Çarşamba, Temmuz 17, 2013

Sanal seyahat

İçimde bir yerlerde uzak ve yakın diyarlarda gezme isteği hep mevcut olsa da , ürkek, tırsak ve kararsız bir insan oluşum bunu daima engelliyor. Olsun, herkes her şeyi yapmak zorunda değil. Yapabildiklerinle mutlu olmanın mutluluğu da ayrı bir haz. Yeter ki sen mutlu olmayı iste. Hem gün doğmadan neler doğar , belli mi olur açılırım belki. Hani çocuklar ilkokulda biraz tembelse, aileleri avutmak ya da aileler kendini avutmak için " gör bak orta okulda nasıl açılır o " gibi bir cümle kurarlar ya; belki bende 60'ından sonra açılırım.
Bir kaç gezilip görülecek yer inceledim dün. Gidememek nerede ne olduğunu bilmeye engel değil.

Tulum. Tulum peyniri çağrıştıran bu ad Meksika'da bir sahil kenti. 900 metrelik el değmemiş bir plajı var. Yeşil ve mavi bir arada. Doğallığını korumaya gayret gösteren butik otelleri var.Papaya playa bir butik otel.  Buyrun, gün olur da Papaya playa otele gidebilirsek  neler görebileceğimizi birlikte izleyelim. Sen gidene kadar çok şey değişir diyebilirsiniz. Fakat otelin özelliği çevre dostu olması ve doğal ortamı koruması  TIK


Paradise Beach Tulum by Itamar Campos (ItamarCampos)) on 500px.com
Paradise Beach Tulum by Itamar Campos


Seyahat otoritelerinin  favorileri nelermiş onlara  baktım da  birazcık. Tanzanya, Marakeş, Sri Lanka, Mallorca , Brezilya , Yunanistan sıralamada yer alan ülkelerden. Sağolsun jüriden bir kaç kişi İstanbul'u da listeye dahil etmiş.
Diyorlar ki; Temmuz ve Ağustos aylarında Sri Lanka, Kandy'de fil geçişi varmış. Görülmeye değermiş. Çocukluğumun kitaplarındaki Jumbo'dan beri filleri çok çok severim. Ama onları bu kadar yakından görmek ister miyim ? Düşündüm biraz. TIK  Tabii sadece filler yok Kandy'de. Kutsal diş tapınağı varmış bide. Unesco dünya mirası listesinde yer alıyormuş. TIK


The Path by Jean-Manuel Nadeau (jeanmanuelphoto)) on 500px.com
The Path by Jean-Manuel Nadeau

Zaman değerli. Daha gün içinde yapacak çok şey var. Kısa zamanda iyi şeyler öğrenmek de değerli benim için. Bugün için son olarak önerilen yerlerden Zermatt'dan bahsedeceğim. Bu kadar bilgi yeter bugünlük. Zermatt İsviçre'de bir Alp köyü imiş. Alp dağlarının önemli kayak merkezlerinden birisi. Köyde araba yasak. Köye girerken; eve girerken ayakkabılarınızı kapıda çıkarır gibi, arabanızı köyün girişine park edip öyle giriyorsunuz. Ne kullanılıyor derseniz, elektrikli araçlar kullanılıyormuş. Dağları severim, ormanı severim, ama kaymak bana göre değil. Ben yazın gideyim buraya. Acayip bir, köyde yaşama arzusu var içimde son zamanlarda. Ömür boyu değil, bir hafta ya da bir kaç gün yeterli. Hadi seyredelim birlikte. TIK


The blue awakening by Xavier Jamonet (XavierJamonet)) on 500px.com
The blue awakening by Xavier Jamonet

Ve ; gezgin ruhuna hayran olduğum bir blogger, İmge  Tan. Yeni yerler keşfetmek, nerede ne var öğrenmek isterseniz blogunu takip edin derim. Zevkle izlediğim bloglardan biridir. Yine şahane bir yere gitmiş ve onu anlatmış. Sevgiler İmgecim . TIKTIK 





