Pazar, Ocak 07, 2018

Masal

Çocukken mutlaka masal dinlemiş bir neslin büyükleriyiz şimdi. Şimdiki masallar nasıl ve nasıl başlar bilmiyorum ama eskiden masalların tekerlemeli bir girişi olurdu. Benim hafızamda  kısacık bir masal tekerlemesi kalmış,  annemden yadigar. "Masal masal maliki, masal başını bağlamış döne döne ağlamış."  Benim hafızada kalan bu, başı sonu var mıydı hiç hatırlamıyorum. Bunu masal bitiminde söylüyordu.   Birde masal başlangıcı vardı. "Bir varmış bir yokmuş, develer tellal iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken" . Benim hafızada kalan bu ikisi , başlangıç ve bitiş için.

Oysa ne tekerlemeler ne başlangıçlar, ne sonlar var. Birazcık araştırdım , çocukluğuma döndüm yine bugün. Gelin beraber gidelim isterseniz.

Masal masal maniki
Yolda saydım on iki
On ikinin yarısı
Tilki çakal karısı.
Masal masal martladı
İki fare atladı
Kurbağa kanatlandı
Tos vurdu bardağa
Çocuk çıktı çardağa.
Masal masal maniki
Kuyruğu var on iki
Kuyruğunda beni var
Kulağında çanı var.
Masal masal matatar
Dil okur, damak tadar.

Bir masal başlangıcı şöyle imiş. 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…
Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..
Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..
Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..

Bunun içinden hatırladığım satırlar var. Dedem söylerdi, " az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, birde batım ki bir arpa boyu yol gitmişim ". Arpanın ne olduğunu bilmeyen ben sorardım " arpa boyu nasıl oluyor" diye.

Bu başlangıçlardan sonra masal başlardı. Benim sevdiğim masallardan biri  İki inatçı keçi idi. Pamuk prenses ve yedi cüceler ise, filmini televizyonda izledikten sonra , oradaki yedi cüceleri çok sevmemle ancak gönlüme girebildi. Yoksa pek sevdiğim bir masal değildi. Zeynep Değirmencioğlu , Salih Güney ve o kötü kahkahası ile cadı kraliçe Suna Selen. TIKTIK 

Embed from Getty Images

 Bir köprünün ortasında rastlaşmış iki keçi
Hep inatçılıkmış meğer bu keçilerin suçu
Büyük keçi demiş yol ver önce ben geçeceğim
Küçük keçi demiş eğer verirsem öleceğim
Tam köprünün ortasında toslaşmış iki keçi
İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış
Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur
İnsanların inatçısı kim bilir ki ne olur

 İşte böyle arkadaşlar, işin aslı şöyleymiş:

 Bir köylünün iki inatçı keçisi varmış. O kadar inatçılarmış ki biri diğerinin yaptığı şeylerin tam tersini yaparmış. Öyle ki birisi otlamak için köylünün evlerinin kenarından akan derenin karşı tarafına geçse o mutlaka bu tarafı tercih edermiş.Yine bir gün kırlara otlamaya gitmişler. Her taraf yemyeşil taptaze çimenlerle doluymuş. Keçiler otlaya otlaya ırmağın kenarına kadar gelmişler. Keçilerden birisi ırmağın bir yakasında, diğeri öbür yakasında otlamaktaymış. İkisi de derenin karşı tarafından otlamak istemişler ve ikisi de ırmağın üzerindeki köprünün tam ortasına rastlaşmışlar. İki keçi, köprüde burun buruna gelmişler. Keçilerden birisi yol istemiş: 
– Çabuk yol ver karşıya geçeceğim.
 Diğer keçi yol vermeye yanaşmamış:
 – Önce ben geldim, sen bana yol ver.
 Keçilerin ikisi de inatçı mı inatçı. Köprüde kafa kafaya toslaşmışlar. İkisi de kavga etmekten yorgun düşmüşler. Bir tos, bir tos daha derken, keçilerin ikisi birden dengesini kaybedip, ırmağa düşmezler mi? İki keçi, ırmakta bata çıka sürüklenmeye başlamışlar. Boğulmak üzereyken yaptıkları hatayı anlamışlar.
 Son sözleri:
 – Keşke ikimizde bu kadar inatçı olmasaydık! Olmuş.

İnsan hayatı da bir masal değil mi ?


