Pazar, Ocak 03, 2016

Kişisel dönüşüm

Mutlu yıllar, hem de sonsuza dek. Yüzünüzden tebessüm hiç eksik olmasın. 2016'ya da kavuştuk sonunda. Sayfaları her gün bir bir kopacak olan takvimimiz duvardaki yerini aldı. Ben saatli maarif takvimi meraklısıyım, babam Diyanet takvimi ister ama bu yıl her ikisi de olmadı. Nur topu gibi bir fazilet takvimimiz oldu. Bir yakınımız şirketi için hediye olarak yaptırmış bu yıl ki takvimi, bize de hediye edince, duvarda yerini almış oldu fazilet takvimimiz.

Günlerdir dilekler, temenniler havada uçuşup duruyor. Çok şey, bir sürü şey istiyoruz. Bir kısım istekler var ki, hepimiz aynı karardayız. Barış, huzur, istikrar vs. vbg. Bunları dileyip , elimizden geleni yapıp, beklemekten başka çaremiz yok gibi , bazı isteklerimiz var ki onlar için bizim çabamız çok önemli. Mesela benim kendim için isteklerim var ki, bunları bana 2016 getiremeyeceğine göre , ben çabalamalıyım. Değişmeliyim biraz ve bunun için ciddi adımlar atmalıyım. Mutlaka sizin de bir sürü isteğiniz vardır. O zaman hepimize kolay gelsin, noel babadan hayır yok, herkes işbaşına.

İş başına demişken, bu aralar kafamda işe mi başlasam diye düşünce bulutları dolaşıyor. Ne iş yaparım ki bu yaştan sonra ? Tembelliğe de son derece alışmışken, "otur oturduğun yerde" mi yapsam yoksa. Kış geldi ya, kendimi daha bir dinler oldum tabii. Bir de yeni yılda evde oturup muhasebe yapıyorum son yıllarda. Mesleğim ya muhasebecilik. Millet havai fişekler eşliğinde kikirderken , ben oturup ne yaptım ne yapacağım diye kumrular gibi düşünüyorum. Bu yüzden bu gelgitler. Neyse ki gelip gidiyorlar, bi de gelip gitmedikleri zamanlar oluveriyor alimallah.

Bu yazının başı sonu yok. Aldım başımı gidiyorum misali, yazıyorum işte. Bazen hayat bile rotadan çıkıyor. Benim yazı da öyle oldu. E toparlayalım o zaman. Bugün pazar, pazar şarkısı-şarkıları ister bu blog ve müzik ruhun gıdasıdır malum. Türk müziği makamları bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır.

Neva makamı mesela. İnsana ferahlık verirmiş.Göğsün sol tarafına, omurilik , kalça bölgelerine etkisi varmış. Gönül okşayan makam olarak biliniyor. Ve etkili olması için akşam vakti dinlenecekmiş. Bu akşam vakti, namaz saatlerine göre değerlendiriliyor sanırım. Akşamı kaçırdık ama benim gönlün ferahlamaya ihtiyacı var şahsen. Buyrun sizinde gönlünüz ferahlasın.

Rakamlara tıklayınız...




Çarşamba, Aralık 30, 2015

Peçete katlama teknikleri

Yarın akşam için ve diğer akşamlar için lazım olabilir. Öğrenelim bir kenarda dursun. Pratik şıklıklar derledim sizin için. Bu çok basit ve benim çok sevdiğim ponponları kağıt peçeteden ve bir kurdele yardımı ile   hazırlayıp bağlayabilirsiniz. Ponpon yapımı için TIKTIK



Çok bilinen bir katlama şekli belki ama şık görünüyor. Katlama için TIKTIK


Genç misafirler için ne kadar sevimli olmuş, bunu çok sevdim ben. TIKTIK 


Ve bir kaç video izleyip katlama tekniklerine göz atalım mı ?..



Pazar, Aralık 27, 2015

Pazar ondan bundanı


Az önce çayı demlerken, çaydanlıktan çıkan buharın  gönlümü ısıttığına bir kez daha şahit oldum. Var bunun çözemediğim bir hikmeti. Kim bilir nerelerden, hangi, tam hatırlayamadığım anılardan geliyor. Her gün binlerce şükrettiğim güzel ailemde, güzel sabah kahvaltılarının sıcaklığıdır belki de sadece. Mutluluk da, hüzün de hayatımıza en derin haliyle giriyor fark ettirmeden. Sonrada fark ettirerek çıkıveriyor ortaya. Hep mutluluklar çıksa keşke, hep onları hatırlatsa bize. Olmuyor. Mutlulukta , hüzünde sonsuza kadar sürmüyor malum. Biraz ondan, biraz bundan olunca anlam kazanıyor hayat. Yine de temenni ediyorum, mutlu anılar biriktirelim bu yıl bol bol. Mesela üstteki fotoğraf, bahçede yaptığımız bir sabah kahvaltısının mutlu anısına ait.