Pazartesi, Temmuz 15, 2013

Bugün ne yapıyorum

Oruç dolayısı ile fazla dışarılara çıkmıyorum. Günümü genellikle evde geçiriyorum. Bu sabah son derece üşengeç uyandım. Dün temizlik günüydü, sanırım onun yorgunluğu. Neyse bugün ev toplama sorunsalım yok. Yemek yapmam lazım sadece. Ona da henüz karar vermedim ne yazık ki. Bamye mi pişirsem acaba ? Bunun için markete gitmem gerekecek. Pişireceğim bir başka şeyinse adı soyadı her şeyi  belli. Bugün portakallı kek günü. Fena canım çekiyor zira. Portakalları almıştım geçen gün. Dolapta beklemekte. Ne zaman yiyeceksem ben keki ? İftarda yemek üzerine tatlı niyetine yenebilir aslında. Zaten başka zaman dilimi kalmıyor, bir kısmını da sahurda tüketirim artık. 

Nefis nefiss.
Bu iki boğaz etkinliği dışında mutfakta başka işim yok. Var aslında. Resim çalışması. Mutfak masasında çalışıyorum da. Günün bir bölümünde resim yapacağım. Tabii bunlar şu anki planlarım. Her an her şey değişebilir. Kapı çalar biri gelir, hepsi kalır. Neyse ben planımı yapayım yine de. 


Uzun süredir suluboya kalemlerimle çalışıyorum. Ve uzun süredir bu saraylı kızı boyuyorum. Bu kopya bir resim. Yani nasıl kopya ? Resmin ana hatlarını karbon kağıdı yardımı ile resim kağıdına naklediyorum, sonra da bakarak boyuyorum. Bugün de bu kızı çalışacağım , bitsin istiyorum çünkü. Artık kendim bir başka resme bakarak kopya çıkarmadan da çalışıyorum arada. Tabii ki bunlar el alıştırma  oluyor. İşte bir kaçı. 






Bu aralar kitap okuyorum çok şükür. Son okuduklarımdan birisi de Fanfan. Can yayınlarının indirimli günleri başladı ya, ondan istifade almıştım . Ben kitabı çok sevdim. Çeviri son derece iyi sanırım, çok rahat okudum. Zaten minik bir kitap ama, "bu cümle de ne demek istiyor" diye kendimi hiç kasmadan okuyabildim. İşte böyle kitapları seviyorum, zaten o zaman su gibi akıp gidiyor. Bir başka okuduğum kitabın ise çevirisi berbattı bana göre. Kalıp sözlerle çevrilmiş. Neyse uzatmayalım. Kitabın konusu da ilgimi çekti. Okurken aklıma geldi ki ben bu isimde bir film duymuştum. Evet filmi varmış. 1993 yapımı. İşte bugün onu izleyeceğim. Hatta ilk işim o olacak sanırım. 
Kitapta okuyacağım. Yeni bir kitaba başladım ve merak ediyorum. Bir  çoğunuz okumuşsunuzdur ama ben yeni okuyacağım. Bin dokuz yüz seksen dört. George Orwell. Henüz başlığı okuyabildim. Bugün belli olur sevip sevmeyeceğim. Bu kitap sevilmez mi diyenleri duyuyorum . Zevkler farklı ya hani, o bakımdan şey ettim. Kitabımı da balkonda çiçeklerim arasında okuyabilirim. 



Elim ve gözüm durmaz yine fotoğraf çekebilirim. İnstagram'da paylaşırım onları. Tabii bu arada kısa bir instagram turu da yaparım. BU  da benim sayfam .
Bir de gezeceğim bir iki web sayfası var. Onları dolaşacağım. BUNU   , BUNU ve BUNU ve belki BUNU
Uyumam gerek arada. Yoksa başım ağrıyor. Ve o zaman oruç tutmam çok zorlaşıyor. Ne çok işim var. Ben kaçar. Güzel bir hafta dilerim hepinize. 

