gizli cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gizli cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ocak 28, 2013

Yürüdüm

Bu post'u 9 Ocak'ta hazırlamıştım. 10 Ocak'ta yayınlayacaktım. O sabah saat 06:30 da kanama ile hastaneye gittik.9 gün yoğun bakımda kaldı, 19 Ocak gecesi sonsuz uykuya yattı ve  annem bir daha eve geri dönmedi. 






Kar yağar yağmaz ilk işim gizli cennete gitmekti. Böyle bir hedef yapmıştım kendime. Dört mevsim fotoğraflamak istiyordum "gizli cennet" adını verdiğim parkımı. O niyetle çıktım yola Salı günü.

Kimden ikikumtanesi

Yolda hafiften kaydım. Zaten sakat olan belim bi cız etti. Ama yılmadım. Devam ettim. Sonunda cennetin kapısına ulaştım. Belim mi ? Ağrımakta hala ne yazık ki. E geçecek inşallah.

Bir iki basamak inebildim sadece. Gördüğünüz üzere merdivenler fena halde karla kaplı. Ağrıyan belimi  ve kayıp düşersem kırabileceğim yerlerimi  düşününce, daha fazlasına cesaret edemedim, istemeye istemeye geri döndüm. Zorlamanın anlamı yok di mi ?


İndiğim basamakları geri çıkarken merdivenlerin görüntüsü hoşuma gidince de, bastım fotoğraf makinesinin deklanşörüne. Yapraklar karlar altında kalmış. Bir iki tanesi karın üzerindeydi. "Sonbaharda geldiğimde, hepiniz merdivenlerde beni uğurluyordunuz" demedim tabii. Desem anlarlar mıydı ?


Dönüş yolunda her zaman bu gazete-dergi  bayiine uğramadan geçemiyorum. Her tür dergiyi bulabiliyorum burada ve bir de çok sevdiğim Teksas, Tommiks serisini. Tommiks aldım eve döndüğümde okumak niyeti ile ama okuyamadım. 

Eve dönmek istemiyor tabii ki canım. Karla henüz içli dışlı olamadık. Planda bozuldu. O zaman B planı girdi devreye işte. İkinci çok sevdiğim yürüyüş güzergahı. Yani ara sokaklar, yani trafiğin az olduğu yollar. Crossroads'un tabelası çok şirin göründü gözüme bir an.


Sokağın biraz ilerisinde çok sevdiğim bir pastahane var. Dışarıdaki masa sandalyeler karlar altında öksüz kalmış. 


Masadan buzlar sarkıyor. Hava müthiş soğuk. Ellerim kısacık mesafede buz gibi oldu. Canım kahve istiyor, ellerim üşüyor, ayaklarım donuyor. Biliyorum ki içerisi her anlamda sıcacık. Açtım kapıyı girdim içeri.

Tatlılar tatlı tatlı karşıladı beni. İzin isteyerek fotoğrafladım. Hoş, pek gönüllü izin vermedi tezgahın arkasındaki beyefendi ama bir iki poz aldım. Tabii pastalardan da aldım.


Buranın en kötü tarafı , tüm ürünlerin mükemmel lezzette olması ve bu nedenle hepsini almak isteme arzusu uyandırması. Birazcık aldım bende çayın yanına. Kilo artışıma aldırmadan. Bugünse tartıya çıktığımda gördüklerim üzerine söylendim kendi kendime tabii ki.

Çıktık yine buz gibi havaya. İçeride hafiften ısındım , bununla biraz daha yürüyebilirim. Yola devam. Çamlar üzerinde karlar top top , o kadar güzeller ki, bırakıp gidemem şimdi bu manzaraları.



Yeşiller , beyazlar, yollar, inişler çıkışlar, çekilen fotoğraflar. Mutluyum ama çok üşüyorum.


Bu ağacın her seferinde fotosunu çekiyorum. Yola uzanışı çok hoşuma gidiyor.