Yağmadı, yağmıyor, yağacak gibi de görünmüyor. 31 Aralık gecesi İstanbul kar yağışlı görünüyor ama Ankara'da yağış yok. Hatta Uludağ'da bile kar yok halihazırda. Kar yağsın diye isterken bencillik yapıyorum, biliyorum istemeyenlerin sebebini ama susuz kalmamak içinde kar lazım. Ayrıca bir şükür de buraya konduruyorum; sıcak bir evim, ayağımı ısıtan bir ayakkabım, giyecek kabanım var, ne kadar şükretsem az. Allah'ım olmayanların yardımcısı olsun, zor şartlara dayanma gücü versin. Dünya böyle bir yer işte, seni sevindiren başkasını üzer. Tamam vazgeçtim kar istemekten, bu kar giflerine bakarım ben bol bol. Yeter ki çocuklar üşümesin. Siz de kar giflerini seviyorsanız facebook sayfama üye olun, orada bol bol var. Daldan dala atlıyorum, çünkü anlık yazıyorum, planlamadan. 

Ve, az önceki şükre bağlantı olarak , bu yıl ihtiyacım olmayan hiçbir şeyi almamaya niyetliyim. Mesela evde en az 5 kutu krem var, onlar bitmeden krem almayacağım. Buna benzer bir sürü şey. Nerden mi çıktı bu fikir, İŞTE BURADAN  Çok şükür mevcutlar beni bir yıl idare edecek kadar çok zira. 


Uzun süredir uçmamıştım. Olmadı, zira kanatlarım yok. Uzun süredir uçağa binmemiştim. Gökyüzünü özlemişim. Bulut meraklısı olarak doya doya izledim bulutları. Ve İstanbul'a gökyüzünden bakmak ayrı güzeldi. Havada da en az yerdeki kadar insan var maşallah. Artık herkes uçuyor. Biletler son derece ucuz, otobüsle hemen hemen aynı fiyat. Hatta uzun mesafe taksi fiyatına. Havaalanındaki tekerlekli sandalye hizmetinden yararlandık ve arabadan alıp uçağa, uçaktan alıp arabamıza kadar getirdiler sağ olsunlar. Aksamadan işliyor. Benim seyahatimde tek aksayan, hava trafiğinin yoğun olması sebebi ile yarım saatlik rötarla uçmak oldu. Kara yolları gibi artık hava yolları da yetmiyor trafiğe.

Genç is adamı uçağa binmek üzere havalananına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder. 

Görevli; "Biletinizi alabilir miyim?" der. 

Adam biletini verir ve ekler; "Biletimden göreceğiniz gibi New York'a gidiyorum. Ancak, verdiğim yeşil valizin Londra'ya, mavi olanın da Paris'e gitmesini istiyorum." 

Görevli kız şaşkınlıkla ; "Özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün değil". 
 Bunun üzerine genç adam; "Bunu duyduğuma çok sevindim. Geçen sene yapmıştınız da!"


Çenem düştü yine. Amannn, laflıyoruz işte şuracıkta biz bize. Yeni yıl hediyelerinizi aldınız mı ? Ben kendime bu ajandayı aldım. Elime aldığım anda bu benim olmalı dedim ,çünkü içinde mektuplardan cümleler ve pullar var. Pulları da, mektupları da çok severim. Daha ne olsun. Sizde hediyelerinizi aldınız ve kendiniz paketlemek istiyorsanız, çok eğlenceli ve çok şık bir paketleme örneği izleteceğim size. Buyrun TIKTIK layın. 


Ve Pazar günü elbette sizi müziksiz bırakmayacağım. Bu kadın  yaptı yine yapacağını. Bayılıyorum bu şarkıya. Bu kadar güzel söylenir mi yahu.  TIKTIKTIK

Çok güzel geçsin gününüz.


Cumartesi, Aralık 26, 2015

İşte ben

Kendimi bildim bileli değişmeyen tarzım. Kot pantolon, tişört yada kazak, bot yada spor ayakkabı. Değişmeyen parfümüm Miracle. Mutlaka bir deri bileklik olmalı kolumda. Bugünün kombini de bu olsun.




