Pazar, Mart 10, 2013

Pazar şiiri

Geçen sabah yataktan kalktım ve dilimde bir şarkı, "çok sevdiğimden değil yani zor sevdiğimden" aynı anda da elim radyoya gitti, radyoyu açtım ve "çok sevdiğimden değil yani zor sevdiğimden" diye Sıla aynı sözlerle şarkıyı söylüyordu. Bazen bu tür hoşluklarla karşılaşabiliyorum hayatın içinde. 

Çalıştığım dönemlerde sabah erken, işe gider gitmez, ilk olarak makastar teyzelerimin odasına yönelirdim günaydın demeye. Onlar benden önce gelmiş olurdu işe. Sıklıkla da dilimde bir şarkı olurdu, söyleye söyleye girerdim odalarına. Şimdi rahmetli olan Ayten teyzeciğim o zaman bana " sabah sabah nasıl istiyor canın şarkı söylemeyi, maşallah " derdi. Farkında değildim ki, içimden gelir söylerdim. 
Bu sabahta, eskilerden bende kalan çok sevdiğim bir şiir dilime takıldı bir an. "Seni ele sevirem ki, diyeceğsin niye, ne bilem işte ele."  Demek ki dilimde sürekli takılı bir şeylerle dolaşıyorum da pek farkında olmadan yapıyorum bunu. Şimdi yazarken daha iyi algıladım durumumu.

Bugünkü şiir Zinnur Tiryaki'ye ait. Kendisi Erzurum'lu, kendi deyimi ile de Erzurum manyağı. Güzel şiirleri var. Kendine ait sitesinde hepsini okuyabilirsiniz. Tabii ki ben bugün sadece Erzurum şivesi ile yazdığı "Seni Ele Sevirem ki " adlı şiirini paylaşacağım, hem sözlerini hem de kendi  seslendirdiği videosunu.


Seni Ele Seviremki

Diyecahsan niye? Bennam işde ele.
Seni görende yüregim bir hoş olir,
Yanir, yanir dutuşir.
Diyirsenki niye? İşde ele.

Ahşam olir,
davar,nahır mal gelir.
Sayiram sayiram biri eksik.
Birde dönirem sen yohsan.
Gine diyirsen ki niye? Ne bilim işde ele.

Sekide ekmek yiyirem.
Lavaşi, civili dürüm edirem.
Kıtliram boğozumda dügümlenir.
Sen ahlıma gelirsen gine
Diyirsen ki niye? İşde ele.

Anam örtüleri sarir.
Yataceyıh, mahcuplaniram.
O da gidirya külli beçare galiram.
Sahın deme niye? Bennam, işde ele.

Guşluğa doğri daliram.
Hayal gurmuş, rüyada görmüşem.
Sen bennensen.
Sevinmiş, sevinmiş, tergan içinde galmışam.
Birde uyaniram yasdığa sarılmışam.
Ama deme niye? Ne bilim işde ele.

Sabağınan horozlar ötir,
Gahiram.bir cigara yahiram
Tavuhlara, culuhlara yem verirem.
Tutduğumi öpirem.
Seni culuhlara bile benzedirem.
Diyecahsan niye? Ne bilim işde ele.

Babam beni gapiya goymir diyirsen.
Ey helt yiyirsen.
Ahşama geder goni gomşiyi gezirsen.
Ezen, bibin, emin gile gidirsen.
İsdesen, bene görünürsen.
Madem ele gapiya, cama hatta tırhıca çıh.
Yüzün görim görimde orda ölim.
Diyirsenki niye? Ne bilim işde ele.

Zinnur Tiryaki 



Ele sevin ele sevin ki, tavuhları , culluhları o diye öpebilin



Cumartesi, Mart 09, 2013

İnsanlar

Herhangi biri kadar çılgın olabilsem hangisini denerdim diye düşündüm bir an.
İnsanlar

Hafta sonunuz keyifli geçsin.