*Alıntı ve diğer masallar için:   MASAL OKU

Salı, Ocak 02, 2018

Ondan Bundan Şundan

Kafam karışık. Teknoloji geliştikçe ben geriliyorum. Şu robotlar meselesi çok geriyor beni mesela. Bunlar bizim canımıza okuyacak ilerde, yapmayın etmeyin diyesim geliyor , susuyorum, geri kafalısın demesinler diye. Geriydik de ne oldu, öldük mü ? Ne güzel yaşıyorduk geri geri. Her şey o zaman daha güzel değil miydi ? Özlemiyor muyuz  o günleri. Ben özlüyorum şahsen o geri günlerimizi.

15 tarım işçisinin yapabileceği işi yapan "çiftçi robotlar" üretmişler, duydunuz mu ?  Zararlı otları topluyormuş. Hem de asıl ürüne zarar vermeden. O, 15 insan ne iş yapacak peki ? O zaman onlara da yapacak yeni işler bulun. Yok ? Üstelikte bu çiftçi robotlar 15 işçinin 2-3 günde yapacağı işi, birkaç saatte yapıyormuş.

Otonom silah teknolojisi ise başlı başına bir dert. İnsan denetimine gerek duymadan kendi kendine karar verebilen silahlar.  Çin, ABD, Rusya , İsrail bu konuda yarış yapıyormuş birbiri ile. Biz ölmüşüz dostum .

Birleşmiş Milletler,  Hollanda'nın Lahey kentinde , yapay zeka ile ilgili gelişmeleri ve  oluşturabileceği tehditleri takip edebilmek , inceleyebilmek için bir merkez kurmuş. Dünyanın önde gelen 100 robot uzmanı da BM mektup yazıp şöyle demişler:

"Pandora'nın kutusu açıldıktan sonra , kapatması zor olur "

Ben de diyorum işte. Açmayın. Beni kâle almıyorsanız Elen Musk'a kulak verin bari .

"Yapay zeka karşımızdaki en büyük varoluşsal tehlike olabilir ".


İnsanı en çok mutlu eden şey sağlık olmalı. Mutlu olmak istiyorsanız vücudunuza dönün, yürüyorsanız, duyuyorsanız, nefesinizi rahat alabiliyorsanız, bir yeriniz ağrımıyorsa vs,vbg daha bir çok şey, mutlu olmak için yeterli. Bu aralar hastanelerle çok haşır neşir olduğum için sanırım, en azından benim için öyle. İnsan sağlığında da teknolojinin gelişimi ile değişiklikler oldu. Yeni yeni hastalıklar türedi. Sosyal medya bağımlılığı bunlardan biri. Telefonlarını ellerinden bırakamayan bir sürü insan terapistlere başvuruyormuş. İş saatlerinde , yemekte, aile toplantılarında telefonunuzu elinizden bırakamıyor, sık sık instagram, facebook, snapchat gibi paylaşım sitelerini açıp bakma ihtiyacı duyuyor, telefonunuz kapalıyken tedirgin oluyorsanız yardım almanız gerekebilirmiş. Sosyal medya bağımlılığı , oyun bağımlılığının önüne geçmiş. Bağımlılıklara dikkat !


Yaygın olan sağlık sorunlarından biride kadınlarda polikistik over. Hastalığa bağlı olarak kadınlarda aşırı tüylenme söz konusu olabiliyor. Sihizim dininde olan ve saç sakal kesmeme kuralına uyan polikistik over hastası Harnaam Kaur çareyi sakal bırakmakta bulmuş. Sonrasında da Hindistan'da  modellik yapmaya başlamış. Çaresizsen çare sensin.



Kaynak

Zamanda yolculuk yapabilseniz hangi zaman gitmek isterdiniz ? Ben , Maltepe'de ki evimizin arka bahçesinde evcilik oynadığım ve gün boyu bisiklete bindiğim yıllara gitmek isterdim şu anda. Ama başka an, başka bir tarihi isteyebilirim. Bir uçak, kısada olsa zamana yolculuğunu başardı. 1 Ocak 2018 yılında saat 00:05 de havalandı ve 31 Aralık 2017 yılında saat 10:16 da Honolulu'ya indi. Bu da bir kısa not olarak burada dursun.

Huysuz Virjin'i sever ve beğenirim. Yaptığı iş bambaşka bir yetenek. Dün röportajını okudum. Cem Yılmaz'a seyircisi kadar gülemediğini söylemiş. Al benden de o kadar , bir türlü beni güldüremiyor Cem Yılmaz. N'apıcaz şimdi . 5 Ocak'ta yeni filmi Arif 216 vizyonda . Bakalım gişesi nasıl olacak.