Ürünleri incelemek ve almak için TIKTIK 

Yılbaşı sofrası

Sofralara renk katmaya devam. Yeni yıl sofrasına kırmızı bir şeyler yakışır. Bu bir salata olunca anca bu kadar güzel yapılabilir. Onu da portakal ağacının annesi yapar. Kırmızı biberi de çok severim. TARİF BURADA 


foto : Portakal ağacına aittir

İkinci  kırmızı da  yine portakal ağacının annesinin elinden çıkmış. TARİF BURADA 

foto: Portakal ağacına aittir
Üçüncü kırmızı biraz uzak diyarlardan bir blogdan geliyor. Çok şirin bir aileden. Belki siz de evdeki minikleri bu sofra renklendirme işine dahil etmek istersiniz. TARİF BURADA 

foto : tık
Dördüncü kırmızı Gülay Mutfakta adlı blogdan . İnanılmaz güzel bir manzara, sofrada bunu görsem başka bir şey yemem. Rahmetli annecimde bu tarife benzer bir salata yapardı. Tarifi yazmamışım bir kenara ama buna çok benzerdi. Bunu  bulmak mutlu etti bir anda beni. TARİF BURADA 

foto:Gülay mutfakta bloguna aittir

Bunları kendime notlar olarak bir araya getirdim. Ben sonuncusunu en kısa sürede yapacağım. 
Sizinle paylaşmakta ayrı bir keyif her zamanki gibi. Ve emek verip yapanların ve bizimle paylaşanların  ellerine sağlık.


**** Geçmiş yıllara ait bir paylaşım, yine yeniden ...

Pazar, Aralık 20, 2015

Teoman

Uzun süredir bozuk olan müzik setim dolayısı ile bende uzun zamandır cd almıyordum. D&R da vakit geçirirken kulağım bir yandan da çalan müziktedir her zaman. Bu sayede severek dinlediğim bir sürü albüme sahip oldum. Müzik setimi tamir ettirmiştim, artık mutlu mesuttum, cd de alabilirdim. Aldım da.
foto ve düzenleme: Füsun T.

İşte;  kulağım müzikte D&R da kitaplar arasında dolaştığım mutlu saatlerden birinde, fonda Teoman çalıyordu. "N'apim tabiatim böyle" diyordu. Ay bi hoşuma gitti. Evet yaa dedim "benimde tabiatım böyle n'apim ". Hooop doğru kasaya gittim, çalan cd'yi istiyorum dedim, parayı ödedim. Sırıta kırıta oradan çıktım. Mutluyum ya. Kırıta, burada sırıta'ya uysun diye kullanılmıştır. Kırıtmayı öğrenemedim ama kırıtarak, özgüvenle yürüyen hatunlara saygı duyarım. Dönüp bakar ve " bi şöle kırıtamadım " derim. Bide havalı ve tarz giyinenlerin ardından yaparım bunu. Doğma büyüme, kot pantolon, tişört, kazak modunda yaşadığım için, erişemediğim ciğere mundaaarrrrr mundaaarrr demektense, helal olsun deyip saygı duymayı seviyorum. İnsanları seviyorum ben yaaa. Severim ben, çok sevecenim. O kadar ki; bazen bi otu bile kocaaaa bir ağaçmışcasına sevebilirim.

Albüm hakkında eleştiriler pek olumlu değil. Beklenen kadar güzel olmadığı söylense de, ben baya bi beğendim, zevkle dinliyorum. Beni yormuyor şarkılar, üst üste dinlemekte bıktırmıyor. Mühim olanda bu benim için. Tek sorun, müzik setimin albümü aldığım günün ertesinde tekrar bozulması. Öyle işte, hayat her güzelliği aynı anda vermiyor insana. Elindeki imkanlarla mutlu olmayı öğrenmelisin diyor. Belki de mutluluğun sırrı bu. Hayat da, işte size mutlu olmanın sırrı deyip, iki güzellikten birini elimizden alıyor. Hepsini birden almadan, elindekilerle mutlu ol demeye çalışıyor da, anlamıyoruz galiba. Nirvana'ya doğru gider bu söylemin sonu.

Ne seçtim albümden sizin için.



Rakamlara tıklayın keyifle dinleyin, güzel bir pazar günü geçirin. Bu temennilerde, pek klasik görünse de  içten söylüyorum bilesiniz. Bonus şarkımı dinlemeyi de ihmal etmeyin. Yanına bir sade Türk kahvesi ile çok iyi gider.

