bahçe günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahçe günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 27, 2014

Benden şeyler

Salı sabahı 7.30 da gözlerimi açtığımda babamı giyinip kuşanmış buldum. Hayırdır deyince, "bahçeye kahvaltıya gidiyorum hadi gel" dedi. "Gözlerimi ovuşturuyorum daha uyanamadım bile, hem hava da hafif esintili" gibi mırıldanmalardan sonra " e gidelim hadi " dedim. Çok mırıltılı biriyim . Her şarta kolay uyum sağlayamıyorum. "Haydi kalk gidelim" bir tip değilim. Bilenlerin tabiri ile içimde bir kraliçe yaşıyor. Her tür şartın uygun olması lazım benim yola çıkmam için. Hava güzel olacak, mekan güzel olacak, her şey yolunda olacak ... uzar gider bu liste. Rahmetle anacağım çılgın Meloş halam, haydi gidiyoruz dediğin anda çantası kolunda hazır her yola çıkardı mesela. Her yerde kalırdı. Ne güzeldi. Benim çantamı hazırlamam bile mesele. Şunu mu giysem, bunu mu alsam.... bu liste de uzar gider , uzatmayayım. Netice olarak "kalk gidelim " tiplere hayranım ben, öyle olmaya çabalıyorum ama zor be .

Saat 8 gibi yola çıkmıştık. Bahçe eve yaklaşık 25 km uzaklıkta. Yol boyu kalan uykuma ara ara devam ettim. Sıcak ekmek büfesinde durup kahvaltı için köy yumurtası, tahıllı ekmek, poğaça alarak  devam ettik. İyi ki gelmişiz demem, kilitli bahçe kapısını  açmamla aynı saniyeye denk geldi. Huzurlu bir sessizlik karşıladı çünkü bizi. Şehirde oturduğumuz ev cadde üstü, bahçeye ulaştığım zaman  kulağımdan yolun uğultusu kaybolunca anlıyorum; gün boyu, yıl boyu, yaşam boyu nasıl bir ses kirliliği ile  muhatap olduğumu. Koca bir "ohhhh rahatladım" sesi geliyor kulaklarımdan, beynimden. 

İlk iş ocağa çayı koymak oldu. İkinci iş komşu köpek Ateş'e poğaçalarını vermek. Çok şükür komşu kedi Salo ortalarda yok. Kuşların ise hiç sesi yok. Aslında eskisi kadar kuşta yok. Çünkü yaramaz komşu kedi Salo onlara ve yuvalarına rahat vermiyor sanırım. O yüzden bizim bahçede yuvalanmaktan vazgeçtiler. Oysa eskiden kuş sesinden durulmazdı bende onlara "şişşşsttt bi susun " diye bağırırdım. Köstebekler uyanmış ve bahçenin her yerinde tepecikler oluşturmuşlar. Umarım çimlerin altında dolaşmazlar. Yoksa tüp gazla ölüme gidecekler. 

Bahçedeki ağaçlarda uyanmış. Süslenmiş , çiçeklenmiş, ama az miktarda. Umarım daha geç açarlar, üşütme riskleri mevcut hala. Bu güzel minik erik ağacına ait. 


Babamdan kaçırabildiğimiz ( her yere bitki dikmek yasak, her bitkinin yeri var ) sümbüller de açmış , hemde şahane açmış. Kocaman açmış. Rengi de bir harikaymış. Kokusu da ömre bedelmiş. Ve sümbüller açmışsa bahar gelmiş demekmiş. SÜMBÜL


Sarı yıldızlar çakıl taşlarının arasında parlıyorlar. Kır çiçeği bunlar. Her yıl çakılların arasında kendiliklerinden çıkıyorlar. Gagea sp. cinsi oluyor galiba. Çiçeklerin boyu çakıllardan küçük nerdeyse. Ama ben onları çokkkkk seviyorum. Bir de beyaz yıldızlar var, onlar henüz açmamış.


Kahvaltı da hazır bu arada. Yumurtalar rahmetli annemi anmak adına yapıldı tarafımdan. Çünkü bahar geldiğinde yapar yedirirdi bize. Sağlık, bereket olsun diye. Bir de soğan kabuğu ile boyardı yumurtaları. Duymuştur bir yerlerden, yoksa ailede böyle bir gelenek yok. Çok bilgili biriydi. Tabaktaki siyahlar kuru üzüm. Bilgili annemin, annemden daha bilgili annesi, yani anneannem tenbihlerdi bize; "kızım sabahları 21 tane kuru üzüm yiyin, hasta olmazsınız " derdi. Aile sırrı paylaştım sizinle. Sevildiğinizi bilin. Yumurtaları tokuşturmayı hiç ihmal etmeyiz babamla. Her zaman olduğu gibi kaybettim. Babam hile yapıyor galiba. 


