylerim sonra. 


Foto : Füsun T.

                                 Gençler, aynı benim ortancalar gibi pespembe görüyor hayatı. 
                                             Seviyorum onları ortancaları sevdiğim gibi

Çarşamba, Aralık 17, 2014

Günaydın

Bu sene yaz aylarını, ruhsal olarak bir hayli sıkıntılı geçirdim. Aman ne bunalım, ne keyifsizlik. Baktığım her şeyin en kötü tarafını gördüm yaz boyu. Ay ne pis, ay ne kötü, ay ne çirkin, ay ne bayat, ay ne tatsız, ay ne sıcak, ay ne kalabalık, ay ay ay.... diye diye, koca bir yazı yaşamadan bitirdim. Kendime de , çevreme de rahatsızlık verdim. Oysa ki  ne Pollyanna idim ben bir zamanlar. Haydi mutlu olalım lay lay lom.

Fotoğrafları düzenliyorum yavaş yavaş. Dün akşam, Termal dönüşü çektiğim fotoğrafları görünce bugünün konusuna da karar vermiş oldum.

Kısaltmaları seviyorum ben. Mesela kuzene "kuzi" , Zuhal'e "Zuzi" diyerek kuzenimin yeni adını "kuzi Zuzi"  olarak tespit ettim. Bu pek kısaltma olmadı di mi ? Ali isimli bir arkadaşım var ona da Aliş diyorum kısaca. Kısaltma kavramımı gözden geçirmem gerek. 

Kuzi Zuzi ile Termal'den dönerken yol üzerinde bir teyzeye rastladık. Bahçesinden toplamış olduğu incirleri satıyordu. Aaaa, organik incirrrr nidaları ile yavaşladık, yolun kenarına park ettik. Koştuk dalından yeni koparılmış,  tezgahta yerini almış incirlerin yanına. Kuzi Zuzi incirlerle ilgilenip tadına bakarken , ben habire fotoğraf çekiyorum. Tadına baksana diyor, şahane. Yok ben hala fotoğraf peşinde. Teyze ise, incirleri açıp açıp bize uzatıyor, "yiyin " diye. Bonkör teyzem, canım teyzem.



Teyzemin elinde eski bir terazi, incirleri tartmaya çalışırken, ben hala fotoğraf peşinde. O sırada teyze seslendi bana, "beni çekme olur mu, öyle internete falan koyma. " Tamam dedim merak etme koymam. O yüzden fotoğrafların yüz kısımlarını kırptım.



Yurdum insanı çok çok güzel. Çok ver elli, misafirperver, olduğu gibi. Bizi bahçesine davet etti şeker teyze. Gelin dedi dalından yiyin. Düştük peşine , tahta kapıdan geçip bahçeye doğru yol aldık.


Tahtadan yapılmış, hiç bir dayanağı olmayan merdiveni ağaca dayayıp "çık hadi, kendi elinle topla " dedi. "Ah be teyzem ben kimm, o merdivene çıkmak kim " deyince , bir anda teyzeyi merdivenin tepesinde gördüm. Nasıl çevik, nasıl atak maşallah. Bu arada merdiven yaylanıyor. "Amman düşeceksin" diyor kuzi Zuzi. Aldırmıyor bile, dalında koparıp koparıp bize uzatıyor  incirleri. 


Bahçede kalan bir salkım üzümü de koparıveriyor hemen, yapma etme bir tane kalmış dememize aldırmadan. Bi çırpıda domateslerde yerini alıyor kevgirde. O sırada böğürtlenler takılıyor gözüme. En sevdiğim şeylerden biri böğürtlen.  Sağ olsun onu da elleriyle toplayıp yediriyor bize. 


İlle oturun ayran yapayım faslı başlıyor. Ne kadar içten, ne kadar sıcak, samimi söylüyor bir bilseniz. Teşekkür edip tartıdaki incirlerin başına dönüyoruz. Hesabı ödeyip, eksiği, fazlası için helallik istiyoruz. İkramlarına teşekkür ediyoruz. "Yine gelin" diye davet etmeyi ihmal etmiyor. Tam arabaya bineceğimiz sırada ise;
"buradan geçerseniz, ben evde olmazsam, yola sarkan meyvelerden koparıp yiyin, selametle gidin" diyerek bizi uğurluyor. 