                                                                      BONUS 



Cuma, Aralık 18, 2015

Köysel dönüşüm

Ben bu kentsel dönüşümden hiç mi hiç hoşnut değilim. Evimin 5-10  km. ötesine yapılan , içinde kayıklarla gezilen siteler sayesinde, kapımın önündeki trafik tamamen çekilmez bir hal aldı. Henüz tamamı taşınmadı bu insanların. Tamamı yerleşince sanırım arabalarda birbirinin üstünden geçip gidecek, çünkü gidebilecekleri yol yok. Olmayan yollara bu kadar yerleşimi sıkıştırmanın mantığını aklım hiç bir şekilde almıyor. Hadi onu aklım aldı diyelim, sevmiyorum 300 katlı binaları, sanırım hiçbir zamanda sevemeyeceğim. Yakın zamanda İstanbul'daydım. Ah cağnım İstanbul. Yaşam hem çok hızlı, hemde durmuş. Yollarda geçen ömre yaşamak deniyor artık. Bu nasıl yaşamaksa ! Köyüme (ANKARA) dönünce nispeten, henüz şanslı olduğumu idrak ettim. Daha iş işten geçmemişken biri dur dese Ankara'ya keşke. 

Kendi kasabamda , doğduğum memlekette (BOR) bile  her yanı residencelar ( bu yabancı kelimeleri hayatımıza dahil eden kişilere içimden konuşuyorum burada )   kaplamış. Bağlar, bahçeler, apartman yapılmış, taş yığını çağdaş mezarlar oluşmuş her yerde. Diyemem artık " hadi gel köyümüze geri dönelim". Köyüm köylükten çıkmış.

Köy hayatı hiç kolay değil, çocukluğumda, yazları  azcık da olsa  yaşadım biliyorum. Tamam onların kentleşme çabalarını da anlıyorum ama biz kentte boğulmaya başladık, önünüzde örnek var , gelin vazgeçin bu sevdadan, oturun bağınızda bahçenizde diyesim geliyor. Şimdilerde yurdumun bazı yörelerinde, ucundan kıyısından köysel dönüşüm yapılıyor ama yetmiyor ki. 

Ahkam kesme faslını daha da  fazla uzatmadan gönlümün köysel dönüşümünde kaybolmak istiyorum. Gelin beraber kaybolalım. Bu fotoğraflar; kulağımda araba motorlarının ve kornalarının sesleri hakimken,  ruhumu dinlendiriyor çok şükür. 
















Dinlenen ruhumuzla yola devam. Keyif alacağınız saatler yaratın kendinize. Güzel geçsin gününüz.

Pazar, Aralık 13, 2015

Pazar

Yahu kadın!
Ben seni darmadağın seviyorum.
Nedir bu derlitoplu olacağım derdi?
Saçın dağınıkmış
Üstün başın berbatmış
Yüzün gözlerin yorgunmuş
Bunlardan bana ne?

Geceler boyu yüzüme gözüme bulaşan başkası sanki!

Ben seni benim dağınıklığıma karışasın diye sevdim.
Hangi ağacın bir diğerine karışmış kökleri düzgün ki?
Hangi dağ bir öbürünün hizasında?
Hangi göl kıvrım kıvrım değil?
Hangi bulut öyle, onlar kadar dağınık?

Onlar kadar güzelsin diyorum.
Uzayan gölgem ol,
Karanlığınla bile dokun, yeter diyorum
...Dinletemiyorum.

BAHADIR ÜGE

Ne güzel anlatmış şair kadınından istediğini. Bazen boş yere çabalarız ikili ilişkimizde.  Süslü olalım, güzel olalım, iyi giyinelim diye. Bi kendimiz olabilsek yetecek oysa. 

Hayatın her alanında kendimiz olabilsek yetecek her şeye. Kendimiz olabilsek  mutluluğu  daha sık tadacağız belkide. Mutluluk; ucu bucağı yok gibi görünen, oysa belkide bir saniye süren, işte o kısa an için  hep peşinden koşulan bir duygu. Bu yüzden kendimiz olmamız bile onu sürekli kılamayacak. Kendi olabilen insanlarla zaman geçirmek gerçekten çok zevkli. Kendi olabileni bulabilmek ise bugünlerde çok zor. Var bir kaç tanıdığım ama bir elin parmaklarını geçmez. Herkes bir başkası. 