Filme giderken süslenip püsleneceklere bir önerim var. Kirpiklerinize mutlaka Lancome HYPNÔSE Doll Eyes kullanın. Memnun kalacaksınız. Kirpikleriniz gür, uzun ve tek tek görünecek. Sonrada ondan bundan şundan ne varsa takıp takıştırın, sürüp sürüştürün öyle gidin.








Perşembe, Aralık 21, 2017

Yılbaşı için fikirler

Yılbaşına çok az bir zaman kaldı. Sofra ve ev süslemeyi seviyorsanız ,  boş vaktinizde  varsa bir kaç öneri sunacağım hem size hem kendime. Mesela bu basit ama şirin obje, keçeden yapılması çok kolay olur diye düşünüyorum. Kim nereye oturacak onuda belirtmiş oluruz .



Minik hediyeler alıp, kutulara yerleştirebilirsiniz. Sürpriz hediye olsun. İçine tuhaf şeyler koyup, gülüşmelere sebep olmak da keyifli olabilir. Birinin içinden oyuncak böcek çıkabilir mesela. ! Ya da bir fıkra yazıp koyabilirsiniz. Hediye paketlerini siyah kartondan kendiniz hazırlayıp, üzerlerini beyaz kalemlerle istediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz. Karton kutu videolarından faydalanabilirsiniz bunun için. Çok kolay teknikler var. 


Bir kaç yumak yün ile bir kapı süsü hazırlamak , eğlenceli geldi gözüme. Evde bir sürü artmış ip var. Bir silikon tabancası, yuvarlak kesilmiş bir mukavva parçası ve biraz sabır. Ne dersiniz ?


Küçük yada büyük, az yada çok  fark etmez, bir yerlerde beyaz bir mum yanmıyorsa eksik kalmıştır bir şeyler. Gündüz bile mum yakmayı severim şahsen. Onun alevini izlemek ayrı zevk. 



Ve masaya kırmızı beyaz yakışır. Güzel bir sunum örneği.


**Fotoğraflar Pinterest ten alıntıdır. 

Çarşamba, Aralık 06, 2017

Eldiven

Havalar oldu bir buz. Özellikle sabahları çok soğuk. Ben eldivenimi aldım . Siz de almak isterseniz instagramda https://www.instagram.com/boral_canta_ayla/  hesabına tıklamanız yeterli. Yılbaşı hediyenizi henüz almadıysanız, uygun fiyata çok güzel çantalarda alabilirsiniz.

Pazar, Kasım 19, 2017

Pazar Şarkısı




Bana iyi gelen şeyler listesi yapsam, bu aralar listenin en başında bu şarkı gelir. Kiralık aşk dizisini de severek izlemiştim. Yormuyordu çünkü beni. Üzmüyordu da. Ve "sevmek" vardı içinde , benim en çok sevdiğim şey. Sevmeyi seviyorum. 

Süper Baba, Perihan abla, İkinci bahar ve çocuklar için Susam sokağı desem içiniz ısınmaz mı ?

Bu tür dizi ve programlar olsa yeniden , ümidim var insanlar daha sevecen, daha mutlu  olur. Dün seraya gittim hercai menekşe fidesi almaya. Oradaki satıcı bayan o kadar suratsız , o kadar agresif bir tip ki, her gittiğimde aynı şekilde davranıyor. Yahu teyzecim ; işini sevmiyorsan başka iş yap. Bizi de germe lütfen, diyesim geldi.  Oysa bu teyzeye iki doz Perihan abla izletsen  yumoş gibi olur yeminle.
Çok büyük dertleriniz yoksa asmayın yüzünüzü ne olur , gülümseyin. Gülümsediğiniz  anlar çok kıymetli çünkü.

Bir de kafamda deli sorular kısmı var yukarıdaki şarkının. Barış Arduç  gerçek yaşamda Gupse Özay'la sevgili. Kiralık Aşk dizisi ve şimdide Mutluluk Zamanı filminde ise Elçin Sangu ile sevgili . Barış ve Elçin birbirlerine muhteşem yakışıyorlar. Gupse'ye sormuşlar ne diyorsun bu duruma diye " bende yakıştırıyorum " gibi bir cevap vermiş. Deli sorum şu ? İçinde neler yaşıyorsun Gupse Özay ? Özgüven de bi yere kadardır diye düşünüyorum. Ben olsam napardım diye bi düşünüyorum ? Zor durum doğrusu . Denk gelir okursa;  Barış'la sonsuza dek mutlu mesut yaşamasını dilerim Gupse'nin.