Cuma, Temmuz 12, 2013

Şair babam


Canım babam 76 yaşında şair oldu. Eski yıllarda da ufak tefek yazdığı şiirler vardı ama bir ya da iki tane. Geçtiğimiz yıl atak yaptı. Üst üste şiirler yazmaya başladı. İlham geldiğinde kağıdı kalemi kaptığı gibi masanın başına oturuyordu. Bir gün yeğenime bir  şiir yazdı. Sonra aile fertlerine yazmaya başladı. Kime yazdıysa diğeri ben de isterim demeye başladı. İlham babamı çok sık ziyaret eder oldu. Şiirler çoğalmaya başlayınca ben ona sürpriz yapmak istedim. Şiirlerini kırtasiyede minik bir kitapçık haline getirdim. Sonra şiirler çoğaldı. Minik kitapçık büyüdü. Kapak dizaynını yaptım, şiirleri bir araya topladım . Sonunda daha büyük kitapçık halinde matbaada basıldı. Sonra eşe dosta dağıtılmaya başlandı. Ve babamın böylece Şiirlerim adını verdiği bir  şiir kitabı oldu. 



Tabii bana da şiir yazdı . Fakat sıraya girip kitabı imzalatmakta bir hayli zorladım. Haziran ayında ancak imzalayabildi. İşte benim şiirim. Bir baba kızına ömrü boyunca bundan daha güzel bir hediye verebilir mi ?

 FÜSUN'UMA

Dillerde dolaşır tatlı dilin,
Sempatin, güler yüzün
Sanki ilaç gibidir mantıklıdır sözün
Herkese sevgi şefkat doludur özün
Sen bize Allah'ın bir lütfusun iki gözüm

Büyükle büyük, küçükle küçük olursun
Bilgi, maharet , beceri dolusun
Biz senden razıyız Allah'ta senden razı olsun
Doğum günün kutlu olsun

Sevgili kızım,
Öpücükler,öpücükler,öpücükler.


İkikumtanesiden babasına kocaman bir MAŞALLAH

Perşembe, Temmuz 11, 2013

O Bu Şu


O, bayıldığım kadınlardan birisi. Muazzez İlmiye Çığ. Haziran ayında 100 yaşını kutladı. İçini tam anlamıyla doldurduğuna inandığım bir sürü yıl yaşamış. Çalışmış hiç durmadan, hala da kitap yazıyor. Çok isterim dolu bir hayat yaşamak. Uzun yaşama isteğim yok ama sanırım onun gibi yaşasam uzun daha uzun yaşayım derdim. "Yapacak daha çok iş var " demek gibisi var mı ? Bir de onun bayıldığım yönlerinden birisi de hala aşktan söz ediyor olabilmesi. Hayrettin Karaca ile çok tatlı bir "şey" yaşıyorlar. Şey dedim, buna isim vermekte zorlandım. Çünkü pek bi güzel bir şey. İçinde sevgi olan, saygı olan, hayranlık olan, espri olan  bambaşka bir "şey".  Birbirlerine mani yazıyorlar, bir nevi atışıyorlar.
Bakın Hayrettin Karaca ne diyor :
"Ben sana hayranım " diyorum beni dinlemiyor. "Muazzezim" diyorum,
Oraya buraya gitme
Gel bizim eve
Oturalım diz dize
Sevişelim göz göze
Oralı olmuyor. Ama ben inatçıyım. Vazgeçmeyeceğim.

Muazzez hanımsa şöyle bir mani yazmış Karaca'ya :
İster çılgın ister deli desinler
Yaşlı insan aşk bilir mi diyenler
Sevgi dolu tatlı sözler duyunca
Uyuyan kalpte neler olur görsünler.

Bu yazdıklarım; iki yıl önce Ayşe Arman'ın bir bayramda "Muazzez ile Hayrettin iyi bayramlar diler" adlı yazısından. Röportajın tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu iki güzel insan neler demiş okuyun isterim. Meslea, bakın Muazzez hanım Hayrettin beyden düğün için ne istiyor. Ayşe Arman yazısı
Bir de blog var Muazzez hanımın yazılarının olduğu  Tık TIk