Dağılmadan toparlayalım, bugün pazar , şarkı günü. Kadınına hayran, kadınına tutkulu, kadınına aşık  bir başka şairin, Nazım Hikmet'in dizelerini Volkan Konak seslendirmişti. Hoşgeldin Kadınım . Güzel duygular bunlar. Yok toparlayamadım yine, duygusala bağladım . Tamam tamam sıra günün şarkısında. İki kum tanesi çiçeğine tıklayın dinleyin. Sevin, sevilin, güzel pazarlar geçirin. 




Cumartesi, Aralık 12, 2015

Yılbaşı süsleri


Kara haberlerden çok sıkılmışken biraz kendimizi oyalamak için güzel bir fırsat yeni yıl süslemeleri. Süs güzel bir şey hepsinden önce. Evde yapılan en ufak bir değişiklik bile keyiflendirir beni. Birde kendim yapmışsam daha bi keyif alırım.  İşte bu fotoğrafını gördüğünüz evlerde son derece keyifli görünmüyor mu ?

Nasıl yapacağız ? Şablonları şimdi vereceğim adreste mevcut. Tek şart sayfaya üye olmanız. TIKTIK 

Ben kendi kafama göre bir ev modeli yaparım diyorsanız, bir karton, bir aydınger kağıt, yapıştırıcı ve led mum malzeme olarak yeterli. Evlerin üstüne kar efekti de yapayım diyorsanız o zaman  sizi Özden Ceyhan beyefendinin Küçük Şeyler bloguna alalım. BUYRUN 


Dantel örmeyi sevenler işbaşına. Beyaz dantel ipi , tığ, dantel kolası ve bir adet ağaç dalı yapacağımız şeyin malzemeleri. Şablonların büyük boyunu görmek için üstteki fotoğrafa tıklamanız yeterli. Yada BURAYA bir tık. Bu dantel kar tanelerini ne yapacağız derseniz, işte böyle bir şey yapacağız.


Daha zamanımız var. Kağıt havlu ve tuvalet kağıdının sonunda kalan rulolarını saklayın bu aralar. Pratik , şirin bir kapı yada duvar süsü yapmak için ihtiyacınız olabilir. Yılbaşı çamı yerine bunu da ışıklandırabilirsiniz. Ruloları eşit yüksekliklerde kesip yapıştıracaksınız . Yapıştırdığınız yerleri mandalla tutturun kuruyana kadar. Daha sağlam olur. Bir adet sprey boya ile istediğiniz renge de boyayabilirsiniz. Tabii sprey boyayı açık alanda sıkmayı unutmayın.



Tüm bunların yanına bir de kağıttan kar tanesi yapayım derseniz BURAYA tıklayınız. Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile. Çoluk çombak masa başına toplaşıp, televizyonu kapatıp, sıcacık salep eşliğinde hafta sonu etkinliği olarak  yapabilirsiniz belki bunları. E keyifte budur bence.


*** Fotoğraflara tıkladığınızda kaynaklara ulaşabilirsiniz. Fotoğraf sahiplerine teşekkürler.

Cuma, Aralık 11, 2015

Yılbaşı sofrası

Süslü sofraları pek severim. Özenle hazırlanmış bir sofrada yemek yemek bir başka lezizdir. İki kişi de olsak bazen aşka gelir süslü püslü bir kahvaltı, ya da bir akşam yemeği sofrası kurarım. Ne de olsa biz de bu hayatta misafiriz. Bir minik tüyo vereyim, yemeğiniz tek çeşitse, sofra da  göz doyuracak pek bir şey yoksa , o akşam süslü bir sofra hazırlarsanız çok çeşit varmış etkisi yaratacaktır. Yemeğin yanına evde  ıvır zıvır ne varsa koyuverin, bir de süsleyin , unutulmaz bir akşam yemeği olacaktır. Tabii sevginizi katmayı unutmayın. O olmazsa hiçbir işe yaramaz süslemek. Aileme dair en sevdiğim şeylerden birisi de , her öğünde sofra kurulması ve aile fertlerinin aynı anda sofrada olmasıdır. 

Yılbaşı sofraları da süs ister malum.Ve az bir zaman kaldı yeni yıla. Şimdi paylaşacağım şeyleri normal sofralarınıza da uygulayabilirsiniz. Minik fikirler her zaman iyidir. Ve bunlar masraf gerektirmeyen , eldeki malzemelerle uygulanabilecek şeyler. Devir hesap devri, malum. 