Kahvaltı sonrası keyif çayımı ise, elimde bardağım bahçeyi turlayarak içtim. Her bulduğum doğal sehpayı kullanıp, fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedim.








 Kır çiçekleri ufaktan açmaya başlamış ya, ballı balabalar da açmış az miktarda. Bazıları erkenci  henüz tamamı açmamış.  Şifalı bir ot. BALLIBABA 


 Ve karahindibalar. Çimenlerin düşmanı, insanların dostu, benim sevgililerimden, şifalı bitkilerden  KARAHİNDİBA 


 Nergislerin sadece iki tanesi açmış. Çimleri sulayınca ıslandılar. Bende fotoğrafladım elbette. Cep telefonuyla ancak bu kadar çekebildim. NERGİS 



Ve yavaş yavaş bahçe çalışmaları başlıyor. Ekilecekler, dikilecekler planlanıyor. Sevdiklerimle  sabah kahvaltı organizasyonları, sabah kahveleri, bahçe sohbet günleri de  kafada oluşturuluyor. Yeni havadisler, yeni fotoğraflar gelene kadar şen ve esen kalın.

Salı, Şubat 04, 2014

Şubat ayında bahçede yapılacaklar

Mevsimler öyle bir değişti ki, ilkokulda öğretilen mevsim sıralaması hala aynı mı acaba.?  Hatırladığım kadarı ile Aralık Ocak Şubat kış ayı olmalıydı. Yağmurlar, karlar ve soğuklarla geçerdi. Kış yaşadığımızdan şüphelenmekteyim.Ne yazık ki bu sene ne kar ne de yağmur görebildik. Dolayısı ile yazın susuz kalma ihtimalimiz bir hayli fazlalaştı. Tasarruf yapmaya şimdiden başlasak, belki bir nebze durumu kurtarırız diye düşünüyorum. 
Ankara için biraz erken olsa bile ılıman iklimin hüküm sürdüğü bölgelerimizde artık bahçelere bakım yapma zamanı geldi. Bizler içinde; Şubat nasılsa kısadır Mart çabucak gelir, biz de bahçe sezonunu o zaman açarız diye ümitlenme zamanıdır. Neler yapacağız ılıman bölgelerde bu ay bakalım. Az ılıman hatta az az ılıman bölgelerde Mart ayında yapacaklar bunları. 


  • Bahçeleri ot sarar bu ay. Otla mücadele için gerekli ilaçlamalar yapılır.
  • Çimlerin üzerindeki yapraklar , yosunlar, esnek uçlu tırmıkla temizlenir. Ve çimlere yosun önleyici gübre uygulanır.
  • Hava durumu kontrolü ile, don tehlikesi yoksa; meyve ağaçları dikilebilir.
  • Kiraz, erik, şeftali ağaçlarına bordo bulamacı uygulanır. 
  • 15'inden sonra güllere ilk gübreleri verilir ve budanır.
  • Meyve ağaçları çiçeklenmeden, budamaları yapılır.
  • Yaprak dökmüş olan sarmaşık türleri budanarak şekillendirilir.
  • Ortancalar temizlenir, kuru dalları alınır.
  • Sebze tarhları; çapalanır, gübrelenir,tırmıklanır ve hazırlanır.15'inden sonra soğan sarımsak ekilebilir.
*Tüm bu saydıklarım don olmayan ılıman bölgelerde yapılacak Şubat ayı işleridir. 


Ve hevesle , heyecanla, bahçede geçirilecek, doğayla özdeşleşilecek, dostlarla sohbetleşilecek günler beklenir.






