Cumartesi, Aralık 12, 2015

Yılbaşı süsleri


Kara haberlerden çok sıkılmışken biraz kendimizi oyalamak için güzel bir fırsat yeni yıl süslemeleri. Süs güzel bir şey hepsinden önce. Evde yapılan en ufak bir değişiklik bile keyiflendirir beni. Birde kendim yapmışsam daha bi keyif alırım.  İşte bu fotoğrafını gördüğünüz evlerde son derece keyifli görünmüyor mu ?

Nasıl yapacağız ? Şablonları şimdi vereceğim adreste mevcut. Tek şart sayfaya üye olmanız. TIKTIK 

Ben kendi kafama göre bir ev modeli yaparım diyorsanız, bir karton, bir aydınger kağıt, yapıştırıcı ve led mum malzeme olarak yeterli. Evlerin üstüne kar efekti de yapayım diyorsanız o zaman  sizi Özden Ceyhan beyefendinin Küçük Şeyler bloguna alalım. BUYRUN 


Dantel örmeyi sevenler işbaşına. Beyaz dantel ipi , tığ, dantel kolası ve bir adet ağaç dalı yapacağımız şeyin malzemeleri. Şablonların büyük boyunu görmek için üstteki fotoğrafa tıklamanız yeterli. Yada BURAYA bir tık. Bu dantel kar tanelerini ne yapacağız derseniz, işte böyle bir şey yapacağız.


Daha zamanımız var. Kağıt havlu ve tuvalet kağıdının sonunda kalan rulolarını saklayın bu aralar. Pratik , şirin bir kapı yada duvar süsü yapmak için ihtiyacınız olabilir. Yılbaşı çamı yerine bunu da ışıklandırabilirsiniz. Ruloları eşit yüksekliklerde kesip yapıştıracaksınız . Yapıştırdığınız yerleri mandalla tutturun kuruyana kadar. Daha sağlam olur. Bir adet sprey boya ile istediğiniz renge de boyayabilirsiniz. Tabii sprey boyayı açık alanda sıkmayı unutmayın.



Tüm bunların yanına bir de kağıttan kar tanesi yapayım derseniz BURAYA tıklayınız. Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile. Çoluk çombak masa başına toplaşıp, televizyonu kapatıp, sıcacık salep eşliğinde hafta sonu etkinliği olarak  yapabilirsiniz belki bunları. E keyifte budur bence.


*** Fotoğraflara tıkladığınızda kaynaklara ulaşabilirsiniz. Fotoğraf sahiplerine teşekkürler.

Cuma, Aralık 11, 2015

Yılbaşı sofrası

Süslü sofraları pek severim. Özenle hazırlanmış bir sofrada yemek yemek bir başka lezizdir. İki kişi de olsak bazen aşka gelir süslü püslü bir kahvaltı, ya da bir akşam yemeği sofrası kurarım. Ne de olsa biz de bu hayatta misafiriz. Bir minik tüyo vereyim, yemeğiniz tek çeşitse, sofra da  göz doyuracak pek bir şey yoksa , o akşam süslü bir sofra hazırlarsanız çok çeşit varmış etkisi yaratacaktır. Yemeğin yanına evde  ıvır zıvır ne varsa koyuverin, bir de süsleyin , unutulmaz bir akşam yemeği olacaktır. Tabii sevginizi katmayı unutmayın. O olmazsa hiçbir işe yaramaz süslemek. Aileme dair en sevdiğim şeylerden birisi de , her öğünde sofra kurulması ve aile fertlerinin aynı anda sofrada olmasıdır. 

Yılbaşı sofraları da süs ister malum.Ve az bir zaman kaldı yeni yıla. Şimdi paylaşacağım şeyleri normal sofralarınıza da uygulayabilirsiniz. Minik fikirler her zaman iyidir. Ve bunlar masraf gerektirmeyen , eldeki malzemelerle uygulanabilecek şeyler. Devir hesap devri, malum. 



