eskilerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskilerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 22, 2013

Eskilerim

Acaba içinizde daha önce görmüş olan var mı ? Babaannem hacdan getirmişti bu oyuncağı bana. Kıymetlilerimden birisi daha.

   
                                              Nasıl çalıştığını görmek isterseniz BURADA

Perşembe, Mart 28, 2013

Eskilerim

Kimden ikikumtanesi

Yine en az 60 yıl öncesine ait bir eski ile karşınızdayım. Bu tabağın bende oluş hikayesi şöyle. Sevgili yan komşum Neriman teyzem sağ olsun bana sık sık bir şeyler ikram eder. Ben onun revani tatlısını, kabak tatlısını çok beğenirim. O da pişirdiği zaman bana muhakkak getirir. İşte bu tabakla da bana kabak tatlısı getirmişti. Tabağı görünce bayıldım. Tablo gibi. Nasıl etsem. Tabak boşalınca geri götürdüm tabii. Fakat başladım tabağa olan beğenimi anlatmaya. Öyle bir anlatmışım ki, Neriman teyze " al senin olsun, oğlumun sünnetinde hediye gelmişti " deyince ikiletmeden tabağı sahiplendim. Ve tabak hemen mutfaktaki nişte yer buldu kendine. 

Kimden ikikumtanesi

Pazartesi, Mart 04, 2013

Eskilerim




Fotoğraftaki kırk yama seccadeyi rahmetli anneannem yapmıştı. Çok beğenmiş ve benim olmasını istemiştim. O da bana vermişti. Hangi tarihte aldım hatırlamıyorum. Yaşamda, tarihlere fazla takılmayı da sevmiyorum. Çok çok eski bir seccade değil bu, bunu eski kılan üzerinde kullanılan kumaşlar. Rahmetli çok tasarruflu bir insandı. Artan şeyleri değerlendirmeyi çok severdi. Bize geldiğinde bende ne kadar artmış ip varsa alır götürürdü. 20 cm bile kalmış olsa atmazdı. O artan  iplerle şahane çizgili çocuk süveterleri örer ve onları biriktirir,belli bir adete ulaştığında da bir taksiye biner yetiştirme  yurduna  gider ve kendi elleri ile oradaki çocuklara süveterleri giydirirdi. 

Kumaşları da atmazdı. Boş vakitlerinde el makinesini açar, bir şeyler diker değerlendirirdi. Bu seccade üzerinde halalarımın, annemin, dedemin, benim, kuzenlerimin, hepimizin giysilerinden birer parça var. Bir kısmını çok iyi hatırlıyorum. Şu annemin elbisesi idi, şu dedemin pijaması idi gibi. Kısacası üzerindeki kumaşlar en az 50 yıllık. işte bu sebeple "eski" ünvanını almış bulunuyor. 
Üzerinde zaman zaman namaz kılmak  apayrı bir zevk olan bu seccademi, eskimesin diye gözüm gibi saklıyorum. Ve baktığımda gördüğüm şey; elle çevirmeli dikiş makinesinin başında , yere diz çöküp oturmuş, bunları diken anneannem gözümün önündeki.

Çarşamba, Kasım 28, 2012

Eskilerim

Kahve tutkum malum. Bu tutkunun nereden geldiğini de söyleyim. Anneciğim her gün saat iki gibi, pencere önünde kahve içerdi ben gençken. Hatta yanına bir de sigara yakardı. Sigara içmezdi normalde ama kahve ile severdi. Ben,Türklerin kahve içme yaşına gelince (malum, çocuklar kahve içmez ağzı kararır), bu cam önü kahve ritüeline iştirak eder oldum. Sonrası malum, bu alışkanlık bende sabah bir , akşam bir olmak üzere devam ediyor. Anneciğim ise rahatsızlığından dolayı artık kahve içemiyor.

Bir zamanlar memleketimizde kahve bulunmaz olmuştu. Nedenini hatırlamıyorum. Yurt dışından tanıdıklar çekilmemiş tane kahve getirirlerdi bize. E tiryakiyiz ya. Yine o yıllarda evlerde elektrikli öğütücüler olmadığı için yiyecekler ya havanda dövülür ya da şimdi fotosunu göreceğiniz bu değirmenle öğütülürdü.
Bunları anlatmamda ki sebep gençler fotoları görünce  bu da ne demesinler. Yaşımız çok fazla olmasa da bunları yaşadık biz. Çok uzun zaman değil , bundan 25-30 yıl öncesinden söz ediyorum.! İşte bu aletle öğütürdük biz de yurt dışından gelen tane kahvemizi. Biraz güç gerektirdiği için ilk aşamayı annem yapar, hoşuma gittiği içinde kalan aşamayı ben tamamlardım. Çünkü taneler parçalanmış olur, değirmeni çevirmek kolaylaşırdı.


Nasıl çalıştığına gelince. Solda görülen parçanın içine kahve konur, yanındaki parça üstüne takılır, sonra kapağı kapatılır ve en sağdaki aparat ikinci parçanın üzerindeki demir çubuğa yerleştirilir. Sonra da aparatı ucundan tutup çevirmeye başlarsınız. Çevirdikçe taneler çıtır çıtır ses çıkararak kırılır. O koku şu an burnumda. O kadar güzel kokar ki taze öğütülmüş kahve ve o kadar lezzetli olur ki.  Olsa da içsek. Hatta yakın zamanda yapsam bu işi. 

