Cuma, Aralık 05, 2014

Günaydın

Ara sıra bazı yiyeceklere abone oluyorum. Mesela bir zaman sürekli kuru kayısı yiyorum, bir başka zaman kilolarca mandalina tüketiyorum. Vücudum kendi ihtiyacına göre yönlendiriyor beni sanırım. Bu aralar da yoğurda taktım. Normalde içine reçel koymadan yoğurt yiyemeyen ben , bol bol sade yoğurt yemeye başladım. Evet, eskiden pek yoğurt yemezdim, tek yediğim ve en sevdiğim , yoğurdun üzerindeki kaymak tabakası idi. . Sonradan o tabakanın yoğurt kaymağı olmadığını , bazı rivayetlere göre peçete, bazı rivayetlere göre de güllaç yaprağı olduğunu duyunca, ondan da vazgeçtim. 
İşte, bu aralar yoğurtla aşka başlayınca, kendi yoğurdumu kendim yapayım çabasına da girdim. Denedim olmadı, denedim olmadı , denedim oldu, denedim yine olmadı. Arkadaşlarım, babam , dalga geçmeye başladı. "Bi yoğurt yapmayı beceremedin, bırak deneme artık" dediler, ama yılmadım.

Sanırım ısıyı tutturamıyorum. Serçe parmağım yandı olmadı, yanmadı gene olmadı, yedi saydım yine olmadı. Kendimce bir yöntem geliştirdim bende. Yoğurdu mayalıyor, ağzı açık bir şekilde mini fırına koyuyorum. Biraz zaman geçtikten sonra bakıyorum durumuna. Bakıyorum ki hala süt gibi duruyor, hemen fırının ısısını 50 dereceye getiriyorum. Fırın 50 derece ısınıp sönünce de fırını kapatıyorum. Anında mayalanıyor o zaman. 

Bir önceki gün yaptığım yoğurt mayalanmadı yine. Fırını ısıttım yine olmadı. Evde maya için çok az ve sulu bir yoğurt vardı, anladım ki o yüzden başarılı olmadı. Yılmadım. O sulu yoğurdumsu şeyi buzdolabına kaldırdım, ertesi gün  sabah marketten yoğurt alıp , dolaptan çıkardığım sulu , mayalanamayan yoğurda ilave ettim. Fırını 50 dereceye getirdim , nı nı nı nııınn, anında tuttu. Ne demiştik, yılmak yok !

Bir arkadaşım yoğurdu mayaladıktan sonra ağzı açık bir şekilde buzdolabına koymamı ,bir gün beklemesini, böylece  daha sert bir kıvama geldiğini söyledi. Denedim , gerçekten sertleşiyor. Şimdi yoğurdum buzdolabında bir gün bekleyecek, ondan sonra afiyetle yiyeceğim.

Bu arada aklıma bir şey takıldı. Zehirlenmem dimi, bir gece dolapta bekletip, ertesi gün  ikinci kez mayalama yaptığım için ????

foto : Füsun T.

Perşembe, Aralık 04, 2014

Günaydın

Mısır sever misiniz ?

Güne başlamak her geçen gün daha bir tatsız olmaya başladı. Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama gördüğüm kadarı ile yalnız değilim. Bu tatsızlık, bulaşıcı hastalık gibi hepimizi etkisi altına alıyor ne yazık ki. Kafa dergisinin bu sayısında  Fatih Portakal'ın bir yazısı var; "dağılan kafa, dağılan beden ve dağılan ruh" başlığı altında. Ruh sağlığının gün içinde büyük sıçramalar yaptığından bahsediyor. Leyla Alaton ise dün bir gazete haberi paylaşmış instagramda , altına da "güne b.k gibi başlamak için gazete okuyun! ne olacak halimiz " diyor.

Çok şükür uzun yıllar oldu kendimi gazete ve televizyondan kurtaralı. Habercilik üçüncü sayfadan ibaret oldu, ben gazeteyi terk ettim. Televizyonu terk ediş sebebim daha farklı ama, tv ekranlarını şifalı bitki tariflerinin kapladığını görünce , "aman da ne iyi etmişim" dedim bir kez daha.