Aynı şekilde bu ağacında. Demek ki ben böyle yola doğru uzanan ağaçları seviyorum. Bu sokağı da seviyorum.


Bu kaldırımları da seviyorum. Bir sürü ağaç var çünkü. Özellikle baharda, yazın, yapraklar açtığında yol daha bir güzel oluyor. Tam buradan geçerken, karşı kaldırımda ki evin bahçesinde, ağacın üzerinde bir sürü serçe öyle bir cıvıldıyordu ki, ne konuşur bunlar bu kadar diye merak ettim. Serçeler çok geveze kuşlar.


Ama tüm gevezeliklerine rağmen çok tatlılar çokk. Kuşları, doğayı, çiçeği böceği çok seviyorum. Üşümüş bu minikim.

Ya buna ne demeli. Üşümüş ama yaramazlık yapmayı da ihmal etmiyor. Daldan dala atlayıp beni yordu. Sonunda yakaladım.

İlle bir araba camına kalp yapılacak. Yaptım. hatta bir değil bir çok. Bu, gündüz yaptığım tek olan. Oysa bir önceki gece yürüyüşte, yola park etmiş arabaların tümünün camına kalp yaptım. Yoo, hiç üşenmedim . İçimden öyle geldi, içimi kırmak olur mu ? Şurda kırk yılın başı bi şey istemiş.


Yola devam. Sürekli sokaklar sokaklar sokaklar. Bu sokağa geldiğimde bir anda rüzgar çıktı. Ağaçlardaki karlar tozmaya başladı. Yolun sonunda sis halindeki tabaka, ağaçlardan inen karların görüntüsü. Güzeldi.


Bu sokak pamuk tarlası gibiydi. Bodur çitlerin üzeri öyle güzel dolmuş ki. Üşümesem daha ağır ilerleyebilirdim bu sokakta ama artık parmaklarımı zor oynatıyorum. Botum da su almaya başladı. Çorabım hafiften ıslandı.
Çocuk yuvasının bu şirin pembe şatosunu her gördüğümde, bir çok şeyden yoksun geçen çocukluk yıllarımızı hatırlarım. Bizimde olsaydı içinde oynayacağımız  böyle şatolarımız. 


Bu sokağı da bitirince döneyim artık eve. Bu kocaman ağaçta kaldırımı kaplamış neredeyse. Önündeki çamı sevdim aslında.


Bir de tek başına görüntüleyim derken , yıllardır gördüğüm, yanından geçtiğim ağacın üzerindeki tabelayı fark ettim.

Semtimizde bir anıt ağaç varmışta haberimiz yokmuş. "Yıllar sonra yakınen tanıştığım için çok mutlu oldum sevgili saplı meşe. Görüşürüz yine, hoşçakal şimdilik." diyerek,çok üşümüş hatta donmuş bir vaziyette evin yolunu tuttum.


Çarşamba, Ekim 31, 2012

Gizli cennet


Çankaya Bankadaki bir işim dolayısı ile yağmurlu bir günde düştüm yollara. Biraz erken çıkmışım evden. Bankaya gittiğimde kapalıydı. İçeriden yarım saat sonra gelmemi söylediler. Bu zamanı nasıl değerlendiririm diye  bir an düşündüm ve yolun karşına geçip, gizli cennetime doğru yol aldım.

Daha önce de paylaşmıştım bu parkı sizlerle.Bu merdivenleri inince parka ulaşılıyor.Çıkmaz sokak gibi di mi ?

Park

Güzellikler merdivenlerde başladı. Rengarenk yapraklardan gözümü alamadım. Hepsini tek tek fotoğraflamak istedim. Makinamı çantada taşımamın faydaları.

Merdiven

Yağmur şiddetini artırmaya başladı. Bir elimde şemsiye, bir elimde fotoğraf makinesi, kolumda çantam, zor da olsa  foto çekmek için uğraşıyorum. İlle de rengarenk yapraklar.

