Cuma, Mayıs 17, 2013

Tatil

Zamanı gelmeye başladı tatilin. Hayaller kuruluyor, paralar biriktiriliyor, ne zaman çıksak, nereye gitsek düşünceleri iş molalarına eşlik ediyor bu günlerde. Uzun zamandır tatil yapmadım. Hoş, bana her gün tatil ama, son yıllarda tatilden maksat deniz kenarında zaman geçirmek  olduğu için ben çok uzun zamandır bunu yapamadım. Tatil kavramım da aslına bakarsanız denize ulaşmakla çok bağdaşmıyor. Kendimi mutlu hissettiğim, sevdiğim şeylerle oyalandığım, huzurla kahvemi yudumladığım zaman tatilde sayıyorum kendimi. Çünkü o anda muhakkak kendimi dünyanın sıkıntılarından  soyutluyorum. Kısa da olsa hayata mola veriyor, dinleniyorum. E tatilde dinlenmek değil mi ? Aslına bakarsanız deniz kenarlarında kendimizi daha çok yoruyoruz. Tatil olmuyor pek. Hele yazlık ev sahibi iseniz  yandı gülüm keten helva. Bi kere yıllarca aynı mekana gitmek durumunda kalıyorsunuz. Yeni yerler görme şansınız azalıyor. Temizlik, ütü, çamaşır,yemek işi  iki misline çıkıyor. Git ev temizle, dönerken ev temizle, yatak yorgan yıka, aman perdeler kirlenmiş onu da yıkayayım derken, bi bakıyorsunuz tatil bitmiş. Bu arada evin erkekleri iki kat huysuzlaşıyor, istekleri iki katına çıkıyor. Yemek saatleri beş, altı öğüne çıkıyor. Tüm bunların arasında fırsat bulursan denize git. Dönüşte duş sırası bekle, en sona sen kal , sonrada vıcık vıcık olmuş, her tarafı kum dolu banyoyu sil süpür. Daha nefes alamadan yemek hazırla. Ha babam de babam çalış çabala. Bence yazlık evi olan kadınlar eve döndüklerinde tatil yapıyorlar. Bir de tatil köyü maceraları var tabii. Yazlık ev sahibi olduğumuz için o kısmı hiç yaşamadım. Yazılanları okuduğum kadarı ile bilgim var ancak. Okumak deyince, bugünlerde dergilerde tatil ekleri vermeye başladı. O dergilerden birinde bir otel gördüm, çok çok sevdim. Orada iki gün konaklasam, bu da benim tatil hayalim olsa. Hayallerine girecek kadarsa muhteşem bir yer mi diyeceksiniz. Sadece fotoğraflarını gördüm ve sevdim. Yaşanmışlıklar beni çeker. Burada da yaşanmışlık hakim. Bir de tatilden ve gideceğiniz yerden ne beklediğinize bağlı.


Beğendiğim yer Ayvalık'ta  Eolya Konukevi. Lokal dokuyu koruyan oteller kategorisinde.
"EOLYA'da KAHVALTI servisi yasemin kokulu avluda 8:30-11:00 arası verilmektedir. Kahvaltımız açık büfe olup Ayvalık'ın en güzel peynirleri, zeytinleri, tereyağı yanında yörenin karadut reçeli ve arap saçlı, ısırgan otlu omletleri masamızı süslemektedir. Ayrıca güne özel kek, börek, poğaça ve kurabiyelerimiz gün boyu sizlere keyif verecektir." diyor tanıtımında. Daha ne isterim. Hele ki yasemin kokusu varsa, o kahvaltının  tadına doyulur mu. Sanırım avlu burası. Falda kapanmış, masa şahane. Oku, yaz kafa dinle.


108  yaşındaki bir bina 3 yıl önce restore edilerek otele dönüştürülmüş. 3 katlı binanın iki odasında otel sahibi Erinç hanım ve kızı Damla yaşıyormuş. Otel 4 odalı . Pembe oda, mavi oda, mor oda ve yeşil oda var. Sanırım bu görünen fotoğrafta en alt kattaki tv odası. 




Ben bu balkonu da pek sevdim.

Dekorasyondaki eşyalar  eski. Kimisi 111 yıl önceki evin sahipleri Rum aileye aitmiş, kimisi de Erinç hanımın kendi biriktirdiği eski eşyalarmış. Malum bende eskiciyim ya, belkide o cezbetti beni. Bir de ne öğrendim bakın, otele girince ayakkabılarınızı çıkartıp terlikle dolaşıyormuşsunuz. Kısacası evinizdesiniz. 
Ve mümkünse ben mavi odada kalayım.