foto kaynak

























BU teknolojik gelişmeler insanı her geçen gün biraz daha tembel yapıyor. Sonra da oramız buramız ağrıyor, kilo alıyoruz diye yakınıyoruz. 2031 yılında daha da şişko olacak gibiyiz. Çünkü öngörülere göre o zaman herkesin bir robotu olacakmış. Çamaşırımızı , bulaşığımızı yıkayacak bize kitap bile okuyacakmış bu robotlar.  2031 de olacaklar bununla sınırlı değil.  İçlerinde beni en çok güldüren , arızalanan çamaşır makinesinin, size hiç çaktırmadan kendine tamirci çağırması. Bakın bir kez daha söylüyorum, bu robotlar insanlığın sonu olacak. Bu da benim 2031 öngörüm. Akıllı trafik ışıkları, trafiğin sıkışıklığını algılayarak ne renk yanacağına uygun  kararı verecekmiş. Böylece trafik sorununun önüne geçilecekmiş. Bükülebilir ve bileğe takılabilir cep telefonları çıkacakmış. Televizyonlar duvara yapıştırılacakmış ve televizyona ne izlemek istediğinizi söylemek yeterli olacakmış. Tembeller için ideal şeyler. Acaba vücudumuzun çalışması için ne yapacağız o zaman ?



Dreaming of life by Olaf Giermann (OlafGiermann)) on 500px.com
Dreaming of life by Olaf Giermann


ŞU kadınları yıllardır anlamaya çalışırlar ama bir türlü anlayamadılar. Anlayamazlar. Hiç bir canlı tekdüze değildir bana göre. Dolayısı ile kadın da değişkendir. Hatta en değişkeninden. Kafası bozuldu mu saçını renkten renge, şekilden şekle  sokması yeterli delil değil mi ? Kadınları ne mutlu eder diye bir listeye denk geldim. Neler var neler.
*Ten rengine uygun allık bulmak
*Bronz tenine ayna karşısında nemlendirici krem sürmek
*Sevgilinin ya da eşin yemek yapması
*Uzun bir aradan sonra ağda yaptırmış olmak
*Aldığı duş jelinin kokusunun güzel çıkması
*Spora başlamak ve devam etmek
*Fazla kiloları verip ipli bikini almaya çıkmak
*Pazartesi işe gelmeden önce manikür pedikür yaptırmak
Bunlardan kaçı sizi mutlu eder acaba. ? Madem bu kadar ufak şeylerle mutlu olan canlılarız, neden çoğumuz mutsuz, depresif ve de Ajda Pekkan kıvamında gerginiz. ? Valla bilemedim, doğrusu bu aralar ben  pek bi mutlu değilim.  Gidip ten rengime uygun allık mı arasam acaba !!


Now you see me by Tomer Jacobson (Tomer)) on 500px.com
Now you see me by Tomer Jacobson

Salı, Temmuz 09, 2013

Oruçsal hallerim


Blütezeit by Julia Maier (kaunitar)) on 500px.com
Blütezeit by Julia Maier

Zaman denilen şeyi tutmak mümkün mü ? Değil elbette. İşte yine Ramazan geldi. Benim de oruçsal hallerim başladı. Bu vesile ile ramazanınız mübarek olsun diyor, oruç tutan herkese kolaylıklar diliyorum. Umarım huşu içinde, kazasız belasız, sağlıkla orucumuzu tutar, bu mübarek ayı tamamlarız. Baş ağrısı ve mide problemi yaşamazsam devamını getiririm, bu sebeplerden  yarı yolda bırakmak da söz konusu olabilir. Hayırlısı.
Henüz ilk saatler olduğu için bir anormal durumum söz konusu değil ama saatler ve günler ilerledikçe bende de  ilerlemeler oluşuyor. Arzular şelale durumları yani. Günün menüsü en merak ettiğim şeylerdendir. Eşi dostu arar ne pişirdiniz diye sorarım hep. Bugün benim canım zeytinyağlı fasulye istedi. Yanına pirinç pilavı ve cacık. Belki bir de paket aşure yaparım. Neyse çoğu gitti çoğu kaldı , 7.5 saat gibi bir süre. Haydi kolay gele hepimize.


Nasibimizi çoğalt yarabbim

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

Vişne terletme

Önce pazara yada markete gidiyorsunuz. Bir güzel vişne alıyorsunuz. Sonra eve gelin. Sakın başka bir yere uğramayın. Eve gelir gelmez, vişneleri paketten çıkartıp bir güzel yıkıyorsunuz. Buraya kadar olan kısım anlaşılmıştır sanırım. Anlamadıysanız baştan anlatabilirim. Evet şımardım haklısınız. Bazen böyle şımarırım işte.