Yapraklar

Nihayet merdivendeki yapraklardan ayrılıp yola kavuşabildim. Yeşil ve yıkanmış ağaçlar kucakladı hemen beni. Mutluyum. Derinnn bir nefes çektim içime. Teşekkür ederim Tanrım.

Park

Ağaçlar öyle iç içe geçmiş ki, yağmur aralarından bana ulaşamıyor.  İlerde, soldaki ağacın içindeki sapsarı yaprakları görünce ilk duraklamamı yaptım. Onca yeşilin içinde harika görünüyorlardı. Duraklamalar bitmedi tabii tur boyunca.

Park

Parkta iki yürüyüş yolu var. Birisi bir hayli yokuş ve uzun, birisi daha kısa. Kısa parkurda turladım, çünkü  zaman sorunum var. Vakit daha uzun olsa, parkı daha bir doyasıya yaşamak isterdim bu güzel yağmur altında. Geldik havuz başına.

Park

Tabii yine duracağız. Damlaları izlemek için.

Damlacıklar

Yola devam. Parkta benden başka kimse yok. Korkmalı mıyım ?


Park

Korkmak istemiyorum , çünkü her şey çok keyif verici. Renkler muhteşem. Zaten 24 saat güvenlikte varmış ama hiçbiri görünmüyor ortalıkta.

Park

Tırmandıkça aşağısı daha güzel görünüyor ve renk cümbüşü göz alıyor.


Park

Parkın kocaman gövdeli ağaçlarından birisi. Orjinali böyle değil tabii ki. Fotoğrafla oynarken şahane renkler çıkınca öylece paylaşmak istedim. Tablo gibi.


Ağaç kabuğu

Parkın yanında okul var ve  okulun pencereleri parka bakıyor. Her yer kağıt uçak doluydu. Defterlerinde sayfa kalmamış kerataların. Amannn kalmazsa kalmasın. Sefaları olsun. Büyüyünce kağıttan uçak  yapamıyor insan.

Uçurtma

Çocukluğum. Pervane ağacım (bu adı ben koydum). Bayılırdım; yüksek bir yere çıkıp bu pervanemsi yaprakları atıp, sonra da döne döne yere düşmelerini izlemeye.


Pervane

O kadar çok foto çekmişim ki, bi bu kadar daha var en az. Onları da başka zaman paylaşayım.

 Bu güzelim yaprağı parktan çıkarken gördüm. Onunla bitireyim fotoları paylaşmayı.Sahi, ben bugün yaptığım yürüyüşte bir yaprak görüp cebime koymuştum, unuttum cebimde ne oldu acaba ?

Yaprak


Her zamanki gibi "farkındalık" önemli. Son günlerde bu hususta yoğunlaşıyorum. Bugün bulutları izledim mesela. Sadece bakmamayı, bakarken görmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Bakıyoruz ama ne görüyoruz ? Bir çok insana göre alelade bir park olabilir, ben baktığımda cenneti görüyorum.

Cuma, Mayıs 18, 2012

Yürüdüm

Dün gizli cennetimde yürüyüşe çıktım. Nefes almaya ihtiyacım vardı. Attım kendimi sokaklara ve ayaklarım beni oraya sürükledi. Baharda çiçekler açtığında gitmiştim en son. Sonrada hava şartları dolayısı ile pek fırsatım olmadı. Merdivenleri iner inmez iyi ki gelmişim dedim.

Son geldiğimde henüz ağaçlarda yaprak yoktu. Trafiğin sesi, keşmekeşi ve şehrin gri evlerinden sıyrılıp yeşile boyanınca gözlerim, mutluluğum bir anda tavan yaptı.. Bıraktım kendimi yokuş aşağı. Lay lay lom. Ve biraz sonra havuza ulaştım. Suları açmışlar , havuzu yeni doldurmaya başlamışlar.



