Pazar, Haziran 26, 2016

Ne günlerdi ah o günler

An gelir, başka bir an'a sürükler sizi. Güzel bir hatırlama , ağzınızın iki yana yayılmasına, kalbinizden ılık bir şeylerin akmasına sebep olur. Hep o anda kalmak istersiniz ama anlar o kadar hızlı kayıp gider ki , beyindeki  dalgalar, gelgitler sizi rahat bırakmaz. Mesela; az önce yaşadığım keyifli anı bir şarkı böldü ve pazar şarkısı olmaya hak kazandı.  Pazar şarkımız için TIKTIK 

Hayatımızda, hep mutlu anlarda duraklaya bilmek mümkün değil malum. Acısı tatlısı ile güzelmiş yaşam, öyle derler. Kötüler olmasa iyilerin kıymeti bilinmezdi belkide. Umarım yaşamımız boyunca bir sürü güzel an biriktiririz.

Sevin, sevilin, sevdiğinize sahip çıkın. Mutluysanız mutlu edersiniz. Serin bir köşe bulup, huzurla , keyifle geçireceğiniz  güzel bir pazar olsun.






Pazar, Haziran 19, 2016

Babalar günü


Özel günleri pek sevmem. Birileri  mutlu olurken bir başkaları  mahzun kalır çoğunlukla.  Mağazalar kar edecek derken bir kısım duygusal olarak zarar eder, Annemi de , babamı da her gün sevdim, öptüm, kokladım çok şükür. Kısacası bize her gün özel bir gün oldu. Her gün onların günü aslında. Canlarımız ciğerlerimiz bitanelerimiz onlar. Bir anım aklıma geldi. Bir anneler gününde şaklabanlık yapıp, başıma hediye paketlerine konan süslerden bağlayıp öpmüştüm annemi, sana en güzel hediye ben değil miyim diye . Şımarık olduğum doğrudur.

Özel günleri sevmeme sebeplerimden biride bana ait bir gün olmadığından sanırım. Hiçbir özel güne dahil olamıyorum. Anne değilim, baba değilim, sevgili değilim vs... Adaletsiz bu dünya di mi ?  Kıskanç mıyım ne ? İşin şakasını da yaptıktan sonra günün anlam ve önemine binaen sevdiğim baba şarkılarına geçebiliriz. Bugün pazar ve müzik günü elbette. 


Bana bir masal anlat baba / OYA_BORA

Baba / CEM KARACA

Baba / ATİYE










Çarşamba, Haziran 15, 2016

Balkonlar _Teraslar

Balkonlar, bahçeler, teraslar hazır mı ? Benim balkonum ikinci fotoğraftaki kadar ama bana yetiyor. Gönlüme göre çiçekler ekiyor, bir minik şezlong koyuyor ve mutlu oluyorum. Okuyorum, güneşleniyorum, çay kahve içiyorum , kendime ait keyifli dakikalar yaratıyorum. İlk fotodaki mumluklar en kısa zamanda alacağım renk ve model. Çünkü mumluğum eskidi ve attım geçenlerde. Mumsuz bir akşam olur mu balkonda ? Olmazz. Üçüncü fotoda pembe ile yeşilin uyumunu çok sevdim. Diğer fotolarda göze şenlik... Siz hazırladınız mı balkonunuzu yaza ?








*** kaynak 



***kaynak 

Pazar, Haziran 12, 2016

Ölümlüyüz

Aklımın hiç almadığı bir şeydir savaşlar, kötülükler.  İnsanlar neyi paylaşamaz. Oysa bu dünyada herkese yer var. Ve öyle ki, hepimiz ölümlüyüz. Sultan Süleyman bile öldü malum. İnsan neden bir başkasına bile isteye kötülük yapar. Biraz karmaşığım bugün. Hiç bir suçum(uz) yokken kötülük gördüğüm(üz) günler bir bir gözümün önünden akıp gidiyor. Dünya bu kötülüklerden arınmış olsaydı hayat nasıl olurdu acaba?  Sıkılır mıydık ? Kötülüklerden arınınca,hep aradığımız "mutluluk"la mı buluşurduk ve "o" sihrini yitirir miydi ? 

Hayatım(ız)da kötü izleri olan bir kişi  dünyayı terk ettiğinde bize kötü anılar bırakarak gidiyor. . Yanında (mal , mülk ) hiçbir şey götüremiyor. Oysa ki hep mal- mülk uğruna değil mi savaşlar , yapılan kötülükler. Ölümlü olduğumuzu unutuyoruz sık sık. 

"Yapmayın, hayat çok kısa ve ölümlü. Bilerek, isteyerek kimseye kötülük yapmayın , bir işe yaramıyor " diyesim var bağıra çağıra. 