Ve elbette BONUS şarkımız da var .

Nazınızın geçeceği biri varsa sarılıverin bi zahmet sımsıkı .... Mutlu Pazarlar.




Cuma, Kasım 17, 2017

Daldan dala

Yaşları 20 - 26  arasında olan 32 sağlıklı insanda  bir deney yapılmış. Grup, bir odada sessizce oturarak korku filmi izlemiş. Filmi izleyenlerin akyuvarları aktif hale gelmiş. Son üç aydır her gün korku filmi izler moddayım. Acaba akyuvarlarım ne durumda. Korku filmi izlemek kalori yakmaya da yardımcı oluyormuş. Yine yapılan bir deneyde , The Shining filmini izleyenler 184 kalori yakarken, Jaws  izleyenler 161 kalori yakmış. Benim film ne kadar korkunçsa 5 kilo yaktırdı bir iki ayda. Korku filmleri yerleşik korkulara neden olabiliyor. Mesela Jaws izleyenler yüzmekten korkmaya başlayabiliyor.  O yüzden siz, gülümseten şeyleri tercih edin isterseniz.

Google 40 dile anında çeviri yapacak kulaklığı satışa çıkarıyormuş. Benim gibi dil bilmeyenlere güzel haber. Tek kötü haber ise kulaklığın google translate servisini kullanacak olması. Oradaki çeviriler hakkında pek olumlu yorumlar duymadım ama hiç anlamamaktansa, tarzanca anlamak iyidir yinede.

İnternetten bir kitap okuyorum. İnsanın anlam arayışı / Victor Emil Frankl . Öneririm okuyun.

Bir başka önerim. İnstagramda Ajda Pekkan'ı takip etmeyin . Bunalıma girebilirsiniz hanımlar. Maşallah diyorum sadece.

Bugün bir kez daha "bu memleket adam olmaz " dedim. Neden dedim, çünkü büyük bir hastanenin koridorlarında iki gündür ciddi mesai harcıyorum. Bir ilaç raporu alacağım. Bugün tam dört saatimi o rapor için bekleyerek geçirdim. Bu kanıya sabah erken saatlerde hastaneye telefon açtığımda  varmıştım aslında. Çünkü sayın bölüm sekreteri çalan telefona asla cevap vermiyordu. Hastaneye gidince sordum neden cevap vermediğini. "Tek başımayım yetişemiyorum" dedi. Beklediğim iki saat süresince ise sayın sekreter öylece masasında oturdu ve toplamda 10 yada 15 kişi ile muhatap oldu. Çalışmayı sevmiyoruz......

İçiniz sıkılıyorsa keyifli bir şeyler izleyin. Ben öyle yapıyorum. Mesela fotoğrafçı Theron Humphrey ve köpeği Maddie bu konuda iyi bir seçim bence. Bakınız == >  İnstagram     thiswildidea.com




İnsan bazen birisine bir şey söylemek ister ama ne yazık ki bu mümkün değildir. İçimde kalacağına buraya dökeyim, rahatlarım biraz. Ayrıca size de öneririm söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyleri yorumla buraya bırakıverin. İyi geleceğine inanıyorum. En azından bana iyi geliyor.
İşte konuya ilişkin  sözüm.  " Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var " .

Valla rahatladım.




Perşembe, Eylül 07, 2017

Ortaya karışık

Karnımı az önce doyurmuş olsam bile, başlığı yazınca, gözümde ortaya karışık bir et tabağı canlandı. Öğlen için hiçte fena bir tercih olmaz. Bu aralar iki öğün yemek yiyorum. Sabah ve öğlen. Akşam meyve ve bol su ile geçiyor. Özellikle mi yapıyorum ? Hayır, canımın sesini dinliyorum, bakıyorum öyle istiyor,  bende canıma uyuyorum. Kilo verdim,  sanırım bu sebepten. Tabii birazda hareketli yaz günlerinin etkisi. ***Fiziki görünümümle pek bir problemim olmadı şimdiye kadar. Çünkü kadınlara özel sitelere pek uğramam. Alakası ne derseniz, bu sitelerde her şey estetik üzerine. Saçlarınızın rengi şöyle olmalı, parfümünüz şu olsun, kırışıklıkları önlemenin yolları , günde 5 cm incelmek için şunları yapmalısınız, ünlülerin birbirinden fotoşoplu fotoğrafları vs,vbg bilgilerle ile dolu bu sitelere girince, insan bunalıma da girebilir. Aynaya bakmak bile gelmez içinden o güzel kadın fotoları ve standardından sonra.  Şaka bir yana, temiz, bakımlı ve kültürlü olmaktan yanayım. Kadın sitelerine de elbette ara sıra uğruyorum. Bilgilenmek iyidir daima. 
O kadın sitelerinden birinde sonbaharın favori parfümlerini sıralamış. Bir göz atayım dedim, birde batım benim parfüm hariç bütün parfümler var. Favori bunun neresinde ? Parfüm fiyatlarıda almış başını gitmiş. 500 TL.  olmuş kullandığım parfüm. Artık sadece düğünlerde bayramlarda sıkarım herhalde. 

