Uykum kaçtı. Bu fotoların arasında düşlere dalar mıyım acaba ?
TIK TIK
Pazar, Eylül 16, 2012
Cumartesi, Eylül 15, 2012
Cuma, Eylül 14, 2012
Gece turu
Ben sizlerin bloglarını dolaşırken, siz de arzu ederseniz bu blogu dolaşın. Çok şirin şeyler var.
http://www.incolororder.com/
Bu sitede ŞU çok hoşuma gitti. Yapımı da pratik.
http://www.incolororder.com/
Bu sitede ŞU çok hoşuma gitti. Yapımı da pratik.
İhtiyarlık
Orhan Veli'nin "İhtiyarlık" şiirindeki mısralar dokunur bazen insana ama hayat böyle be.!
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.
Neyse onu bir tarafa bırakalım, ihtiyarlayınca insan her şeyden elini eteğini çekmeli mi ? Mesela kırmızı giymekten vaz mı geçmeliyiz ? Ya da bir sabah kahvesi için gidilmiş Zeynel' de , kıpkırmızı rujumuzu sürüp pür tebessüm etrafı seyretmekten ? Ya da güzel bir bayan görünce bakmaktan vaz mı geçmeli erkekler. ?
Bence hayır. Evet bir çok şeyi yapma yetisi kayboluyor, hastalıklar peşi sıra insanın üzerine yerleşiyor ama inanıyorum ki her zaman yapılacak bir şeyler var. Hissedilen yaş çok önemli . Bazı günler kendimi 80'inde bazı günler 20'sinde görebiliyorum mesela ben. Olduğum yaşta yaşadığım nadir. Kısacası üretken olmanın sınırı, sonu yok, hangi yaşta olursak olalım.
Size bazı örnekler vereceğim bu konu ile ilgili.
Sofokles şaheseri Oidipus'u 100 yaşına yaklaştığında yazmış.
Sokrat, ustası Gorgias'a mersiyesini 86 yaşında yazmış
Katon 80 yaşında Yunanca öğrenmiş.
Cervantês , Donkişot 'u, hapishanede,70 yaşında yazmaya başlamış ve 10 yıl sürmüş.
Goethe, Faust'un ikinci kısmını yazdığında 80 yaşında idi.
Galileo Galilei, 60 yaşında nice keşifler yaptı. 70 yaşında teleskobu keşfetti.
Fransız fizik alimi Chevreuil 103 yaşında hala ders veriyordu.
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, 98 yaşında hala aktif, hala kitap yazıyor. Hayranım ona. Bir de hayran olduğum durum, Hayrettin Karaca ile çok tatlı bir flört yaşamaları. Lütfen izleyin. AH AŞKKK !
Ha keza Hayrettin Karaca'nın, Tema vakfı çalışmaları devam ediyor. 86 yaşında.
Ve babam. 75 yaşında şair oldu. Eskiden de ufak ufak yazardı ama son bir yıldır bir hayli üretken. Hele son aylarda sevgili yeğenlerinin, aile efradının özel isteklerini karşılayıp , şahsa şiir aşamasına geçti. Bana da yazdı tabii.
Ruhu genç kalıp , bedeni yaşlanan herkese selam olsun diyerek, sizinle paylaşayım bir şiirini.
HAYAT BAHÇESİ
Bizim bahçeye artık yağmur yağmıyor
Otlar çiçekler bükmüşler yapraklarını bekliyor
Bir damla su gelse, sanki canlanacak gibiler
Ama ne çare kadere boyun eğmiş idiler
Neyse ki korktukları olmadı
Az da olsa yağmur suları damladı
Böylece verdiler ürünlerini
Silip süpürdüler hüzünlerini.
Yaşar T. 27-06-2012, Ankara
.................
Bir gün ikimizden birimizİçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.
Neyse onu bir tarafa bırakalım, ihtiyarlayınca insan her şeyden elini eteğini çekmeli mi ? Mesela kırmızı giymekten vaz mı geçmeliyiz ? Ya da bir sabah kahvesi için gidilmiş Zeynel' de , kıpkırmızı rujumuzu sürüp pür tebessüm etrafı seyretmekten ? Ya da güzel bir bayan görünce bakmaktan vaz mı geçmeli erkekler. ?