Bunalımlı geçen yaz aylarında , böyle hoşluklardı bana nefes aldıran. İyi ki varsın kuzi Zuzi ve iyi ki rastlaştık can teyze, güzel teyze...



                                yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz


Salı, Aralık 16, 2014

2014'de neler oldu


Bir 365 günü daha sonlandırmamıza az kaldı. Çocukken, 2000'li yılları göremeyecekmişim gibi gelirdi bana. O zamanlar da aynen şimdi olduğu gibi , basında bir sürü yazı çıkardı gelecek  yıllarda olacaklar, yeni icatlar hakkında. O hoo, ben görmem o icatları derdim. Şimdide 2050' li yıllar konuşuluyor bol bol. Büyüdüm epeyce ve 2050'li yılları görmem pek mümkün değil artık gerçekten. Yaşar mıyım acaba 89 yaşına kadar. Kim bilir ?

Neyse, biz şimdiki zamanla ilgilenelim. 2014 yılında dünyada  yaşanan olaylara,  fotoğraflar vasıtası ile bir göz atalım , ister misiniz ?  Oldukça kanlı ve agresif bir yıl oldu malum. O yüzden fotoğrafların çoğu +18 dir bilginize. 



2014 Eylül _ Aralık

**Sayfa açılınca çıkan reklamı atlamak için boş bir alana tık yapınız. İngilizce bilmeyenler  google çeviriden istifade edebilirler. 

Cuma, Aralık 12, 2014

Günaydın

                                                          Bugün günlerden kurs günü.

Reprodüksiyon  Suluboya Çalışma

                                     Hayırlı Cumalar. İçinizdeki sevgi çiçekleri hiç solmasın.

Perşembe, Aralık 11, 2014

Günaydın

Asabiyim bu sabah. Bu gündemle sakin , mutlu, huzurlu olabilmek büyük bir başarı zaten. Kendimi gündemden ne kadar uzak tutmaya gayret etsem de, bir yerlerden yakalanıp huzurumu bozuyorum. Bu kaçış için bazı dostlarım beni kınasalar da, kimse beni düşünmediği için ben kendimi düşünmek zorundayım. Bunu da kirli haberlere kulağımı tıkayarak yapmaya çalışıyorum. 

Neden asabiyim ?

Bir tüccar çocuğuyum ben. Kendimde uzun bir süre hem imalatçı, hem de  perakendeci  olarak ticaretin içindeydim. Tam zamanında işi bırakan şanslı gruptayız çok şükür. İnsan doğasında olan bir durum sanırım suçu başkalarına atmak. İşte ticareti de tüccarlar kendileri krize sokup, sonrada suçu başkalarına attılar bana göre. Mesela, ucuzluk denen kavramı abartarak insanları alışverişten uzaklaştırdılar. Normal fiyatlarla satış yapamaz oldular böylelikle. Ve düzen allak bullak oldu. Müşteride "nasıl olsa ucuzlatacaklar , neden alayım ki " psikolojisine sebep oldular. Hatta birinci ucuzlukta da iş yapılamaz oldu. İkinci üçüncü ucuzluklar beklenir oldu. Sonrasında esnaf zorlanmaya başladı. Bu konuda uzun uzun yazabilirim ama bu da değil asabiyet sebebim.

Şimdilerde her yerde salgın gibi  AVM yapılıyor. Bazıları dip dibe, bazıları kısa mesafe aralıklarla. Yeni açılanlar müşteri merakı ile bir süre dolup taşıyor, sonrasında sadece pazar günleri ailece gezi alanına  dönüyor. Pazartesi günleri ise üç beş müşteriye tahsis edilmiş kadar boş oluyor. Bu konuda da sayfalarca yazabilirim. 

İşte bu açılan bir sürü AVM yüzünden asabiyim. Küçücük Ankara'da onlarca AVM. Pastayı böle böle çatala alınamayacak duruma getirdiler. Bu furyanın sonucunun tüccar açısından pek hayırlı olabileceği kanaatinde değilim. Ne yapsın benim küçük esnafım diyen yok. Asabiyet sebebim ise bu yatırımlar yerine; yeşil alanlar, kültür alanları, insanların hafta sonunu ailesi ile birlikte hem eğlenip, hem hava alabilecekleri alanlar yapsalar ya. Yok, ille de insanları buralara mecbur edecekler. Sinir oluyorum.