Ben de dahil hemen herkesi manken formunda olmaya zorlayan bir moda akımını da es geçmeyeceğim güne tatsız başlamak anlamında. Rahat pijamaları , gecelikleri çıkarıp, pantalonu giyince çıkan koca bir göbekle, güne ne kadar tatlı başlayabilir ki insan ?

Tüm bunları yazmama sebep; canımın mısır çekmesi, aynı anda aklıma GDO meselesinin gelmesi, sonrasında gdo lumu acaba yiyeceğim mısır diye telaşlanmak, daha sonrasında madem çok istedin ye gitsin demek, sonrasında Fatih Portakal'ın yazısındaki gibi ruhumun sıçramaları....

                                                        Atın ölümü arpadan olsun.....

Foto : Füsun T.

Çarşamba, Aralık 03, 2014

Günaydın

Olan olmayan bir sürü şeye üzülüyorum ben. Bazı şeylerin olup olmayacağını bile bilmiyorken, ya öyle olursa deyip  üzüle biliyorum. Endişeli halim henüz geçmedi. Antidepresanımla olan seviyeli ilişkiden ümitliyim , geçecek. 

Bir de gerçek olanlara üzüntüm var elbette. Sadece vesveselere üzülmüyorum. Mesela dün bir yazı okudum, Eymir gölü çevresinin imara açılması ile ilgili. Ankara'nın tek nefes alınabilen, kafa dinlenebilen, ruhun çirkinliklerden arınabildiği saklı bir cennet olan Eymir gölü

Bana göre insanlar iyi şeylere layıktır, oysa son yıllarda insanlar sadece tüketime ve AVM'lere layık görülüyor. Ankara zaten gri binaların arasına sıkışmış bir şehir. Şimdi kırk  katlı binaları ile gökyüzüne yaklaşırken, kent daha bir çirkin hal almaya başladı. Çarpık kentleşme görmek istiyorsanız bir tepeden Ankara'ya bakmak yeterli. Yıkılan her eski binanın yerine, ben daha yükseğini yaparım deyip kuleleri dikiyorlar. Çirkinler bana göre, çok çirkin hemde. 

İşte bu çirkin kulelerin arasında bir vaha olan Eymir gölüne Ankara'lılar sahip çıkma kararı almışlar. Dilerim göl ve çevresi olduğu gibi muhafaza edilir. Göl ve çevresini, kulelerle donatılmış olarak düşündükçe çok çok üzülüyorum. İçimin sızladığını içtenlikle söylüyorum. 

Yeşil ve mavinin bir arada olduğu yerlerde güne günaydın diyebilenlere ve Eymir'i sevip koruyanlara olsun bu sabah ki günaydın. 

Foto: Füsun T.

Salı, Aralık 02, 2014

Günaydın

Pazar günü öğleden sonra canım feci şekilde simit istedi. Kulağım yoldan gelecek "simiideee" sesindeydi ama ne yazık ki o sesi nafile bekledim. Pastahane simidi ya da simit sarayı simitlerinden değildi istediğim , onlar simidi simit olmaktan çıkarttı, bambaşka, keyifsiz bir lezzet haline soktu. İlle de sokak simidi. Çıtır çıtır, gevrek Ankara simidi istedim.  Aslında sokağımızın simitçisinin cep telefonu var ama aramadım. Çok yağmur yağıyordu ,eminim bu yağmurda çıkmamıştı dışarı. Canım simit isteye isteye, çayın yanında bisküviye talim ettim. Buna da şükür. 

Ve; bu sabaha sağlıklı bir şekilde gözümü açtım. Ayaklarım yere bastı, yürüdüm, elimi yüzümü yıkayacak su buldum, yiyecek kahvaltı buldum, yanımda "günaydın" diyebileceğim bir nefes vardı. Buna da çok çok şükür. 

                          Günaydın. Gününüz gevrek sokak simidi tadında geçsin.

simitin tarihçesi

Pazartesi, Aralık 01, 2014

Günaydın

Gününüz aydın, haftanız şenlik, esenlik ve sıhhat dolu olsun. Gülümseyerek, yeşile bakarak başlayalım haftaya. Ruha ve vücuda şifa bir renk.  TIK

foto:Füsun T.