Bence hayır. Evet bir çok şeyi yapma yetisi kayboluyor, hastalıklar peşi sıra insanın üzerine yerleşiyor ama inanıyorum ki her zaman yapılacak bir şeyler var. Hissedilen yaş çok önemli . Bazı günler kendimi 80'inde bazı günler 20'sinde görebiliyorum mesela ben. Olduğum yaşta yaşadığım nadir. Kısacası üretken olmanın sınırı, sonu yok, hangi yaşta olursak olalım.
Size bazı örnekler vereceğim bu konu ile ilgili.
Sofokles şaheseri Oidipus'u 100 yaşına yaklaştığında yazmış.
Sokrat, ustası Gorgias'a mersiyesini 86 yaşında yazmış
Katon 80 yaşında Yunanca öğrenmiş.
Cervantês , Donkişot 'u, hapishanede,70 yaşında yazmaya başlamış ve 10 yıl sürmüş.
Goethe, Faust'un ikinci kısmını yazdığında 80 yaşında idi.
Galileo Galilei, 60 yaşında nice keşifler yaptı. 70 yaşında teleskobu keşfetti.
Fransız fizik alimi Chevreuil 103 yaşında hala ders veriyordu.
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, 98 yaşında hala aktif, hala kitap yazıyor. Hayranım ona. Bir de hayran olduğum durum, Hayrettin Karaca ile çok tatlı bir flört yaşamaları. Lütfen izleyin. AH AŞKKK !
Ha keza Hayrettin Karaca'nın, Tema vakfı çalışmaları devam ediyor. 86 yaşında.
Ve babam. 75 yaşında şair oldu. Eskiden de ufak ufak yazardı ama son bir yıldır bir hayli üretken. Hele son aylarda sevgili yeğenlerinin, aile efradının özel isteklerini karşılayıp , şahsa şiir aşamasına geçti. Bana da yazdı tabii.
Ruhu genç kalıp , bedeni yaşlanan herkese selam olsun diyerek, sizinle paylaşayım bir şiirini.
HAYAT BAHÇESİ
Bizim bahçeye artık yağmur yağmıyor
Otlar çiçekler bükmüşler yapraklarını bekliyor
Bir damla su gelse, sanki canlanacak gibiler
Ama ne çare kadere boyun eğmiş idiler
Neyse ki korktukları olmadı
Az da olsa yağmur suları damladı
Böylece verdiler ürünlerini
Silip süpürdüler hüzünlerini.
Yaşar T. 27-06-2012, Ankara
Perşembe, Eylül 13, 2012
Resimli Hayat Mecmuası
Yıl 1952
Resimli hayat mecmuası; bir hayli ağır ve büyükçe olduğu için, ancak kucağıma alıp sayfalarını çevirebildiğim, dergi kavramı ile ilk tanıştığım yayın. küçüktüm küçücüktüm Rodin'in meşhur "The Kiss" heykeli ile tanıştığım, anlamadan içindeki fotoğraflara hayran hayran baktığım, çok merak ettiğim şeyleri anneme sorup öğrendiğim dergi. İçinde çocukluğum saklı. O yüzden bende hala gözüm gibi saklıyorum. Gördüğümü anımsadığım her fotoğraf, beni Ankara Maltepe'deki evimize götürüyor.
Çarşamba, Eylül 12, 2012
Sade Türk kahvesi
Her gün iki adet kahve içerim. Biri öğlen saatlerinde , birisi de akşam yemeğinden sonra. Bu akşam kahvemi mum ışığında ve portakal kokusu eşliğinde içtim. Çünkü kahveyi yaparken kendime birde mumluk yaptım.
Bu mumluktan daha öncede yapmıştım. Yapılışı ve örnekler işte BURADA
Geceniz güzel olsun.
Geceniz güzel olsun.