Çarşamba, Mart 27, 2013

Bahçe günlüğü

Sonunda bahçe bakım zamanı başladı.. Bahçesi olmayanlar içinde evdeki çiçeklerin bakım zamanı şimdi. Budamaların yapıldığı, saksıların değiştirildiği, gübrelemelerin arttığı zaman. Tabii biz de yavaştan başladık bu işlere. Budamalar yapıldı geçtiğimiz  hafta. Yaşlı bir söğüt ağacımız vardı onu kestik tamamen. Kesildi ama yeni bir görevi var. Tabure oldu o artık. Söğüt agacı dikecek olursanız dikkatli olun, yerini iyi seçin çünkü kökleri inanılmaz yaramaz. Her yere  ulaşıyor ve tehlike yaratabiliyor. Su yollarını kapatabiliyor, boruları yıpratabiliyor, su depolarını ağ gibi örebiliyor.

Bahçe henüz pek renkli değil. Renklenmesi yakındır.
Kimden ikikumtanesi

Renksiz dedim ama doğa yavaş yavaş kendi renklerini sunmaya başlamış. Çakıl taşlarının arasında süper minik sarı çiçekler açmış. Çakıl taşının büyüklüğü ile kıyaslayın ve çiçeklerin minikliğini anlayın. Renk muhteşem . Nasıl güzel bir sarıdır bu tanrım. Bu çiçekler yolda açtığı için ne yazık ki üstlerine basmak durumunda kalıyoruz, çünkü seçenek yok. Üzülüyorum desem !

Kimden ikikumtanesi

Ve doğanın renklerinden bir başka minik güzel renk, ballıbaba. Onları yakından incelemek çok keyifli. Yakın plan fotolarını bu sefer çekemedim. Bir ara eski fotolardan bulup ilave edeyim. Bir çok faydası olduğu söyleniyor ama bitkisel ürünleri kullanmaya çok sıcak bakmıyorum. Bir yeri tamir edeyim derken bir başka yeri bozma riski yüksek geliyor bana. O sebeple bitki çayı da kullanmam çok fazla.

Kimden ikikumtanesi

Ve adını bilemediğim, bir kaç fikir aldığım ama tam olarak karar veremediğim otlar da çıkmış bol bol. Anneciğim bu otun yenebildiğini söylerdi ve toplayıp yerdik. Yine topladım. Eve getirince , yıkamak için elime aldım ve üzerinde yapışkan bir böcek gördüm. Bakamadım bile cıvık bişeydi :) Hemen poşetle balkona koydum. Sonra bir baktım ki otlar uçmuş gitmiş. Rüzgar o kadar sert esmiş ki poşeti almış götürmüş. Otların bir kısmı balkona dökülmüş. Kısacası yiyemedim. Zaten yiyemezdim de, gördüğüm o yapışkan hayvandan sonra. :) Bunca yıldır bahçemiz var ama ben hala böceklere pek alışamadım sanırım.  İşte o otlar. Adını bileniniz var mı. ?

Kimden ikikumtanesi

Bahçeye gider gitmez ilk iş bir tur atmak oluyor. Hangi bitki ne durumda bakıyorum. İşte o bakış esnasında çimlerin içinde bu şirin salyangozu gördüm. Bir süre konuştuk kendisiyle,hal hatır sordum. Önce benden korktu, hemen kabuğuna saklandı. Sonra baktı ki pek bir şefkatle soruyorum hatırını, çıktı kabuğundan. İyiymiş, güneşli havayı görmüş kendini çimlere atmış benim gibi. Sonra bir poz istedim, kırmadı beni.

Kimden ikikumtanesi

Tur devam ederken komşu bahçedeki tavukları gördüm. İnsan beyni ne enteresan. Çocukluğuma gittim anında. Babaannemin bahçesinde kümes vardı. Tavuklar ve bide horoz . Küçüğüm. Üzerimde kırmızı bir  manto var. Kümesin kapısını açıp daldım içeri, tavuklara bakacağım. Yakınımda kimsecikler yok. Sayın horoz kardeş benim kırmızı mantoyu çok beğenince atladı üstüme bağıra çağıra. Balkondan benim durumumu  gören babaannem yetişti imdadıma da kurtardım paçayı. Meğer horozların kırmızı renge alerjisi varmış ve insanın gözüne saldırırmış. Bizde beslesek mi acaba bu yaz tavuk.?

Kimden ikikumtanesi

Bahçenin renklenme zamanı geldi dedim ya, hercai menekşe dikme zamanı geldi. Fideler çıktı. Bizde fidelerimizi aldık ve dikim işlemi başladı. Önce toprak karıştırıldı, yeni alınan saksılara menekşeler yerleştirilip nasıl tanzim edileceği, kaç adet dikileceği tespit edildi.