Beatles dinlemek istiyorum bugün. Ruhuma bir tek o iyi gelecek sanırım. 


Hey Jude 


Salı, Haziran 07, 2016

Behlül Dânâ

Behlül * bir gün Harun Reşid'den bir vazife ister. Harun Reşid ona çarşı ağalığı görevi verir. Yani çarşı pazar dolaşıp esnafı denetleyecektir. Görevine bir ekmek fırınından başlar. Fırının ekmeklerini tartar ve gramajlarının eksik olduğunu görür. Fırıncıya sorar;
_ Hayatından memnun musun , geçinebiliyor musun, çoluk çocuğunla ağzının tadı var mı ?
Fırıncı tüm bu sorulara olumsuz yanıt verir. Hayatında memnun olduğu pek bir şey yoktur. 

Behlül Dânâ fırından ayrılır. Bir başka fırına uğrar. Orada da ekmekleri tartar, gramajları tam hatta biraz fazladır bile. Bu kez aynı soruları bu fırıncıya da sorar. 
_ Hayatından memnun musun , geçinebiliyor musun, çoluk çocuğunla ağzının tadı var mı ?
Fırıncı tüm sorulara olumlu yanıt verir. 

Behlül fırından ayrılır ve doğru Harun Reşid'in yanına gider, yeni bir görev ister. Harun Reşid Behlül'e çıkışır.
_ Daha az önce vazife verdim sana ne çabuk bıktın Behlül ?

Behlül cevap verir:
_ Efendim, çarşının zaten bir ağası varmış. Benden önce , ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre de herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış. 





Pazar, Haziran 05, 2016

İlker Özdemir

Pazar şarkısını yayınlamayı hiç düşünmemiştim bugün. Ama birden karşıma çıkıverdi İlker Özdemir. Facebook da önerilen sayfa olarak düştü akışa. Dinleyim bakayım kimmiş, nasılmış dedim, dinledim beğendim, paylaşmaya karar verdim. Uzun zamandır sahne alıyormuş ve ilk albümü çıkmış. Yağmurlar. 

İlker Özdemir'in sesinde hafif bir Suavi havası var. Albümde Suavi'nin en sevdiğim şarkısı Yıllar Sonra'yı da seslendirmiş ama ben Suavi'den dinlemeyi tercih ederim.

Yağmurlar şarkısında ise sanatçıya Zerrin Özer eşlik ediyor. Sesleri uyumlu, güzel olmuş bence şarkı. Sevdim ben . Zerrin'in şarkıya girişi muhteşem.  Beğenirsiniz gibime geldi, bi dinleyin isterseniz.  YAĞMURLAR 


Sözü ve bestesi Kubat'a ait olan Yandım Yandım şarkısı ise oldukça neşeli. Kubat şarkıya sesiyle de destek vermiş. Açın sesi sonuna kadar, çoluk çombak enerjinizi tavan yaptırın evin içinde. Dans dans dans. YANDIM YANDIM 

Keyfiniz bol olsun, gün en güzel haliyle gelsin, gitsin.

Seslere kulak verelim




"Emekli olunca , deniz kıyısında sakin ,sessiz bir kasabaya yerleşeceğim ."
Çalışma hayatının ya da büyük şehrin stresli, gürültülü ve yorucu temposundan sıkıldıkça bir çok arkadaşımın ve benim  bu cümleyi kurduğumuzu biliyorum. Eminim siz de yaşamınızın belli dönemlerinde bu kalıp cümleyi kullanmışsınızdır. Aslında kişi nereye giderse gitsin, kendini de beraberinde götürdüğü sürece düşlediği o huzuru, dinginliği ve sessizliği yakalaması biraz zor oluyor. Ve çoğumuz hep içsel sorunlarımızı beraberimizde her yere taşıyoruz. Sessizlik özleminin beni ziyaret ettiği günler yaşarken, bu sabah bir yazı okudum. Dünyadaki en sessiz yere ne kadar dayanabilirsiniz diyordu başlık. Yukarıda yazdıklarımla birebir örtüşmese de (çünkü hiç bir sahil kasabası okuduğum makaledeki gibi sessiz olamaz) demek ki dedim insanlar için sesin önemi büyük. Bir sahil kasabasına yerleşeyim ama çok da sessiz olmasın demeye başladım. Sonra düşünceler beni nerelere aldı götürdü bir bilseniz. Bir arkadaşımla Ege de bir sahil kasabasına yerleşip, yaşlılığımızı orada geçirmeyi düşünüyoruz. Bir anda oralara gittim. Sessiz sakin diye düşlerken; birden ,evimin etrafında bir sürü komşu ev, bahçede  tandırlar, o tandırlarda pişen mis gibi ekmek,gözleme  kokuları düşüme dahil oluverdi.  Bahçede ki domatesler, biberler. Konu komşu toplaşıp o bahçelerde beş çaylarında buluşmalar. Çoluk,-çombak( bu lafı da çok seviyorum) torun -torba sesleri ve kahkahaları. Derken sesler çoğaldı, mevzu yine dağıldı.Hemen toparlayalım.