İşte anıları ile birlikte sakladığım eskilerimden birisi de budur. Neşe içinde güzel sohbetler eşliğinde bol kahveli günler hepimize.

Cumartesi, Eylül 22, 2012

Eskilerim




İşte eskilerimden biri daha. Fotoğrafa bakınca ne olduğunu anlayabildiniz mi acaba ?  Bir hayli geçmiş zamandan geliyor bana. Annemin dedesinden yadigar. Bu da yaşanmışlığını sevdiğim bir parça.




Evet bir çakmak. Haznesine bildiğim kadarı ile benzin dolduruluyormuş. İçindeki fitil benzini emiyor ve sağ taraftaki çakmak taşı çakınca da fitil alev alıyor. Sarma sigarasını yakan atalarımın minicik kapağı kapatması ile çakmağın alevi sönüyormuş.


Perşembe, Eylül 13, 2012

Resimli Hayat Mecmuası

                                                                        Yıl 1952

Resimli hayat mecmuası; bir hayli ağır ve büyükçe olduğu için, ancak  kucağıma alıp  sayfalarını çevirebildiğim, dergi kavramı ile ilk tanıştığım yayın. küçüktüm küçücüktüm  Rodin'in meşhur "The Kiss" heykeli ile tanıştığım,  anlamadan içindeki fotoğraflara hayran hayran baktığım, çok merak ettiğim şeyleri anneme sorup öğrendiğim dergi. İçinde çocukluğum saklı. O yüzden bende hala gözüm gibi saklıyorum. Gördüğümü anımsadığım her fotoğraf, beni Ankara Maltepe'deki evimize götürüyor. 





                                                                  


Çarşamba, Haziran 20, 2012

Eskilerim

Az önce sade sabah kahvemi yudumlarken, bugün ne paylaşsam diye de düşünüyordum bir yandan. Her gün bir şeyler paylaşmak şart mı ? Elbette değil, ama seviyorum sizlerle bir arada olup paylaşmayı. O yüzden de hemen her gün bir post hazırlamaya gayret ediyorum. Bu biraz da, kendime ait bir zaman dilimi olması sebebi ile bana pek  bir lezzetli geliyor. Bir çok şeyi unutup sadece buraya odaklanmak rahatlatıyor beni bir nebze. Hatta benim gibi evde vakit geçirmeye çalışan biri için boş geçmeyen bir zaman dilimi olması da ayrıca sevindirici oluyor. İşte hem kahvemi yudumlayıp hem düşünürken aklıma "eskilerim " geldi. Yaşanmış, iz taşıyan her şey hoşuma gidiyor benim. Küçük yaşlarımdan beri böyle bu. Ortaokul yıllarımda memlekete anneannemin yanına gittiğim bir gün, ikimiz zerzemiye (evin altında bulunan bodrum.Yörede zerzemi olarak geçiyor ) indik. Orada anneannemin bir sandığı vardı, dayımın üniversitede okuduğu  romanlardan tutunda, rahmetli dedemin kullandığı ilacın kutusuna kadar bir sürü şey vardı içinde. İşte o çocuk aklımla orayı kurcalayıp içinden bana cazip gelen bir kaç şeyi seçip almıştım. Üstelikte benim o yıllarda mahzen, mağara türü yerlerden korkum vardı. Giremezdim. Anneannem'in evi çok eski devirlerden kalan bir evdi. Girdiğimiz yerde iç içe odalar yapılmış. Gel gezdireyim demişti de zor atmıştım kendimi dışarı. Bu arada alacaklarımı almayı ihmal etmedim ama, meraka bak . Oradan aldıklarımı bir başka zaman göstereceğim. Bugün; daha yetişkin yaşlarımda, anneanneme israr ederek " ben sana yenisini alayım, ne olur bunu bana ver " diye yalvara yalvara edindiğim kahve kutusunu paylaşacağım.
Rahmetli meleğim kahvesini bu kutuda saklardı. Her istediğimde de "kızım bu kahveyi hiç bayatlatmaz, yıllarca içinde dursa bir şey olmaz " der, "sonra vereyim, sonra " diye beni atlatırdı. Bir marangoza yaptırılmış bu kutu. Dedeler tarafından. Allem ettim kallem ettim sonunda kutuyu almayı başardım. Kutu anneanneme de dedelerinden kalmış. Yani yaşı bir hayli fazla. Sarıp sarmalamış kaldırmıştım bir ara. Bir şey olmasın, zarar görmesin diye. Sonra baktım ki kutu yaşlanmış sanki, daha bir eskimiş, üzgün gibi geldi. Yaşadığım mekana alıp her daim birlikte olmaya başladığımızda ise kendini muhafaza ettiğini gördüm. Bu yazdıklarımda gayet samimiyim. Kullanılmayan şeyler daha çabuk eskiyor. İçine kahve koymuyorum ama mutfağımdaki nişin içinde, her gün onunla , anılarıyla, güzel hatıraları ile birlikteyim.
                                                                  Ben  balık burcuyum





.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...