Kim bilir belki yolunuz düşer, belki seversiniz gidersiniz, belki de bir bakmışsınız ben gidivermişim gerçekten. Kim önce giderse Erinç hanıma ve kızı Damlaya sevgiler götürsün. İki kum tanesi belki bir gün buralara gelecekmiş deyin. 
Detaylı bilgi, rezervasyon ve diğer fotoğraflar BURADA



Perşembe, Mayıs 16, 2013

Kandil simidi

                  Kandiliniz mübarek , dualarınız kabul olsun. Beni de katın dualarınıza mümkünse. 

Bugün kandil simidi yapacaklara  bende güzel bir tarifle katkıda bulunayım istedim. Sizi daha önce hazırlamış olduğum bir post'a yönlendireceğim bunun için. Tarif nefis denemenizi öneririm. 
                                                                      Tarif  BURADA


Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Benden şeyler

İnsanları hali ile hoş görmeye çalışırım genelde. Zordur aslında. Hemen de olmaz bu. Çalışmak lazım üzerinde. Hala da çalışıyorum. Sık sık kendimi kontrol ediyorum bu hususta. Tek sabredemediğim, sizi aptal yerine koymaya çalışan, iyi niyetinizi kullanmaya çalışan kişilikler. Sürekli verdiğiniz zaman sürekli alıp üzerine bir de kullanmaya kalktılar mı, benim de sinirlerim ayağa kalkıyor. Affedilecek bazı ufak tefek şeyleri affeder susarım, görmezden gelirim, bir dahasını beklerim  ama kasıtlı yapıldığını hissetmişsem asla susmam. O yüzden de biraz "cadı" görülürüm. Olsun, ben şahsiyetimi ve  cadılıklarımı seviyorum.
Uzun zaman bir insana tahammül ettim. Yaptıklarını görmezden geldim. Hakaretlerini bile yuttum . Herkes bana o kişiden uzak durmamı söyledi, ben anlamadım. Canımın acıyacağını bildiği  bir şeyler  söyleyeceğinde, ben bir işle meşgul, sırtım ona dönükken "yüzüme bak " bile diyebildi. Gözümdeki, yüzümde ki acıyı görmek onu ne derece mutlu etti kim bilir. Ben tüm bunları yok sayabildim.  Bu kadar da saf bir iyiliğim var. Sanki herkes benim kadar iyi niyetli.  Netice de çok geçte olsa anladım ki, o insan asla değişmeyecek bana karşı. Hatta şunu hissettim ki kuyumu bile kazabilir. Hakkımda olmadık şeyleri bile söyleyebilir. Ne acı. Nasıl bir ruh halinde yaşıyor. Çok eskilerde kalsa da paylaşmak istedim bunu nedense.

Düşünceniz sağlam ,saf ve iyi niyetli olunca , yakınınızda da sizin gibi düşünen insanlar yer alıyor. İstisnalar asla kaideyi bozmaz. Benimde yakınımda çok güzel insanlar mevcut bir kaç yıldır. Kurs arkadaşlarım ve kurs hocam. Hepsini çok seviyorum. Onlarında beni sevdiğini biliyorum. Çünkü en güzel şeyi yapıp, sevgilerini söylüyorlar. Güzel, hatta şahane bir grup olduk. Ben grubun organizatörü olarak görev yapıyorum. Sık sık etkinlikler düzenliyorum. Sırada en yakın zamanda Zeynel'de sabah kahvaltısı etkinliği var mesela. Bu etkinliklere ben Buluşma-Kaynaşma adını verdim. Son buluşma kaynaşmamız bizim bahçede gerçekleşti. Sabah 9 da arabalarla hareket edip yola koyulduk. Akşam 17:30 da dönüş yaptık. Hepimiz bir şeyler yaptık yiyecek olarak, hepimiz yardımlaşarak işleri yaptık günü tamamladık. Cuma günü bizim kurs günümüzdü, kursu bahçede gerçekleştirdik. Hocamız bize perspektif ve kaçış noktasını anlattı. Bakarak çalışma yaptık. Bahçenin muhtelif yerlerini resmettik. Ve çok güzel bir sürpriz vardı o gün için. Sevgili hocamız sanatını konuşturarak bizlere cupcakeler hazırlamış. Hepimizin özelliklerine göre çalışmış ve yine özelliklerimize göre  minicik notlar ilave etmiş yanlarına. Böyle bir hoca dostlar başına. Adını bir yere not alın. Melek Kaman.
İşte o günden kareler. Hem sizlerle paylaşayım hem de anılarıma bu vesile ile ilave etmiş olayım.

                                     Herkes fotoğraf çekme peşinde. Cupcake fotosu.


                                   Ve işte şahane sürprizimiz. Bilin bakalım ben hangisiyim.