Dünya  kadın _ erkek ve üreme üzerine kurulmuş. Her şeyin bir ucu üremeye odaklı. Yaşamın devamı için bu şart elbette. Hal böyle olunca parfümlerde buna odaklı olabiliyor. Parfümlerin afrodizyak olanları  var,  bilirsiniz. Parfüm fiyatları bu kadar pahalıyken, size çok ucuz  afrodizyak iki parfüm önereceğim. Bende, dün bir psikiyatrisin konuşmasını izlerken öğrendim. Erkekler kulak arkalarına birazcık bebe pudrası sürecek, kadınlar ise tarçın. Nasıl ?
Konu madem kadın_erkek meselesine geldi , okuduğum bir dergiden aldığım notu buraya aktarıp, birazcık düşünmenizi isteyim.

Neden bazı anneler şikayet ettikleri erkeği tekrar yaratırlar ?
Kültegin Ögel / Psikeart 2017 Nisan / Erkeklik 

Alıntı yapmış olduğum PSİKEART adlı dergiyi öneririm. Beğenerek okuyorum her sayısını. İki ayda bir çıkıyor. Son sayı ERGENLİK. Çağımızda 10' lu yaşlara inen ergenlikle ilgili bakalım neler öğreneceğiz. 

 *** Aslında oldu. 
Burnum biraz büyük ve kemerli. Ergenlik çağında vücut gelişimi orantısı dolayısı ile burnum daha bir büyüktü sanki. Ortaokulda, başka sınıflarda öğrenci bir kız  burnumla sürekli alay eder, koridorda her gördüğünde laf atardı. Kendimi seven ben o zaman fark ettim burnumu ilk olarak. O zamana kadar  benim için nefes alan bir organ iken, birden farklı bir niteliğe kavuştu. Beni çirkinleştiren bir nesne oluverdi. Karga burunluydum. Estetik ameliyat olma hayallerine başlamışken,  sınıf arkadaşım, benim böyle güzel olduğumu ve kesinlikle estetik olmamam gerektiğini, o zaman daha çirkin olacağımı söyledi bana. Çok çabuk kavradım bu sözleri ve kendimi sevmeye kaldığım yerden  devam ettim sayesinde. Adı, sözleri kadar güzeldi arkadaşımın. Kelebek. 







Pazar, Eylül 03, 2017

Pazar şarkısı

Uzun zamandır pazar şarkısı paylaşmadım, bugün hasret giderelim. Bir süredir  müzikten uzak kaldım. "Geldi bahar ayları oynar gönül yayları"  diye başladı hikaye. Bahar ve arkasından yaz gelince, dışarılarda geçen zaman arttı doğal olarak ve müziğe ayırdığım süre azaldı. "Bu yaz mevsimi neden bu kadar çabuk tükeniyor anlamış değilim" hissiyatımı da buraya iliştireyim.

Hazan hüzün romantizm mevsimine ulaştık. O yüzden ilk paylaşım biraz AŞK koksun istedim. Can Atilla'nın, Şems_i Rumi albümünden ilk eser. Mercan dedenin çok çok sevdiğim 800 adlı albümüne götürdü beni paylaşacağım parça. Orada da Dede, araya sözler eklemiş ve şahane bir eser ortaya koymuştu yıllar önce. 800 Can Atilla'da aynı uygulamayı yapmış. Hoşuma gitti, demek ki bu tür uygulamaları seviyorum ben. Bunu da çok sevdim.

                                                           Mesnevi Dinle-ney'den 

D&R
Aşktan devam edelim. Güfte Hüsamettin Olgun Beste Avni Anıl beni etkileyen sesiyle  Vedat Kaptan Yurdakul  seslendiriyor.