Marifetli hallerim
Geçen hafta sevgili Buket'in blogunda şeftalili keki görünce, gece gece aklım kalmıştı. Bir süre de öyle aklım takılı kaldım. Sonra baktım olmayacak canım çekiyor, evde de şeftaliler bir şeyler olmayı bekliyor, hadi şeftalili kek yapıp yiyelim dedim. Çoğulduk o gün. Çoluk çombak , sohbet muhabbet içinde keki fırına verdik. Sonuç mu.? Fiyaskomsu oldu. Tam fiyasko değil Allah'tan. Hafif hamur kalmış bazı yerleri, kalıptan çıkartırken de parçalandı. Bu kadarcık bir fiyasko . Ama ne oldu, sıcak sıcak çıkan o dağılmış keki , çoluk çombak anında yedik. Tadı süperdi. Buketcim iyi ki paylaşmışsın canım.
Şeftali dedik madem, ben de çok marifetliyim madem devam edelim. İki gündür dolapta gözüme takılan 4 şeftali bugün yerini buldu. Reçel yaptım. Mürdüm erik varmış 3-5 tane , onları da kattım içine. Mürdüm erik reçele harika bir renk veriyor. Kek gibi olmadı ama bununda eksikleri fazlaları var. Limonu az biraz fazla olmuş, hep Oktay Usta'nın yüzünden. Biraz da sulu olmuş, o da benim yüzümden. Ama bize reçel olsun da nasıl olursa olsun. Reçelsiz kahvaltı OUT bizde , her tür reçel İN .
Gürsel ablacııım, işte sen telefon ettiğinde yapıp bitirdiğim reçel bu. Minnacık bi kavanoz oldu. Sesini duyunca sevindim . Seviyorum seni, özledim de. O sorduğun sorunun cevabını henüz alamadım. Alır almaz arayacağım seni. (Gürsel abla benim resim kursundan arkadaşım ve blogumun sıkı takipçisi olduğunu bir kez daha söyledi bugün. Canım benim beni takip ettiğin için teşekkürler. Bunu okuyunca gülümseyecektir.Çok tatlı o )
Şeftali dedik madem, ben de çok marifetliyim madem devam edelim. İki gündür dolapta gözüme takılan 4 şeftali bugün yerini buldu. Reçel yaptım. Mürdüm erik varmış 3-5 tane , onları da kattım içine. Mürdüm erik reçele harika bir renk veriyor. Kek gibi olmadı ama bununda eksikleri fazlaları var. Limonu az biraz fazla olmuş, hep Oktay Usta'nın yüzünden. Biraz da sulu olmuş, o da benim yüzümden. Ama bize reçel olsun da nasıl olursa olsun. Reçelsiz kahvaltı OUT bizde , her tür reçel İN .
Gürsel ablacııım, işte sen telefon ettiğinde yapıp bitirdiğim reçel bu. Minnacık bi kavanoz oldu. Sesini duyunca sevindim . Seviyorum seni, özledim de. O sorduğun sorunun cevabını henüz alamadım. Alır almaz arayacağım seni. (Gürsel abla benim resim kursundan arkadaşım ve blogumun sıkı takipçisi olduğunu bir kez daha söyledi bugün. Canım benim beni takip ettiğin için teşekkürler. Bunu okuyunca gülümseyecektir.Çok tatlı o )
Salı, Eylül 11, 2012
Bu hafta ne yapsam
| foto kaynak : flickr |
Body World , insan bedeninin hastalık, sağlık ve ızdırap hallerindeki durumlarını canlı canlı gösteren bir sergi .Plastinasyon yoluyla ölümden sonraki beden, insanların , insan bedenini daha önce hiç görmediği biçimde görmesine olanak veren anatomik figürlere –plastinatlar- dönüştürülüyormuş efendim. Alman bilim adamı ve anatomist Dr. Gunther von Hagens tarafından keşfedilen bu yöntem ile bozulmadan saklanabilen 200’den fazla insan bedeni parçasının sergilendiği Body World’te kaslar, damarlar ve organlar, yaşayan vücudun içinde olduğu gibi, bozulmamış haliyle sunuluyormuş. Bu insan bedenleri bağışmış ve isterseniz siz de bağışta bulunabiliyorsunuz. Ve bunlar sergileniyor işte Ankara'da.