Vişne terletmesi benim en sevdiğim şeylerden birisi. Sanırım daha önce de blogda bahsetmiştim ama bir kez daha tekrar yapalım belki okumayanlar okur. Pek bilinen bir şey değil sanırım vişne terletme. Belki de yöresel bir şey. Çocukluğumda anneannem öğretmişti bana. Bahçedeki vişnelerden yapıp yemiştik. Komik de bir anısı vardır bende. Kuzenimle beraber memlekette, anneannemin evinde vişne terletme  yapıyoruz. O zaman bakır küçük taslar vardı, onda yapıyorduk. O arada ne olduysa biraz atıştık, sinirlenen kuzenim bakır tası şrankkk diye başıma vurmuştu. Hala anlatır anarız  o günü.



Nasıl mı yapılıyor ? Vişnelerin saplarını koparıp yıkıyorsunuz. Bu işlem için iki çukur kase ve tuz lazım. Vişneyi kasenin birine koyuyorsunuz, bolca tuz atıyorsunuz. Tuzu bol olursa lezzeti daha güzel olur. Çekinmeyin atın. Sonra diğer kaseyi üzerine kapatıp başlıyorsunuz sallamaya. Bir kaç dakika yeterli olur. Vişneleriniz terlemiş ve yenmeye hazır hale gelmiştir.
Şimdi vişnenin tam zamanı. Deneyin derim bu lezzeti. 
Afiyet olsun




Pazar, Temmuz 07, 2013

Pazar şarkısı



foto kaynak


Django Reinhardt . Belçikalı çingene caz gitaristiymiş. Az önce öğrendim. Pazar şarkısı için rastgele aramalar yapıyorum. Hiç dinlemediğim şeyleri dinlemek hoş oluyor. İşte az önce de arama yaparken Django ile tanıştım. Tüm zamanların en önemli caz gitaristlerinden biriymiş. Bir çok müzisyen ondan etkilenmiş. Carlos Santana mesela.
Malum çingeneler karavanda yaşamayı sever. Django'da 18 yaşında karavanda yaşarken , karavanı yanmış. Kolları, bacakları yaralanmış. Asıl önemlisi , sol elinin yüzük ve serçe parmakları kullanılamaz duruma gelmiş. Doktorlar artık gitar çalamaz demesine rağmen o, sololarını işaret ve orta parmağını kullanarak yapmaya devam etmiş.

En önemli yapıtlarından birini paylaşacağım sizlerle. Bana bu denk geldi ilk olarak çünkü. Gününüze de neşe katar belki biraz. Hani malum böyle şirin parçalar olunca, sevdiklerimizi karşımıza alıp dans da ediyoruz ya. Unutmayın sakın.  Django Reinhardt / Minör swing

Bu da, " heyyy ben buna bayıldım " diyenler için full albüm. TIKTIK  Albüm süper bilginize

Cumartesi, Temmuz 06, 2013

Numeroloji

Daha önce yayınlamış olduğum BURÇLAR ile ilgili esprili yorumların bulunduğu konuya bir yorum gelmiş, http://www.astrolojikozmik.com/ adlı siteden.

Diyor ki. :  Bİlgilerde ufak tefek yanlışlıklar var ama genel olarak doğru. Teşekkürler yazı için :) 

Bende hemen iade_i ziyarette bulundum. Numeroloji hesaplama bölümüne baktım öncelikle. Tabii hemen gerekenleri yapıp kendi numerolojimi hesapladım. Önce sağ sütunda, profilimde, kendimle ilgili yazdıklarımı okuyun, sonra da çıkan sonucu.


Merhaba FÜSUN, Adınıza göre numaranız: 22.
Bu sayı güveni ifade eder. İnsanlara güvenmeye ve ne olursa olsun onlara inanmaya, dolayısıyla da hayal kırıklığına uğramaya çok meyillisiniz. Aldatılmak ve kandırılmak sizin kolaylıkla maruz kalabileceğiniz şeyler. Dikkatli olun.



