psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Aralık 04, 2024

Yalnızlık : Kendi Kendinle Barışmanın Yolu

 


Yalnızlık, birçok kişi için ürkütücü bir kavram olabilir. Ancak, yalnızlık her zaman olumsuz bir durum değildir. Bazen, kendi iç dünyamıza yolculuk yapmamız için bir fırsattır. Bu yazıda, yalnızlık hissiyle başa çıkmanın yollarını ve bu durumu nasıl fırsata çevirebileceğimizi keşfedeceğiz.

Yalnızlığın Doğası

Yalnızlık, bireyin kendini sosyal anlamda izole hissetmesi ve duygusal bir boşluk yaşaması olarak tanımlanabilir. Her ne kadar bu durum bazen kaçınılmaz gibi görünse de, yalnızlık aslında kişinin kendiyle baş başa kalarak içsel bir keşif yapmasına olanak tanır. Kendimizi tanımak ve anlamak için ihtiyacımız olan zamanı ve alanı bulmamız açısından önemlidir.

Yalnızlıkla Baş Etme Stratejileri

  1. Sosyal Bağlantılar Kurma: Yalnızlık hissiyle başa çıkmanın en etkili yollarından biri, sosyal bağlantılarımızı güçlendirmektir. Arkadaşlarımız ve ailemizle daha fazla zaman geçirerek, duygusal destek alabiliriz.

  2. Yeni Hobiler Edinme: Yeni aktiviteler ve hobiler keşfetmek, hem zihinsel hem de duygusal olarak meşgul olmamıza yardımcı olabilir. İlgi alanlarımız doğrultusunda yeni şeyler denemek, bizi motive edebilir ve yaşam kalitemizi artırabilir.

  3. Fiziksel Aktivite: Egzersiz yapmak, stres seviyelerimizi azaltır ve genel sağlığımızı iyileştirir. Spor yaparak endorfin salgılar ve kendimizi daha iyi hissederiz.

  4. Kendini Anlama ve Kabul Etme: Yalnız kaldığımız anlarda, kendimizi daha iyi tanıma fırsatı buluruz. İç dünyamıza odaklanarak, güçlü ve zayıf yönlerimizi anlayabilir ve kendimizi daha fazla kabul edebiliriz.

  5. Profesyonel Destek Arama: Eğer yalnızlık hissi kontrol edilemez bir hale geliyorsa, bir uzmandan yardım almak önemlidir. Psikologlar ve terapistler, bu duygularla başa çıkmak için gerekli desteği sunabilirler.

Yalnızlığı Fırsata Çevirmek

Yalnızlık, kişisel gelişim ve kendimizi keşfetme sürecinde önemli bir rol oynar. Kendi başımıza kaldığımızda, içsel gücümüzü ve potansiyelimizi daha iyi anlarız. Bu süre zarfında, hayatımızdaki hedeflerimizi gözden geçirebilir ve geleceğe yönelik planlar yapabiliriz.

Yalnızlık, her ne kadar zor bir deneyim gibi görünse de, bu durumu olumlu bir şekilde değerlendirmek mümkündür. Kendimize ve hayatımıza dair yeni farkındalıklar kazanmak için bu anları en iyi şekilde değerlendirebiliriz.


Perşembe, Mayıs 22, 2014

Bahar depresyonu

Havalar bahar havasından çok sonbahar havasını andırmakta. Hafif giysilere geçmeyi beklerken daha da kalın bir şeyler arar oldum evde. Memleketimin hali gibi kasvetli , soğuk, ürkütücü bir sabaha açtık bugünde gözümüzü Ankara'da. Hava bu sabahta kurşun gibi ağır. Bayağı üşüyorum şu anda. Dışarılar evlerden daha sıcak. Ama her şartta gönlümüz biraz soğuk. Malum bahar depresyonu denen bir gerçekte var ki, bu kasvetle beraber daha bir depreşebiliyor. Bahar yorgunlukla birlikte gelir genelde. Sanırım vücut bütün kış güneş enerjisiz kalınca, yazın biriktirdiği enerjiyi tüketmiş olarak bahara ulaşıyor. Yeniden güneşle buluşup enerjiyi şarj etmek gerek acilen. İşte güneşte geç gösterince kendini, azalmış hatta tükenme noktasına gelmiş depodaki enerji de şarj olamayınca, bir sürü belirti veriyor vücut. Ve diyor ki, şarj et beni yeniden. Nasıl belirtiler bu depresyon belirtileri  ?