Pazar, Kasım 30, 2014

Pazar şarkısı

"Bu tembelliğin beni öldürecek." Kim bilir kaç kez söylenmiştir bu söz. Ben de bugünlerde kendime söylüyorum bunu. Müzik setimin cd çaları bozuldu çok çok zaman önce. Ve ben tembellikten hala onu bir tamirciye götürmediğim için, çok sevdiğim cd'lerimi dinleyemiyorum. Sadece radyodan ya da youtube'dan müzik dinliyorum. Zaten sabah gözümü açar açmaz ilk yaptığım iş müzik setinin açma tuşuna basmak oluyor. Sabah kahvaltısında  Radyo İlef eşlik ediyor bize. Reklamsız , konuşmasız, kesintisiz müzik. Daha çok slow , rahatlatıcı parçalar çalar. Huzurlu bir kahvaltı yaparsınız sayesinde. Hatta keyfimiz yerindeyse kahvaltı bitiminde babamla dans ediyoruz. Parkinson hastası olduğu için ona sporda olmuş oluyor.

Öğlene doğru evde ses olsun istiyorum ve Ntv radyoyu dinliyorum. Gündemden haberim oluyor böylece. Bilgilendirici, çok güzel yayınları var. Yemek sonrası tekrar radyo ilef'e dönüyorum, çünkü kahveme eşlik ediyor. Kahve sonrası Türkçe pop zamanı. Güncel parçaları çeşitli radyolardan dinliyorum. Akşam üzeri evde yine ses istiyorum, bu seferde Trt radyo zamanı. Trt ve Ntv yi sabah akşam dönüşümlü dinliyorum. Kısacası sabahtan akşama kadar radyo açık benim evde. Ve müzik her daim mevcut.

Richard Clayderman sevdiğim müzisyenlerdendir. İlk tanışmam çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisi ile oldu. Sonrasında da kasetini aldım bol bol dinledim, Yani bu tanışma taa kaset yıllarına dayanıyor. Kendisi 267 altın plak sahibi ,Fransız bir piyanist. Romantik şarkılar yorumlar efendim. Malumunuz  ben de oldukça romantiğim ve bu tür müzikleri de seviyorum. İşte bu pazar sizi de uzun bir romantizm yolculuğuna çıkarmak istiyorum.

Konsept şu; şahane bir kahvaltı sofrası, fonda Clayderman, elde gazeteler, üstte yumuşacık sabahlıklar, çocuklar ortalıkta oynaşmakta, hafif uyku hali ile  bir aile mutlu mesut güne başlamakta...Keyfiniz daim olsun.


İşte pazar şarkınız. Richard Clayderman'ın en güzel albümlerinden biri  The Best World Instrumental Hits  Dinlemek için TIK TIK 



Salı, Kasım 25, 2014

Kağıttan kar tanesi yapımı

                                                                                         Burada
Bugün Ankara şehir merkezine yılın ilk karı yağdı. Daha önce Elmadağ'a yağmış, "yakında geliyorum şehre" diye sinyal vermişti. Kar, içimdeki çocuğu canlandıran etmenlerden biri. Yeni bir yıl yaklaşırken camları  kar taneleri ile şenlendirmek keyifli oluyor. Yukarıdaki kar tanelerini pembe kağıtlarla yapıp, geçtiğimiz yıllarda camıma asmış, odama pembe kar yağdırmıştım. Bu yıl beyaz yapmayı planlıyorum. Bir sürü şablon buldum. Sizlerde yapmak isterseniz belki diye paylaşmak istedim. Evin minikleri ile güzel saatlerde geçirebiliriz bu sayede. Kek kokusu, çay buharı, masa etrafında çocuklar, kağıtlar, makaslar, kahkahalar, yükselen sesler..
                                                                                                              Burada
   
                                                                                                                                                                                            Burada
                                                                                                   Burada
*** Kağıtları nasıl katlamanız gerektiği ile ilgili bilgi BURADA





Pazartesi, Kasım 24, 2014

Yanarım

Kuş olsam ki, olamam
Karışıp sürüye uçamam
İnsanlara tepeden bakamam
Ben yapamam





Bulut olsam ki, olamam
Yağmuru içimde tutamam
Hep aynı gökte yol alamam
Ben yapamam








Yanarım yanarım
Gün geçer yanarım
Gecelerin hesabını
Ben kime sorarım




Gecelere sor beni
Gün dediğin nerden bilir ki halimi
Yalnızlığa sor beni
Göçmen kuşlar nerden bilir ki halimi









Söz- Müzik : Murat Hasarı      Dinlemek için TIKTIK 

Fotoğraflar : Füsun T.