         İyi ki doğdun Hatice.. Bir gün önce Hatice'nin doğum günü idi. Ben de  ona minik bir sürpriz yaptım.


                                                    Melek hocam perspektif anlatıyor.


                                                Çalıştık biz , hemde çok güzel çalıştık.


Hem çalıştık, hem eğlendik, hem yedik içtik günü bitirdik.

Yakınınızda daima güzel insanlar olsun.


Salı, Mayıs 14, 2013

Ondan bundan şundan

Dün gece sıkıntılarımı kısa bir zaman diliminde de olsa hafifletmek için film izlemeye karar verdim. Komedi filmi ararken de bir belgesel filme denk geldim. Chimpanzee. Çok çok çok güzel bir belgesel film. Fotoğrafta gördüğünüz Oscar. O bir bebek. Filmin başrol oyuncusu. İzlemenizi isterim. Bu bakışları hiç unutmayacaksınız.

foto
Oscar'ın da annesi öldü. Ölüm düşüncesinin insanlarda olumlu davranış biçimleri yarattığını savunan teoriye göre, bir gün ölümü tadacağını düşünen insanların motivasyonları çok yüksek oluyormuş ve hayata daha çok tutunuyorlarmış.  Benim  düşündüğüm şey ise , zamanımın az kaldığı ve bu zamanı sağlıklı ve kaliteli bir şekilde tamamlamak. Hayata tutunmak adına bir etki yaratmıyor bende.

Mezar Taşları by hakan kahveciler (meqan)) on 500px.com
Mezar Taşları by hakan kahveciler

Kastamonu'nun Azdavay ilçesinde kaymakamlık tarafından tanıtım için bastırılan rehberde, ayı görüldüğünde yapılması gereken kurallara dikkat çekilmiş.
'Azdavay Yürüyüş Parkurları' rehberinde, ''Ayı yakınınızdaysa yavaşça geriye dönün. Sakın koşmayın. Normal bir ses tonuyla ayıyla konuşun. Böylelikle insan olduğunuzu anlayacak, merakını giderecektir'' deniyormuş. Demek ki hayvan ayılar sözden anlıyor, ya bir de diğer ayılar için ne yapılacak ondan haber verseler.  Kısacası , ayı çıkabülürr, taş düşebülürr aman dikkat.

Smack! by Marsel van Oosten (MarselvanOosten)) on 500px.com
Smack! by Marsel van Oosten

Yine 350 kadın ve 177 erkekle bir araştırma yapılmış. Konu erkeklerde sakal ve güvenilirlik ilişkisi. Çekicilik, aile kurma becerisi, sağlık ve ne kadar erkeksi göründüklerini sormuşlar bu kişilere. Sonuç şöyle; hafif kirli sakallılar tüm kategorilerde sınıfta kalmış. Ben bazılarında severim bu sakalı ama vurdumduymaz bir havaları var gerçekten, pek güvenilir değil görününmleri.  Uzun sakallı erkeklerin aile kurmak için güvenilir bir aday olduğu ancak maço izlenimi verdiği düşünülmüş bu kişilerce. Kirli sakallı erkeklerse seksi ve çekici olarak değerlendirilmiş. Sakal bırakacakların dikkatine. Benim ki sakalsız olsun mümkünse. Düşünmeyim güvenilir mi değil mi diye ..

Sarışın kadınların çekiciliği ispatlanmış. Bunda bir hata var gibi geldi bana. Erkekler sarışın kadınları daha çekici buluyormuş. Sarışın kadın sayısı çok az , sarışın taklidi kadınsa çok bol. Gerçek sarışınlardan bahsediliyordur sanırım. Yine araştırma yapılmış ve bu araştırmaya katılan erkeklerden sadece %3 ü , manken fiziğindeki kadınları hoş bulmuş. Kalan yüzde, kıvrımlı hatların daha çekici olduğu görüşündeymiş. Diyete son !!! Her beş erkekten biri kadınlarda ilk olarak gözlere bakıyormuş. Gözlerinin içi gülen bir kadın tercih sebebi olmaz mı.. Gülümseyin.

Ulay by Валерий Касмасов (Kasmasov)) on 500px.com
Ulay by Валерий Касмасов

Birleşmiş Milletler (BM), açlıkla mücadele etmek, beslenmeyi desteklemek ve çevre kirliliğini azaltmak için alternatif besin kaynağını bulmuş: Böcekler.. Protein açısından en az et kadar zenginmiş. Rahmetli anneannem kıyamet alametlerini anlatırken, 40 yıl kıtlık olacağından söz ederdi. O yıllara doğru mu gidiyoruz acaba dedim bir an. 
foto: Füsun T.