İştah ve uyku düzeni bozuluyor.
Halsizlik günlük işleri yapmanızı bile etkiliyor, yerinizden kalkmak istemiyorsunuz.
Sinirlilik, korku ve nedensiz gözyaşları günde bir kaç kez yokluyor sizi.
Bedensel şikayetler ve ağrılar baş gösteriyor.
Umutsuzluk, sürekli kendini üzgün ve boş hissetme gibi bi haller oluşuyor.
En çokta n'oldu bana böyle gibi sinir bir hale giriyor insan. Bunaldım , çok bunaldım falan diyorsunuz. Ayyy kaçıp gidesim var buralardan, bu hayat çekilmez diyenler de oluyor. Zaten sürekli "ne olacak bu memleketin hali" demekten bahar depresyonumuz iki katına çıktı bile. Peki napıcaz ?
Ya doktora danışıp ilaç alıcaz ( artık kimse doktora danışmıyor, herkesin evinde, cebinde depresyon ilaçları zaten mevcut, herkes kafasına göre başlıyor, bırakıyor kendini tedavi etmeye çalışıyor ) ya da güneş ışığına benzer şekilde ışık yayan bir ışık kaynağının altında , sabah erken saatlerde, her gün  yarım saat oturacağız, ya da güneşi gördüğümüz an sokağa fırlayıp mümkün olduğunca güneş ışığı alacağız vücudumuza. Hiç biri fayda etmediyse zaten iflah olmazsınız ..Şaka şaka...
Ben kendi depresyonuma iyi gelecek şeyleri şöyle bir düşündüm ve ona göre bir şeyler yapmaya karar verdim. Bol bol resim yapıyorum, Cnady Crash oynuyorum, güzel havalarda bahçeye kaçıyorum , güzel fotoğraflar bakıyorum, yeşile çok bakıyorum ve "iyi gelmez mi hiç deniz havası" diyerek, yakın tarihte kısa bir seyahat düşünüyorum. Sebebi belli olduğu için, bahar depresyonu yaşadığım için ,güneşli günler gelince geçecek bu durum onu da biliyorum. Hepimize bol güneşli günler o zaman .

Perşembe, Mayıs 08, 2014

Doğru bilenen yanlışlar


Çocuklar dünyayı şekillendiren en değerli varlıklar benim için. Bu yüzden çocuğum olmadığı halde, onlara faydalı olabilecek her şeyi okurum, öğrenmeye çalışırım. Ayrıca insan ilişkilerinde de; çocuklara nasıl davranılması gerekiyorsa, yetişkinlere de ona göre davranılabilir gibi geliyor bana. Bu yüzden okuyup bilgilenmenin zararı olmaz . Neticede hepimizin içinde bir çocuk var ve zaman zaman ortaya çıkıp huysuzluklar yapabiliyor. Benim içimdeki çocuk bazen çok alıngan ve hassas olabiliyor mesela. O zaman ona, sıkıca sarılıp sevmek, sarıp sarmalamak  gerekebiliyor.
Sevgili blogger arkadaşım, psikolojik danışman , şeker insan Esra Ateşakın blogunda şahane paylaşımlarda bulunuyor, bilgilerini aktarıyor sık sık. İşte onun oldukça eski ama eskimeyen  paylaşımlarından, içinde önemli bilgiler bulunduran birini önereceğim bugün size. Bloga uğradığınızda diğer yazılarını da  okuyun çok istifade edeceğinize inanıyorum. Esracım ellerine sağlık diyor ve yazıya link veriyorum.