Milli piyango bana çıksa ; içinde sinemalar, tiyatrolar, sergi salonları, minik göletler, minik sevimli yiyecek_içecek mekanları, koca koca ağaçlar altında şezlongunuzu açıp oturabileceğiniz yerler, oyun alanları olan bir park yaparım. 

                                         AVM'ler sizin olsun bana PARK'lar lazım.

Yerine yenisi yapılacak olduğu için yıkılan Atakule AVM


Çarşamba, Aralık 10, 2014

Günaydın

Bugün tembel günümdeyim. Geç uyudum, geç uyandım. Yazı başlığı günaydın ama tünaydına doğru bir gidiş var. Bugün de böyle olsun. 

Komplo teorileri ilginizi çeker mi ? 

Ara sıra kulağıma çalınan şeyler olur ama detay bilgi sahibi olmam hiç birinden. Kısacası çok ilgimi çeken bir durum değil. Özel olarak araştırdığım bir şeyde değil. Dün kuzenimin facebook sayfasında bir video dikkatimi çekti. "İzlenmeli " diye paylaşmış. Ben de merak ettim bakayım dedim. Epeyce uzun olan  bu  videodur geç uyumama sebep.

Kemal Özer, Mehmet Ali Bulut ve Oğuz Özyaral'ın  eşlik ettiği Pelin  Çift'in sunduğu Öteki Gündem isimli bir programın eski bir yayınını izledim. Mart 2014 yayın tarihi. Konu ; soframızdaki deccali güçler. İşin özü bir komplo teorisi. Üstelikte şeytanın komplo teorisi. İnsanlığın son zamanlarda  yaşadığı şeylere dair enteresan tezler var. İnanıp inanmamak serbest. Bazıları mantığa uygun, bazıları çok mantıksız gelebiliyor insana. Gıda , hastalıklar , ilaçlar , antibiyotikler, çevre kirliliği ile ilgili dünyanın yaşadığı, bilinen olaylara , yapılan gelişmelere, bir de komplo teorisi gözü ile bakmak isterseniz, boş vaktiniz varsa , fazla bilgi zarardan çok fayda getirir diyorsanız , izleyebilirsiniz. İki bölümden oluşan program kaydını ben merakla , sonuna kadar izledim.
                                                    BÖLÜM 1              BÖLÜM 2

Bu vidoedan az öncede,  TV8 de O Ses Türkiye adlı programı ( seviyorum bu programı ) , koca bir paket  patlamış mısır eşliğinde keyifle izlemiştim. Sonradan izlediğim video ile yediğim mısırlar boğazıma dizildi. Ve daha bir sürü yiyecek, kullandığım ilaçlar, izlediğimin etkisi geçene kadar boğazıma dizilmeye devam edecek.

foto: Füsun T.



Salı, Aralık 09, 2014

Günaydın

Yıllardır o kadar çok fotoğraf çekmişim ki, geçen hafta , ne olacak bu fotoğraflar diye düşündüm. Binlerce fotoğraf. Hiçbir düzenlemesi de yok. Hepsi karmakarışık. Eskiden az sayıda fotoğraf ve albümler vardı, içinde baskı fotoğrafların saklandığı. Bir pozdan onlarca kare çekemezdiniz, çünkü makineye konulan filmde 36 adet poz olurdu. Ve film fiyatları çokta ucuz değildi. O yüzden de az sayıda derli toplu fotoğraflar olurdu. Bir de çektiğiniz pozu görme şansınızda yoktu. Artık ne çıkarsa bahtınıza. Gözünüz mü kapalı çıktı, çirkin mi çıktınız, fotoğraflar banyo edildikten sonra belli olurdu her şey ve o ana geri dönüp düzgününü çekmek gibi bir şansınız yok. Şimdi bas deklansöre istediğin kadar, düzgün çekene kadar. Sonuç ; binlerce fotoğraf, çoğu birbirinin aynı.