Bu kartları evdeki okuma-yazma öğrenmiş  miniklerle birlikte yapabilirsiniz. İlle de isim yazmanız da şart değil. Çekirdek bir aileyseniz, "seni seviyorum baba" yada "seni seviyorum  anne" yazıp tabakların kenarına iliştirmek de bence güzel bir fikir. Biberiye yoksa çam ağaçlarından minik dallar size bu uygulamada yardımcı olacak gibi . 



Dolapların içine istiflediğiniz boş kavanozları kullanma zamanı. Pazardan alacağınız turşu tuzu, yada kaya tuzunu doldurun kavanoza, üzerine ilave edeceğiniz malzemede sınır yok. Kırmızı olursa daha güzel olur elbette. Mumun etrafına minik süslerde koyabilirsiniz. Kar efekti sağlanmış bir kavanozdaki mum bile masayı şenlendirmeye yetecek bence. 


Kavanoz , tuz, bir kaç çam dalı ve yılbaşını anımsatan herhangi bir obje. Çocuklarınızın minik oyuncaklarını kullanabilirsiniz burada. Hayal gücünüzün sınırı yoktur, gönlünüz nasıl severse öyle tanzim edin. Fotoğrafa tıklayın Martha Stewart size yardımcı olacak. 


Yine bedavaya çıkabilecek bir süsleme. Bir kozalak , evde saklanmış paket ipleri, minnacık bir çam dalı yeterli. Kozalağınıza kar efekti vermek isterseniz , az önce aklıma gelip denediğim bir şeyi paylaşayım sizinle. Malzeme, bir adet şeffaf oje ve irili ufaklı tuz. Ojeyi kozalağın bir kısmına bolca sürün, üzerine hemen tuzu serpin. Tamamen kuruduktan sonra bir kat daha oje sürün üzerine. İşe yaradı gibi. Masanıza bir kaç tane koymanız yeterli. 


                                         

Ve bence bu da güzel fikir. Minicik kartlara , yeni yıla ait güzel temennilerinizi yazıp , onları da kozalakların üzerine  yapıştırıp, tabaklara koyabilirsiniz. Kimin tabağında hangi temenniler olacağı, misafirlere hoş bir sürpriz olur.

Küçük mutluluklar büyük acıları hafifletir belki.



*** Fotoğraflara tıkladığınızda kaynağına ulaşabilirsiniz. Fotoğraf sahiplerine teşekkürler. 

Cuma, Kasım 27, 2015

Ondan bundan şundan

"O"na dair en çok sevdiğim dizelerle üzüntümü dile getirmek istedim. BAHAR GELME ÜSTÜME

Bu aralar çevremden pek hoş haberler alamıyorum ne yazık ki. İnsan hep güzel şeyler duymak istiyor ama malum hayat hiç bu kadar tozpembe değil. Haberler hep gri, bulanık. Ama ümitsizlik yok, çok güzel haberler alacağım günlerinde olacağına eminim. Nede olsa kışın sonu bahardır. 
Dün hoşuma gidecek bir haberle mutlu oldum mesela. Sıla Gençoğlu yeni albüm için stüdyo çalışmalarına başlamış. İnstagram hesabından duyurdu. Magazin muhabirivari bir cümle oldu ama öyle duydum haberi ne yapayım. Seviyorum  şarkılarını ve merakla bekliyorum. Vaveyla albümü en sevdiğim albümüdür. Bakalım bu albüm nasıl olacak. 

Lütfen fotoğrafa tıklayınız

2009 yılında yayımlanmaya başlayan bir dergi ile neden bu kadar geç tanıştım anlayamadım. Oysa ki ; okumasa bile kitap ve dergi alan ( TSUNDOKU ) biriyim. Nasıl kaçırmışım bu dergiyi. PSİKEART'dan bahsediyorum. Son iki sayısını alıp, büyük bir keyifle okudum. İki ayda bir yayınlanıyor dergi. Geçmiş yayınları web sayfalarından edinmeniz mümkün. Okumayanlara öneririm. Bakış açınızı genişletmek için süper bir fırsat. Okuduklarınızdan sonra nefret kavramına farklı bakacaksınız. Bu ay derginin konusu NEFRET . Yayın evinin bir başka dergisi ise Psikesinema. Sinema ile çok ilgili iseniz bunu da kesinlikle öneririm. Derginin içeriği ve vizyonu hakkındaki bilgiyi, kendi tanıtım yazıları ile yansıtmak en uygunu.