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Pazartesi, Mayıs 05, 2014

Üzgünüm

Bu sabah her zamanki rutinimizi yaptık  babamla. Çay demlenene kadar bizde günaydınlaştık televizyon karşısında. Bir ara benim sesim yükseldi, odayı terk etmeye kalktım. "Otur otur tamam " dedi de vazgeçtim gitmekten. Babam sıkı bir televizyon zapçısı. Bir kanalda 1 dakika konaklarsa şanslısın. Ben de tv izleyicisi olmadığım ve zaptan çok uzak bir kişilik olduğum için, o zap yaptıkça benim başım dönüyor, midem bulanıyor. Sürekli görüntü değişiyor, konu değişiyor, beynim uyum sağlayamıyor benim ve çok sıkılıyorum, mekanı terk etmek istiyorum. Neyse , sonunda bir kanalda durdu. Niğdespor maçında çıkan olayları gösteriyordu. Skor Niğdespor lehine fazlalaşınca oyuncular arasında gerginlik olmuş. Gerginlik seyircilere de sıçrayınca, tribünde koltuklar kırılmaya, sahaya atılmaya başlanmış. Polisler müdahale etmiş. Bir çok maçta yaşanan şeyler.

Kim bu kavgacı güruh ? Hangi ailelerde yetişiyor ? Neden bu kadar saldırgan olduk ? Neden daha önce bu sıklıkta değildi bu yaşananlar. ? Kamu malına zarar vermek neden ? Hatta zarar vermek neden ? Kazanmak kadar kaybetmek de olduğunu bu hayatta, neden unuttuk ? Neden hep kazanmak istiyoruz, hem de her alanda ? Yeni neslin hormonlarında bir anormallik mi var ? 

"Üzülüyorum " dedim babama, hem de "çok üzülüyorum". "Ben de kızım " dedi. 

Alberta Üniversitesi uzmanları bir araştırma yapmış. Yüzük parmağı , işaret parmağına göre ne kadar kısaysa, kişinin fevri olması ve şiddete eğilim göstermesi ihtimali o kadar artıyormuş. Parmakların uzunluğu bebeğin anne karnında maruz aldığı testosteron hormonu miktarı ile ilgiliymiş. İşte suçlu bulundu. Bir hormonun yaptıklarına bakın. Bu hormonun vücuda harici olarak alınması, yani harici bir doping maddesi olarak kullanılması söz konusu olabiliyormuş. Bazı sporcular vücutlarını geliştirmek için alabiliyormuş. Sebebi de şu ki; testosteron kaslarını çabucak geliştiriyor ve normal yollardan ulaşamayacağı güce erişiyormuş sporcu. Ve bunun bir sürü yan etkisi var. Karaciğer de, böbreklerde tümör bile oluşturabiliyormuş. Ama konumuzla ilgili olan yan etkisi; saldırgan davranışlara neden olabiliyormuş. Acaba tribünlerde dahil, tüm erkekler harici kullanımda mı ?



Sadece izlemek bile saldırganlığı artırıyormuş. Saldırganlığın öğrenilir bir durum olduğunu kanıtlamak için bakın ne yapmışlar. Çocuklara, oyuncak bebeğe şiddet uygulayan bir yetişkinin filmi izletilmiş. Daha sonra o çocuklar aynı bebekle bir odaya bırakılmış. Çocuklar izledikleri davranışı hatta daha fazlasını uygulamışlar oyuncak bebeğe. Bu filmi izlemeyen diğer bir grup çocukta, aynı oyuncak bebekle denemeye tabii tutulmuş ve bu çocuklar hiç bir saldırganlık belirtisi göstermeden oynamış bebekle. Bir çok anne bana kızacak biliyorum ama söylemeden geçmeyeceğim. Zamane anneleri çocukları televizyona bağımlı hale getiriyorlar. Çünkü çocuk televizyon izlediği sürece anne rahat ediyor. Anne babalar; n'olur çocuklarınıza daha çok zaman ayırın ve ne izlediklerine çok dikkat edin. Hatta bana kalırsa çocuklarınızı televizyondan uzak tutun , evde mümkün olduğunca az açın televizyonu ! Yaratıcı oyunlarla, kitaplarla ilgilenmesini sağlayın. Çocuklar için hazırlanmış her çizgi film uygun değil, unutmayın bunu. İşte konu ile ilgili daha önce yayınladığım bir bilgi. Klinik Psikolog, arkadaşım Çiğdem Çalkılıç Taylor 'ın yazısı. Çocuk oyuncakları ve saldırgan ögeler içeren çizgi filmler  TIKTIK

Bu konudaki üzüntüm sadece sporla sınırlı değil. Kadına saldırganlık, protesto gösterilerinde etrafa zarar vermek, çocuklara uygulanan saldırganlık, doğaya uygulanan saldırganlık vs,vbg...