 Dünyadaki en sessiz yerin neresi olduğunu öğrenmek ve sessizliğin insanda ne gibi sonuçlar doğurduğunu okumak isterseniz tıklayınız


Pazar, Mayıs 29, 2016

Pazar şarkısı

Gelmeyen yaz, bitmeyen terör, yetmeyen para, susmayan çocuk, geçmeyen hastalık, kavuşulmayan sevgili, gürültücü komşu, dayakçı koca, yitirilenler, terk edilenler, sevenler, sevilmeyenler,  hiç görülmeyenler, görmekten bıkılanlar, lar,lar,lar,lar.....

Hayatın tatsız tuzsuz yüzünden hepimizin payına bir şeyler düşüyor. Bazen baş edebiliyoruz, bazen edemiyoruz. Tahterevalli misali bir aşağıda bir yukarıda  geçinip gidiyoruz yaşamın bir kıyısında. Her şartta müzik bizimle. Alçaklardayken arabesk takılıyoruz çok zaman , yükseklerdeysek daha neşeli şeylere yöneliyoruz. Bende durum bu en azından. Ama her şartta dinlediğim bir müzik türü var ki, o da jazz ve blues .

Bugün tahterevallinin neresinde olursanız olun, katılın bana dinleyelim birlikte, seçtiklerimi. İster misiniz ?

Bill Withers / Ain't No Sunshin

Bill Withers / Just The Two of Us



Ibrahim Ferrer / Perfidia 




Louis Armstrog /  La Vie En Rose 

Louis Armstrong / Hello Dolly 

Keyfili, huzurlu ve sağlıklı geçsin gününüz. Sevin , sevilin, yanınızdakileri kucaklayın. 

Cumartesi, Mayıs 07, 2016

Ondan bundan şundan

9 Mayıs 2016 günü nadir izlenebilen gökyüzü olaylarından Merkür geçişi gerçekleşecek. Merkür'ün görüntüsü güneşin üzerine düşecek. Burada hemen  büyük harflerle bir bilgi gerekiyor.

GÜNEŞE BAKMAK İÇİN ÜRETİLMİŞ ÖZEL FİLTRELER KULLANMADAN , ÇIPLAK GÖZLE GÜNEŞE BAKMAK, FOTOĞRAFINI ÇEKMEK, DÜRBÜN YADA TELESKOPLA BAKMAK, GÖZLERDE KALICI HASARA HATTA KÖRLÜĞE SEBEP OLUR ...

Merkür geçişinin görünebilmesi için Kasım veya Mayıs ayında gerçekleşmesi gerekiyor bu geçişin. Kasım geçişleri 7,13,33 yılda bir, Mayıs geçişleri ise 13 veya 33 yıl aralıklarla oluşuyor. Bu geçişi kaçırırsanız bir diğerini izlemek için bekleyeceğiniz tarihler şöyle : 
11 KASIM 2019
13 KASIM 2032
7 KASIM 2039
7 MAYIS 2049 

Bu yıl gerçekleşecek olan Merkür geçişi için Ankara Kreiken Rasathanesi bir etkinlik düzenlemiş ve halkın bu nadir gerçekleşen olayı izlemesine olanak sağlıyor. Öğrenci 2.5 TL. Tam : 5 TL Etkinlik hakkında detaylı bilgi için TIKLAYINIZ
Ankara dışında olanları da düşünüşler ve canlı yayın yapıyorlar. İşte canlı yayın linki TIKLAYINIZ
Konu hakkında detaylı bilgi edinmek için TIKLAYINIZ 

An itibari ile aklıma "gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar , yeryüzünde sizin kadar yalnızım " şarkısı geliverdi . Ardından "  insan yalnız doğar, yalnız ölür" cümlesi belirdi aklımın bir köşesine.  Haydaa şimdi de Zuhal Olcay mırıldanıyor beynimin kıvrımlarında "yalnızlığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin " Gidin ey cümleler , kelimeler, yıldızlar, şarkılar ...