Bu kartları evdeki okuma-yazma öğrenmiş  miniklerle birlikte yapabilirsiniz. İlle de isim yazmanız da şart değil. Çekirdek bir aileyseniz, "seni seviyorum baba" yada "seni seviyorum  anne" yazıp tabakların kenarına iliştirmek de bence güzel bir fikir. Biberiye yoksa çam ağaçlarından minik dallar size bu uygulamada yardımcı olacak gibi . 



Dolapların içine istiflediğiniz boş kavanozları kullanma zamanı. Pazardan alacağınız turşu tuzu, yada kaya tuzunu doldurun kavanoza, üzerine ilave edeceğiniz malzemede sınır yok. Kırmızı olursa daha güzel olur elbette. Mumun etrafına minik süslerde koyabilirsiniz. Kar efekti sağlanmış bir kavanozdaki mum bile masayı şenlendirmeye yetecek bence. 


Kavanoz , tuz, bir kaç çam dalı ve yılbaşını anımsatan herhangi bir obje. Çocuklarınızın minik oyuncaklarını kullanabilirsiniz burada. Hayal gücünüzün sınırı yoktur, gönlünüz nasıl severse öyle tanzim edin. Fotoğrafa tıklayın Martha Stewart size yardımcı olacak. 


Yine bedavaya çıkabilecek bir süsleme. Bir kozalak , evde saklanmış paket ipleri, minnacık bir çam dalı yeterli. Kozalağınıza kar efekti vermek isterseniz , az önce aklıma gelip denediğim bir şeyi paylaşayım sizinle. Malzeme, bir adet şeffaf oje ve irili ufaklı tuz. Ojeyi kozalağın bir kısmına bolca sürün, üzerine hemen tuzu serpin. Tamamen kuruduktan sonra bir kat daha oje sürün üzerine. İşe yaradı gibi. Masanıza bir kaç tane koymanız yeterli. 


                                         

Ve bence bu da güzel fikir. Minicik kartlara , yeni yıla ait güzel temennilerinizi yazıp , onları da kozalakların üzerine  yapıştırıp, tabaklara koyabilirsiniz. Kimin tabağında hangi temenniler olacağı, misafirlere hoş bir sürpriz olur.

Küçük mutluluklar büyük acıları hafifletir belki.



*** Fotoğraflara tıkladığınızda kaynağına ulaşabilirsiniz. Fotoğraf sahiplerine teşekkürler. 

Cuma, Kasım 27, 2015

Ondan bundan şundan

"O"na dair en çok sevdiğim dizelerle üzüntümü dile getirmek istedim. BAHAR GELME ÜSTÜME

Bu aralar çevremden pek hoş haberler alamıyorum ne yazık ki. İnsan hep güzel şeyler duymak istiyor ama malum hayat hiç bu kadar tozpembe değil. Haberler hep gri, bulanık. Ama ümitsizlik yok, çok güzel haberler alacağım günlerinde olacağına eminim. Nede olsa kışın sonu bahardır. 
Dün hoşuma gidecek bir haberle mutlu oldum mesela. Sıla Gençoğlu yeni albüm için stüdyo çalışmalarına başlamış. İnstagram hesabından duyurdu. Magazin muhabirivari bir cümle oldu ama öyle duydum haberi ne yapayım. Seviyorum  şarkılarını ve merakla bekliyorum. Vaveyla albümü en sevdiğim albümüdür. Bakalım bu albüm nasıl olacak. 

Lütfen fotoğrafa tıklayınız

2009 yılında yayımlanmaya başlayan bir dergi ile neden bu kadar geç tanıştım anlayamadım. Oysa ki ; okumasa bile kitap ve dergi alan ( TSUNDOKU ) biriyim. Nasıl kaçırmışım bu dergiyi. PSİKEART'dan bahsediyorum. Son iki sayısını alıp, büyük bir keyifle okudum. İki ayda bir yayınlanıyor dergi. Geçmiş yayınları web sayfalarından edinmeniz mümkün. Okumayanlara öneririm. Bakış açınızı genişletmek için süper bir fırsat. Okuduklarınızdan sonra nefret kavramına farklı bakacaksınız. Bu ay derginin konusu NEFRET . Yayın evinin bir başka dergisi ise Psikesinema. Sinema ile çok ilgili iseniz bunu da kesinlikle öneririm. Derginin içeriği ve vizyonu hakkındaki bilgiyi, kendi tanıtım yazıları ile yansıtmak en uygunu.