Üzgünüm; bugün, bu yüzden bir kez daha üzgünüm.!



Pazartesi, Haziran 04, 2012

Kaygı mı ? Üzüntü mü ?

Cem Mumcu, psikiyatrist, yazar, tv programcısı. Bir makalesini okudum ve sizlerle paylaşmak istedim. Enteresan bir soru sormuş. "Kaygı, korku ve üzüntü versem size, hangisini alırsınız? Biliyorum hiçbirini istemediğinizi. Yine de, “Mecbur kalsanız neyi alırdınız?” demeye getiriyorum." diyor.

Makaleyi okumadan önce siz de soruyu cevaplandırın. Kaygı mı ? Üzüntü mü ? Ben  satırları okuduğum anda, yıllardır kaygı çeken biri olarak üzüntüyü tercih etmiştim.

Cem Mumcu makalesini okumak için tıklayınız


foto: Füsun T.



Çarşamba, Ocak 18, 2012

Oyuncak ve çizgi film

kaynak
Oyuncak denilince akla hemen çocuk gelir tabii ki. Gerçi benim gibi hala oyuncakları olan büyüklerde var. Oyuncaksız çocuk olmaz. Çarşıdan alınmış herhangi bir oyuncağı olmasa bile çocuklar, bulabildikleri her nesneyi oyuncağa çevirme yetisine ve büyük bir hayal gücüne sahipler. Eskiden az sayıda olan oyuncaklarımız ne kadar kıymetli ise, şimdi çok sayıda olan oyuncaklar çocukların ayakları altında ezilmekte. Şimdi ki zaman çocuklarının olmazsa olmazlarından birisi de çizgi filmler. Bir çok annenin kurtarıcısı durumunda olan çizgi filmler acaba çocuk için ne kadar iyi ve doğru. Çocuk yetiştirmek kıldan ince kılıçtan keskin bir durum. O yüzden anne babaların kendini eğitmesi gerek diye düşünenlerdenim. Eğitmekle de olmuyor , uygulamak gerek bir de. Çocuklukta yaşanan en ufak bir travma insanın hayatı boyunca onunla birlikte yaşıyor. Kısacası bir çok konuda uyanık, dikkatli ve hassas olmalı. 
Klinik Psikolog Çiğdem Çalkılıç Taylor  makalesinde oyuncakları ve çizgi filmleri anlatıyor. Bakın çocuklar için hazırlanmış çizgi filmlerde çocukları ne gibi tehlikeler bekliyor. 