                                                        Bir Eylül getirdi sevgini bana 

Diğer şarkıları için fotoğrafa tıklayınız
Son olarak Romantizmin dibine vuran bir şarkı ..... Teoman'ın altını çizdiği dizenin olasılığını düşününce insan şöyle bi titriyor. Her daim içinizi titreten biri ve bir şarkı olsun yaşamınızda.
Bülent Ortaçgil ve Teoman birlikte seslendiriyor.

                                                                   Eylül Akşamı 




Perşembe, Ağustos 31, 2017

Öylesine bir yazı



Biri çıksa ve dese ki, çöpleri yerlere atmak şu hastalığa sebep oluyor. Acaba korkar vazgeçer miyiz etrafımızı kirletmekten ? Kapıkuleden geçiş yapan gurbetçilerin ardından temizlik yapılmış ve toplanan çöp 9 ton. Haberi okuyunca dedim ki, gittiğin Avrupa şehrinde at bakayım o çöpü yollara .

Ülkemde, yabancı isimli mekanlara, menülere , tabelalara, ürün adlarına ne kadar takıntılıysam , yerlere çöp atanlara da aynı ölçüde takıntılıyım. Geçenlerde önümdeki araçtaki kadın yırttığı kağıt parçalarını  hoop fırlattı camdan. İstemsizce deli gibi kornaya bastığımı fark ettim. Yanımdakiler noluyo dediler, anlattım. Neticede bizim arabada yorum şu oldu " aman sakin ol, herkes bıçakla geziyor, inip saldırabilirler " . Doğru. Daha iki gün önce bir yol verme kavgasına şahit oldum, ki hemen bıçaklar çekildi. Yıllar öncede  şahsen yaşamışlığım var benzer bir kabadayılığı, o yüzden tırsarım ve yapmamaya çalışırım bu tür kornaya basma olaylarını ama istemsiz dedim ya.

Araçtan çöp atmanın cezası da var aslında ama kim görecek , kim uygulayacak. 95 TL.  ceza kesiliyor. Yere çöp atma hususunda söyle de  bir mantık var !! Bi göz atın TIK 

Çok pis insanlar olduk çok. Her yer pis. Deniz kenarları ayrı pis. Offf sıkıldım, bi dertleşmek istedim, döktüm buraya kendi çöpümü. Ben de pisim ...

Atmayın kardeşim çöplerinizi oraya buraya. Temiz tutun ülkemizi.


Pazar, Ağustos 27, 2017

İnstagram hayatlar

Uyanır uyanmaz telefonuma baktım önemli bir mesaj var mı diye . Yok. Sonra Facebook'a baktım önemli bir şey var mı diye. Yok. İnstagram'a geldi sıra. O anda beynimde bir şimşek çaktı. (öyle olmak zorunda, o şimşek illaki çakacak ) kendimi dikizci gibi hissettim. Bu arada dikizci kelimesinin Türk Dil Kurumu karşılığına link verdim ama vermesem dahamı iyiydi bilemedim. Oradaki örnek cümle pek hoşuma gitmedi. Refik Halit Karay'ın bir romanından alınmış sanırım. Başka örnek mi bulamamışlar acaba. "Bitişik yalının taze gelini sabah işlerini görürken yan pencereden gözetlemek esaslı keyiflerimden biriydi."

Geçelim yeni paragrafa.

İnstagram dünyasının insanlarını dikizledim sabah sabah. Ne hayatlar var, ne çeşit insan var, ne güzeller, ne çirkinler, ne küfürbazlar, ne sevişgenler, ne artizler, ne artistler, ne bebekler, ne anneler, ne FüsunT. 'ler, ne Aliler ne Veliler ne Deliler....   vs, vbg çok uzun bir liste . Evet, gün boyu , sık sık, bize sunulan hayatları gözetliyoruz. Bazılarını gizli, bazılarını aleni. Gizli diyorum, çünkü bazı hesapları takibe almıyoruz  ama sık sık girip ne yapmış diyede kontrol ediyoruz. Takibe alırsak, onu takip ettiğimizi görürse olmaz. Biz çok cool'uz. Niye takip edelim ki onu. Hıh. Ama dikkat, yanlışlıkla fotoğrafın üstüne çift tıklamayın sakın !!. Beğendiğinizin raporu anında gider karşı tarafa. Cool'luğunuzdan eser kalmaz.

