Salı, Ekim 16, 2012

Bahçe günlüğü



Pazar gün sabah evde donmak üzereydim. Üşüyordum çok. Ruhumda üşüyordu o dakikalarda. ne yaptımsa ısınamadım. Gözümü dışarıdaki güneşe diktim. Isınmak  için evden çıkmalıyım dedim ve çıktım. Gerçekten de dışarısı içeriden sıcaktı. Sakin, sessiz, sadece kuş ve arı seslerinin, arada bir köpek havlamalarının olduğu bir yerde aldım soluğu. Bahçede yani. 

Bahçeye varır varmaz daldaki kuş selamladı bizi. Cik cik de cik.  Bizi diyorum çünkü evden yalnız çıktım ama oraya yalnız gitmedim. Yol arkadaşlarım vardı.

Önce bir bahçe turu yaptım  hemen. Sebzelere, çiçeklere bir göz gezdirdim. Biraz maydanoz topladım .

Sonra gözlerim tavşan kardeş bıcırığı aradı ,bulamadım. Genelde sebzelerin etrafında dolanıyor çünkü. Ama yoktu .Daha önceki gittiğimde fotosunu çekmiştim. Bakın tanıştırayım sizi.


İşte Bıcırık. Yan bahçe komşumuzun tavşanı. Tavşanı aldıkları gün biraz sevip, adını da bıcırık koymuşlar. Bir kaç saat sonra  tavşan kardeş tellerin altından bizim bahçeye kaçıvermiş. Komşucuğumda ardından bakakalmış. O gün bugündür bizim bahçede kendi kendine yaşıyor. Çimleri yiyor, arada kuşların suyundan içiyor, bazen domatesleri dişleyip bırakıyor. Bize de pek aldırmıyor, dolanıp duruyor ortalıkta. Ama sevmemize izin vermiyor. İşte bu pazar bıcırık yoktu ortalarda. Ateş  ise her zamanki yerinde yine bana bakıyordu, büyük havalarda.


Çiçekler artık son demlerini yaşıyorlar. Gazanyalar ve bir kaç sardunya ,petunya ve ateş çiçekleri hala hayatta çok şükür ve bahçeyi renklendiriyorlar. Soğuklar gelene kadar şanslılar, şanslıyız.

Kaçıncı gazanya fotoğrafını çektim acaba. Doyamıyorum ki, her baktığımda farklı güzel görünüyorlar gözüme. Ot, çiçek, böcek benim hayatımın bir parçası işte. Seviyorum işte. Oysaki ne çok huylanırdım çocukken otlardan falan. Şimdi de böcek alerjim var ama ne olursa olsun, seviyorum hepsini.


Bu sarı ikilinin adını iki kum tanesi koydum. Bu ismin hayatımda bu kadar yer edebileceğini düşünmemiştim blogu açarken. Yakında adımı da değiştirebilirim.
Sonbaharla birlikte bahçede yalnızlığa bürünmeye başladı bir çok şey gibi. Salıncak mesela, artık üzeri kapanıp kaldırılacağı günü bekliyor. Hüzünlü.

Fazla duygusalım ben. Ve aşırı sevecen. Eşyalara bile üzülebilen bir tipim. Balonda, saksılardaki otları ya da artık zamanı geçmeye başlayan çiçekleri bile sökemiyorum. İyice ölmeleri gerekiyor. Aramızda duygusal bir bağ var onlarla .Ne garibim.
Bu arada fotoğraf çekerken gölgeleri fark ettim. Sanki bu mevsimde gölgeler daha bir farklı geldi gözüme. Ya da saat itibari ile öyle idi. Çözemedim durumu ama gölgeleri sevdim.

Küçük ev burası. Adını ben koydum. Sol tarafta çimlerin üzerinde, yol arkadaşlarım, yani ablam ve yeğenim oturacağımız yeri hazırlamışlar. Canım yeğenimin kahvelerimizi yapmasını bekliyoruz bu arada. Çok güzel kahve yapar. Ben fotoğraf çekmeye devam tabii.  Küçük evin üzerindeki ağaç gölgesini görünce de fotoğrafladım hemen. Tablo gibiydi. Bakın. Haklıyım dimi ?


Küçük evin yanındaki, küçük çim alanda, çalıların arkasında saklanan küçük yaban gülünün üzerindeki küçük kırmızı kuşburnuları merak ettim ve küçük fotoğraf makinamla onlara doğru yanaştım. İşte ordalarrrr.