 "İşte tam da bu kesişme noktasından yola çıktık. Bir yandan güncel psikiyatri tartışmalarına zemin oluşturmak, bireylerin farkındalığını arttırmak, sorunlarla baş edebilme süreçlerine katkıda bulunmak, diğer yandan psikiyatriye konu olan kavramların sanatsal alandaki yansımalarının altını çizmek. Bu kulvarda ilerlemek ve ilerlerken her iki alandaki tanımlara derinlik kazandırmak, derginin ulaşma noktalarında tartışma olanaklarını yaratmak. Bu bağlamda sığlaşmadan, farklı derinliklerde okunabilir olmak hedefimiz."



Çağın hastalığı Alzheimer beynimize daha çok önem vermemiz , daha çok ilgilenmemiz gerektiğini hatırlattı bize. Şimdilerde hepimiz beynimizi korumanın çarelerini arar olduk. Bulmaca çözüyoruz, satranç oynuyoruz, ezber yapıyoruz vs, vbg. İşe yarayıp yaramadığı henüz kanıtlanmadı tüm bunların. Ama geçerliliği kanıtlanmış üç strateji var.
Birincisi yeşillik yemek .Yeşil sebze tüketimi arttıkça öğrenme ve bellek performansı da artıyormuş. Bunun sebebinin sebzelerdeki folik asit olduğu düşünülüyor. Folik asit kısmı henüz tam olarak ispatlanmasa da , 13.388 kadın üzerinde yapılan bir araştırma yeşil sebzenin beyin için faydalı olduğunu ortaya koymuş gibi.
İkincisi; insanlarla konuşmak . Jhons Hopkins üniversitesinden bilim insanları ( adam- insan, henüz tam olarak karar verilmedi galiba ne deneceğine, kimi bilim adamı, kimi de bilim insanı diyor ) şöyle demiş; sosyal etkileşim arttıkça bilişsel gerileme azalıyormuş ve yalnızlık insanı gerçekten öldürebiliyormuş.
Üçüncü olarak yapılması gereken de kan akışını artırmak . Haftada iki kez birer saat tempolu yürüyüş yapan kadınların beyninde, düşünce ve hafıza kontrol alanlarında hacim artışı olmuş. Burada parantez içinde bir not gözüme çarptı, "ağırlık kaldırmayan ya da egzersiz yapmayan" diyor. Demek ki spor salonlarının oksijensiz havası pek de işe yaramıyor, doğaya çıkıp bir saat yürümek çok daha yararlı.

O zaman ne yapıyoruz, bu güzel havanın tadını çıkarıyoruz. Beynimizi  güçlendiriyoruz.  Haydi yürüyüşe.

                                    



Cuma, Kasım 20, 2015

Reklamlar

Bu reklamlar beni sinir ediyor. Hem de her türlüsü. Artık internette rahatça bir şeyler okumak mümkün değil. Bir sayfayı açıyorsunuz, tam okumaya dalmışken ,  sayfayı kocaman bir reklam kaplıyor bir anda. Reklam öylece size bakıyor siz reklama. Varsa şayet, bilmem ne kadar süre sonra kendiliğinden kapanıyor ve bu arada o reklamı izlemek zorunda kalmanız sağlanıyor. Ya da  "kapat " işaretinin reklamın hangi köşesine gizlendiğini bulup , tıklamanız gerekiyor. O işaret bazen o kadar minnacık ki, denk getiremezseniz doooğru reklam sayfasına yol alıyorsunuz. Bir de sesliler ki, car car car kulaklarınızı tırmalıyor. Tüm bunlar olurken de , şahsen ben, okuduğum şeyden uzaklaşıyor, asabileşiyor ve hevesimi yitiriyorum. 