Salı, Kasım 18, 2014

Benden şeyler


Hayatımın en tembel zamanlarından bir kısmını daha tüketiyorum. İlkbahardan beri soldan soldan gelenler , tüm bir yazı bana zehir ettikten sonra, en nihayet bu ay başında şiddetle tüm ruhumu sarınca, antidepresanımla seviyeli bir ilişkiye başladık. Ara sıra anlaşmazlıklarımız, panik hallerimiz olsa da en az altı aylık bir ilişkinin temellerini attık bir kere.  Mutluyuz şimdilik.

Bu tatsız ruh hali ve benim genel tembelliğim dolayısı ile son derece durağan günler yaşadım. Çünkü canım hiç bir şey yapmak istemediği gibi , yaptığım şeylerden de zevk almıyordum. Yani bomboş günler geçirdim. Anlatacak pek bir şey yapmadım. Yine kitapların dördünü birden okumaya başlayıp, henüz hiç birini tam anlamıyla bitiremedim. 


Kitap okurken  bile romantiktim. Ben kraliçe olmalıymışım. Elimi çırptığımda her şey emrimde olacak, ben romantik romantik takılacağım sadece. İşte bu durum duygusal dünyama da yansıyor, hemencecik depresyona giriveriyorum zorluklarla karşılaşınca. Ve kaplumbağa kabuğuna çekiliveriyor.





Resim yapmaya çalıştım ara sıra. Her iki resmide fotoğraftan çalıştım. Kendime böyle bir iyilik yaptım. Gördüğünüz tekniğin adı lavi. Yani tek rengin tonları ile yapılan çalışma. Genelde çini mürekkebi ile yapılır. Renk önemli değil, mavi olur, siyah olur,kırmızı olur,  olur da olur. Yeter ki o rengin tonları ile çalışılsın. Suluboya ile de yapılabilir bu yüzden. Hatta nescafe ile de yapabilirsiniz. 




Bağ bahçe işleri ile ilgilenmeye devam elbette. Evde de bahçede de çiçekler söküldü, çiçekler dikildi. Sıcak havalarda dostlarla hoş muhabbetler yapıldı. Sonbahar geldi yapraklar toplandı. Güzellikler eşliğinde kahveler içildi. 










Bulutları seyretmeye devam. Her daim güzel onlar. Her daim poz veriyorlar bana. Elimde makina bir o camda bir bu camda gezinip duruyorum sık sık. Bazen dakikalarca izliyorum şekilden şekle girişlerini. Yani rutin hayatıma devam. Hep aynı ben aynı şeyler. Biraz değişim gerek. Yazdıkça yayımladıkça fark ediyorum.





Resim kurslarına devam ediyorum yine. Oradaki dostlarım iyi ki hayatımda ve iyi ki varlar. Hepsini çok seviyorum. Onlarla olmaktan mutluyum. Kursumuz biraz soğuk oluyor, Naloş'um iyi ki bu şalı örmüş bana, hızır gibi yetişiyor üşüdüğüm zaman. Paylaşmak iyidir, güzeldir, mutluluktur.


Ve bugünlerde tatlı bir telaş içindeyiz. Yeğenim nişanlanıyor. Çarşı pazar dolaşıp giyebileceğim bir şeyler arıyorum ama nafile. Doğru düzgün bir şey bulabilmiş değilim. Çok mursayım kabul. Ama böyleyim napim. Benim mursalığımı bırakalım ve tüm sevenlerin mutlu olması dileği ile noktalayalım yazıyı o zaman. 



Perşembe, Kasım 13, 2014

Yılbaşı kartları

Bir koca yıl daha son günlere doğru yol alıyor. Bu yıl çok hızlı geçti sanki. Hiç bir şey anlamadım ben. Hatta geçtiğimiz hafta mağazalarda yılbaşı süsleri görene kadar ayılmadım bile. Sanki daha çokkk var gibi geliyordu bana. Madem yaklaşıyor yeni bir yıl, o zaman bizde kartlarımızı kendimiz hazırlayalım. Yapılabilir bir kaç örnek buldum.