ÇOCUK OYUNCAKLARI  VE
SALDIRGAN ÖGELER İÇEREN ÇİZGİFİLMLER
 Klinik Psikolog Çiğdem Çalkılıç Taylor
Günümüzün pazarlama teknikleri 'en kolay etki altında kalan' kitleye yani çocuklara yönelmiştir. Böylelikle çizgi film, bilgisayar veya game-boy oyunları, oyuncak ve tekstil endüstrisi kolkola ortak bir plan çerçevesinde satışlarına devam etmektedir. Ailelerde bu durumdan kaçınılmaz olarak etkilenmekte ve çaresizlik yaşamaktadırlar. Filanca çizgi film kahramanının oyuncakları ve oyuncak aksesuarları (silahları, gemileri vs.) kalem kutusu çanta ve tişörtleri ve daha nice tüketim malzemeleri satışa çıkmaktadır. Bir sene içinde bazen 3-4 kahraman benzer pazarlama teknikleriyle piyasaya sunulmaktadır. Burada anne ve babalar ortak şekilde hareket etmeli ve çocuklarıyla birlikte maruz kaldıkları bu çarkın dışına çıkmaya çalışmalıdırlar. Bu pazarlama yöntemleri en çok TV reklamları yoluyla etkilemektedirler. Dolayısıyla TV nin gün boyunca açık kalması çok yanlış bir tutumdur. Anne ve baba okulöncesi çağdaki çocuğuna TV yi seçerek ve kısıtlı zamanlarda izletmelidir (haftada azami 4-5 saat). Okulçağı ve sonrasında da günde azami 2 saatle sınırlanmalıdır. Aynı şekilde game-boy ve bilgisayar oyunları da okul öncesinde çok kısıtlı kullandırılmalıdır. Okul öncesinde bunlara uzun süreyle maruz kalmış çocuklar tam da bu pazarlama tekniklerinin hedeflediği tatminsiz ve talepkar, sürekli tüketen çocuklar haline dönüşmektedirler. Böyle olması kaçınılmazdır!
Saldıganlık gösterileri ve korku öğelerini içeren programlar çocukları olumsuz yönde etkilemektedir. Okul öncesi dönemde zihinsel gelişim, temelde somuttur yani çocuk gördüğünün gerçek ve doğru olduğuna inanır. Ayrıca muhakemesi henüz tam olgunlaşmadığından davranışlar ve bunların etkileri arasındaki bağlantıları tam olarak kuramaz.Taklit etme yöntemini öğrenme adına kullandığından gördüklerini uygulamayı istemesi de kaçınılmazdır.Bu dönemin psikolojik olgunlaşma   özelliği henüz kendini merkez gören (benmerkezci) bir yapıda olduğundan, çocuk kendini "çok güçlü, herkesi yönlendiren" kahramanlarla kolayca özdeşleştirmektedir. Dolayısıyla çizgi filimlerde o kahramanların ne yaptıkları önemlidir. Yapılan araştırmalar,TV de şiddet içeren programları izleme sıklığı  ile çocukların saldırgan davranmaları ve kendilerine saldırgan davranılmasını kabullenmeleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
Çoğunlukla Japon veya Amerikan yapımı çizgifilimlerde veya çocuk filimlerinde yüksek dozda "örtülü" şiddet sergilenmektedir. Bu filmlerde saldırganlık "temiz, haklı, ödüllendirilmiş ve komik" olarak gösterilmektedir. Çizgi filmlerde savaşlar kansız ve temizdir. Saldırgan eğer  "iyi kahraman" ise zaten o haklıdır! Bu kahraman   çok şiddetli bir saldırı ile karşılaşsa da hiçbirşey olmamışçasına hemen toparlanır. "İyilik " için de "kötülük" için de saldırgan tutum sergilendiği için çocuğun değer yargılarını oluştururken bunu anlamlandırmakta güçlük çekmesi doğaldır.    Ayrıca şiddet içeren davranış, kahramanı "kahraman" yapan özelliktir yani ödüllendirilmiş bir tutumdur. Çizgifilm diliyle herşey aslında "komiktir"de!  Kimse zarar görmez sonuçta herkes eğlenir.
Çocuk filimlerindeki veya çocukların pek sevdiği "yetişkin" filimlerindeki gerek saldırganlık gerekse sosyal olarak kabul görmeyen başka davranışlar ( küfür, yalan v.s) özellikle yuva ve ilkokul 1. 2. sınıf çocukları için kritiktir.Bu yaşta çocukların muhakeme becerileri olayın bütününü kavramalarına yetmediğinden, hikayenin içindeki sebep-sonuç ilişkisini gözden kaçırıp sadece en belirgin (şiddet,korku vb) unsurları akıllarında tutarlar. Bu onların bilinçli seçimlerine dayanan bir süreç değildir. Bu tür etkilenmeler içinde olan çocuğun etrafındaki kişilere benzer tavırlarla   davranması kolaylaşır. Ayrıca kendine ve başkalarına dönük saldırganlığa bir çeşit duyarsızlaşma duruımu artar. Yapılan araştırmalar, bu duyarsızlaşmanın sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da gerçekleştiğini göstermektedir.
Çocukların öğrenmelerinde gözlemin rolu çok büyüktür. TV de izlenen programlarda sergilenen davranış ve tutumların aile içinde ne ölçüde onaylandığı ve pekiştirildiği de önemlidir. Anne ve babaların çocukların izledikleri özellikle saldırganlık ve şiddeti değerlendirmede olumlu rol oynayabileceklerini bilmeleri gerekir.Çocukların TV izlerken anne babalarının yanlarında olması ve aralarında konuşup değer yargılarını paylaşmalarında fayda vardır.Yapılan araştırmalar, ailelerin özellikle saldırganlığına karşı olumsuz tepkilerini çocukları ile seyrettikleri filimlerde paylaşmaları sonucunda çocukların bakış açılarını değiştirebildiklerini göstermektedir. Anne baba tarafından gerçek yaşama dair bilgiler, örneğin   saldırganlığın filimlerdeki gibi "kolay" olmadığını,acı,üzüntü ve geri dönülmez sonuçlar yaratabileceği çocuğa anlatılmalıdır. Gerekirse örnekler verilerek pekiştirilmelidir.