7 Eylül 2012 tarihinden itibaren. Nerede bu sergi derseniz. Ankamall'de imiş. 30 Eylül'e kadar görebilirsiniz.
Biraz ürkünç görünüyor bana ama bir o kadar da merak uyandırıcı. Gider miyim ? Kararsızım. Rüyalarıma girer mi acaba , yada korkar mıyım ? Tırsak sayılırım da biraz.
| flickr |
Sergi hakkında detaylı bilgi, saatler, bilet fiyatları, hepsi BURADA Gidenler olursa bilgi, görüş beklerim. Şimdiden teşekkür de ederim. "Teşekkür ederim "
| foto kaynak: flickr |
Gider miyim ? Çok isterim ama zor. Bu aralar depresif tembelim. Yalnızlar rıhtımı..
Bu bilgi Ankara'da yaşayan Sivas'lılara. AKM Kültür Merkezi'nde 13 Eylül'de Sivas Günleri var. Sivas'ın nesi meşhur ki ? Kangal Köpeği var bildiğim, bir de halısı , kilimi. Seviyorum bu yöresel günleri, insan özlem gideriyor . Niğde günleri'ne gitmiştim ben de, memleketimin yiyeceklerinden alıp dönmüştüm. Valla memlekete gitmiş gibi de olmuştum. İşte alttaki görüntüler de o günden bana kalan hatıra.
Bu hafta bu kadar yeter, fazla da gezmeyin, bütçeyi sarsmayın. Gününüz güzel geçsin. Benim için sağ sütundaki müziği dinleyip öyle ayrılın blogumdan lütfen. Hepinize kucak dolusu sevgiler.
Pazartesi, Eylül 10, 2012
Pazar, Eylül 09, 2012
Pazar şarkısı
Bugün çok bilinmeyen bir şarkı paylaşacağım sizlerle. Bir gitarist ve iki vokalden oluşan şirin mi şirin bir grup. Country müzik yapıyorlar. Grup üyeleri bir ailenin üç ferdi. Baba gitar çalıyor, iki kızı vokalde ona eşlik ediyor. Grubun adı Sugar Girls . İsterdim böyle bir grup oluşturabilmeyi. Vokallerin özelliği ikiz olmaları. İkizlerden birinin sesi özellik olarak daha baskın, daha etkileyici. Hatta bir ara solo yapıyor , dinlemeye doyamayacaksınız. Country müzik sevenler ilk videoyu izledikten sonra alttakilere devam edebilirler. Country tarzın diğer örnekleri, ustaları orada.
TIK TIK
Gününüz neşe içinde , sevgi dolu geçsin. Benden de kucak dolusu sevgiler hepinize. Araya bir İstanbul fotosu sıkıştırmadan edemeyeceğim. İstanbul'da yaşayanlar benim için denize karşı bir bardak çay yudumlayabilirler. Ben bugün miskin miskin uyumayı, okumayı ve dinlemeyi planlıyorum. Kabuslarla dolu bir gece geçirdim. O nasıl rüyalardı öyle Allahım. Diğer müzikleri dinlemek isteyenler fotonun altındaki linklerle devam edebilirler. Hepimize iyi pazarlar.
Az önce dinlediğiniz Sugar Girls adlı grubu çok beğendim ve sevdim ama: bir Jhonny Cash ya da bir Kenny Rogers ya da bir Jason Aldean ya da bir Chris Young ya da ya da birrr Carrie Underwood değiller tabii ki.
Veee .. Vaktim var tüm bunların üzerine müzik ile ilgili harikulade güzel bir yazı okuyabilirim diyorsanız linke tıklayınız
DÜŞ PEMBESİ MÜZİK
TIK TIK
Gününüz neşe içinde , sevgi dolu geçsin. Benden de kucak dolusu sevgiler hepinize. Araya bir İstanbul fotosu sıkıştırmadan edemeyeceğim. İstanbul'da yaşayanlar benim için denize karşı bir bardak çay yudumlayabilirler. Ben bugün miskin miskin uyumayı, okumayı ve dinlemeyi planlıyorum. Kabuslarla dolu bir gece geçirdim. O nasıl rüyalardı öyle Allahım. Diğer müzikleri dinlemek isteyenler fotonun altındaki linklerle devam edebilirler. Hepimize iyi pazarlar.
| foto ve düzenleme : Füsun T |
Az önce dinlediğiniz Sugar Girls adlı grubu çok beğendim ve sevdim ama: bir Jhonny Cash ya da bir Kenny Rogers ya da bir Jason Aldean ya da bir Chris Young ya da ya da birrr Carrie Underwood değiller tabii ki.