                                                                                                                         Burada
Çocuklarla birlikte yapılabilir diye düşündüm bunları. Sonrada keşke birikmiş  düğmelerimi atmamış olsaydım dedim üzüntüyle.

                                                                                                     Burada
                                                                                               Burada
                                                                                              Burada

Salı, Kasım 11, 2014

Plastik şişeden ampul



Filipinlerin başkenti Manila da yaratıcı bir buluş yapılmış. Filipinler deyince öncelikle bir kısa not ekleyeyim. Bir arkadaşım görev dolayısı ile bir kaç yıl orada yaşamıştı. O kadar yoksul halkı var ki demişti, kenar mahaller perişan vaziyette. Suların içinde yaşıyorlar, kulubelerde diye anlatmıştı. Ve kendisi de onların orada sefalet içinde yaşadığını bilerek, yaptığı yemekleri yerken hep boğazına düğümlendiğinden bahsetmişti. İşte bu yoksul halkın ışık almayan evlerini aydınlatacak çok basit bir yöntem keşfedilmiş.

Kullanılmış bir pet şişe, çamaşır suyu ve normal sudan ibaret bir buluş. Önce plastik şişe tavana açılan delikten içeri yerleştiriliyor, sonra içine su ve çamaşır suyu ilave ediliyor. Veee , güneş ışığı açılan delikten dikey olarak içeriye girerek 360 derece yansıma ile bulunduğu ortamı aydınlatıyor. Ampullerin ömrü yaklaşık 10 aymış. Şimdi Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğrencileri , bu projeyi geliştirmek için kolları sıvamış. Ampullerin, yani plastik şişe ampullerin 5 yıla kadar dayanması için araştırmaya devam edeceklermiş. Bu ampuller sadece gündüz güneş ışığı olduğunda işe yarasada, %90 ı yoksul olan Manila halkı için büyük nimet. 55W ila 60W arası ışık sağlayabiliyormuş plastik şişeler.

Bakın nasıl bir sistem Videoyu izlemek için TIK

Kaynak



Pazar, Kasım 09, 2014

Berlin duvarının yıkılışının 25.nci yıldönümü

Doğu Alman vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçışlarını önlemek için 13 Ağustos 1961 de yapılan 46 km uzunluğundaki duvar, 9 Kasım 1989 da yıkıldı.

1990 Berlin duvarı yıkılırken


Sanat hayatın her alanında olduğu gibi burada da var tabii ki. Duvarı anlatan bir sürü şarkı yapıldı. Bugün Pazar, malumunuz şarkı günü. Bende sizler için duvarla ilgili üç şarkı seçtim. Şarkı sözleri ve klipler çok şey anlatıyor.

Hepimize sevdiklerimizle, özgürce yaşayacağımız, sağlıklı günler diliyorum. Keyfiniz bol olsun bu hafta sonuda.


** Şarkıları dinlemek için şarkı isimlerinin üzerine tıklayınız.

Pink Floyd  A Great Day for Freedom.

A Great Day For Freedom
On the day the wall came down
They threw the locks onto the ground
And with glasses high we raised a cry for freedom had arrived

Özgürlük İçin Harika Bir Gün
Duvarın yıkıldığı gün
Attılar kilitleri yere
Ve bardaklarımızı kaldırarak, bir çığlık kopardık gelen özgürlük için

Scorpions Wind Of Change

Did you ever think
That we could be so close, like brothers
The future's in the air
I can feel it everywhere
Blowing with the winds of change

Hiç düşünmüş müydün?
Bu kadar yakın olabileceğimizi, kardeş gibi
Gelecek havada
Onu her yerde hissedebiliyorum
Değişim rüzgarlarıyla birlikte esiyor


Elton John Nikita

Oh I saw you by the wall
Ten of your tin soldiers in a row
With eyes that looked like ice on fire
The human heart a captive in the snow

Seni o duvarın önünde görmüştüm
Kurşun askerlerin sıraya dizilmişti
Ateş üstünde buz gibi gözlerinle
Karlar içinde hapsolmuştu insan yüreği

Cumartesi, Kasım 08, 2014

Çay saati



Çay saati gelmiş. Madem öyle mutfaklarda çaydanlıkların çıkardığı buhar içimizi ısıtırken, biz de masaya yerleşip biraz bir şeyler okuyalım çay demlenirken.



Birazda müzik olsun mu ?

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...