Demek ki bol bol portakal yiyebiliriz. Neden portakal dedim hemen, çünkü bu aralar portakala takıldım. Önce ikiye kesiyorum portakalı sonra kokluyorum. İşte o kokuya meftunum bugünlerde. Bir yazı okumuştum yada röportajdı tam hatırlamıyorum. Uzun süre dağda kalan birisi yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamış, çantasında bir adet portakal kalmış, onu çıkarıp kokluyor ve çantasına geri koyuyormuş. O kokuyu daha önce almadığını ve harika koktuğunu anlatıyordu. Ondan sonra hep kokladım ben portakalı. İşte sonrada böyle dilimliyorum ve yiyorum mis gibi. Ama hala depresifim ben. Daha mı çok yemem lazım acaba ?
Uzun süre böyle depresif gezmek pek hoş olmaz. Tamam evde sürekli miskin miskin yatıp, film izleyebilirim yada kitap okuyabilirim bu halimle ama yapmam gereken sorumluluklarım da var ve onları yapmayı canım istemiyor böyle olunca.
Hep yaptığım gibi başucu kitaplarıma başvurdum bu halden sıyrılma için. Daha önce de bahsettiğim İyi hayat adlı kitabımı açtım. Bakın ne çıktı açtığım sayfada.
"Mucizeler doğal taşlara benzer ;tüm güzellikleriyle her yerdedirler,fakat hemen hiç kimse ilgilenmez onlarla."
" Mucizeleri kimse yaratmaz ,kimse onlara neden olmaz;onlar keşfedilir. Kör olduğunu sanan kişi kara camlı gözlüğünü çıkarırsa ,ışığı görür. "
Altında söyle bir not var. La danza de la realidad / Alejandro Jodorowsky. Sanırım bu bir film adı. Bunları araştırmacı gazeteci modumla araştırıp bilahare bildireceğim size.
Şimdilik biz mucizelere inanıp, gönlümüzü ferah tutalım ve depresif halimize azcıkda olsa bu umutla mola verelim.