 Ben minicikken siyah beyaz fotoğraflardan oluşan bir albümümüz vardı. O zamanlar renkli fotoğraf yoktu malum. Yani ben baya bi eskiyim.   Üzerinde bakır rengi, parlak , kabartma bir resim vardı. Çok severdim ona bakmayı. Hala durur o albüm. Balık burcu olmak; eskileri, hatıraları saklamayı da gerektirir, kolay değildir. Duygusallığımın beni esir aldığı anlarda, balık burcu olduğum için pek bi canım sıkılır. Keşkeler dökülür dudaklarımdan. Ama konumuz burçlar değil fotoğraflar.

Çektiğim onca fotoğrafı, (ki bir çoğu birbirinin aynı pozlar, otlar çöpler, çiçekler, böcekler, ) bir düzene koyup, gereksiz olanları silme kararı aldım. Bunu yaparken de aklıma, her gün bir tanesini blogda paylaşmak fikri geldi. Sonrasında, sadece fotoğraf paylaşmayayım, bir şeylerde  yazayım dedim ve bir kaç gündür hazırladığım "günaydın" yazıları oluştu. Ne kadar sürer ? Bilmiyorum. Nerde trak orda bırak.

Bu fotoğraf düzenleme işi iyi de kötü olan bir şey var. Annem vefat edeli 19 Ocak'ta iki yıl olacak. O günden beri ben onun fotoğraflarına bakamıyorum. Fotoğraflar arasında sırayla ilerlerken, bir anda annemin fotoğrafları çıkıyor karşıma ve o anda ben de ben olmaktan çıkıyorum. İçimdeki yangın alevleniyor . Zor, çok zor, çok çok zor. Her geçen gün özlem daha da artıyor. Sanırım köprülerin altından daha çoook sular akması lazım bu yangının hafiflemesi için.





Pazartesi, Aralık 08, 2014

Günaydın

Bir özlü sözler modası aldı başını gidiyor. Neredeyse, özlü söz paylaşmayan bu toplumdan sayılmayacak. Tamam kabul, özlü sözleri bende seviyorum ama kişilerin kendilerine ait sözleri, kendi fikirlerini  daha çok seviyorum aslında.

 Diyelim ki sevgilimizden ayrıldık hemen facebook, twitter , instagram ve bilumum sosyal mecradan özlü söz paylaşımlarına başlıyoruz. Oysa ki yüreğimizin sözlerini yazsak oralara , her şey daha bir güzel olacak sanki. Oralara yazdığımız o güzel sözler, yüreğinin sesini yansıtabilen insanların sözleri. Çekinmemiş yazmışlar hislerini. Bizim de yapmamız gereken bu işte. Ne hissediyorsan karşındakine açık açık söylemek. Başkasının sözünü paylaşmak bir kaçış. Karşı tarafa; o sözler bana ait değil, bir yazarın, düşünürün sözünü paylaştım sadece, sen benim umurumda değilsin aslında kaçışı. Bizim yaptığımızın adına eskiler "kızım sana söylüyorum , gelinim  sen anla " demişler.

Kalbi kırmaya tek bir söz yeter; ama kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür, ne de bir ömür yeter. Charles Bukowski
Sana çok kırıldım, kalbimi onarmanı o kadar çok istiyorum ki...

Senin için yapraklarını kopardığım papatyalardan özür diledim dün gece. “Haklısınız dedim, ne sevdiği belli, ne sevmediği.” Pablo Neruda
"Seni seviyorum " sözünü duymak istiyorum senden.

Ben özlemedim ki seni kedi özledi, çağır onu gelsin diye bana kedi söyledi..
Seni çok özledim.

Açık açık söylesen ya bunları, özlü sözlerle anlatmak yerine. Konuşmayı beceremiyoruz işte. Ah bir konuşabilsek çok şey yoluna girecek ama konuşmadan anlaşmaya çalışıyoruz ne yazık ki. Gel de anla kolaysa. Anlayamıyorsan da kusura bakma ben anlattım, suç senin.
Kadın/Erkek'in canı bir şeye sıkılmıştır. Suratını asar.
- Ne oldu ?
- Yok bi şey !!
Bu, triple söylenen "yok bi şey" çok şey anlattır ama karşı taraf hiç bir şey anlamaz.

İtiraf ediyorum, özlü sözlerde yazdım, triple "yok bi şey" de dedim. Ben de konuşayamıyorum bazen.

Foto ve düzenleme : Füsun T.




.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...