Bu konu ile ilgili kanuni bir hakkım var mı çok merak ediyorum. Zira  internette gezinirken yaşanmıyor bu olay sadece . Cep telefonlarında da çok sıkıcı hale gelmeye başladı. Daha dün gece bir sağlık merkezinden aranan babamla yaşadık bir sinir harbi. Kibar adam ya babacığım, falanca yerde sunum yapılacak sizi de bekleriz falan gibi sözler söyleyen reklamcı arkadaşa " ben gelemem evladım, zaten zor yürüyorum " dedi ve en sonunda o kibar adam asabi bir şekilde telefonu kapattı. Çünkü reklamcı lafı uzattıkça uzatıp, "neyin var amca", " ben seni sırtımda taşırım" "sen gelemezsen arkadaşını yolla " gibi bir sürü laf salatasına başvurunca, anlıkta olsa sinir katsayımız artmış oldu. Kim bilir belki o sinirle  kan dolaşımımız bile değişti. Belki tansiyonumuz yükseldi. 

" Beni taciz etti , sinirlenmeme sebep oldu hakim bey " diyesimiz  geldi, geliyor, gelecek. 

Buna benzer bir sürü telefonla uğraşıyoruz son günlerde. Geçenlerde bana açılan böyle bir telefonda, istemediğimi belirtmeme rağmen hala konuşmayı sürdüren ısrarlı satıcıya biraz sert çıkınca, " biraz nazik olsanız " gibi bir azara da muhatap olmuşluğum var. 

Bu husustaki en tuhaf anımsa , bir elektrik süpürgesi satan bayanın beni aylarca araması. İstemiyorum dediğim halde çok çok çok ısrar edince, daha fazla vaktimi almasın diye , çünkü susmuyordu "tatile gidiyorum uygun değilim " demiştim de, tatil boyunca arayıp "daha dönmediniz mi" demiş, en sonunda da " ne bitmez tatilmiş " diye beni sorgulamıştı. E, sonunda bende  taşan sabrımla cevaplamıştım. Anladınız siz onu....

Kim bilir bu konu ile ilgili sizde ne anılar var.

Gelelim bu internette ki karşımıza  aniden çıkan reklamların faydasına. Bilgisayar başında daha az zaman geçirmeme sebep oluyorlar sağ olsunlar. Öfkelenip kapatıyorum  bilgisayarı. Dışarı çıkıyorum, yürüyüş yapıyorum, Ankarayı dolaşıyorum. Hemde sonbaharın  en güzel yaşandığı şehirde, sonbaharın en güzel hallerini görüyorum. 

Bir de gazete haberleri hakkında  yazacağım. Onlara da sinir oluyorum. Ama bugünlük bu kadar yeter. Yollar, temiz hava, güneş ve sonbaharın tüm güzellikleri beni bekliyor. Görüşürüz, hoşçakalın.










Cumartesi, Kasım 14, 2015

Orhan Veli Kanık





HÜRRİYETE DOĞRU 
Gün doğmadan, 
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. 
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, 
Gideceksin 
İçinde bir iş görmenin saadeti, 
Gideceksin ırıpların çalkantısında. 
Deniz gelecek eline pul pul; 
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; 
Sevineceksin. 
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. 
Ağları silkeledikçe 
Ruhları sustuğu vakit martıların, 
Birden 
Kayalıklardaki mezarlarında, 
Gelin alayları, teller, duvaklar,  
Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin; 
Bayramlar seyranlar mı dersin, 
Şenlikler cümbüşler mi? 
Donanmalar mı? 
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; 
Heeey 
Ne duruyorsun be, at kendini denize: 
Geride bekleyenin varmış, aldırma; 
Git gidebildiğin yere...  
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
.......
Orhan Veli KANIK   / 13 Nisan 1914 _ 14 Kasım 1950

Perşembe, Kasım 12, 2015

Pazar, Kasım 08, 2015

Saat kaç ?

belki benim kağıt param, bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir


Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın , Saatleri ayarlama enstitüsü adlı kitabı geldi aklıma sabah sabah. Çünkü; uyandığımda saatin kaç olduğunu tam olarak bilemiyordum ve ayarım bozulmuştu. Cep telefonum başka, bilgisayarım başka, evdeki saatler başka... Saatleri ayarlarken benim ayarım bozuldu. O yüzden hem kendim , hemde benim gibi acaba saat kaç diyenler için blogun sağ sütununa saat ekledim. Saat hakkında sorunu olmayanları bi çırpıda tebrik ediyorum. Kitaba gelince ; ben okumadım, fakat kısa bir özetini okudum az önce. Okumak isterseniz TIKTIK . 