Ve son olarak, psikologlara göre, ‘ben yaşamadım, çocuğum yaşasın’ düşüncesiyle çocuğun her istediğini yapmak, mutlu olamayan, doyumsuz bireylerin yetişmesine yol açıyormuş. Çünkü neyden nasıl mutlu olacağını  bilemiyormuş çocuk. E her şey altın tabakta önünde , neyden mutlu olsun. Ben yaşamadım çocuğumda yaşamasın desek, bu seferde "anne hangi devirdeyiz, sen yaşamadın diye bende mi yaşamayacağım" derler. Çocuk yetiştirmek sanatların en zoru. Hepinize kolay gelsin, anne babalar.


Journey with brownie by MQ Naufal (naufal)) on 500px.com
Journey with brownie by MQ Naufal

*Bu güzel görsellerin orjinallerini görmek için üzerlerine tıklamanız yeterli, başka şahane  fotoğraflarda izlemek isterseniz  BURADA

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Hadi gel köyümüze geri dönelim

Dönmek istediğim şeyin ne olduğunu tam bilemiyorum. Çocukluğumun saf temiz duyguları ve benim gibi saf temiz duygulara sahip insanlarla bir arada olmak mı, yoksa köyümün sessiz, sakin ortamı mı. Ya da hırstan uzak, saygılı, sevecen, yardımsever, paylaşımcı köyümün insanları ile birlikte yaşamak mı.

Dağınığım, üzgünüm. İçimde bir sürü yazacak şey, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Dünkü maçta ve sonrasında olanlar beni etkiledi. Ölen delikanlı için gerçekten çok çok üzüldüm. Biliyorum üzülecek daha bir sürü kişi var ama beni nedense bu çok daha fazla etkiledi. Duygularımı karıştırdı. Sürekli hafızamda güzel insanlarla yaşadığım çocukluğuma dönüş yaptırdı. O saflığa ,o dinginliğe. Köyümü (aslında kasaba ) düşünmem sükunetinden olsa gerek. Koca binalar içine hapsedilmiş ruhum, yaşadığı karmaşa ile dingin bir yer aradı sanırım. O da olsa olsa çocukluğumun köyü olabilirdi. İşte geri dönüşlerim bugün hep bu yönde.

Uyusam. Düşümde çocukluğuma gitsem. Babaannemin evi önünde akan ırmakta, yoldan bulduğum çöpü yüzdürsem. Irmağın başında bıraksam çöpü, sonra o ilerledikçe bende yanında koşsam takip etsem onu. Sonra evin kapısındaki , ırmağın üzerindeki minicik köprünün altında kalsa o çöp parçası. Onu bulmak için eğilsem, sulara değse ellerim, buz gibi. O sırada hafif bir rüzgar çıksa, okşasa tenimi. Ellerim daha bir soğusa. Çıt yok. Sadece akan  ırmağın ve bir de kuşların sesi. Avluya girsem sonra. Dedemin diktiği beyaz papatyalar içinde toprak yolda yürüsem.  Babannemin sesi gelse sonra balkondan "hadi yemek hazır" diye. Mini havuzlu çeşmede yıkasam ellerimi. Tahta merdivenleri çıksam, çıksam ulaşsam balkona. Babannemle kucaklaşsam.




Pazar, Mayıs 12, 2013

Çekiliş haberi

Geçtiğimiz yıldı sanırım, sevdiğim bloglardan Hümeyra'nın denizi'nin (hatırlı kahve) sayfalarında fincanları görüp çok beğenmiştim. Yine çekiliş yapmış sağolsun. Katılmak isterseniz BURADA

hümeyra'nın denizi

Bazen

Bazen de annenize verebileceğiniz en güzel hediye, bir yasin okumaktır. Ebedi hayattaki tüm annelerin ruhu şad olsun...

 
 Yasin suresini okumak ve okuyucunun o muhteşem sesinden dinlemek  için fotoğrafı tıklayınız. Dinlemeniz için internet explorer kullanmanız gerekmektedir. Bana bu kadar huzur veren başka bir ses olamaz. Harika okuyor. Yüreğine sağlık.