Uzandım ama alamadım. Baktım yanaşamayacağım, bir sonraki ziyarete bıraktım o işi. Tadını seviyorum,tüylerini pek sevmesemde. 

İşte bir başka kırmızı. Mahonya çalısının sadece tek bir yaprağı kızarmış. Ama öyle böyle bir kırmızı değil. 

Bir başka kırmızı daha. Tam da kahvemi içmek üzere oturduğum yerden görüş alanıma giriverdi. Çamların arasından bana göz kırptı. E çektim tabii hemen fotoğrafını.

Evetttt, taze elden taze pişmiş bol köpüklü kahveler hazır. Ben de elma ağacının altındaki yerimi aldım. Sohbet başlasın.

Hımmm, mevzu derin, sohbet uzun. Kahve harika, doğanın sessizliği nefis. Bizim sesimiz ise, birbirimize bağlılığımızı ve sevgimizi yansıtıyor. Daha ne olsun. 

Arada yaprakların arasından gökyüzüne dikiyorum gözümü. Bir jet geçiyor . Jet olduğunu nereden mi biliyorum. Çocuktum, meraklıydım. Babama sormuştum uçakların arkasındaki o beyaz bulutun  neden olduğunu, bilmem doğru bilmem yanlıştı verdiği cevap ama ben inanmıştım. "Jetler bırakır arkasında o beyazlığı, normal uçaklarda olmaz o "demişti bana. Ben de öylece kabul ettim bu bilgiyi. 

               Yakınlaştırdım görüntüyü, bastım deklanşöre. Uçmak istedim. Dönmesem de olurdu.


Fallar kapandı, fallar soğudu bu arada. Herkes kendi falına baktı. Ne çıktı bilmiyorum yeğenimin fincanında ama derin derin bakıyordu.

Hava nasılda sıcak. Gökyüzünde de hiç bulut yoktu. Bu yeşile bu mavi fon çok yakışıyor. Yine fotoğrafladım. Bin kere de fotoğraflarım , seviyorum bu kompozisyonu.


Pek net çıkmamış ama minik kavağada sarı liralar asılmaya başlamış. Tanrının altınları  bunlar. Bu sene toplamayacağım. Kalsın öylece....


                     Dönüş zamanı yaklaştı. Toparlanmak gerek ama benim gözüm hala çiçeklerde.


Petunyalar ölecek gibiydi. Havalar serinleyince bir toparladılar kendilerini. Şahaneler. Hangi rengi çekeceğimi bilemedim. Mor-beyaz da karar kıldım.

Bol bol güneşlendim. Evet ısındım güneşle. Ruhumda ısındı ve aydınlandı .Rahatladım her bakımdan. Gölgeler hala oynaşıyordu orda burda ama eve dönme vaktiydi artık. 


                                                                         Bu güller sizin için.


            Dönerken yol boyu şükrettim Tanrıya. Bir kez daha. Her şey için teşekkür ederim Tanrım.




22 yorum:

  1. Hiç benim bahçeye benzemiyor, çok renkli bir bahçeymiş. O çiçeklerin adını bilmiyordum, sayende öğrenmiş oldum. Gazanya'dan bahsediyorum. Bizim evin önündeki taşların arasından çıktılar ve çok kez fotoğrafladım ben de:)
    Duygusal, hoş bir sonbahar postu olmuş. Ben severim bu hüznü....İnsanın içinde değil mi her şey, bakarsın en yaz havasında hüzün gelir, bazen de kışın mutluluktan uçarsın:) Havalara, soğuğa, sıcağa bağlamamak lazım, hangi mevsim suçlu ki bundan:))
    Not: Sergi postu bekliyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babacığımın bahçesi. Çok seviyor uğraşmayı. Semicim senin bahçede neler neler yetişir, iklim olarak çok müsait. Biz burada ne zorluklar çekiyoruz yetiştirmek için. Biz gazanyaları fide olarak alıyoruz bak senin taşların arasından çıkmış. Bahçeni şenlendirmek istiyorsan, bitki isimlerini öğrenmek ve tanımak istiyorsan www.agaclar.net adresinin forum kısmına uğra mutlaka.
      Sonbahar hüznü apayrı. Hele ki Ankara'da bir başkadır. Çok güzel anlatmışsın, insanın içinde her şey.
      *Sergi postu geç kaldı epeyce ama yaparım inşallah.:)