Kimden ikikumtanesi

Ve Özdemir abi eşliğinde dikim aşamasına geçildi. Yukarıda gördüğünüz tanzimi ben yaptım ve işim bitti. Bana fotoğraflamak kaldı.

Kimden ikikumtanesi

Dikim işlemi biten saksılar daha sonra yerine yerleştirilmek üzere  kenara alındı. "Güzel oldu beee" nidası ile Füsun bir kare fotoğraf daha aldı.

Kimden ikikumtanesi

Bu arada bir kahve molası verildi elbette. Kahvesiz olmaz. Ve mola sonrası saksılar yerlerine alındı, etraf temizlendi yıkandı, son poz fotoğtafta çekildi. İşte bahçe renklendi. Bakalım nasıl olmuş.

Kimden ikikumtanesi

İş bitince eve dönme zamanı  geldi. Eve dönünce de fazla açık havada kalmanın yorgunluğunu yaşadım. Oksijen çarpması , vücudun hamlığı derken baygın aygın bir gün devamı oldu. Bu yıl daha çok bahçe işi yapmam lazım. Hem kendimi oyalamak açısından, hem de vücudumu çalıştırmak açısından.

Yakın zamanda sizlerle, bu ay içinde bahçelerde ve evdeki saksılarda neler yapmamız gerekli onları paylaşacağım. Gününüz güzel geçsin.

Salı, Ekim 16, 2012

Bahçe günlüğü



Pazar gün sabah evde donmak üzereydim. Üşüyordum çok. Ruhumda üşüyordu o dakikalarda. ne yaptımsa ısınamadım. Gözümü dışarıdaki güneşe diktim. Isınmak  için evden çıkmalıyım dedim ve çıktım. Gerçekten de dışarısı içeriden sıcaktı. Sakin, sessiz, sadece kuş ve arı seslerinin, arada bir köpek havlamalarının olduğu bir yerde aldım soluğu. Bahçede yani. 

Bahçeye varır varmaz daldaki kuş selamladı bizi. Cik cik de cik.  Bizi diyorum çünkü evden yalnız çıktım ama oraya yalnız gitmedim. Yol arkadaşlarım vardı.

Önce bir bahçe turu yaptım  hemen. Sebzelere, çiçeklere bir göz gezdirdim. Biraz maydanoz topladım .

Sonra gözlerim tavşan kardeş bıcırığı aradı ,bulamadım. Genelde sebzelerin etrafında dolanıyor çünkü. Ama yoktu .Daha önceki gittiğimde fotosunu çekmiştim. Bakın tanıştırayım sizi.


İşte Bıcırık. Yan bahçe komşumuzun tavşanı. Tavşanı aldıkları gün biraz sevip, adını da bıcırık koymuşlar. Bir kaç saat sonra  tavşan kardeş tellerin altından bizim bahçeye kaçıvermiş. Komşucuğumda ardından bakakalmış. O gün bugündür bizim bahçede kendi kendine yaşıyor. Çimleri yiyor, arada kuşların suyundan içiyor, bazen domatesleri dişleyip bırakıyor. Bize de pek aldırmıyor, dolanıp duruyor ortalıkta. Ama sevmemize izin vermiyor. İşte bu pazar bıcırık yoktu ortalarda. Ateş  ise her zamanki yerinde yine bana bakıyordu, büyük havalarda.


Çiçekler artık son demlerini yaşıyorlar. Gazanyalar ve bir kaç sardunya ,petunya ve ateş çiçekleri hala hayatta çok şükür ve bahçeyi renklendiriyorlar. Soğuklar gelene kadar şanslılar, şanslıyız.

Kaçıncı gazanya fotoğrafını çektim acaba. Doyamıyorum ki, her baktığımda farklı güzel görünüyorlar gözüme. Ot, çiçek, böcek benim hayatımın bir parçası işte. Seviyorum işte. Oysaki ne çok huylanırdım çocukken otlardan falan. Şimdi de böcek alerjim var ama ne olursa olsun, seviyorum hepsini.


Bu sarı ikilinin adını iki kum tanesi koydum. Bu ismin hayatımda bu kadar yer edebileceğini düşünmemiştim blogu açarken. Yakında adımı da değiştirebilirim.
Sonbaharla birlikte bahçede yalnızlığa bürünmeye başladı bir çok şey gibi. Salıncak mesela, artık üzeri kapanıp kaldırılacağı günü bekliyor. Hüzünlü.