Perşembe, Mayıs 09, 2013

Saksağan

foto

Önce bir tanıyalım bu saksağan kimdir nedir. Efendim kendisi kargagillerden bir kuş olup, Pica pica diye bilinmekte . Kargadan uzun kuyrukları en belirgin özellikleri. Tüyleri oldukça parlak ve göz alıcı bir mavisi mevcut. Yuvalarını buldukları bilumum dal parçaları ile yapıp, sonrada balçık ( Çamur ) kullanarak onunla sıvarlar. Bir hayli sağlam bir yuva . Yuvanın en önemli özelliğinden biriside çatısının olması. Yuvanın üstünde şapka gibi görünür. Ötüşleri "şak-şak" şeklindedir. Oldukça da kart bi sestir. Sabahları uykunun arasında pek çekilmez. Hatta öyle ki gece yarıları bile öterler. Şaşıyorum gece yarısı ötüşlerine. Kavga eder gibi cak cak cak, hiç hoş gelmiyor kulağa. Böcek, kuş yumurtası ( ah zavallı serçelerim yok oldunuz) , solucan ve leşlerle besleniyorlar. Ne yazık ki kendi leşlerini kendileri temin etmek gibi kötü bir huyları da mevcut. Saldırganlar yani. Kedilere bile saldırıyor, hiç rahat vermiyorlar. Bazen garajda şahit oluyorum, izliyorum bir süre. Serçe, güvercin yavrusu, yumurtaları ne bulurlarsa götürüyorlar mideye. Bir başka kötü adetleri de hırsız olmaları. Parlak şeyleri yuvalarına taşımaya çok meraklılar. Okuduğuma göre, bazı kimseler saksağan yuvalarını kurcalıyormuş, çünkü değerli taşlar , yüzükler çıkabiliyormuş yuvadan.

Peki ben neden bugünü saksağana ayırdım.?  Bugünlerde saksağanlarla başım dertte de ondan. Geçmiş yıllarda tek tük olan saksağanlar, mahallemizde çoğalmaya başladı. Bizim apartmanın etrafında bir kaç yuvaları var. Bir doğumda 6-8 arası yumurtluyorlarmış. E çoğalımın sebebi de ortada. Onlara müdahale edip, üremelerini durduracak bir varlıkta yok. Ama onlar başkalarını yok etmekte usta. Saksağan hanım ve beyler teşrif ettiğinden beri zavallı serçeler yok oldu. Sanırım öldürüyorlar serçeleri. Sanırım kısmı şu sebepten, hem okuduğum kadarı ile hem de bizzat yaşanmışlık ile.

                        


Yeğenim bizim apartmanda oturuyor. Çok tatlı, Alex adında bir kanaryası var. Hava alsın diye Alex'i balkona çıkarmış geçenlerde. Kısa bir süre içeri girmiş, balkona döndüğünde saksağanın Alex'i bacağından yakaladığını görmüş. Kaçmış tabii saksağan yeğenim gelince. Ama ne yazık ki Alex'imizin bacağı hasar aldı. Kırıldı bacak. Veteriner alçıya aldı , bakalım sonuç ne olacak. Öncelikle bu sebepten çok kızgınım saksağanlara. Bir diğer sebep ise, balkonuma hasar vermeleri. Balkon mevsimi geldi, çiçeklerimi dışarı çıkardım. Her sabah uyanıp balkona çıktığımda , balkonu toprak içinde buluyorum. Saksıların dibini oyuyorlar nedense. Solucan mı arıyorlar acaba. Benim masum güvercinlerim de ( Bir zamanlar onlara da kızıyordum ama saksağanları görünce güvercinlerim masum kaldı ) saksılardan toprak yer ama bunlar gibi oymaz yahu. Bunlar beter böcekmiş meğer.

                     

Yaz gelince balkona bir kapta su koyuyorum kuşlar içsin diye. (Apartmandakiler duymasın, duyanlarda duymazdan gelsin lütfen. O kadar kusur kadı kızında da olur ..) Saksağanlarda içiyor ama tamamını içiyorlar ayol. Benim masum güvercinlerimin 2 günde tükettiği suyu bunlar yarım günde yok ediyor. Bir de pervasızlar banyo yapıyor resmen o suyla. Pencere arkasından takibe aldım onları. Bakıyorum neler yaptıklarına, ona göre önlem alacağım. Hırsız olduklarını da göz önünde bulundurmam gerekecek sanırım. Saksıların dibine koyduğum parlak taşları götürmeye çalışıyorlar .

                     

Hırsızlıkları tescilli. Bu konuda Gioachino Rossini tarafından yazılmış 2 perdelik bir melodram bile var. The Thieving Magpie. ( Hırsız saksağan )  Ya da La gazza ladra. Uvertür ( Opera yada balenin açılışındaki parça )  kısmı pek meşhurmuş. Beraber dinleyelim. TIKTIK 



Kısacası dertliyim bu kuşlardan a dostlar. Neredeyse görüldüğü yerde katli vaciptir diyecek kadar. Bu arada Rossini'nin Sevil berberi uvertürünü de dinleyip öyle noktalayalım. Bana sabah sabah çok iyi geldi. Size de iyi gelsin . Hatta ben çok sevdim  devam etmek istiyorum diyenlere de bu linki verelim. TIK.

