Kim korkmuyor ki ?
Son sıcakları en iyi şekilde değerlendirme çabasındayım. Fırsat buldukça kendimi güneşle buluşturuyorum. Kışa hazırlık olarak domates kavanozlarım yok benim, bunun yerine salçayı tercih ediyorum , bir de son güneşleri.
Hava güzelse, Ankara'da doğayla iç içe olunabilecek, nefes alınabilecek tek yer bana göre Eymir gölü. Özellikle denize bu yıl doyamayan ben için, en güzel yer.
Gölün tadı ayrıdır. O sadece sizindir . Sınırları bellidir, sakindir. Deniz öyle mi ? Hepsi birbirine bağlanır , sonu yoktur. Çok zaman hırçındır.
Uzun uzun seyrettim dün Eymir'i. Gözlerimi kapatıp doğanın sesini dinledim. Sakarmeke'lerin bisiklet kornasına benzer seslerine kulak verdim. Kanat çırpışlarını, dalıp çıkışlarını seyrettim.
Yediğim gözlemenin bir kısmını minik serçelerle paylaştım. Onlara "sizi çok seviyorum " dedim. Anladılar sanırım, yanımdan ayrılmadılar. Hatta fotoğrafta gördüğünüz ufaklık "bizde seni seviyoruz " dedi gibi geldi bana.
Bol bol fotoğraf çektim. Kendimi doğal yaşama o kadar kaptırmışım ki, kentsel yaşamın çirkinliğini bir fotoğraf sırasında fark ettim. Gölü görebilmek için tepelerden uzatmışlardı kafalarını .

Lafı uzatmayacağım, korkuyorum.!!!! Nefes alabileceğimiz bir avuç su parçası ve doğa kaldı. Lütfen kirletmeyin kocaman kulelerinizle. Gidin başka yerlere yapın çirkin binalarınızı. Doğadan başka bir şey görmek istemiyorum. Siz tepelerden gölü göreceksiniz diye bencillik yapmayın, benim göz zevkimi bozmayın. O bir parça alanı elimizden almanızdan çok korkuyorum. Yüksek kulelerinizle çepeçevre sarmanızdan çok çok korkuyorum.
Boğuluyoruz farkında mısınız ???