Hapşuuuuu... Bugünlerde arka arkaya en az beş ,on kez hapşuruyorum. Çünkü polenlerin mevsimi  başladı. Kavak tozları uçuşuyor. Alerjik durum anlayacağınız. Bu durumu hafifletmek için  bir kaç pratik çözüm önerisi var. Bir kısmını zaten mecburen uyguluyorum ama vazelini hiç denememiştim mesela.
Burun ve göz çevresine vazelin sürülürse, polenler vazeline yapışıp burundan içeri daha az giriyormuş.
Çantada polen maskesi bulundurmak ve dışarıda uzun süre kalınacaksa maske kullanmak .
Dışarıdan gelince giysileri hemen değiştirmek ve çırpıp yerine öyle asmak.
Dışarıdan gelince duş almak ve polenlerden arınmak.
Ve şapka takmak. Saçı polenlerden koruduğu için kullanılabilir  bir çözüm. 
Karpuz mevsimi de gelmişken, içini yiyip dışını polen şapkası yapmakda iyi fikir mi acaba ??


Müzik müzik müzik. Yeni albümler. Sıla Gençoğlu beklediğim albümü sonunda yaptı. Mürekkep albümün adı. Henüz almadım, dün piyasaya sunuldu albüm. Büyük ihtimal Pazartesi ilk işim bu albümü almak olur. Çünkü beğeniyorum Sıla'nın şarkılarını. Aralıksız dinlediğim albümü Vaveyla'dır mesela. Bu albümün ilk iki şarkısını defalarca dinlerim. Yeni ay albümünü  o kadar sevmedim ama.  Bakalım bu nasıl.

Ve alınacaklar listemdeki bir diğer albüm Plays Sezen Aksu . Dünyaca ünlü Royal Philharmonic Orchestra Sezen Aksu'nun 15 şarkısını yorumluyor. Albüm henüz satışa sunulmadı. Beklemedeyiz.

Tarkan Ahde Vefa albümünü sevemedim. Büyük bir hevesle almıştım oysa.

Ve Ayla Çelik . Albümün adı Ben. Son günlerde bıkmadan , sıkılmadan dinlediğim şarkısı. Bağdat . Albümü alır mıyım ? Hayır. Ama Bağdat  single olarak çıksaydı alırdım.  
Pazar şarkısını buraya sıkıştıralım hemen .


Acıktım. Dün nefis bir zeytinyağlı bezelye pişirdim. Ama şu an canım onu yemek istemiyor. Ne istedi diyecek olursanız. Yumurta salatası istedi. Annem yapardı bazen. Yufka ekmeğin içine sarıp yemesi güzel olur. Nergizleme de diyorlar bazı yerlerde adına. Tarif yazalım meraklısına.

Kişi adedine göre malzeme miktarını ayarlayın.
Malzemeler:
Yumurta
Taze soğan
Maydonoz
Taze nane ( arzuya göre reyhan da olabilir )
Pulbiber, tuz , karabiber
Limon, zeytinyağı
Katı haşlanmış ve soyulup orta büyüklükte doğranan yumurtalara, küçük doğranmış maydonoz, taze soğan ve diğer malzemeler ilave edilip salata haline getirilir. Oldu size nergizleme .

Çarşamba, Nisan 27, 2016

Ah zavallı çocuklar

Hepimiz çılgınlar gibi sosyal medyacı olduk. Akşama kadar facebook, instagram, snapchat ve daha bilmediğim bir sürü yerde dolanıp duruyoruz. Bu nasıl bir salgındır , yediden yetmişyediye herkesi etkisi altına aldı. Daha az okuyor, daha çok tüketiyoruz. Daha bir sürü bır bır bır yazabilirim ana ne gerek var hepimiz hepsini biliyoruz. Çoğumuz kendi halinden memnun değil, internet yada sosyal mecra detoksu yapmaya çabalıyor. Kısacası hepimize bir haller oluyor. 

Bende sürekli kullanıcılardan biriyim. Hemen hepsini gayet aktif olarak kullanıyorum. Zaman zaman detoks yaptığım oluyor. Şu kadar saat bakmayacağım diyor ve bakmıyorum. Hoş, bende vakit hem çok hem yok, yani ona zaman ayırmak için görev aksatma gibi bir durumum yok. Ama sosyal medya sitelerine bakacağım diye trafik kazalarına sebep olanları, yemeği yakanları, çocuğu ile ilgilenmeyenleri  vs. vs biliyorum. Geçen bindiğim bir takside şoför beyle, kazaların çoğaldığından söz ediyorduk. Kendisi gün boyu trafikte dolaştığı için olaya daha hakim elbette. Son dönemde kazaların artış ve oluş sebebinin çoğunun cep telefonu ile ilgilenmekten kaynaklandığını söyledi. Bindiğim bir başka takside ise, şoföre " havalarda birden soğudu"  dediğimde, cep telefonunu eline alıp, bana bütün bir haftanın nasıl geçeceğini, hangi sıcaklıkta olacağını nakletti. Bu esnada araba sağa sola kaydı ama kimin umurunda. İkaz etseydin mi dediniz ?  Valla ben uzun zamandır insanlara kışt demeye korkar oldum. Canımın derdine düşmek var işin ucunda. Kornaya basmaya bile korkuyorum araba kullanırken. Hemen eller kollar havaya kalkıveriyor zira. Agresiflik son haddinde.