Ne hayatlar var dedim ya. İşte o hayatlar gerçek hayat mı sizce ? Ben bir çok paylaşımda yazarım " hiçbir şey göründüğü gibi değildir " diye. Mesela mutfakta her şey  dağınıktır, bulaşıklar birikmiştir tezgahta, ocakta tencereler tavalar, mutfak "kalk gidelim " der ama masada duran meyve tabağını mutfağın en temiz köşesine koyup bir foto çekersin, sanılır ki her şey, her yer pırıl pırıl.  Yada; giyinip kuşanırsın , süslenip püslenirsin, tam evden çıkacaksın , hemen bir selfie yaparsın, az önceki saç baş dağınık, pijamalı yada eşofmanlı halini bilmez kimse, ay ne bakımlı kadın olursun. Çok mutsuzsundur, yalnızsındır , bir başına deniz kenarında söylenir dururken, turkuaz suların fotoğrafını paylaşırsın, üzerine gülen emojiler ekleyerek, herkes seni dünyanın en mutlu insanı sanır. Buna benzer binlerce örnek.Yani instagram hayatların * bir çoğu aldatır insanı. Yaşamın sadece birkaç saniyesinden en iyi örneklerle aldatıcı olabilir. Oysa bütünde durum senin hayatından çok da farklı değildir. Acısı , tatlısı, hüznü, güzelliği, çirkinliği ile bir hayatın bütünü. Yani gerçek hayat.
İşte hem dikizledim hem de bunları düşündüm bu sabah. Paylaştığım fotoğrafsa gerçeğin ta kendisiydi.

*Ben tamamen gerçekleri paylaşıyorum diyenlere  biz de ne deriz " istisnalar kaideyi bozmaz " . Bir çoğu diye belirttik. Kalan bir çoğuda gerçek hayatlarını paylaşanlar zaten. Zaten bu yazdıklarımız kimseyi tenkit amaçlı değil. Zaten tamamen bu sabahki hislerimiz. Zaten niye çoğul kullanıyorsam. Zaten biz kimiz ki. Çölde iki küçük kum tanesi. 

Cumartesi, Ağustos 26, 2017

Ondan bundan şundan

Az önce bir reklama denk geldim. Mercedes diyor ki " sizi bir "C" serisi sahibi yapmaya kararlıyız. Tercihim her zaman BMW'den yana ama bu kararlılığa itiraz edemeyeceğim, bekliyorum sevgili Mercedes. Sabırlıyımdır. Minicik bir genç kızken, okul yolu üzerindeki BMW galerisinden aldığım gri  bir 5.20 serisi posterini odama asmış, sonrasında da yıllarca o resmi saklamıştım ki, bir baktım bir gün kapıma gelmiş. O "C" serisi buraya gelecek. Nokta.


Uzun zamandır Boğaz'da bir yalı dışında pek bir şey istemediğimi fark ettim. Oysa istemeli insan, yoksa ota dönüyor benim gibi. Bak şimdi yukarıda yaptığım istek bile, kaslarımda bir gevşemeye sebep oldu. Yaşıyorum galiba.

Hatta bu gevşemeyi artırmak bile mümkün. Mesela C serisi kapıya gelmiş şimdi, havada limonata tadında, binmişim Mercedes'ime düşmüşüm yollara. Ver elini Bozcaada diyecektim ki, bir habere denk geldim "Bozcaada'da yemek yiyecek  yer dahi kalmadı. ". TIK
Gökçeada'ya gitsem ? Anlaşılan orası da yoğun ki, Çanakkale'den günde iki kez deniz uçağı seferleri yapılacakmış bayram süresince. Uzuuun bayram  tatili dolayısı ile yollara düşmüş herkes. Otur oturduğun yerde Füsun. Park et arabayı kapının önüne, seyret. "Yolda olanlara kazasız belasız yolculuklar" diye dua et cam önünde, haminneler gibi.