Veee .. Vaktim var tüm bunların üzerine müzik ile ilgili harikulade güzel bir yazı okuyabilirim diyorsanız linke tıklayınız
DÜŞ PEMBESİ MÜZİK
Cumartesi, Eylül 08, 2012
Kırmızıyı seçtim aşk mavinin altındaydı
Mehmet Y. Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğmuş. 1975 yılında Yankı dergisinde gazetecilik hayatına başlamış. Yankı dergisi ne güzel bir dergi idi. Takip ederdim bir zamanlar. Daha sonra Milliyet gazetesi genel yayın yönetmenliği yapmış. İşte ben o zaman tanıdım Mehmet Yılmaz'ı . Çünkü gazetemiz Milliyet'ti o yıllarda. Ve yanlış hatırlamıyorsam yukarıda görmüş olduğunuz kitabı Milliyet gazetesi vermişti . Kitabı okudukça Mehmet Yılmaz'ı sevdim. Okudukça kitabı sevdim ve sakladığım kitaplarım arasına ilave ettim. Kitapta, kadın-erkek ilişkileri ve hayatta aşk'a dair ne varsa her şey mevcut. Kesinlikle okumanızı isterim. Çok seveceğinizi düşünüyorum. Ben de bugün raftan çıkardım ve okuyacağım sil baştan. Kitapta kısa kısa yazılar var. Mehmet Yılmaz'ın köşesinde yazdığı yazılardan oluşuyor.
Arka Kapakta neler yazıyor bakın.
Aşık oluyoruz, çünkü beynimiz var; düşünüyor, hissediyor, tepki veriyor... Aşık olduğumuz şey, karşımızdaki insana beynimizin atfettiği değerlerin tümü. Kimine göre güzellik olabilir bu, kimine göre akıl, kimine göre uyum yeteneği. Ama sonuç olarak, beynimizin yarattığı bir hayale aşık oluyoruz. Aşkın gözünün kör olduğu önermesi bu nedenle doğru. Aşık, beyniyle görüyor çünkü, gözüyle değil, Aşık olan kişi, beyninin görmesini emrettiği şeyi görüyor; normal insan gözünün görebileceğinin çok ötesinde bir görüş alanı bu..." Bu kitapta, Mehmet Y. Yılmaz´ın Radikal gazetesinden köşesinde yazdığı yazılardan bir seçme yer alıyor. Yazar, aşkın ve kadın-erkek ilişkilerinin daha bir öne çıktığı bu yazılardan ´insanlık hallerimiz´e değinirken, günübirlik izlenim ve değerlendirmelerin ötesinde, kendimizle buluşmaya davet eden yepyeni pencereler açıyor bize. Mehmet Y. Yılmaz, bir kitabın sayfalarında ilk kez buluşuyor okurlarıyla. Bakın bakalım, aşk mavinin altında mıymış!..
Aslında ben sizinle geçen günlerde okuduğum bir makalesini paylaşacaktım. Bu vesile ile kitabını da tanıtayım istedim. Aşk'ı ve ilişkileri çok güzel anlatır Mehmet bey. Bakın neler anlatmış.
MAKALEYİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
Cuma, Eylül 07, 2012
Temel ve Dursun
Temel ile Dursun bir gün ava gitmişler. İri bir geyik avlayıp geri
dönerlerken, çok ağır olan geyiği birer boynuzundan beraberce tutarak
köylerine doğru yola koyulmuşlar. Köye beşyüz metre kala köyün yaşlılarından biri ile karşılaşmışlar. Adam geyiği görüp Temel ile
Dursun'u tebrik ettikten sonra, geyiği böyle taşımaları halinde etinin
sertleşeceğini söyleyerek kuyruğundan çekerek taşımalarını önermiş.
Temel ile Dursun da kuyruğundan çekerek taşımaya
başlamışlar. Bir süre
sonra çok yorulmuşlar ve Dursun Temel'e dönüp :
- "Ula Temel biz yine
eskisi gibi taşısak iyi olur. Baksana köyden epeyce uzaklaştık.