"Ah zavallı çocuklar"a gelince. Sosyal medyada son günlerin modası, küçük çocukları üzerinden prim yapan anneler. Doğduğu günden başlıyorlar; içti, sıçtı, kustu, küstü, uyudu uyandı bütün anlarını kayda alıp paylaşıyorlar. Bunun üzerinden para kazananlar, çocuğun mamalarını bedavaya getirenler, giysi ihtiyacını karşılayanlar mevcut. Dolayısı ile de bunu gören diğer annelere örnek teşkil ediyorlar ve bu akım çığ gibi büyüyor. İnstagramın keşfet bölümünde 30 paylaşımdan 15 i bebek videosu.  Masum bebeler birer medya maymunu oldu. Tercih meselesi elbette. Kimseye karışmak gibi bir hakkım ve niyetim yok. Üzüldüğüm; hiçbir şeyden habersiz kameralara poz veren, maddi çıkarlar için kullanılan masum bebekler. Yıllar sonra anneleri hakkında ne düşünecekler  diye merak etmekten kendimi alamıyorum. Henüz izin verme yetkileri  yok, kullanıldıklarının farkında da değiller elbette. Yapılanlar doğru mu ? Yanlış olan ben miyim ? O çocuklar için ben üzgünüm bunu biliyorum.

Diyorum ki; ah zavallı çocuklar, yazık size !!


Pazartesi, Nisan 25, 2016

Ondan şundan bundan

Hayat, azgın bir nehir misali akıp gidiyor bende bugünlerde. Bir türlü düze çıkıp, sükunete erişemedi. Bir gün; nehrin   Niagara şelalesi ile karışıp, çılgınca aşağı doğru akmasından korkuyorum zaman zaman. Bunu düşündükçe halime razıyım elbette. Ya da ovaya yayılıp, durgun bir gölde son bulacak bu telaşlı akış ki, işte o zaman lat-i lokum kıvamına ulaşırım. Sabrın sonu selamettir diyen atalarımıza güvenim sonsuz. Nede olsa kışın sonu bahardır diyen Aşık Daimi'de boşa söylememiştir bu sözleri eminim. 

Hayat nehri  kadar azgın damarlarımdaki kanda bugünlerde. Pıt pıt pıt daimi bir yürek çarpıntısı. "Birkaç dakika sonra neler olacak bakalım" beklentisinde yüreğim, içimde bir ses hiç susmadan konuşuyor "ya şöyle olursa,ya böyle olursa ya da öyle olursa " . Bi sus lütfen deyip ağzına iki tane çarpasım var ama nafile, edepsizin arlanmazın biri, her şartta konuşuyor. Yine de kibarlığı elden bırakmam lütfen yani. !! 

Eski bir Hint duası  olarak bilinen duayı defalarca okuyup, beni yavaşlat tanrım diyorum. Bu sözleri  uygulamaya gayret edip, akıllı ol Füsun diyerek gelecek güzelliklere kucak açıyorum. 

Tanrım, Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR, İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...

Epeydir sörf yapmadığımı fark ettim. Dün biraz denedim. Yani internet sörfü, yoksa dalgalı denizler bana uzak. Veysel Karani hakkında bilgiler okudum biraz. Neden o derseniz ? Çok sevdiğim bir ilahiyi dinliyordum, bitince yeni bir ilahi başladı. Veysel Karani için yazılmış. Ben de ilahiyi bir kenara bırakıp sörfe, Karani kimdir ile devam ettim.

Hiç görmeden sevmek olabilir mi sizce ? Bence olabilir. Olmuş örnekleri de mevcut. Bunu Ahmet Altan " Hiç Görmeden " adlı yazısında çok güzel anlatmıştır yıllar önce. Okumanızı öneririm

===>> HİÇ GÖRMEDEN 
 İşte Veysel Karani ve peygamber efendimiz arasında geçen olayda birbirini hiç görmeden, birbirinden haberdar olabilmenin ve sevebilmenin en güzel örneklerinden bunu öğrendim sörf esnasında.
===>> VEYSEL KARANİ 