Saatler ayarlandığına göre, sıra ruhumuzun ayarlanmasında. Bu sabahı ben , canım Arzum'un (Kuzen ) bana hediye ettiği MFÖ cd'si ile başlattım. Üç cd'li müzik setimi sonunda yaptırdım. Çok mutluyum. Üç gözü de doldurup, bilgisayarın başına oturdum. Sizde benimle MFÖ dinleyeceksiniz bugün. Neler seçtim sürpriz olsun. 



Benim; ruhum da, saatim de  ayarlandı, umarım sizinkinin ayarı yerindedir, değilse de bu şarkılar yerine getirmiştir. 
Üstüne  bir de gülücük iyi gitmez mi ? Acılar gibi gülümsemeler de paylaşılmalı. En güzeli de hayatı paylaşabilmek. Kavgasız, gürültüsüz, hep aşkla.









Pazartesi, Ekim 26, 2015

Günaydın

Yanınızda "günaydın" diyen birinin olması, bir günaydın öpücüğü, ne kadar kıymetlidir bir bilseniz. Bazen bunu bilmek için yalnız kalmak gerekir. Hele ki uzun süreli yalnızsanız bunu çok acı bir şekilde anlarsınız. 

Çok şeyin kıymeti, kaybedilince anlaşılıyor. Kaybetmeden sahip çıkmayı bilmenin hazzı inanılmaz lezzetli. Günaydın pek sıradan bir kelime geliyorsa, yanına bir öpücük ilave edebilirsiniz. Yeter ki şükrederek, iyi ki varsın diyerek , içinizin en derininden hissederek yapabilin bunu. Böyle başlanan bir gün kötü olabilir mi ?  Üstelikte yaşam her sabah, hatta her an yeniden başlarken.



Yaklaşan dolunaya rağmen, içten gelen bir günaydın beni iyimser yapmaya yetti. Belki son günlerde Heidi çizgi film izlememde etkili olmuştur bu iyimserliğime. Annemde çizgi filmleri severdi. Bazen, eve geldiğimde onu Redkit izlerken bulurdum. Heidi bitince onu da izleyeceğim. 

Heidi izlemeyen, yada okumayan yoktur sanırım. Bir şekilde hayatınıza mutlaka dahil olmuştur. Bilirsiniz Heidi'nin  ayakları çıplaktır çizgi filmde. Peki bunun sebebini biliyor musunuz ? Bilmeyenlerin okumasını öneririm.  TIKTIK   

Çıplak ayaklı çocukların olmadığı bir dünyada yaşamak ümidiyle, güzel bir hafta, güzel bir gün geçirmenizi dilerim.


Pazar, Ekim 25, 2015

Pazar


Agideyi çok seven kadının kocası ölür. Aradan uzun zaman geçer. Adet üzere oğlan anasına sorar; -“Ana sen agideyi çoh sevirsen, sene agide mi alim,yohsa seni ere mi(kocaya) verim?” 
 Anası içini çeke,cevap verir; 
 -"Oğul, ben ehdiyar gari. Agideyi hanci dişiminnen yiyimçi?”


Gülmek kadar müzikte ruhun şifası. Zor günlerden geçiyoruz. Kendimizi bir şekilde korumamız lazım. Yoksa sonbaharın bu kasvetli günlerinde , yaşadığımız kasvetlerle beraber depresyona kucak açıveririz maazallah. 

Bu yüzden, pazar günleri şarkı günümüz malum, paylaşalım o zaman. İlk kez dinlediğim bir şarkı bugünün şarkısı. Kalbini değiştir diyor . Gün ışığı gibi sevgine ihtiyacım var. O zaman sevelim , sevilelim, bundan güzel bir şey yok bugünlerde .