                                          Siz de hesaplamak ve görmek isterseniz BURADA

Benim ilgimi çeken bir sürü şey var sitede. Bugün buradayım demektir. Bir yorumla yeni bir site ile tanıştık. Siz de burçlar ve astroloji ile ilgileniyorsanız TIKTIK 

Cuma, Temmuz 05, 2013

Akçakoca


Untitled by Pierre Muller (pe_muller)) on 500px.com
Untitled by Pierre Muller

Yıllarrrr yıllar önce, iki aile, iki kaplumbağa araba ile yola çıkmıştık. Anne baba gencecikti, biz de minnak çocuklardık. Güle oynaya gidiyorduk. İki araba birbirini solluyordu zaman zaman. Kim öne geçerse diğerindeki çocuklar üzülüyordu. Beraber gittiğimiz ailenin çocukları erkek olduğu için daha çok etkileniyordu bu durumdan ve hep önde olmak istiyorlardı. Hatta babalarına neden bizim önde olduğumuzu soruyorlar ve şu cevabı alıyorlardı " Yaşar amcan zeytinyağ koymuş arabaya , ondan hızlı gidiyor". Çocuklarda bu duruma inanıp ille biz de koyalım diye vızırdanmaya başlamışlar ve bu aramızda yıllarca espri olmuştu. Bu keyifle yola devam ederken bizim arabanın sağ iki tekeri aynı anda patladı. Bir ucuz atlatma durumu yaşadık o gün. Bazı anılar hafızaya kazınır ya, buda benim aklıma kazınmışlardan biri işte.

Biz o gün Akçakoca'ya gidiyorduk. O günden sonra bir daha gitmedim . Gazetede bir yazı okudum yeniden aklıma geldi Akçakoca. Sibel Can Akçakoca Sky Tower otelde konaklıyor,tatil yapıyormuş. Sibel Can gelecek diye otel yönetimi Mısır'dan 500 ton kum getirip plaja dökmüş. Kumun özeliği beyaz oluşu ve ayakları yakmamasıymış. Hazır kumlar dökülmüşken yeniden gitsek mi diye geçirdim içimden. Sonra başka bir yazı okudum. Hava sıcaklıkları güneyde çok yüksek malum. Karadeniz  serin olduğu için Arap turistler artık buraları tercih etmeye başlamış. Suudi Arabistan'dan Trabzona direk uçuşların başlaması ile Trabzon, Rize, İkizdere, Ayder yaylası çokça tercih edilir olmuş. Doğal klimalı yaylalarımız. Dönelim Akçakoca'ya. Neler değişmiş, nereler gezilir diye ben minik bir araştırma yaptım. İlgilenmeyenler yazıya burada veda edebilir.

Ankara _ Akçakoca arası 275 km. İstanbul _ Akçakoca ise 243 km. Her iki tarafta ortalama 3 saat. Kumluk ve doğal plajlar olmak üzere 30 km'lik bir sahil şeridi var. İçinden Melen çayı geçiyor ve Melenağzı köyünden denize dökülüyor. Temmuz - Ağustos ve Eylül aylarında poyraz esiyor, ki bu da serinlik demek. Çok bunalırsanız kaçın Akçakoca'ya efil efil esen rüzgarla serinleyin. Nereleri gezebiliriz gidince acaba. ?

Kurugöl kanyon ve şelalesi. Merkeze 14 km. Yol asfalt. Ah kanyonlar, şelaleler ne güzel yerler.




















Sarıyayla şelalesi. Merkeze 10 km . uzaklıkta.



Aktaş şelalesi . Şehir merkezine 11 km uzaklıkta.























foto kaynak




Uzun plajlara sahip Akçakoca da, bir yan orman bir yan deniz. Benimde en sevdiklerimden birisi bu. Yeşil ve mavi iç içe olacak.


Ceneviz kalesi plajı Avrupa çevre eğitim vakfı tarafından Karadeniz sahillerine verilen tek mavi bayraklı plajmış.



Burası da dalgaların oluşturduğu yalıyarın olduğu , Yalıyar plajı.



Sıcaklardan bunaldım, yapacak bir şey bulamıyorum diyenlere belki bir fikir olur, bir hafta sonu kaçıverirsiniz.  Ben istiyorum, bakalım gidebilecek miyim. ?

**Foto kaynakları ve bilgiler : tık tık  ve tık tık

Perşembe, Temmuz 04, 2013

Gezdim gördüm

Takip ettiğim blogların bazılarını gezdim ve neler gördüm beğendim sizinle  paylaşmak istedim.