 "İşte tam da bu kesişme noktasından yola çıktık. Bir yandan güncel psikiyatri tartışmalarına zemin oluşturmak, bireylerin farkındalığını arttırmak, sorunlarla baş edebilme süreçlerine katkıda bulunmak, diğer yandan psikiyatriye konu olan kavramların sanatsal alandaki yansımalarının altını çizmek. Bu kulvarda ilerlemek ve ilerlerken her iki alandaki tanımlara derinlik kazandırmak, derginin ulaşma noktalarında tartışma olanaklarını yaratmak. Bu bağlamda sığlaşmadan, farklı derinliklerde okunabilir olmak hedefimiz."



Çağın hastalığı Alzheimer beynimize daha çok önem vermemiz , daha çok ilgilenmemiz gerektiğini hatırlattı bize. Şimdilerde hepimiz beynimizi korumanın çarelerini arar olduk. Bulmaca çözüyoruz, satranç oynuyoruz, ezber yapıyoruz vs, vbg. İşe yarayıp yaramadığı henüz kanıtlanmadı tüm bunların. Ama geçerliliği kanıtlanmış üç strateji var.
Birincisi yeşillik yemek .Yeşil sebze tüketimi arttıkça öğrenme ve bellek performansı da artıyormuş. Bunun sebebinin sebzelerdeki folik asit olduğu düşünülüyor. Folik asit kısmı henüz tam olarak ispatlanmasa da , 13.388 kadın üzerinde yapılan bir araştırma yeşil sebzenin beyin için faydalı olduğunu ortaya koymuş gibi.
İkincisi; insanlarla konuşmak . Jhons Hopkins üniversitesinden bilim insanları ( adam- insan, henüz tam olarak karar verilmedi galiba ne deneceğine, kimi bilim adamı, kimi de bilim insanı diyor ) şöyle demiş; sosyal etkileşim arttıkça bilişsel gerileme azalıyormuş ve yalnızlık insanı gerçekten öldürebiliyormuş.
Üçüncü olarak yapılması gereken de kan akışını artırmak . Haftada iki kez birer saat tempolu yürüyüş yapan kadınların beyninde, düşünce ve hafıza kontrol alanlarında hacim artışı olmuş. Burada parantez içinde bir not gözüme çarptı, "ağırlık kaldırmayan ya da egzersiz yapmayan" diyor. Demek ki spor salonlarının oksijensiz havası pek de işe yaramıyor, doğaya çıkıp bir saat yürümek çok daha yararlı.

O zaman ne yapıyoruz, bu güzel havanın tadını çıkarıyoruz. Beynimizi  güçlendiriyoruz.  Haydi yürüyüşe.

                                    



Cuma, Kasım 20, 2015

Reklamlar

Bu reklamlar beni sinir ediyor. Hem de her türlüsü. Artık internette rahatça bir şeyler okumak mümkün değil. Bir sayfayı açıyorsunuz, tam okumaya dalmışken ,  sayfayı kocaman bir reklam kaplıyor bir anda. Reklam öylece size bakıyor siz reklama. Varsa şayet, bilmem ne kadar süre sonra kendiliğinden kapanıyor ve bu arada o reklamı izlemek zorunda kalmanız sağlanıyor. Ya da  "kapat " işaretinin reklamın hangi köşesine gizlendiğini bulup , tıklamanız gerekiyor. O işaret bazen o kadar minnacık ki, denk getiremezseniz doooğru reklam sayfasına yol alıyorsunuz. Bir de sesliler ki, car car car kulaklarınızı tırmalıyor. Tüm bunlar olurken de , şahsen ben, okuduğum şeyden uzaklaşıyor, asabileşiyor ve hevesimi yitiriyorum. 

Bu konu ile ilgili kanuni bir hakkım var mı çok merak ediyorum. Zira  internette gezinirken yaşanmıyor bu olay sadece . Cep telefonlarında da çok sıkıcı hale gelmeye başladı. Daha dün gece bir sağlık merkezinden aranan babamla yaşadık bir sinir harbi. Kibar adam ya babacığım, falanca yerde sunum yapılacak sizi de bekleriz falan gibi sözler söyleyen reklamcı arkadaşa " ben gelemem evladım, zaten zor yürüyorum " dedi ve en sonunda o kibar adam asabi bir şekilde telefonu kapattı. Çünkü reklamcı lafı uzattıkça uzatıp, "neyin var amca", " ben seni sırtımda taşırım" "sen gelemezsen arkadaşını yolla " gibi bir sürü laf salatasına başvurunca, anlıkta olsa sinir katsayımız artmış oldu. Kim bilir belki o sinirle  kan dolaşımımız bile değişti. Belki tansiyonumuz yükseldi. 