      Sil
    2. Bahçe başlı başına bir uğraş zaten. İlgi istiyor, hem de fazlasıyla.
      Mevsimine göre dikiyorum bazen, çok anladığımdan değil. Ufak bir sebze bahçesi yaptım çocuklarla ama çok iyi bakamadık. Verimli olmadı. Biraz nane, fesleğen, dereotu var ama hala:)
      Adres için teşekkürler:)

      Sil
    3. Canım, sizin oralarda sopa diksen yetişir. Yeterki doğru zamanda doğru bitkiyi dik, onun içinde dediğim siteden üye bahçelerini takip edebilirsin. Seninle aynı iklimde olan bahçelere bak, ona göre dik, bide sula, bide sev, işte bitti :))

      Sil
  2. Ay canım Füsun'um ne hoşuma gitti gene yazın ve fotoğrafların.. Hele insanın sevdikleriyle olması bu sırada harika.. yol arkadaşların, yeğen , kahve harika:)

    bir de o ağaç gölgeleri ne güzel , ne güzel:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deli annem, aynı yolun yolcuları gibiyiz :)Allah hepimize sevdikleri ile güzel günler nasip etsin.
      Gölgeler senin objektifinden çıkmalıydı. Harika fotolar çekiyorsun.

      Sil
  3. Füsuncum nerede bu bahçe hemen iki teneke kutu alayım elime ve geliyim bu güzel bahçene...
    (alttaki alkışını yeni okudum da:)) )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vuslatcım rejime girdim anacım, teneke kutular kalsın sen gel :))

      Sil
  4. merhaba blogunla yeni tanıştım benimki de missinem.blogspot.com, aynı zamanda hediye çekilişim var :) beklerim. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin bloguma Missinem :) Uğrarım en kısa zamanda.

      Sil
  5. keske birazde ben ilgilenebilseydim bahçemle :(
    cok guzel renklendirmissin masallah diyelim hemen :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Edacım. Durumu bilmiyorum ama ilgilenmek için hiç bir zaman geç değildir . :)

      Sil
  6. Canim ne guzel bir bahce, ne guzel cicekler. Gunes her ortaya ciktiginda insanin kacmak isteyecegi bir yer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler . Sessiz oluşu çok cezbediyor bu aralar beni Lulucum :)

      Sil
  7. O gazanyalardan bende de var. Güneşi gördükçe açılıyor saçılıyor. Renkleri de o kadar güzel.
    Mor beyaz petunyalar kokulu mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde kışın donuyor gazanyalar , belki sizin oralarda yaşıyordur. Koklamadım valla petunyaları :) Ama kokuyordur , kokusuzu mu var ?

      Sil
  8. ah ahhhh işteeeeee bak uzun zamandır en iyi postun bu.
    süper süper.
    :)
    sen zaten bence hep o bahçede bi de balkonunda olmalısın.
    :)
    ruh üşümesinin ilacı ne.
    reçetesiz ilacı var mıııığğğğ.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E sen istedin diye yaptım zaten. Aslında daha önceki ziyaretimin fotoları var, onlarla yapacaktım olmadı. Ama onunlada yaparım bi tane. :)
      Zaten hep orlardayım :) Ot, çöp ve ben.
      AŞK...:) İşte reçete.

      Sil
  9. Füsun'cum burada da buldum seni. :)) Nette gezinirken öylesine çıkıverince karşıma "Aaa, bu bizim Füsun!" dedim, sevindim. Bir iki yazını bir solukta okudum, bu ne güzel bir anlatım, ne üretken, ne donanımlı bir hanımsın, takipçin oldum bilgine, on parmağında yirmi marifetin var maşallah, sana da balkonuna da bayıldım.. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. A aa, harika bir sürpriz oldu bu Sudenur'cum. iyi ki buldun. Çok mutlu oldum .Teşekkür ederim övgülerine :)Hoşgeldin.

      Sil
  10. Çok hoş buldum çoook! Pek bir sevdim bloğunu, takip ettiğim ilk blog sayfası bu sayfa olacak kısmetse..

    YanıtlaSil
  11. :) canım çok güzel bloglar var, benim sayfama yorum yazan isimlerin üzerini tıklarsan onların bloglarınıda görebilirsin. Hepsi harika bloglar. :)

    YanıtlaSil

İki Kum Tanesi , zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumda bulunduğunuz için teşekkür eder.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...