Çok çok sevdiğim bir şarkı ise günün bonusu. Filmini defalarca izleyebilirim,  o eğri büyrü adamı seviyorum. 




** Bu yayını beğenirseniz, dostlarınızla paylaşabilirsiniz.

Çarşamba, Ekim 21, 2015

Back to the future



1985 yılı yapımı bir film Back to the future. Geleceğe dönüş 2 olarak 1989 yılında gösterime girmiş. Film kahramanları Marty ve Doc, zamanda yolculukla, 1985 yılından , içinde bulunduğumuz bu güne gelmiş dönmüşler. Yani 21 Ekim 2015' e yolculuk yapmışlar. Neler görmüşler neler . Akıllı giysiler, kendi kendine bağcıkları bağlanan ayakkabılar, konuşan ceketler vs, vbg... Peki, filmde öngörülen şeylerden   bugün hangileri gerçekleşmiş derseniz, ben de size hiçbiri diyebilirim. Bu konu ile ilgilide sizi hemen bir web sitesine yönlendirebilirim . TIKTIK  Filmi izledin mi derseniz ona cevabımsa , hayır izlemedim. Bugün haberim oldu bu filmin varlığından. Bilim kurgu pek ilgimi çeken bir  tür olmadı. Ayrıca o yıllarda sinema bu kadar elimizin altında da değildi. Ve bugünkü gibi her şeyden anında haberdar olamıyorduk yada olamıyordum.


Back to the future gününden de, bu sabah internet turum sayesinde bilgi sahibi oldum. "O zaman" dedim kendim kendime, "bu yağmurlu ve kasvetli Ankara havasında bugün yapacak daha iyi bir işin olmadığına göre , patlat mısırını bu filmi izle".

Ve bugünün tarihi için bir de internet sitesi açılmış. "www.october212015.com"  

Ben bugünümü, bu etkinliğe ayırdım anlayacağınız.  Belki işiniz yok vaktiniz çoksa sizde ilgilenirsiniz. 21*10*2016 da görüşebilmek dileği ile. 

Pazartesi, Ekim 19, 2015

Günaydın


Bu mevsimde genelde doğduğum toprakları ziyarete giderdim. Bu yıl olmadı ne yazık ki. 

Her sabah uyandığımda kendimi orada hissediyorum bugünlerde. Sabahın o güzel  sessizliğini yaşıyorum hayalimde. Kokusu geliyor burnuma toprağın. Bağ yollarında yürüyorum huzurla. Sonbaharın sarı yaprakları görünüyor çok yerde. Çalı çırpı yakılmış, salçalar kaynıyor, pekmezler yapılıyor sanki. Dumanın kokusu bile hoş. Sessizliğin muhteşem güzelliğinde ilerlerken, bir yavru kedinin cılız miyavlamasını duyuyorum. Bir kuş ötüyor dalda ve bir arı kulağımın dibinde vızıldıyor. Karşıdan bir teyze geliyor elinde güğümler, belli ki çeşmeye gidiyor. Tozlu yollarda huzurla ilerlerken bu sefer de heybeleri elma dolu bir eşeğin tıkır tıkır ayak sesleri yankılanıyor kulağımda . Dumanı tütüyor bacanın incecik, ve dumanı tüten çaydanlığı elinde bir kadın sesleniyor sanki ev halkına " dudun altına geliiinn " . 



Tüm bu huzurlu hayalin bir de buruk yanı var ki, o ana gelince doluyor işte gözlerim. Yitirdiklerimi hatırlıyorum hasretle. Onlarla yaşanan anlar bugün huzurla bu hayale dalma sebebim. Onlarla yaşanan o şahane, yeri doldurulamayan dakikalar olmasaydı, bu kadar hasretle ve huzurla dalarmıydım hayallere. Sonra tek tek hatırlıyorum hepsiyle geçen günleri. İşte bu karmaşık duygu başka nerede yaşanır bilmiyorum. Hem çok mutlusun hem çok üzgün. 

                                     
Sonbahar romantiklere, duygusallara daha bir ağır gelir. 