Kaynak : pusulapsikoloji


Diğer makaleleri için tıklayınız




Pazartesi, Aralık 12, 2011

Antidepresan

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25301603/#storyContinued
Son yıllarda insanların hayatında yeri büyük olan ilaç grubu antidepresanlar. Sanırım kullanmayan çok az kişi var. En azından benim çevremde çok kişi kullanıyor. Ben de uzun süre kullandıktan sonra bıraktım. Ve bıraktıktan sonra düşündüm , bana ne gibi fayda sağladı diye. Normal vatandaş halimle bilemedim ne gibi bir yararı olduğunu. İşte, okuyacağınız haberde bu sorunun cevabı, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Plasebo Çalışmaları ve Terapötik Karşılaşım Programı Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Irving Kirsch tarafından verilmiş.
*"Plasebo, fiziksel, kimyasal ya da farmakolojik bir etkisi olmayan, ancak verildiği ya da uygulandığı kişiye böyle bir etkisi olduğu söylenen madde ya da işlem" olarak tanımlanıyor.


Salı, Eylül 27, 2011

Ayrılık travması

Hiçbir şey bâki değil şu hayatta. Bunu biliriz de gene de bağlanırız birşeylere hiç kaybetmeyecekmişiz gibi. Gün gelir yitirilir birşeyler. Aşk biter, ayrılık gelir , biz biteriz. Ailede kayıplar olur bazen, ölüm en soğuk ayrılık olsa gerek. En sevdiğiniz kuşunuz, bir sabah kafeste yerde yatmaktadır mesela. Gün gelir işinizden ayrılırsınız. Ayrılma zamanı gelmiştir. Ayrılırız sevdiklerimizden, bağlandıklarımızdan bir şekilde, canımız yanar. Sonra bir çöküş , bir bezginlik, bir depresif haller. Günler günleri kovalar. İçinden çıkmak istedikçe içine dalarız çok zaman bu durumun. Hepimiz bir şekilde ayrılık yaşarız. Bir kısmımız için bunu atlatmak bir hayli zor olur. Bir kısım insan kolay atlatır. Sonuçta ayrılık travması az yada çok şiddetle muhakkak yaşanır.

Peki siz ayrılık travması yaşadınız mı yada ne yoğunlukta yaşıyorsunuz. İlkim Öz sitesinde bununla ilgili bir test yayınlamış bakmak isterseniz  BURADA

Ömür boyu sürsün sevdalarınız, siz hiç ayrılık yaşamayın .

Cuma, Eylül 09, 2011

Çocuğum ilkokula başlıyor



Okulların açılmasına çok az bir zaman kaldı. Okula yeni başlayacak bazı çocuklarda da bir heyecan başladı tabii. Aileler belki çocuklarından daha çok heyecanlı. Bazı çocuklar daha ilk günden okula alışıp uyum sağlarken neden bazı çocukların alışma süreci haftaları bulabilir. Aileler nelere dikkat etmelidir. Çocukların okula psikolojik ve akademik yönden hazır olmaları için gerekenler nelerdir peki.
Psikolog Çiğdem Çalkılıç Taylor bakın neler yazmış bu hususla ilgili olarak.

Çocuklar ilkokula başlarken okula hazırlık konusunda ailelerin dikkat etmesi gerekenler