Rüya Büyüktetik. . Çok beğendim bu yüzükleri.

Rüya Büyüktetik

Kürşat Zaman. Karikatürlerini ve bu karikatürünü  görmeniz gerek.

Kürşat Zaman

Snow White en sevdiğim şiiri paylaşmış. Hemde kuş sesleri arı vızıltıları arasında..Rüzgar çanımı tekrar koyayım bloguma. :)

Snow white

Ayşe Şakarcan "sedir" leri sergilemiş. En bi pek sevdiğim şey sedir. Bir de cam önündeyse bittim bayıldım demektir. Birinci fotoğraf gibi aynen.

Ayşe Şakarcan

Barbros lille atelier. Allahım nasıl güzel bir masa buuu. Renklere bakar mısınız ..

barbroslilleatelier

butiksofie. Pasta tarifni çözmeye çalıştım ama google çevirisi ile pek başarılı olamadım. Pişmeden yapılıyor sanırım bi onu anladım. Almancası iyi olan biri hayrına çevirip yorumda yazsa  ne hoş olur :)

butik sofie

Şimdilik bu kadar dolaşabildim. Sabah 6.30 da kalktım. Bir aile dostumuzla bahçeye kahvaltıya gittik. Oksijen çarptı yine beni. Şimdi uyku zamanı.


Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...







Salı, Temmuz 02, 2013

Portakallı kek


Size de oluyor mu acaba.? Portakal kelimesini duyunca  " portakalı soydum başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum, duma duma dum" diyesiniz geliyor mu ?

Portakallı keki geçtiğimiz ay yedim. Bir bahçe toplantısında Sevimciğim yapmış, getirdi sağolsun. Nefis olmuştu . Aklıma kazındı tadı. Aradan zaman geçti canım çekti. Sevim Bodrum'da bu sıralar, kim yapacak bu tembele keki. Arkadaşlara "canım portakallı kek istiyor " dedim. I ıh , o da işe yaramadı. Hatta birisi "yap da yiyelim" dedi. Baktım çare yok, Sevim'i aradım tarifi aldım hemen. Attım üzerimdeki tembelliği bi çırpıda,  marifetli hallerime büründüm hemen. Girdim mutfağa yaptım bende. 

Tarifi çok beğendiğim için, denemek isteyen olur belki diye paylaşıyorum. Hatta deneyin diyorum, pişman olmazsınız. Şimdi bir çoğunuz " ben bu tarifi biliyorum " dersiniz. Bilenler bilmeyenlere aktarsın.
Malzeme :
3 yumurta
6 kaşık toz şeker
6 kaşık un
2 portakalın suyu ve rendelenmiş kabuğu
1 paket kabartma tozu

Sosu için malzeme:
3 portakal suyu ve rendelenmiş kabuğu
3 kaşık toz şeker


Yapılışı :
Yumurta ve şekeri beyazlaşana kadar çırpın. Daha sonra içine portakal suyunu ve rendelenmiş kabuklarını atın, hafifçe karıştırın. Unu ve kabartma tozunu da ilave edin ve hepsini birden bir kez daha karıştırın.  Boza kıvamında bir karışım oluyor. Yağlanmış,unlanmış kek kalıbına dökün. 160 derece de ortalama 40- 45 dakika pişirin. 
Kek pişerken sosunu hazırlayın. 3 portakalı ve kabuklarını ve de 3 kaşık şekeri bir kaba alın ve ocakta bir iki  dakika kaynatın. Çok kaynatırsanız sos acıyabilir. 
Fırından çıkardığınız kek ılıdığında , sıcak olan sosu kekin üzerine yavaş yavaş dökün. Sosu iyice içine alması için , üzerine bıçakla ya da çatalla delikler açıp, buralardan da dökebilirsiniz. Geriye afiyetle yemek kalıyor.