Çarşamba, Mayıs 08, 2013

Söylemek İstedikleriniz

Söylemek istedikleriniz varsa paylaşırsanız sevinirim.... Bana olur, birine kızdıysanız ona olur, ille kızmak gerekmez iyi sözler de olur , söylemek istediğinize söyleyemiyorsunuzdur ona olur, havadan olur, sudan olur , aklınıza gelen herşey olur, yeterki siyasi olmasın, yeterki terbiye sınırları içinde olsun . :))  Dökün içinizi.
Gönderileriniz, tarafımdan okunduktan sonra yayınlanacaktır.
Füsun T.


* Adınızı vermeden yorum bırakmak için; "anonim" ya da "adı "seçeneğini kullanıp bir takma isimle de yorum  bırakabilirsiniz. 

Salı, Mayıs 07, 2013

Ne yaptım

Cumartesi gününden beri İstanbul'dan gelen canlarım, arkadaşlarım, dostlarımla beraberdim. Buralara uğrayamadım. Bugün Çiğdem'i mi yolcu ettikten sonra, bloguma uğrayım da blog dostlarıma bir selam vereyim , ne yaptım ne ettim söyleyim istedim. Çok güzel dört gün geçirdim, dolu dolu. Çünkü sevdiğim insanlar yanımdaydı. Çok güzeldi. Detaylar var elbette, ama belki bir başka anlatımda. Çünkü eve henüz geldim ve akşama yemek yetiştirmem lazım. Ne mi pişiriyorum. Etli pilav, yanına salata, e bi ufak kase de koyun yoğurdu. Bu aralar koyun yoğurdu bulma şansınız var bilginize. Her zaman olmuyor . Ben çok severim de. Koyunları da çok  severim. Ben çok şeyi seviyorum galiba. Mesela bunu da çok seviyorum.


                                                              İşte böyle benim cephede durumlar.

Pazar, Mayıs 05, 2013

Hıdırellez

Bu gece hıdırellez, unutmayın diye hatırlatayım dedim. Sağolsun bana da pastanedeki tatlı bayan hatırlattı :)
Yeni görüp nasıl yapacağım ne yapacağım diyenler için TIKTIK


                                Gül bulamazsanız, gül niyetine buraya da dileklerinizi bırakabilirsiniz.

Cumartesi, Mayıs 04, 2013

9 öğünlü Mayıs

Sabah gözümü açtım midem kazınıyor. Oysa ki gayet güzel bir akşam yemeği yemiştim. Gece yatarken bir bardak soğuk keçi sütü içtim. O mudur acaba sebep ?  Bu aralar keçi sütü ile haşır neşir oluyorum. Tadını pek bir sevdim. Birazcık kokusu var ama lezzeti kokusunu kapatıyor azcık. AOÇ 'nin sütlerini tercih ediyorum. Bu da buraya bir dip not olarak kaynasın.
Neden keçi sütü derseniz, benim belirli bir sebebim yok. Denemek için aldım, içtim, sevdim. Ama keçi sütünün bir çok özelliği olduğunu da sonradan öğrendim. Misal; bileşim özellikleri açısından anne sütüne en yakın sütmüş keçi sütü. Çocuklara verilirken anne sütüne benzemesi için sulandırmak gerekiyormuş. Bire bir yada bire yarım su katılacakmış. Biraz yoğun bir süt gerçekten. 
Bir diğeri ; inek ve koyun sütüne oranla yüzde 13 daha fazla kalsiyum içeriyormuş. Magnezyum, selenyum, A vitamini, B6, B3 vitaminleri açısından da zengin. Daha o kadar çok faydası var ki, bu güzel hafta sonunda sizi onları okumak zorunda bırakmayacağım. Detay için link vereyim , arzu ederseniz oradan devam edebilirsiniz. tık tık
Keçi demişken, benim zevkle takip ettiğim, adına keçili blog dediğim bir blog var. Eden Hills's Blog. Allah'ım o keçilerin şirinliği.

Adı Chip. Foto kaynak için tıklayınız
Sadece keçiler yok bu blogda., her tür hayvan ve doğa ile ilgili bir sürü şey var. Blogu ziyaret edin isterim. Huzur bulacaksınız inanın. TIIK TIK 

Gene dağıttım konuyu. Sabah aç uyandım dedim ya, bir yeme isteği, atıştırma isteğinin dünden beri var olduğunu fark ettim aslında. Sonra da birden aklıma rahmetli anneciğim geliverdi. 9 öğünlü Mayıs geldi derdi annem. Bileniniz var mı bu tabiri ? Bu ay da yeme isteği artarmış. Özellikle sık yeme isteği oluyor bu ayda gerçekten. Kendinize bi dikkat edin bakalım , var mı sizde de böyle bir durum, ya da oluşacak mı. Dikkat etmişken, fazla yememeye de dikkat edelim hep beraber. Annem de sanırım bunu büyüklerinden duymuştur. Büyüklerinde muhakkak bir bildiği vardır. Deneyip test etmişlerdir mutlaka ve aktarırlar bunu nesilden nesile.  Madem bu ay tescilli, uyanık olalım o zaman. Öğünleri 3 de tutmaya gayret edelim.