" Beni taciz etti , sinirlenmeme sebep oldu hakim bey " diyesimiz  geldi, geliyor, gelecek. 

Buna benzer bir sürü telefonla uğraşıyoruz son günlerde. Geçenlerde bana açılan böyle bir telefonda, istemediğimi belirtmeme rağmen hala konuşmayı sürdüren ısrarlı satıcıya biraz sert çıkınca, " biraz nazik olsanız " gibi bir azara da muhatap olmuşluğum var. 

Bu husustaki en tuhaf anımsa , bir elektrik süpürgesi satan bayanın beni aylarca araması. İstemiyorum dediğim halde çok çok çok ısrar edince, daha fazla vaktimi almasın diye , çünkü susmuyordu "tatile gidiyorum uygun değilim " demiştim de, tatil boyunca arayıp "daha dönmediniz mi" demiş, en sonunda da " ne bitmez tatilmiş " diye beni sorgulamıştı. E, sonunda bende  taşan sabrımla cevaplamıştım. Anladınız siz onu....

Kim bilir bu konu ile ilgili sizde ne anılar var.

Gelelim bu internette ki karşımıza  aniden çıkan reklamların faydasına. Bilgisayar başında daha az zaman geçirmeme sebep oluyorlar sağ olsunlar. Öfkelenip kapatıyorum  bilgisayarı. Dışarı çıkıyorum, yürüyüş yapıyorum, Ankarayı dolaşıyorum. Hemde sonbaharın  en güzel yaşandığı şehirde, sonbaharın en güzel hallerini görüyorum. 

Bir de gazete haberleri hakkında  yazacağım. Onlara da sinir oluyorum. Ama bugünlük bu kadar yeter. Yollar, temiz hava, güneş ve sonbaharın tüm güzellikleri beni bekliyor. Görüşürüz, hoşçakalın.










Cumartesi, Kasım 14, 2015

Orhan Veli Kanık





HÜRRİYETE DOĞRU 
Gün doğmadan, 
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. 
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, 
Gideceksin 
İçinde bir iş görmenin saadeti, 
Gideceksin ırıpların çalkantısında. 
Deniz gelecek eline pul pul; 
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; 
Sevineceksin. 
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. 
Ağları silkeledikçe 
Ruhları sustuğu vakit martıların, 
Birden 
Kayalıklardaki mezarlarında, 
Gelin alayları, teller, duvaklar,  
Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin; 
Bayramlar seyranlar mı dersin, 
Şenlikler cümbüşler mi? 
Donanmalar mı? 
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; 
Heeey 
Ne duruyorsun be, at kendini denize: 
Geride bekleyenin varmış, aldırma; 
Git gidebildiğin yere...  
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
.......
Orhan Veli KANIK   / 13 Nisan 1914 _ 14 Kasım 1950

Perşembe, Kasım 12, 2015

Pazar, Kasım 08, 2015

Saat kaç ?

belki benim kağıt param, bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir


Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın , Saatleri ayarlama enstitüsü adlı kitabı geldi aklıma sabah sabah. Çünkü; uyandığımda saatin kaç olduğunu tam olarak bilemiyordum ve ayarım bozulmuştu. Cep telefonum başka, bilgisayarım başka, evdeki saatler başka... Saatleri ayarlarken benim ayarım bozuldu. O yüzden hem kendim , hemde benim gibi acaba saat kaç diyenler için blogun sağ sütununa saat ekledim. Saat hakkında sorunu olmayanları bi çırpıda tebrik ediyorum. Kitaba gelince ; ben okumadım, fakat kısa bir özetini okudum az önce. Okumak isterseniz TIKTIK . 

Saatler ayarlandığına göre, sıra ruhumuzun ayarlanmasında. Bu sabahı ben , canım Arzum'un (Kuzen ) bana hediye ettiği MFÖ cd'si ile başlattım. Üç cd'li müzik setimi sonunda yaptırdım. Çok mutluyum. Üç gözü de doldurup, bilgisayarın başına oturdum. Sizde benimle MFÖ dinleyeceksiniz bugün. Neler seçtim sürpriz olsun. 



Benim; ruhum da, saatim de  ayarlandı, umarım sizinkinin ayarı yerindedir, değilse de bu şarkılar yerine getirmiştir. 
Üstüne  bir de gülücük iyi gitmez mi ? Acılar gibi gülümsemeler de paylaşılmalı. En güzeli de hayatı paylaşabilmek. Kavgasız, gürültüsüz, hep aşkla.









.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...