Fazla duygusalım ben. Ve aşırı sevecen. Eşyalara bile üzülebilen bir tipim. Balonda, saksılardaki otları ya da artık zamanı geçmeye başlayan çiçekleri bile sökemiyorum. İyice ölmeleri gerekiyor. Aramızda duygusal bir bağ var onlarla .Ne garibim.
Bu arada fotoğraf çekerken gölgeleri fark ettim. Sanki bu mevsimde gölgeler daha bir farklı geldi gözüme. Ya da saat itibari ile öyle idi. Çözemedim durumu ama gölgeleri sevdim.

Küçük ev burası. Adını ben koydum. Sol tarafta çimlerin üzerinde, yol arkadaşlarım, yani ablam ve yeğenim oturacağımız yeri hazırlamışlar. Canım yeğenimin kahvelerimizi yapmasını bekliyoruz bu arada. Çok güzel kahve yapar. Ben fotoğraf çekmeye devam tabii.  Küçük evin üzerindeki ağaç gölgesini görünce de fotoğrafladım hemen. Tablo gibiydi. Bakın. Haklıyım dimi ?


Küçük evin yanındaki, küçük çim alanda, çalıların arkasında saklanan küçük yaban gülünün üzerindeki küçük kırmızı kuşburnuları merak ettim ve küçük fotoğraf makinamla onlara doğru yanaştım. İşte ordalarrrr.

Uzandım ama alamadım. Baktım yanaşamayacağım, bir sonraki ziyarete bıraktım o işi. Tadını seviyorum,tüylerini pek sevmesemde. 

İşte bir başka kırmızı. Mahonya çalısının sadece tek bir yaprağı kızarmış. Ama öyle böyle bir kırmızı değil. 

Bir başka kırmızı daha. Tam da kahvemi içmek üzere oturduğum yerden görüş alanıma giriverdi. Çamların arasından bana göz kırptı. E çektim tabii hemen fotoğrafını.

Evetttt, taze elden taze pişmiş bol köpüklü kahveler hazır. Ben de elma ağacının altındaki yerimi aldım. Sohbet başlasın.

Hımmm, mevzu derin, sohbet uzun. Kahve harika, doğanın sessizliği nefis. Bizim sesimiz ise, birbirimize bağlılığımızı ve sevgimizi yansıtıyor. Daha ne olsun. 

Arada yaprakların arasından gökyüzüne dikiyorum gözümü. Bir jet geçiyor . Jet olduğunu nereden mi biliyorum. Çocuktum, meraklıydım. Babama sormuştum uçakların arkasındaki o beyaz bulutun  neden olduğunu, bilmem doğru bilmem yanlıştı verdiği cevap ama ben inanmıştım. "Jetler bırakır arkasında o beyazlığı, normal uçaklarda olmaz o "demişti bana. Ben de öylece kabul ettim bu bilgiyi. 

               Yakınlaştırdım görüntüyü, bastım deklanşöre. Uçmak istedim. Dönmesem de olurdu.


Fallar kapandı, fallar soğudu bu arada. Herkes kendi falına baktı. Ne çıktı bilmiyorum yeğenimin fincanında ama derin derin bakıyordu.

Hava nasılda sıcak. Gökyüzünde de hiç bulut yoktu. Bu yeşile bu mavi fon çok yakışıyor. Yine fotoğrafladım. Bin kere de fotoğraflarım , seviyorum bu kompozisyonu.


Pek net çıkmamış ama minik kavağada sarı liralar asılmaya başlamış. Tanrının altınları  bunlar. Bu sene toplamayacağım. Kalsın öylece....


                     Dönüş zamanı yaklaştı. Toparlanmak gerek ama benim gözüm hala çiçeklerde.


Petunyalar ölecek gibiydi. Havalar serinleyince bir toparladılar kendilerini. Şahaneler. Hangi rengi çekeceğimi bilemedim. Mor-beyaz da karar kıldım.

Bol bol güneşlendim. Evet ısındım güneşle. Ruhumda ısındı ve aydınlandı .Rahatladım her bakımdan. Gölgeler hala oynaşıyordu orda burda ama eve dönme vaktiydi artık. 


                                                                         Bu güller sizin için.


            Dönerken yol boyu şükrettim Tanrıya. Bir kez daha. Her şey için teşekkür ederim Tanrım.




.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...