Salı, Mart 05, 2013

Yeni bitti

Suluboya olarak yapmıştım bu kızı daha önce, suluboya kalemleri ile kuru olarak tekrar çalıştım. Kendimi hiç bir şeye odaklayamıyorum bu dönem. Şaşkın ördek misaliyim. Gün geçtikçe durum hafiflemiyor ,ağırlaşıyor. Özlem çığ gibi büyüyor. Ayakta durmam gerek.

Pazartesi, Mart 04, 2013

Eskilerim




Fotoğraftaki kırk yama seccadeyi rahmetli anneannem yapmıştı. Çok beğenmiş ve benim olmasını istemiştim. O da bana vermişti. Hangi tarihte aldım hatırlamıyorum. Yaşamda, tarihlere fazla takılmayı da sevmiyorum. Çok çok eski bir seccade değil bu, bunu eski kılan üzerinde kullanılan kumaşlar. Rahmetli çok tasarruflu bir insandı. Artan şeyleri değerlendirmeyi çok severdi. Bize geldiğinde bende ne kadar artmış ip varsa alır götürürdü. 20 cm bile kalmış olsa atmazdı. O artan  iplerle şahane çizgili çocuk süveterleri örer ve onları biriktirir,belli bir adete ulaştığında da bir taksiye biner yetiştirme  yurduna  gider ve kendi elleri ile oradaki çocuklara süveterleri giydirirdi. 

Kumaşları da atmazdı. Boş vakitlerinde el makinesini açar, bir şeyler diker değerlendirirdi. Bu seccade üzerinde halalarımın, annemin, dedemin, benim, kuzenlerimin, hepimizin giysilerinden birer parça var. Bir kısmını çok iyi hatırlıyorum. Şu annemin elbisesi idi, şu dedemin pijaması idi gibi. Kısacası üzerindeki kumaşlar en az 50 yıllık. işte bu sebeple "eski" ünvanını almış bulunuyor. 
Üzerinde zaman zaman namaz kılmak  apayrı bir zevk olan bu seccademi, eskimesin diye gözüm gibi saklıyorum. Ve baktığımda gördüğüm şey; elle çevirmeli dikiş makinesinin başında , yere diz çöküp oturmuş, bunları diken anneannem gözümün önündeki.

Pazar, Mart 03, 2013

Pazar şarkısı

Caz ve Blues seven biri olarak bu sabah ben Roberta Flack dinledim. Robeta Flack kimdir derseniz.
Onu benim yaş grubum Killing Me Softly ile tanır. Flack 1937 doğumlu, Amerikalı şarkıcı, söz yazarı . 1972 yılında "The first time ever I saw your face" ile Grammy ödülü kazandı. 1973 yılında Donny Hathaway ile birlikte yaptıkları düet "Where is the love " onlara Grammy'de en iyi ikili vokal performansı ödülünü kazandırdı. 1974 yılında ise benim sevdiğim şarkısı "Killing me softly " ile Grammy'de yılın şarkısı ve en iyi  vokal ödüllerini aldı .





Roberta Flack / Killing Me Softly

Roberta Flack - Peabo Brayson / Tonight I celebrate my love

Roberta Flack / The First Time Ever I Saw Your Face

Roberta Flack / Bridge Over Troubled Water

Roberta Flack / Hey Jude


Bu kıymetli pazar gününü hepiniz en güzel şekilde geçirin. Dertsiz, tasasız, kavgasız, hastasız ... diye uzarrrr gider temennilerim.

Caz sevenlere özel sevgi ve selamlarımla

Cumartesi, Mart 02, 2013

Kua nini

Bir çinli karısına demiş ki 
_ "tiki taki" 
karısı da ona
_"kua nini " diye cevap vermiş...
Çinli adam üzülerek demiş ki
_"taka anji radiyumba yaku... "
Karisi ağlaya ağlaya demiş ki
" mimi takuni kakubinda misa mihi "

Ya, sanki bişi  anlıyorsun da okuyorsun, sana ne başkalarının aile sorunundan...


Perşembe, Şubat 28, 2013

Ufaktan ufaktan kaçıyorum

Delinin biri her gün vücudundan bir parça kesip tımarhanenin penceresinden aşağı atıyormuş .Bunu fark eden doktor deliye sormuş:
 -- Sen ne yapıyorsun ?
 -- Ufaktan ufaktan kaçıyorum  ..
foto: Füsun T.