Bilgilenelim öyle vedalaşalım. "Mayıs, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 5. ayı olup 31 gün çeker. Mayıs adı, Roma bereket Tanrıçası Bona Dea ile birlikte tanımlanan, Yunan Tanrıçası "Maia'nın ayı" anlamında Latince maius mensis'ten gelmektedir." diyor Wikipedia

                         Bu da benim bahçemde açan Mayıs ayının mini minnacık kır çiçekleri. Hafta sonunuz neşe içinde, çoluk çombak bir arada, mutlu ve esen  geçsin.

Perşembe, Mayıs 02, 2013

Arkadaş

Hayatımızın vazgeçilmezlerinden birisi de arkadaşlarımız elbette. Sirkülasyonu olan bir şey arkadaşlık. Gelirler giderler kalırlar bazen. Bazen sadece anı paylaşır, bazen belli bir süreyi birlikte yaşarsınız , bazen de ömür boyu yanınızda olurlar hep sizinle kalırlar. Bazen arkadaşlıkla başlar sonra hayat arkadaşı da olursunuz. Gerçek arkadaş sahte arkadaş diye ayırsanız bile iyiyi de kötüyü de birlikte yaşarsınız çok zaman. Bazen koparsınız, sonra tekrar bir araya gelirsiniz. Bu satırlar uzar gider, noktayı nasıl koyacağım önemli... İşte nokta. Arkadaşlık iyi bir şeydir ,vazgeçilmezdir. Gülümsemek serbest burada. 

1975 senesinde şu an oturduğumuz eve taşındık. Bizim için çok kıymetli idi. Çünkü zor şartlarda bir ev sahibi olmuştuk. Yıllarca kirada oturup ev sahibi olan  anneciğim  o kadar mutluydu ki evimizi yerleştirirken. Liseye başlamıştım ben bu apartmana geldiğimizde. Bizim gibi apartmanımızın diğer daireleri de aynı zamanda taşındı. Çünkü apartmanımız yeni bitmiş, büyükçe bir apartmandı, 50 daire kadar. Her dairede 4 nüfus olduğunu varsayınca, küçük bir köy yani. Bir sürü çoluk çombaktık bu apartmanda yaşayan. Güzel insanlardık. Üç yaş grubu vardı. Güzel arkadaşlıklar yaşadık. Bir arada çok neşeli günler geçirdik. Birbirimizden hiç kopmadık. Anne babalarımız bu apartmanda oturduğu için , evlenip gidilse bile onları ziyarete gelindiğinde kapı önlerinde karşılaşıp konuştuk. Birbirimizden daima haberdar olduk. En güzel şeylerden birisi de anne ve babalarımızda bizim gibi sıkı fıkı arkadaşlardı. Köy gibi bir apartmanda yaşayınca acısı da oluyor tatlısı da. Bir çok kayıp verdik. Annelerimizi babalarımızı kardeşlerimizi yitirdik. Acılarımıza ortak olduk o günlerde.  Birbirimizle ayrı ayrı görüşüyoruz ama hepimiz bir araya gelemiyoruz . Ve geçtiğimiz hafta bir araya gelmeye karar verdik biz güzel insanlar. Yurt ve şehir dışında olanlarımız , mazereti dolayısı ile katılamayanlarımız olsa da sonuçta 16 arkadaş , üç yaş grubu bir araya geldik. Değişen hiç bir şey yoktu , biz 75'li yıllarda ki aynı çocuklardık. Yedik içtik güldük eğlendik eskileri yad ettik ve en kısa sürede tekrar buluşmak üzere dağıldık. İşte benim hayatımdaki arkadaş kitlemden bir kısmı bu güzel insanlardır. 

bu şarkı dinlenir

 Arkadaş

Bir kıvılcım düşer önce,
Büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş...
Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...
Ortak olmak her sevince, her derde kedere,
Ve yürümek ömür boyu,
Beraberce el ele...
Olmasın hiç,
O ta içten gülen gözlerde yaş,
bir gün yollarımız ayrılsa bile arkadaş...