Şırıl şırıl su sesi. Yanımda,gelirken kitapçıdan aldığım taze taze hiç açılmamış iki dergi. oturup okusam mı ?




Havuzun kenarında otursam mı oturmasam mı ikilemini kısa sürede ,"oturmayım" olarak noktaladıktan sonra, yürüyüşe devam ettim. Çünkü gözlüklerim yanımda yoktu. Dergileri okuyamayacaktım. Gözlüksüz bir hiç oluveriyor insan. İçimden içimden "köprüden geçti gelin " türküsünü mırıldanarak tahta köprüyüde geride bıraktım.


Yola devam... Benim cennetin inişli çıkışlı bir parkuru var. Bu da yürürken insana ayrı bir hoşluk katıyor. Bugi bugi gibi. Hoppp iniyorsunuzz, hopppp tırmanıyorsunuz.
Tırmanışa geçtik işte. Çimlerden aşağı yuvarlana yuvarlana inmeli. Havuz , köprü her şey aşağıda kaldı. Bakalım ilerde neler göreceğiz.


Bu kırmızı ağaç çıktı karşıma. Yeşillerin arasında fena halde albenili duruyordu. "Burdayım, baksana ne kadar alımlı ve güzelim. Fotoğrafımı çeker misin ?" dedi bana. Evet dedi , ben duydum . Kırmak olmazdı onu. Çektim hemen fotoğrafını.
Tırmandım tırmandım tırmandım. Yoruldum ama ben . Belim ağrıyor. Uzun süre yürüyemeyeceğim.

Kısa bir mola. Bu bankları çok seviyorum. Nesini mi ?. Ahşap olmalarını. Sıcacık. Metal banklar gibi buz gibi değil. Yaşıyor onlar. Üzerinde ne hikayeler saklı. Bir sürü isim yazıyor. Yok, bankla konuşmadım.  Ben oturunca kuşlar etrafımda dolaşmaya başladı. Yanıma onlar için yiyecek bir şey almamış olduğuma üzüldüm. Neyse bir daha ki sefere telafi ederim. Mor menekşeler de nefis. Şu ana kadar parkta ben, güvenlik görevlisi ve bir de kuşlar, kuşlar, kuşlar var. Sessizlik.

O da kim ? Aşağıda ağaçların arasında birisi var. A a, napıyor o. ? Kayaların yanındaki minik taşı kaldırdı ve altından naylona sarılmış bir paket çıkardı. Güvenliğe mi haber vermem gerek acaba. Ne saklamış oraya ? 

Benim gizli cennet bir liseye çok yakın.  Ve tabii ki  bu delikanlı taşların altına naylon poşete sarıp sigara saklamış. Okuldan çıkıp parka uğradı anlaşılan. Eve gitmeden bir son sigara. Poşeti açtı, kayaların üzerine oturdu, sigarasını yaktı ve dumanını savurdu keyifle. Benimde objektifime takıldı farkında olmadan. Tanınmasın diye fotoğrafla oynadım biraz. E madem gizli yapıyor bu işi, biz de gizleyelim kendisini.
Lise yıllarında bir yerlere bu şekilde sigara saklayanlar, kulaklarınız çınlasın.


Delikanlıyı, efkarı ve  hayalleri ile başbaşa bırakıp yola devam .  Veee inişe geçtik. Güneş ağaçların arasından  bana gülümsüyor.

Kalpli bir şeyle karşılaşmamak bana yakışmazdı ve bu ağaçla karşılaştım.  Ağacın adını "kalp ağacı" koydum. Yürüyüşü kalp ağacının orada, elimi kalbime koyup, gönlümden ufak bir reverans yaparak noktaladım. Bugünlerde belim ağrıyor ve yoruldum.  Evden uzaklaşma zamanımda doldu bu arada. Tekrar geleceğim gizli cennetim. Bekle beni.

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...