Çarşamba, Şubat 27, 2013

Benden şeyler

19 Ocak 2013 de ebedi hayata geçsen de sen benim gönlümde hep yaşayacaksın.

Pazartesi, Şubat 25, 2013

İnsanlar


                   Kendim, kendime şu soruyu sordum  " Neden böyle bir şey yapmaya karar verdi acaba ? "

                                                             İnsanlar

                          Keyifli bir hafta diliyorum hepinize. Ufkunuz açık, düşleriniz gerçek olsun.

Pazar, Şubat 24, 2013

Pazar şarkısı

19 Nisan 1972 Hey dergisinin yedinci sayfası altta görmüş olduğunuz sayfa. Sağolsun Hey dergisi arşivini internet ortamına taşıyanlar. Bu sayfada müzik piyasasında en çok dinlenen, beğenilen, satılan, istek alan şarkıların listesi yapılmış. Sayfanın altında vermiş olduğum linke tıklar, oradan da açılan sayfadaki fotoya tıklarsanız fotoğrafın büyük halini görebilir ve listeyi rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Foto : Hey dergisi arşiv sayfası
Ben Hey dergisini uzun yıllar takip ettim. 70 li yıllara bir nostalji  yaptım dergiyi arşivden okuyarak. Bu haftanın pazar şarkılarını da bu listeden seçtim bu hafta. 1972 yılında listelerde hangi müzikler varmış ve bunları tanıyan, bilen kimler varmış. ? İşte bu pazarın şarkıları.

Richard Harris --- MY BOY 
Ömür Göksel --- Sevemem artık
Şenay --- Sev Kardeşim

Ve çok enteresan bir şarkı . Listede üçüncü sırada yer alıyor. Afrika kökenli bir grupmuş Osibisa. Ben hatırlayamadım bu grubu. Belki de bir başka şarkılarını hatırlarım.
Osibisa --- Survival

Son olarak kendimle de özdeşleştirerek , biz yaştakilerin iyi bildiği bir şarkı.

Oy anam oy --- Arda Kardeş

Cuma, Şubat 22, 2013

Kıssadan hisse

BİR LETONYA HİKAYESİ

 Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış. İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan, kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış. İşte bir gün yaşlılardan birini oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da : 

 - Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım... demiş. 

 Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış. Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş: 
 - Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu, şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap. 
 Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş. Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna şu öğüdü vermiş: 
 - Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme. Gerçekten de bir iki ay içinde bütün köy tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış. İlkbahar'a doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsulünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış . İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt vermiş: 
 - Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar, yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin. 
 Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş. Evi gözlemeye başlamışlar. Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hala yaşadığı ortaya çıkmış. Köylüler genci krala şikayet etmiş. Kral önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış. 
 Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklardır. Çünkü onların hayat deneyimlerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler vardır. 

Son cümle: 'Gençler yaşlıların aptal olduğunu sanır, oysa yaşlılar gençlerin aptal olduğunu bilir' İngiliz Atasözü


***** Mailime gelmiş ben de aynen paylaştım. Hayata dair bir çok iyi ve gerekli  şeyi büyüklerimden öğrendim. "İyi ki bu anne-babanın evladıyım" dedim her zaman ve hala da diyorum. Büyükler,biz giderken dönmüş oluyorlar bizim yürüdüğümüz yolları. O yüzden onları biraz daha can kulağı ile dinlemekte fayda var, yaşımız kaç olursa olsun.

Bu aralar canım hiçbir şey istemiyor, bloga bir şeyler yazmaya çalışıyorum yazamıyorum. Bir süre daha alıntılarla, videolarla idare edeceğim sanırım. Hepinize sevgiler. Bu da son günlerdeki benin resmi.
resmi suluboya kalemleri ile yapmıştım



Çarşamba, Şubat 20, 2013

Ne desem bilemedim

                                                                     teknoloji

Salı, Şubat 19, 2013

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...