Din ve müzik bir şekilde her zaman buluşmuş. Bizde dini müzik denince akla ilahiler gelir. Mevlid'de belli bir makamda okunduğu için o da dini müzik kavramına dahil edilebilir sanırım. Diğer dinlerin ilahi türü müzikleri var mı diye bakındım bir süre. Kilise ayinleri dinledim biraz. Kilise müziklerinin , pazar ayinlerini sıkıcı bulduğu için kiliseye gelmeyen insanları,kiliseye çekmek için yapıldığını, incil'in öğretilerinin müzik yolu ile insanlara aktarıldığını öğrendim. Seferad müziklerini ayrı severim. Çok eskilerde bir kasetim vardı sürekli dinlediğim. Kısacası bu aralar dinlerin müziklerini araştıracağım bir süre. Pazar şarkısını es geçtik dün. İsterseniz bugün telafi edelim bir kaç dini müzikle.


İlki, canım anneannemin söylerken ve dinlerken ağladığı bende yeri apayrı olan bir ilahi. Anneannem annesini çok küçük yaşta kaybetmiş. Doyamamış. Ben geç yaşta kaybettim ama anaya hiçbir zaman doyulmuyor. Bugün anneannemin ölüm yıldönümü . Mekanı cennet olsun tüm ölülerimizin. Onu bu ilahi ile anayım. ===>> Sordum Sarı Çiçeğe 

İkinci olarak bir sefarad ilahi ===>> Dodi Yarad Legano 

İbranice bir ilahi ===>> Yeshua 

Bir kilise müziği ====>> Ameno 

Her dinde, her kültürde, her şartta müzik ruhun gıdasıdır diyerek noktalayalım ..






Salı, Nisan 12, 2016

Dekorasyonda Pantone 2016 renkleri


2016 ev dekorasyonunda moda olan renkler, gül kurusu pembe ve lavanta rengi. Tam olarak lavanta demek de yanlış olur, bebe mavisine daha yakın, huzurlu bir renk. Her  yıl trend renkleri Pantone açıklıyor. Bu yılda Rose Quartz ve Serenity  olarak açıklamış. Pantone  bir renk enstitüsü diyebiliriz. Her rengin bir numarası ve karışım formülü mevcut. Yani dünya çapında , renklerin standart dili diye tanımlayabiliriz belki. Pantone sayfasından detayları inceleyebilirsiniz tıktık  Bu renkler yılın trend renkleri, sadece dekorasyon için geçerli değil. Aklınıza gelebilecek her şey için geçerli. Bugünlük dekor kısmına bir göz atacağız. 









Fotoğraflara  ve alttaki numaralara tıklarsanız fotoğrafların kaynağına ulaşırsınız.

  1 2  3  4  5  6

Çarşamba, Nisan 06, 2016

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir


Bugünlerde okuma sevdam güzel bir durumda çok şükür. Günde en az beş on sayfa okuyorum desem, kitapseverler bana çok gülecek eminim. Ama hiç okumamaktan iyi değil mi ? Bir huyum var ki çok hercaiyim. Menekşelerim gibi aynı. Birkaç kitabı aynı zamanda okurum. Bazen dört, bazen üç, yani genelde çoğul okumalarım var. Resim çalışmalarımda aynen öyle, bir sürü yarım bırakılmış resim var elimde. "Yarım kalanlar" diye bir sergi açayım diyorum.



Örgüde de öyle mesela, bir sürü ip alıyorum, şunu öreyim bunu öreyim derken hiçbir şey yapamadan hepsi dolap içinde bekliyor. Geçenlerde bir sosyal sorumluluk projesi için minnacık bir bebek süveteri örüp bitirdim, yerine teslim ettim çok şükür. Örgü örmeyi de çok bilmem. Bu yüzden kitaplar alırım, onlarda yarım kalır, içinden açıp da hiçbirini yapmam. Dolap bekler yünlerle beraber.


Diyete başlarım, bir de bakmışım diyetten çıkmışım. Geride dönmem. O da yarım kalır, verdiğim yarım kiloyu da geri alır otururum. Neyse ki "bu pazartesi " gibi hedefim olmaz hiçbir zaman.



Yürüyüşe başlarım bir havayla, her gün çıkacağım yürüyeceğim diye. En çok bir hafta sürer. Bir bakmışsın yürüyüşü de bırakmışım. O da girmiş yarım kalanlar arasına.


Bol bol ot çöp, börtü böcek fotoğrafı çeker paylaşırım. Bir onda istikrarlıyımdır. aynı tempoda sürer yıllardır. İçim kış olsa da görenler hep baharı yaşadığımı sanır bu yüzden.


Demem o ki, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar sadece anlık paylaşımlardır. En güzel şeyler paylaşılır genelde. Ve görende her şey güllük gülistanlık, lay lay lom sanır. Oysa, o sadece hayatın minnacık ve en güzel bölümüdür. Bu fotoğrafı ve sözü çok severim.