Pazar, Ekim 18, 2015

Pazar şarkısı





Dionne Warwick / Thats What Friends Are For


Arkadaşlar Bunun İçindir

Böyle hissedebileceğimi hiç düşünmemiştim
İlgilendiğim sürece
Sana seni sevdiğime inandığımı
Söyleyebildiğime memnunum.

Bir gün uzağa gitmem gerekirse eğer;
Gözlerini kapatıp bugün yaptığımız gibi
Hissetmeye çalış;
Ve eğer aklına gelirse;

Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et
Bana her zaman güvenebileceğini bilerek,
İşte arkadaşlar bunun içindir.
İyi ve kötü günler için.
Sonsuza kadar yanında olacağım.
Arkadaşlar bunun içindir.

Bana gelip açıldığında
Şimdi görebildiğim çok daha fazla şey var
Bu arada bunun için de teşekkür ederim.

Ayrıldığımız günlerde
Gözlerini kapat ve unutma
Bu sözler kalbimden geliyor
Ve aklına gelirse;


Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et
Bana her zaman güvenebileceğini bilerek,
İşte arkadaşlar bunun içindir.
İyi ve kötü günler için.
Sonsuza kadar yanında olacağım.
Arkadaşlar bunun içindir.

Bana güven, kesinlikle
Arkadaşlar bunun içindir
Gülümsemeye devam et, ışıldamaya devam et.

Çeviri :buradan


***** FOTOĞRAFA TIKLARSANIZ BONUS ŞARKIMI DA DİNLEYEBİLİRSİNİZ. 

Çarşamba, Ekim 14, 2015

Trafik hayattır

Son günlerde şehir içi trafikte yol alırken bir sürü riskli durumla karşı karşıya kaldım. Ara yoldan ok gibi önüme fırlayan araçlar, yan yana seyrederken üzerime doğru gelenler, kavşakta burun buruna geldiklerim. Sadece araç trafiğinde değil, yaya kaldırımında yürürken üstüme doğru geleni de oldu. Hepsinin tek bir ortak yönü vardı. Sürücülerin ellerinde cep telefonu vardı. Kimi konuşuyor, kimi mesaj yazıyordu. Ve en sinir bozucu kısım ise "kusura bakma " diyen bir el ve yüz hareketi. Tamam kusura bakmayım ama hayatım senin cep telefonun kadar ucuz değil.

Kaldırımda yürüyorum. Bir anda , bir arabanın hızla üzerime doğru geldiğini fark ettim. Durmakla kaçmak arasında tereddüt geçirdim. Tüm bunlar saniyeler içinde oluyor tabii. Allah'tan aynı anda  sürücü direksiyonu toparladı ve yoluna devam etti. Cep telefonu elindeydi. Şu an tam hatırlamıyorum ,ya mesaj yazıyordu yada konuşuyordu. Son dakikada yoldan çıktığını fark edip direksiyonu kırmasaydı, ben şimdi ne halde olurdum bilmiyorum.

Eğitim ailede başlar ve devam eder. Ara sıra ev halkını bu hususta uyarmakta fayda var. Belki bir nebze işe yarar. Buradan türlü nasihatlerde bulunmayacağım. Doğuş otomotiv çok güzel animasyonlar hazırlamış bu konu ile ilgili. Çünkü son zamanlarda oluşan kazaların çoğunluğu cep telefonu yüzündenmiş. Bu videoları, izleyip, izletelim.                TRAFİK HAYATTIR 







Cumartesi, Ekim 03, 2015

Benden şeyler

Dün gece tiyatro sezonunu açtık çok şükür. Tiyatro sihirdir, büyüdür ,çocukluk hayallerimdir,  aşktır, tır da tır benim için. Geçen sezon izleyemediğim, Yeşilçam adlı oyuna gittim. Keyifliydi, komikti. Sevdim yani. Hatta salon olarak topluca sevdik ki bol bol gülücükler attık. Buraya kadar iyi de , oyun sonunda bir çok kişinin ayağa kalkıp alkışlaması kısmında sorunsalım var. Otuz yılı aşkın süredir sezon aksatmadan tiyatro oyunu izlerim. Eskiden bu olay yoktu. Yani vardı da bu kadar sıradanlaşmamıştı. Gerçekten hak eden oyuncu ya da oyuncular ya da oyunun tümü alkışlanırdı ayakta. Şimdi ise hemen her gittiğim oyunda, bir ayağa kalkıp alkışlama durumu görüyorum. Dün gece ben ayağa kalkmadım alkışlamak için . Göreceli bir kavram "beğeni" elbette, bu da benim "görecem " diyelim .