Biliyorum hiçbirimizin gülecek hali kalmadı. Sadece iki saniyede olsa tebessüm edip moral kazanmanızı istedim. Bizim, bize ihtiyacımız var çünkü.
Perşembe, Eylül 06, 2012
Sohbet muhabbet
Sevgili blogdaşlarım , maksat muhabbet olsun diyerek saat 22:00 _ 24:00 arasında bu sayfayı sohbet etmek isteyen dostlara açmaya karar verdim bu gece için. Olur mu acaba , deneyelim mi ? Eğer olur ise bazı geceler bunu tekrar edebiliriz. Buyrun muhabbete .
05-09-2012
Bu gece de sohbet muhabbet saati aynı. Saat 22:00 de . Bakalım bu gece kimler uğrayacak .
06-09-2012
Kim var kim yok .
05-09-2012
Bu gece de sohbet muhabbet saati aynı. Saat 22:00 de . Bakalım bu gece kimler uğrayacak .
06-09-2012
Kim var kim yok .
Ondan bundan şundan
Milas'ta pamuk üreticileri pamuk ekmekten vazgeçip, tarlalarında balık yetiştirmeye başlamışlar. Çipura ve levrek yetiştiriyorlarmış tarlada. Olmaz demeyin oluyor. Adı da " tarla balıkçılığı".
Virginia Woolf, kadınlara demiş ki: "…Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.." "Kendine Ait Bir Oda" isimli kitabını okumalı.
Ankara Çiğdem mahallesi ahalisi, kendi bostanını yapmış. Çok beğendim bu projeyi. Çiğdemim mahalle bostanı
Bir de dernekleri var ... Dernek
Tuz Gölü, suyu, tuzu ve çamurundaki 22 mineral ile kozmetik açıdan da değer kazanıyormuş. Turistler tuzlu suyu ve gölün çamurunu yüzlerine sürüyorlarmış. Bir ara, Konya'nın kanalizasyonunun karıştığı söyleniyordu.
Dürüst olmak vücut sağlığı açısından önemliymiş. Bilim adamları, yalan söylemenin strese neden olduğunu, bunun da sadece insan psikolojisine değil, vücuduna da zarar verdiğini belirtmiş.
Tatilde en çok tercih edilen 10 ülke neresi imiş.
Yunanistan
İtalya
Bulgaristan
İspanya
Almanya
Rusya
Hollanda
Fransa
Avusturya
Keçilerin ormanda otlatılması yasakmış. Yeni yönetmelikle, keçilerin, ''Ormanda seyreltme yaptıkları, dipte biriken otları temizledikleri, yangın çıkmasının önüne geçtikleri ve açtıkları patika yollar sayesinde ise yangının iç bölgelere yayılmasını engelledikleri'' gerekçesiyle ormana girmelerine izin verilmiş. Keçiler ormanın "fahri dip temizleyicileri" ilan edilmiş. Keçilere bir alkışşş.
Bayram ziyareti sırasında, 12 yaşındaki bir çocuğun sıktığı havalı tüfek mermisinin isabet ettiği 5 yaşındaki çocuk, merminin kalbe sadece 1 santimetre kala durması sayesinde hayatta kalabilmiş. İyi ki durmuş o mermi.
Uppsala Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre 7 ila 8 saatten daha az uyuyan kadınların bel bölgeleri daha fazla yağlanıyormuş.
Dört ayaklı robot çita, saatte 29 km. hızla koşarak rekor kırmış. Gerçek çitalar saatte 120 km. hızla koşabiliyor..
Aynı ay içinde iki kez dolunay gerçekleşirse, ikinci dolunaya "mavi ay" deniyormuş. Ve bu Ağustos'ta, ayın 1'inde ve 31'inde olmak üzere iki kere dolunay yaşamışız. Ayrıca bir mevsimde dört kez dolunay olursa, dördüncüye de "mavi ay" deniliyormuş. Ve bende bunu görüntülemişim. Ne hoş bir tesadüf olmuş.
Bu normal hali
İşte bu da mavi ay
| foto ve düzenleme: Füsun T. 31 /Ağustos / 2012 |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