Gerçekten iyice haminneliğe doğru yol alıyorum. Twitter'da Ahmet Hamdi Tanpınar trend topic olmuş. Tıkladım; bakayım neden öyle olmuş diye, ilk karşıma çıkan paylaşım , 24 yaşında bir genç kadının fotoğrafı oldu. Üzerinde de şöyle yazıyor; Merve, yaş 24, %100 gerçek, Buca 0553******
Hiçbir şeyi usulüne uygun yapmıyoruz, trend topic'leri bile. Pencere önünde gelen geçene bakıp, "nıck nıck nıck ne olacak bu gençlerin hali " diye akşama kadar bırbırlanan bir haminne işte sana. Malum; sanal dünyada, sanal pencerelerden bakıyor bu haminnede.  Neyse, siz vereceğim linke bir tıklayın da, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1974 yılından beri, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları bölümü tarafından muhafaza edilen kişisel koleksiyonu, dijital ortama aktarılarak okur ve araştırmacıların ziyaretine açılmış, ona bir göz atın. http://www.tanpinarmerkezi.com/

Bıdı bıdı ettim ne olacak gençlerin bu hali diye ama umudu hiç yitirmemek lazım. Hatta umuda umut katmak gerek. Dünyada her an , her dakika iyi şeyler olabilir. Ayla'ya olduğu gibi. Sen yeter ki içindeki sevgiyi diri tut. Sevmek bulaşıcıdır. En iyi yabancı film dalında Oskar  adayı bir filmimiz var. Ayla. Gerçek bir yaşam hikayesi. İçinde sevgi ve merhamet barındıran bir film. Hayatta en çok ihtiyacımız olan iki duygu.  Ben fragmanı izleyip, konuyu okuyunca , kendi gönlümün Oskar'ını  sayın Süleyman Dilbirliği'ne verdim. Rabbim ömrüne ömür katsın. Film Ekim ayında sinemalarda.







Salı, Ağustos 15, 2017

Sendrom

Bizler tarafından en  bilineni Pazartesi sendromudur. İkincisi Tükenmişlik sendromu.  Ardından Huzursuz bacak sendromu gelir. Hemen hepimiz bu üçünden birinin bünyemizdeki varlığından söz ederiz. Artık bu üçü, sadece  sendrom olmaktan çıkmış , popüler sendrom haline gelmiştir. Bu aralar bende huzursuz bacak sendromu var mesela. 

Bunların dışında bildiğimiz / bilmediğimiz  bir sürü sendrom var. Sendromlar genelde onu ilk bulanların adı ile adlandırılmıştır ya da coğrafi bölge isimleri ile adlandırırlar. 

Sevimli bir sendromla tanıştım yakın zamanda. Stendhal sendromu / Floransa sendromu / Sanat zehirlenmesi 
Sendroma bu isimlerin verilme sebebi, yazar Stendhal'in 1817 'de Floransa'yı ziyareti sırasında ,Santa Croce Bazilikasını gezerken , kalp çarpıntısı ve halsizlik, baygınlık hissi yaşaması ve bunu bir yazısında belirtmesi. 

Floransa
Bu sadece yazarın ifadesi değil, Floransa'da gezen  başka kişilerde benzer duygular yaşıyor ve bu sebeple, İtalya'da bir sanat araştırmaları merkezi konuyu araştırıyor. Medici Riccardi sarayının ziyaretçileri gözlemleniyor. Deneyde; bazı ziyaretçilerin kalp atış hızının değiştiği, göz bebeklerinin küçüldüğü, nefes alış hızında değişiklikler olduğu, hatta kimilerinin hastanelik olduğu gözlemlenmiş. 

Floransa bu konuda tek değil. Kudüs , Mekke ve Roma gibi dini şehirlerde de , dini ve mistik kültüre fazla maruz kalmaktan dolayı, anksiyete, gergin bir ruh hali, temizlik takıntısı gibi durumlara rastlanabiliyor. 

Paris sendromu ise ayrı ilginç. Daha çok Japon turistlerde rastlanıyor bu sendroma. Nedeni; şehrin aşırı yüksek beklentileri karşılayamaması. Paris'in ve yaşam tarzının bekledikleri kadar güzel olmadığına kanaat getiren bazı turistlerde stres seviyesi o kadar yükseliyor ki,  tatillerini yarıda kesip evlerine dönüyorlar. 

Halamı rahmetle anacağım burada. Memlekette bahçe içinde bir evde yaşardı. Hayat dediğimiz yerde bir kuyusu vardı. Çalışmazdı ama orada bir kuyu olduğunu bilirdik hepimiz. Ve halam Ankara'ya gelip bizde birkaç gün kaldıktan sonra, gideyim artık demeye başlar, bir mani söylerdi.

Evim evim
Evimdeki kuyum
Kuyumdaki suyum
İki şekerli çayım...

Japon turistlerde Paris'ten eve döndüklerinde buna benzer bir mani söylüyordur belki. İnsanın evi hep başka. 


.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...