 Oyun öncesi Tunalı Hilmi Zeynel 'de karnımı doyurdum. Kıtır piliçli  sandviçi yine gayet lezizdi. Ankara' da en sevdiğim mekanlardan birisi. Saatlerimi geçirebilirim orada. Zeynel'le ilgili , hem garsonları hem beni güldüren hoş bir anım var, araya sıkıştırayım. Geçtiğimiz günlerde Tunalı'da bir işim vardı. Kısa bir süre bekleme yapmam gerek. Zeynel'e oturup beklemeyi seçtim. Sabahın erken saatleri. Çay içmiyorum, soğuk bir şey canım çekmiyor, sıcak su içeyim en iyisi dedim. Garson geldi isteğimi sordu.
_Çay bardağında sıcak su istiyorum, dedim.
_ Nasıl yani ?
_ Çay bardağına sıcak su koyacaksınız o kadar, dedim.
O garson gitti, arasından bir başka garson geldi.
_ Pardon, sıcak su istemişsiniz ama nasıl olacak anlamadık, gibi bişiler söyledi.
_ Çay bardağını alın, hani dem  koyuyorsunuz ya , dem koymayın, üstüne su dökersiniz ya, sadece o suyu dökün getirin.
_ Hıı , tamam, sadece sıcak su.
Biraz sonra sıcak suyum geldi. Bende keyifle tükettim . Sıra hesap ödemeye geldi. Garsona seslendim.
_ Hesap lütfen.
Garson " afiyet olsun " diye cevapladı.
_ Nası yani? Olmaz , parasını alın.
_ Biz böyle bir şey satmıyoruz ki, bizim menümüzde böyle bir kalem yok, ne diye alacağız parasını .
_ Çay parası alacaksınız.
_ Olur mu efendim, sıcak suya para almak bize yakışmaz, ayrıca her zaman bekleriz mola verdiğinizde uğrayın.
E severim tabii böyle kibar, samimi ve konuksever firmayı. Koca bir alkıııışşşşşş.


Oyun çıkışı ise Tunalı'ya indik. Uzun zamandır akşam saatlerinde sokaklarda değilim. Bir kalabalık, bir kalabalık, bir trafik. Bağdat caddesi mübarek . C'viz de  bir gece  kahvesi içmek için oturduk. Kahvelerimiz görkemli bir şekilde geldi. Bizde serin havanın dinçliği ile, sohbet muhabbet eşliğinde kahvelerimizi yudumladık. Kahve fincanları görkemli ama çok küçük. Kahvenin lezzeti ise orta derece. Doğru düzgün kahve içebildiğim bir yer yok bildiğim. Gittiğim yerlerde ya çok kahve atıyorlar sırf telve içiyorsun, ya fincanlar çok küçük, ya da kahvesi iyi değil. Sizin var mı zevkle Türk kahvesi içtiğiniz yerler ? Varsa bana da söyleyin lütfen. Tunalı'nın hareketli ortamı keyif kattı ruhuma.


Küçücük fıçıcık Ankara'mın en güzel mevsimi geldi. Sonbahar. Gün batımları çok güzel olur artık. İşte size dün batımından iki fotoğraf.Ankara'nın fotoğrafını en iyi ben çekerim diyenlerin katılımını bekleyen , ATO' nun düzenlediği bir fotoğraf yarışması var. Katılsam mı acaba ?




Hepinize güzel bir hafta sonu dilerim. Ankara'da  yaşıyorsanız ve bugün ne yapsam diyorsanız size bir öneri. Cermodern 'de Tasarım Pazarı var bugün. Bi TIK layın bakın isterseniz.

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...