Afiyet olsun. Eviniz portakal kokularıyla dolsun

Pazartesi, Temmuz 01, 2013

Sağlıklı yaşam

             
Schweppes splash by Guy De Westelinck (guydw)) on 500px.com
Schweppes splash by Guy De Westelinck
Çağımız sağlıklı beslenme çağı olarak girecek literatürlere herhalde. Sürekli empoze edilen şey bu. Şunu yemeyin, bunu içmeyin, şu sağlıklı, bu zararlı vs . vs. vs. O kadar çok ki. Tamam, sağlıklı beslendik, ömrümüz de uzadı, sağlıklı da yaşadık. Her ne şekilde olursa olsun yaşlanacağız. Bundan kaçış yok. Sağlıkla devam etmez ise, çok uzun yaşamak çağın hastalıkları ile  pek de tatlı bir şey değil. Ömür uzadı tamam ama Alzheimer'a henüz bir çare bulunamadı, parkinsona da ve  kaliteli yaşamayı engelleyen nice hastalığa da. Sağlıklı uzun yaşamak ise bence genlerle ilgili. Bir de yaşamı kaliteli devam ettirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne olursa olsun, umudu hiç bir şekilde yitirmeden günü yaşamak en güzeli gibi geliyor bana. Benim dileğim, uzun değil ama sağlıklı ve nitelikli bir hayat yaşayarak veda etmek dünyaya. 

 Her gün yeni bir şey sağlığa faydalı etiketi altında sunuluyor bize. Aradan zaman geçiyor o," tu kaka" oluyor, başka bir şey faydalı deniyor. Tüm bunlara uyacak olursak işimiz var. Ailemdeki beslenme düzeninden her zaman hoşnut olmuşumdur. Felsefe şu; her şeyden ye az ye. Bir de sağlıklı olarak sunulan fakat aslında pek de sağlıklı olmayan şeyler var. Bir kaç yazı okudum bununla ilgili olarak. Ne öğrendim. Her sağlıklı diye sunulanın o kadarda sağlıklı olmadığını. Mesela son günlerde sıkça önerilen tam buğday ekmeği. D vitamini eksikliğine sebep  olabiliyormuş. Buyrun bakalım. Meyve suyu tüketmek çokta faydalı değilmiş, oysa posalı olarak meyvenin kendisini  yemek daha sağlıklı imiş. Çok fazla su içmek böbrekleri yorabiliyormuş. Vücut su ihtiyacı duyunca beyne sinyal gönderirmiş ve gider suyumuzu içermişiz. Cebimizde su şişesi ile dolaşmaya gerek yokmuş. Tereyağ yemenin zararlı olduğu söylenirken, şimdilerde tereyağ yemek gerekli gibi söylemler mevcut. Hatta Canan Karatay teyzeme kalırsak bol bol yağ tüketmeliyiz. Yıllarca yumurta yedirmediler insanlara, şimdi yumurta yiyin diyorlar. Tüm bunların yanına bir de çağın yeni stres ve hastalığını eklersek tamam olacak. Gıda fobisi. Sağlıklı beslenme takıntısı bir zaman sonra hastalığa dönüşebiliyormuş.

Bu tür şartlanmalara girmeden, canımın istediğine göre yiyecek belirliyorum ben. Bugünlerde aşırı sıcaklardan dolayı pek bir şey yiyemiyorum. Salatalığı minik minik doğrayıp yoğurtla birleştiriyorum. İçine de balkonumda ki naneden bir tanecik koparıp katıyorum. Ve bir diş sarımsak. Yeme de yanında yat. E bu cacık diyeceksiniz. Eveeett cacık. Sadece su ve tuz yok içinde, katı cacık. İşte beni en ferahlatan yiyecek bugünlerde bu. Bir de yaz aylarında buzlu limonlu su takılırım . Bir dilim limonu kabuğu ile birlikte büyükçe bir bardağa koyup soğuk su ile birleştirince işte en güzel yaz içeceği. Tek sakıncası bol bol wc ziyareti. Limonun içinde bir madde yapıyor bunu diye düşünüyorum. Bakalım mı birlikte limon nelere iyi geliyormuş.
foto kaynak ve bilgi

Kalbi ferahlatıyor, kanı temizliyor, ishale iyi geliyor, idrar söktürücü, karaciğeri rahatlatıyor, kolestrol düşürüyor, mikrop öldürücü, sivilcelere iyi geliyor, kansere karşı koruyucu özellikleri var, C vitamini kaynağı..
İsterseniz bir de video izleyip noktalayalım. Güzel püf noktaları da var. Bilgilenmek güzeldir, uygulamak özel.


.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...