                                       HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR



Pazartesi, Mart 21, 2016

İlk kez


Mailime bir karikatür gelmiş. Bir erkek ve bir kadın konuşuyor karşılıklı.
Erkek şöyle diyor :
-Hiç gitmediğim bir yere gidip , hiç yapmadığım bir şey yapmak istiyorum.
Kadının cevabı ise şöyle ;
- Harika . Mutfağa git ve bulaşıkları yıka.!!

Sabah sabah tebessüm ettirdi beni. Oradaki sloganı düşündüm bir an. Benim hiç bir yere gitmem mümkün değilse de şimdilik , hiç gitmediğim bir yere gitsem neresi olurdu acaba dedim. Düşünmeye yasak yok nasılsa.  Hindistan tapınaklarını merak ederim. E hadi Hindistan'a gittim diyelim. Hiç yapmadığım şey ne olacak derken bir festivalle karşılaştım. Holi festivali. Diğer adıyla renklerin festivali. Hintliler baharın gelişini rengarenk boyaları vücutlarına sürerek ve birbirlerine boya atarak kutluyorlarmış. Fotoğraflara bakınca eğlenceli gibi görünüyor.



Boyaların renkleri  muhteşem bir kere. İnsanı cezbediyor.Pembe ve mavi boyarım ben kendimi.




















Bu festivalin geçmişinde mitolojiler ve efsaneler var. Hint mitolojisine göre kötülük kralı Hiranyakaşipu, Hindu tanrısı Brahma tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilmiş. Zamanla  Hiranyakaşipu, herkesin sadece ona itaat etmesini istemeye başlamış. Bunun üzerine oğlu Prablah, babasına karşı çıkmış  ve ona itaat etmeyi reddetmiş. Hiranyakaşipu oğlu Prablah’ı öldürmeye çalışmış ama  tanrı Vishnu, Prablah’ı kurtarmış. En sonunda Hiranyakaşipu, onu kız kardeşinin kucağında uyurken yakmayı planlamış. Ancak kız kardeşi Holika’nın üzerinde bir şal varmış ve  ateşte yanmıyormuş. Holika, kendi hayatını tehlikeye atıp kardeşi Prablah’ı kurtarmak için şalını üzerinden çıkarıp ona vermiş. Prablah kurtulmuş fakat Holika orada ölmüş. Hindu tanrısı Vishnu bunun üzerine Hiranyakaşipu’yu öldürerek yerine oğlunu getirmiş.
İyinin kötüye karşı zaferini simgeleyen Holika'dan esinlenilerek festivale Holi adı verilmiş. Festival her yıl baharın gelişi ile birlikte yapılıyormuş. Ve festivalin ilk günü Holika'nın kül oluşunu canlandırmak için büyük bir ateş yakılıyormuş .

Renkli kısmına gelince , o da bir başka mitolojiye dayanıyor elbette.
Mitolojiye göre, Hint tanrısı Lord Krishna arkadaşı Radha’yı kıskanır çünkü kendisi karanlık bir tene sahipken Radha’nın teni rengârenktir. Küçük Krishna, doğanın bu adaletsizliği karşısında annesi Yashoda’ya dert yanar. Annesi oğlu Krishna’nın gönlünü almak için yüzünü Radha’nınki gibi kendi seçtiği renklerde boyamayı teklif eder. Krishna bu teklifi seve seve kabul eder ve yüzünü boyar.
 Daha sonra bu oyun popülerlik kazanmış  ve zamanla  festivale dönüşmüş.
İşte ben bu ikinci gündeki rengarenk kısmına katılayım diyorum .


Renklerinde anlamı varmış .
Kırmızı_ Masumiyet
Yeşil_Canlılık ve enerji
Mavi_sakinlik ve ağırbaşlılık
Sarı_Dindarlık anlamındaymış. Festival Mart ayında yapılıyormuş.



Tontonum Jumbo nasılda eğleniyor. Sizin hiç gitmediğiniz yer ve hiç yapmadığınız şey ne olurdu acaba ?

Fotoğraflar pinterest den alınmışıtr.