Çocuklar okula hem psikolojik hem de akademik olarak hazırlıklarını tamamladıkları zaman okula uyum süreçleri çok daha kolay olmaktadır. Aksi takdirde ilkokul birinci sınıfa uyum sağlama ve kendisinden beklenen akademik görevleri yerine getirmekte zorluk yaşandığı gözlenmektedir. Ailelerin bu konuda dikkatli ve tedbirli olmaları bu sürece olumlu katkı sağlayacaktır.
Psikolojik yönden hazırlıklı olmak için:
* İlgi ve sevgiyi paylaşabiliyor olması,
* Beklemeyi biliyor olması ve sıraya girerek, parmak kaldırıp konuşarak bunu uygulamaya geçirebilmesi,
* Hayal kırıklıklarına karşı direncinin ve başa çıkma becerisinin gelişmiş olması,
* Annesinden bağımsız hareket edebiliyor olması,
* Arkadaşlarıyla sosyalleşme sürecinde çıkan problemleri çözebilme becerisine sahip olması,
* Hatalarını kendisi için büyük sıkıntı haline getirmeden kabullenebiliyor olması,
* İstek ve ihtiyaçlarını ağlamadan ifade edebiliyor olması,
* Kaygıları ile başa çıkma becerisinin gelişmiş olması,
* Öfkesini kontrol edebilme becerisinin gelişmiş olması,
* Sosyal yönden girişimde bulunma becerilerinin ( merhaba demek, kendini tanıtmak, arkadaşlarına günaydın - hoşçakal
diyebilmek, oyuna dahil olmak veya davet edebilmek v.b) gelişmiş olması,
* Yaşı ölçüsünde kendisiyle ilgili karar verebilme becerisinin gelişmiş olması (kıyafet , yemek seçimi v.b),
* Kendine güven duygusunun gelişmiş olması (bir ihtiyacını fazlaca utanıp sıkılmadan bir yetişkine veya arkadaşına ifade
edebiliyor olması, sürekli hata yaparsam kaygısı duymadan okul içi çalışmalara katılması, arkadaşlarım alay eder korkusu olmadan onlarla rahatça oyun oynayabilmesi)
* Yaşıtları veya yetişkinlerle oyun oynarken kaybetmeye tahammülünün gelişmiş olması
* Gerek derslerde gerek sosyal ortamlarda kendisini başarılı hissetmediği konularda da çabalamaya devam etme becerisi
ve sabrının gelişmiş olması (çabuk demoralize olmamak ve yaptığı iş-oyuna devam edebilmek)

Akademik Yönden Hazırlıklı Olmak İçin;
* Masa başı dikkat süresinin yaşına uygun gelişmiş olması,
* Kalem doğru tutabilmesi ve baskın el tercihinin belirlenmiş olması,
* Makası doğru tutabilme ve bununla ilgili kesme becerilerinin gelişmiş olması,
* Tüm ana ve ara renkleri tanıması,
* Rakamları tanıması ve bakarak ya da bakmadan düzgün şekilde yazabilmesi,
* Yoğun telaffuz hatalarının olmaması (merhaba yerine Nerhaba, kardan adam yerine kardaM adam, bilgisayar yerine
bilgisaRay vb.),
* Yap-Boz ve Lego K-Nex gibi görsel dikkat ve el becerisi gerektiren oyun becerilerinin gelişmiş olması,
* Sıralama becerisinin gelişmiş olması (sayıları, haftanın günleri ve mevsimleri sırasıyla sayabiliyor olması),
* Dün Bugün Yarın gibi zaman kavramlarının gelişmiş olması ve ifadelerde uygun dilbilgisi ekleriyle kullanma becerisinin
gelişmiş olması,
* Şarkı, şiir ve tekerleme öğrenme ya da ezberleyebilme becerisinin gelişmiş olması,
* Neden sonuç ilişkilerinin yaşı seviyesinde fark edebiliyor olması,
* Düşünme (soyutlama) ve sorgulamanın (nedenleri anlama merakı) yaşı seviyesinde gelişmiş olması,
* Dinlediği hikayeleri kendine özgü cümlelerle uygun sıra ile anlatabiliyor olması,
* Kelime dağarcığının yaşına uygun gelişmiş olması,
* Büyük-Küçük, Boş-Dolu, Alt-Üst ve benzeri zıt kavramları öğrenebiliyor ve karıştırmadan kullanabiliyor olması,
* Ses ve harf eşleştirme becerisinin yaşına uygun bir şekilde gelişmiş olması,
* Görsel yönden eşini bul, farklı olanı bul yanlışı bul gibi çalışmaları yaşına uygun yapabiliyor olması,
* Kaba Motor Becerilerinde (vücudunu mekan içinde konumlandırıp, dengeli bir şekilde hareket ettirebilme becerisi) yaşına
uygun becerileri geliştirmiş olması (kaydıraktan kayma, bisiklete binme ve top ile oynanan oyunlarda yeterli koordinasyonu
gösterebilme vb.)

Yazan : Psikolog Çiğdem Çalkılıç Taylor


Diğer makaleleri okumak için tıklayınız.

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...