Yılmaz Güney


Çarşamba, Mayıs 01, 2013

Benden şeyler

Dün, Tunalı Hilmi caddesine gitmeyi aklıma koyup sabah düştüm yollara. İlk iş Zeynel'de sabah kahvesini içmek oldu. Tunalı'da en sevdiğim mekanlardan biridir Çilli Zeynel. Nedense çok huzurlu geliyor bana. Hem Türk kahvesi de çok güzel. Öyle, fincanın yarısına kadar telve değil , kıvamında. Rejimde olmam sebebi ile süt pembe tatlısından yemedim bu sefer. Aferin bana. Bu rejim meselesine de değineyim hemen sırası gelmişken. Güzellik rejimi falan değil bu, geleceğe yatırım rejimi. Ne kadar hafif olursam, o kadar hareketli olurum diyorum kendimce. İlerleyen yıllara yatırım yapıyorum velhasılı. Pek ileriye yönelik konuştum, hayatın zamanı yok ama bazı yatırımlarda, olabilecekmiş gibi geleceği düşünmek gerekebiliyor. Aferini verdim ya kendime, o gazla yürüyüş faslını da yerine getireyim bari dedim, başladım turlamaya.

                                    


O hızla, Paşabahçe, Mango, Mark Spencer, İrfan, Lc Waikiki ve D&R gezildi. Alışveriş bile yapıldı. Mango'dan bir tşört ve  bir bileklik aldım. İkisini de çok sevdim. 
foto kaynak ve bilgi için tıklayın

Bilekliğimi en bi çok sevdim . Takı almayı severim zaten. Takı almak güzelde onları tanzim etmek ve düzenli tutabilmek marifet. O da bende yok.  Bu yüzden, alıp bir kaç kez takıp, sonra da unuttuğum bir sürü takım var. 

foto kaynak ve bilgi için tıklayın

Asıl hedef Paşabahçe idi aslında. Orada daha önce kuşlu bir tabak görmüş, alıp almamakta bir anlık ikileme düşüp almadan çıkmıştım. Kuş olan her obje ilgimi çekiyor elimde değil. Ve bu tabağa da içim gitmişti. Niye almadım ki. Kalmamış işte. Çok takıntılı değilimdir ama çok sevdiğim şeylere takıyorum sanırım. En kısa sürede diğer mağazaya gidip almak istiyorum. Belki de bugündür o en kısa zaman ..


Kuğulu parkı da bir tur dolandım. Kuğular yarış yapıyorlardı. İzlemek hoştu. Ne yarışı derseniz ? Sanırım en öndeki dişi idi, aradakilerse erkek. Öyle bir yarıştı işte. Burada bir de eleştiri yapıvereyim. Parkın, havuz kenarına yapılan parmaklıklarını hiç beğenmedim. Ve, neden hiç çiçek yok o parkta acaba ? Bide bakımsız geldi gözüme.  
Notum 3.

Dünün son durağı D&R dı elbette. Bir şey almayacaktım sözde. Ama öyle olmadı tabii, yine bir kitap ve bir dergi ile çıktım. Dergi Elle. Moda dergilerini çok fazla almam ama hediye olarak verdiği minik deftere dayanamadım. Sırf onun için koca dergiyi aldım. Sizde benim gibi yapar mısınız? Yazmasam da bir sürü  güzel defterim olsun.
 Dergi içinde çok şirin bir haber var. Bir blog haberi.  Blogun adı "What Ali Wore". Ali bugün ne giydi. ?
Zoe Spawton Berlin'de yaşayan  fotoğrafçı bir bayan. Her gün aynı saatte katedralin önünden geçen şık giyimli bey dikkatini çekiyor Zoe'nun. Bir gün selamlaşıp, gülümsüyorlar birbirlerine. Daha sonra Zoe, Ali'nin fotoğraflarını çekmek için izin istiyor. Ve Ali amcanın fotoğraflarını çekip , Ağustos ayında oluşturduğu blogunda yayınlamaya başlıyor. Fotoğrafların altına da kendince kıyafetleri yorumluyor. Ali amca 83 yaşında emekli bir doktor, şimdilerde terzilik yapıyor. İşte Zoe 'nun sözcükleri ile Ali amca  ve Zoe'nun blogu .

foto : Zoe Spawton
                                      Çok şirin biri sanırım. Zoe'ya hoş pozlar vermiş. Kıyafetleri de çok uyumlu .

Ve bir de kitap aldım . İlber Ortay'lı seyahatnamesi. Kitabı detaylarını bilmeden aldım. İlber Ortaylı adı kafi geldi bana. Daha önce de okumuştum kitaplarını , anlatımını seviyorum. Bakalım nereleri gezmiş ve nasıl anlatmış dedim düşünmeden alıverdim. Eve gelince bir kaç sayfa okudum, iyi bir kaynak kitap olacağını sanıyorum.
foto kaynak D&R kitap bilgisi için tıklayınız


Daha anlatacak bir sürü şey var benden. Buraya bir virgül koyuyorum, onları anlatmayı da bir başka zamana bırakıyorum. 





.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...