Salı, Mart 27, 2012

Kıssadan hisse

Dün gece biraz kasvetli idi benim için. Son günlerde pek çok gece öyle geçse de , dün daha bir ağır geçti. Bloglarda gezerken görüyorum ki bu aralar baharın etkisi sanırım , günler, geceler bir çoğumuza kasvetli geçiyor gibi. İşte o kasvetli dün gecede ben  düşündüm olmadı, taşındım olmadı, kaşındım   olmadı. Hasılı hiç bir şekilde rahatlayamadım. Baktım olmuyor, durum an be an karanlığa gömülüyor,  kendimi teselli edecek bir şeyler aradım. Bir şeyler okuyum dedim ve  okuduğum şey cevapsız sorularıma cevap olsun istedim. Kısa sürede cevabı aldım çok şükür. Uzun bir yazı ama okudukça rahatladım. Sonuna geldiğimde tamam dedim, artık boşa çırpınma , sabrına sığınmaya devam et, sil gözyaşlarını, rahat rahat uyu. Yarın ne olacağı belli olmaz !. Okuyup rahatlayınca da  , paylaşayım istedim benim gibi cevapsız soruları olan dostlarla. Belki bir nebze içiniz rahatlar sizinde. İşte buyrun günün kıssadan hissesi. 

İnternette dolaşan haliyle aynen aktarıyorum.
 Çin düşünürü Lao Tzu‘nun çok sevdiği bir öyküdür. Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral, at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. 
 - “Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep.. 

 Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış; 
- “Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.. 
 İhtiyar; - “Karar vermek için acele etmeyin. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..” 

 Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. 
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
 - “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..” 
 - “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?..” 

 Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden – “Bu herif sahiden bunamış..” diye geçirmişler.. 
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.. 
 - “Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.. 
 İhtiyar ; - “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..” 

 Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.. 
 - “Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..”
 - “Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.” 

 Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

7 yorum:

  1. Çok etkileyici bir hikaye, teşekkürler paylaşım için

    YanıtlaSil
  2. Güzeldi. Karar vemekte acele etmemeliyiz, katılırım. Ama asla karar vermeye geç de kalmayalım. Bir gün açılacak kapı kalmayabilir.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir paylaşım. Teşekkürler kum tanesi. İki kum tanesi Akşam bir daha okuyacağım seni..

    YanıtlaSil
  4. Ben de bu sıralar çokça düşüncelerde ve çıkmazlardayım, şimdi kopyaladım yazıyı, print alıp akşam evde okuyacağım...
    Umarım içimiz kuş gibi hafifliyiverir...

    YanıtlaSil
  5. çok güzel bir hikayeymiş

    YanıtlaSil
  6. Mehmet bey beğenmenize sevindim.

    Tebriz haklısınız :)Teslimiyet esas sanırım.

    Vuslat bence de tekrar tekrar okumalı. :)

    Nohutcum Bu ara herkes karman çorman , umarım hemencecik kuş gibi olursun :)

    Gülümsecim çok anlamlı ve iç rahatlatıcı dimi?

    YanıtlaSil
  7. Merhaba,
    Blogların geliştirilmesiyle ilgili olarak yapılan Gencal araştırmasına katkı sağlarsanız memnun olurum.
    Saygı ve sevgilerimle.

    YanıtlaSil

İki Kum Tanesi , zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumda bulunduğunuz için teşekkür eder.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...