Pazar, Mart 13, 2016

Bohem


Nedir ? den bi öğrenelim bakalım bohem ne imiş. TIKTIK   

Bohemin asıl anlamı çingene imiş ama terimleşmiş ve bir hayat tarzının tanımı halini almış. Yarını düşünmeden, günü gününe  yaşayan kişi ve topluluklara da bohem deniyor. Genelde sanatçılar için kullanılmış bu terim. "Bohem hayatı yaşıyor" gibi. Bohem bir hayat tarzı ve sadece sanatçılarla sınırlanamaz ama sanatçılar bu yaşam tarzına daha uygun galiba. Bohem hayatı denince  bizde çoğunlukla , elinde kitap , kalem, defter üçlüsü ile Cihangir cafelerinde takılanlardan bahsediliyor. Aynı şekilde bende Ankara cafelerinde takılıyorum. Sanatı da seviyorum üstelik. Dağınığım da. Bohem'im galiba. Ama yarını düşünmeden yaşama kısmı uymuyor. Yarını düşünmekten bazen günü kaçırıveriyorum zira.

Bohem hayatın en yoğun yaşadığı yer Paris. Hatta bohemliğin doğduğu yer bile diyebiliriz. Sanatın ve sanatçıların şehri. Vaktiniz varsa, Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini izlerseniz,. Paris'in bohem hayatının özetini görürsünüz bu filmde. Uzun zaman önce izlemiştim. Bir kez daha izlerim belki. 

Türk Dil Kurumu  sözlüğünde ise aynen şöyle geçiyor bohem. Aç parantez ( sözlük okumayı çok özlemişim şimdi fark ettim ve  hemen şu an okul yıllarımdan kalma TDK sözlüğümü çıkarıyorum ) kapa parantez

bohem 
sıfat Fransızca bohème
sıfat Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan (kimse veya topluluk)
"Gecenin bu saatinde bohem arkadaşlarımın bulunabilecekleri büyük bir birahanenin kapısı önünde durdum." - P. Safa
Bohem tarz, giyimde de mevcut, dekorasyonda da . Burada durum biraz karışıyor yalnız gördüğüm kadarı ile. Hippi tarzı da bohem olarak kabul ediliyor gibi. İş  moda kısmına gelince, işin içine Kızılderililer de dahil oluyor ve çingeneler de. Yani renkler, dağınıklık, özgürlük ve hepsinin sanata dönüşümü. Özgür ruh. Bugünün konusunun bohem olma sebebi aşağıda görmüş olduğunuz Dream Catcher yani rüya avcısı yani rüya kovucu yani düş kapanı. Adına ne derseniz artık. Son günlerde sürekli sıkıcı rüyalar görüp yorgun uyanıyorum. Kovsun o rüyaları diye yapıp başucuma asacağım.  Örneklere bakarken en hoşuma giden bu oldu ve bu da bohem dekor tarzına giriyor. 

kaynak


Ve bu noktada ben diyorum ki; bohem olmak öyle kolay bir şey değil aslında. Sanatı seveceksin ve yaşayacaksın, Kızılderililerin yaşam mantığını hayatına dahil edeceksin, bir hippi gibi derbeder , dağınık, bir çingene kadar göçebe olacaksın , ve  tüm bunların en kaliteli halini yapacaksın.




Boho chic diye bir moda stili var.  Bohemseniz kıyafetinizi de ona göre seçersiniz zaten. Siena Miller akımın en bilinen öncülerinden anladığım kadarı ile. Öğrenmenin sonu yok. Stili araştırırken bu güzel moda blogunu da keşfettim. Sizde seversiniz belki. Style Boom için TIKTIK  Ve alttaki fotoğrafa tıklayarak Boho chic'in en ince detaylarını inceleyebilirsiniz. Çok güzel derlenmiş ve sunulmuş, ellerine sağlık. Bu tarz, tam benim sevdiğim giysiler ve aksesuarlardan oluşuyor. Ben kesinlikle bohem'im.

www.styleboom.net

Pazar şarkımız olmadan bu konuyu kapatamayız elbette. Ve tabii ki Giacomo Puccini'nin La Bohême operasından bir bölüm dinleyeceğiz. Opera hakkında uzun uzun bilgi yazmayacağım zaten mevzuyu epeyce uzattım. Konuyu merak edenler TIKTIK yapacak.  Ve yine bu eser hakkında sizi bir başka web sayfasına yönlendireceğim. Özge Ersu  yazmış, birde ondan okuyun, sitesini dolaşın isterim. Yeni siteler keşfetmek güzel. 

Opera için 1896 da üretilen poster 
PUCCİNİ _ La Bohême / Musetta's Waltz 

Operadan sonra bir de bunları dinledim ben.  Madem bohem dedik tam olsun.

Charles Aznovour / La Bohême 

Edith Piaf / La Bohême 


Son söz ; mutlu , sevgi dolu , keyifli bir gün geçirin. Sevdiklerinize sıkı sıkı sarılmayı, öpmeyi, onlarla bir arada olmayı unutmayın. Sonraya ertelediğiniz şeyler , sonra  bir bakıyorsunuz yoklar... 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...